MAHKEME, TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ 'Nİ TÜRBANLI AVUKATLAR KONUSUNDA GÖREVE ÇAĞIRIYOR!

~ 08.05.2013, Yeni Yaklaşımlar ~
T.C.
ÇANKIRI
1. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ
Esas : 2012/ 281
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA
 
İLGİ (a) : 07.3.2013 tarih ve 2012/281 Esas sayılı yazımız
(b) : 02.4.2013 tarihli yazınız
 
Mahkememizde görülmekte olan 2012/281 Esas sayılı davanın 05.3.2013 tarihli oturumuna, Çankırı Baro levhasına kayıtlı Av. Fatma Adam sanıklar savunmanı olarak başörtülü olarak katılmıştır.
Bu konuda ilgi (a) da yer alan yazımız ile özetle, avukatların duruşmalarda başları açık olarak yer alabilecekleri konusunda Türkiye Barolar Birliğince alınan herhangi bir karar olup olmadığı, var ise bu kararların gönderilmesi; yine başı açık olarak duruşmalarda yer almayan avukatlar hakkında yapılan işlemlere yönelik yerleşik bir (disiplin) uygulama var ise, bu uygulamanın ne olduğunun bildirilmesi; ayrıca Avukatlık Meslek Kurallarının 20 nci maddesi ile ilgili olarak Danıştay 8 inci Dairesinde açıldığı söylenen davanın içerik ve akibetinin ne olduğu ve bu davada söz konusu olan kararların gönderilmesi talep edilmiştir.
İlgi (b) de yer alan yazınız ile de özetle, Avukatlık Yasası'nın 49 ncu maddesi gereğince, Avukatlık Resmi Kılık Yönergesi'nin kabul edildiği belirtilerek, bu yönerge mahkememize gönderilmiş, Avukatlık Yönetmeliği'nin 20 nci maddesi ve de Avukatlık Meslek Kuralları'nın 20 nci maddesi içeriği ifade edilerek, Danıştay 8 nci Dairesi'ndeki 2012/5257 Esas sayılı davada, Avukatlık Meslek Kurallarının 20 nci maddesindeki “başları açık” ibaresinin yürütmesinin durdurulduğuna ilişkin 05.11.2012 tarihli karar gönderilmiş ve bu karara da itiraz edildiği, davanın henüz sonuçlanmadığı belirtilmiş; bu aşamaya kadar da başları açık olarak duruşmalarda yer almayanlar hakkında yapılan yerleşik uygulamanın veya bu konudaki uygulamanın ne olduğuna ilişkin bilgi talebi ise yanıtsız kalmıştır.
Bu süreçte 05.3.2013 tarihli oturumdan sonra yapılan 03.5.2013 tarihli oturuma da Av. Fatma Adam başörtülü olarak katılmış olup; 03.5.2013 tarihli oturumda alınan ara kararı uyarınca aşağıdaki konuların Başkanlığınıza iletilmesi ve gelecek yanıtlardan sonra bu konunun sonuçlandırılmasına karar verilmiştir.
Danıştay 8 nci Dairesi'ndeki 2012/5257 Esas sayılı davanın konusunun, avukatların duruşmalardaki kıyafet veya dış görünümlerine yönelik olarak yapılmış bir idari işlem ve de böyle bir idari işlemin doğrudan dayanağını oluşturan düzenleyici işlemler olmadığı; dava konusunun, avukatlık kimlik kartındaki fotoğrafın başörtülü olup olmayacağına ve dayanağı düzenleyici işlemle ilgili iken, Danıştay 8 nci Dairesi tarafından kimlik kartındaki fotoğrafla ilgili bu davada, Avukatlık Meslek Kurallarının 20 nci maddesindeki “Avukatlar... mesleğe yaraşır bir kılık ve kıyafetle başları açık olarak mahkemelerde görev yaparlar. Duruşmalara Türkiye Barolar Birliği'nce şekli saptanmış cübbe ile ve temiz bir kıyafetle çıkarlar...” şeklinde yer alan düzenlemedeki, “başları açık” ibaresi, davada uygulanabilir kural niteliğinde görülerek, bu konu hakkında, yürütmenin durdurulması kararı verildiği anlaşılmıştır. Kuşkusuz yargı kararları, hukuksal yönden tartışmalı da olsa, bu kararlar hukuksal yönden ortadan kaldırılmadıkça uyulması gereken kararlardır.
Avukatlık Meslek Kurallarının 20 nci maddesindeki “başları açık” ibaresi ile ilgili olarak yürütmeyi durdurma kararı verilmiş ise de, bu kuralın ve bu kuralın yürütmesini durduran Danıştay kararının kapsamı dışında kalan, avukatların duruşmalarda başları açık olarak yer alabilecekleri konusuna dayanak oluşturan, başkaca bir düzenleme bulunup bulunmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Savunmanın bağımsızlığı gözetilerek, ortaya çıkan ve giderek te artan tartışmalı durumları gidermek için, öncelikle bu konuda savunma meslek örgütü olarak Türkiye Barolar Birliği görüşünün ilke kararı veya herhangi bir karar veya görüş olarak açıkça ortaya konulması ve uygulama mercileri olarak mahkemelere iletilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Şöyle ki;
19.3.1969 tarih ve 1136 sayılı Avukatlık Yasası'nın 49 ncu maddesinde; “Avukatlar, mahkemelere, Türkiye Barolar Birliğinin belirteceği resmi kılıkla çıkmak zorundadırlar” denilmektedir. Ayrıca bu Yasa'nın 9 ncu maddesinde de 13.1.2004 tarih ve 5043 sayılı yasa ile, “Ruhsatnameler ve avukat kimlikleri Türkiye Barolar Birliği tarafından tek tip olarak bastırılır ve düzenlenir” şeklinde değişiklik yapılmıştır.
Türkiye Barolar Birliği'nin IV ncü Genel Kurulu'nda kabul edilen ve 26.01.1971 tarihinde yürürlüğe giren Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Meslek Kuralları'nın 20 nci maddesinde; “Avukatlar ve avukat stajyerleri, mesleğe yaraşır bir kılık ve kıyafetle, başları açık olarak mahkemelerde görev yaparlar. Duruşmalara, Türkiye Barolar Birliği’nce şekli saptanmış cübbe ile ve temiz bir kıyafetle çıkarlar. Erkek avukatlar, iklim ve mevsim koşullarının elverdiği ölçüde kravat takarlar” denilmektedir. Madde ilk yürürlüğe girdiğinde avukat stajyerleri madde kapsamında açıkça ifade edilmez iken, daha sonra avukat stajyerlerinin maddede ifade edilmesi yolunda bir değişiklik yapılmış ve madde bugünkü son şeklini almıştır. Maddeye bu son şekli, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu'nun 09.4.1989/723-25 sayılı yönetim kurulu kararı uyarınca, avukat stajyerlerinin kıyafetlerinin de maddeye dahil edilmesi ve maddede bu yönden değişiklik yapılmasının Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu'na önermesi üzerine, Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu'nun 27-28.5.1989 tarihinde Giresun'da yapılan XX nci Genel Kurulu'nda, avukat stajyerleri de kapsama alınarak verilmiştir.
19.6.2002 tarihli resmi gazetede yayınlanan Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Yasası Yönetmeliği'nin “kılık” başlıklı 20 nci maddesinde, dört fıkra halinde;“Avukatlar, mahkemelerde, Türkiye Barolar Birliği ve baro disiplin kurullarında görev yaparken ve avukatlık ant içme törenlerinde, Türkiye Barolar Birliğinin belirlediği resmi kılığı giymek zorundadırlar. Türkiye Barolar Birliğince belirlenen resmi kılık, Türkiye Barolar Birliği ve baro genel kurullarında ya da yargı kuruluşları mensuplarının resmi kılıkları ile katıldıkları resmi törenlerde de giyilebilir. Avukatlar, mahkemelerde münhasıran vekalet görevi ifa ettikleri davalar dışında resmi kılık giyemezler. Avukatlar, mesleki ve yargısal faaliyetleri sırasında Meslek Kuralları’nın 20 nci maddesine uygun davranmak zorundadırlar.” denilmektedir. Yine bu yönetmeliğin kimlik başlıklı 13 ncü maddesinde “.. Türkiye Barolar Birliği tarafından tek tip olarak bastırılan ve barolardan gelen bilgilere göre düzenlenen kimlikler ilgilisine verilmek üzere barosuna gönderilir...” hükmü yer almakta olup; Geçici 1 nci maddesinde de “Bu Yönetmeliğin 13 üncü maddesi uyarınca Türkiye Barolar Birliği tarafından düzenlenen avukat kimlikleri dışındaki kimlikler, 1/1/2003 tarihinden sonra avukat kimliği olarak kullanılamaz.” denilmektedir.
Avukatlık Yasası'nın 49 ncu maddesine dayanılarak, Türkiye Barolar Birliği'nin VII nci Genel Kurulu'nda verilen yetki uyarınca, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu'nca 01.01.1975 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere “Avukatlık Resmi Kılık Yönergesi” kabul edilmiştir. Bugün avukatlarca giyilmekte olan cübbelerin şekli bu yönerge ile ortaya konulmuş olup; yönergede, “Avukatların görev yaparken, renk ve biçimi bu yönergede belirtilen kılığı giymek zorunda oldukları, yine mahkemelere resmi kılıkla çıkmak zorunda oldukları, yönergede belirtilene uygun olmayan resmi kılığın giyilemeyeceği, 01.01.1975 tarihine kadar yeni resmi kılığın bütün avukatlarca giyilmiş olacağı ve bu tarihten sonra yeni resmi kılığı olmayan avukatların mahkemelerde görev yapamayacakları ve duruşmalara alınmayacakları” ifade edilmiştir.
2010 yılından itibaren uygulanmak üzere Avukat Kimlik Kartı ve Barokart Üretim ve Uygulama Yönergesi kabul edilmiş olup, Avukatlık Yasası'nın 9 ncu, Avukatlık Yasası Yönetmeliği'nin 13 ncü maddesi dayanak alınarak hazırlanan bu yönergede, avukat kimliklerinin üretim, tahsis ve kullanım esasları belirlenerek, bu kimliklerin hangi görünüm ve tasarımda bastırılacağı da hüküm altına alınmıştır. Bu yönerge metnindeki her türlü örnekte kadın resmine yer verilmiş, bu resimlerde de hep başı açık kadın resmi kullanılmıştır. Bu yönergenin dayanak metin ve maddeleri, yukarıda açıkça ifade edilmiş olup, o maddelerden hareketle ve o maddeler içerikleri gözetilip, avukat kimlik kartları ve bu kartlardaki resim konusu, bu yönergede düzenlenmiştir. Meslek Kurallarının 20 nci maddesi bu yönergeye dayanak alınmış değildir. Kaldı ki belirtilen düzenlemelerde kimlik kartı ile ilgili hükümlere yer verilmiş olup, Meslek Kurallarında ise kimlik kartı konusunda açık bir hüküm bile yer almamıştır. (Danıştay'daki davanın konusu olan kimlik kartı talebi, bu yönerge uyarınca yapılmış olup, Danıştay tarafından bu yönerge hakkında değil, meslek kurallarının 20 nci maddesi hakkında karar verilmesi yoluna gidilmiştir.)
Öte yandan Avrupa Baroları ve Hukuk Birlikleri Konseyi (CCBE), 28.10.1988 tarihli genel kurulunda, “Avrupa'da Avukatların Tabi Oldukları Meslek Kurallarını” kabul etmiş olup, bu kurallarda 28.11.1998, 06.12.2002, 19.5.2006 tarihli genel kurul kararları ile değişikliklere gidilmiştir. Bu kurallar avrupada avukatlık mesleğinin deontoloji kurallarının temelini oluşturmaktadır. Türkiye Barolar Birliği de CCBE üyesi olup, bu kuralların CCBE üyesi devletlerdeki avukatlara mutlaka uygulanacağı açıkça ifade edilmiştir. Bu kurallara bakıldığında, “4. Mahkemelerle İlişkiler” ana başlığı altındaki, “mahkemelerde geçerli meslek kuralları” başlığı altında, Mahkeme veya bir heyet önünde dava takip eden veya duruşmaya çıkan avukat, o mahkeme veya heyetin daha önce belirlenen meslek kurallarına uymalıdır.”denilmiştir. Aynı düzenlemede, bu maddeye yönelik yapılan açıklamada da, “Mahkemelerde Geçerli Meslek Kuralları konusunda bir avukatın, davalarının görüldüğü mahkeme veya heyet kurallarına uymak zorunda olduğu” vurgulanmıştır.
1990 yılında kabul edilen ve Havana Kuralları olarak da nitelenen, BM İkiz Sözleşmelerine dayalı olarak çıkartılan BM Avukatların Rolüne Dair Temel İlkelerin 26 ncı maddesinde , “Avukatın mesleki davranış kuralları, ulusal hukuka, geleneklere, uluslararası standartlara ve normlara uygun olarak kendi meslek örgütlerinin ilgili organları veya yasama organı tarafından düzenlenir.” denilmiş olup, bu çerçevede CCBE kuralları ve TBB avukatlık meslek kurallarının gözetilmesi gerekmektedir ki, bu konuda Avrupa'da Avukatların Tabi Olacakları Meslek Kuralları konusundaki 4 ncü madde hiç bir biçimde gözardı edilemez.
9-11.12.1997 tarihleri arasında Budapeşte'de görüşülen Avrupa Konseyi Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkındaki 9 numaralı Tavsiye Kararı'nın, “Avukatların rolleri ve görevleri" başlıklı III ncü prensip ifadesi altında, “Avukatlar yargıya saygı göstermeli ve mahkemelere karşı olan görevlerini, mesleki standartlara ve iç hukuk kurallarına uygun olarak yerine getirmelidirler.” denilmiştir.
27.10.2002 tarihinde Sdney'de Uluslararası Avukatlar Birliği (UIA) Genel Kurulu'nda, 21 nci Yüzyılda Avukatlık Meslek Kurallarına Dair Turin İlkeleri görüşülerek kabul edilmiştir.Bu İlkelerde, “...Bir baroya veya avukatlar birliğine kaydolmak ve avukatları temsil eden ve kendisinin de mensubu olduğu bu kuruluşun koyduğu kuralların mesleği düzenlemesini ve bu kurallara riayet edilmesini sağlamak, bulunulan ülkeye göre, bir avukatın görevi veya hakkıdır.” denilmiştir.
CCBE ile TBB arasında 18.10.2007 tarihinde kimlik kartları konusunda bir lisans sözleşmesi yapılmış olup, CCBE Tarafından Düzenlenen Avukat Kimlik Kartları konusu da açıklığa kavuşturularak, bu kimlik kartlarının TBB mensubu avukatlarca edinilme şekli ayrıca ortaya konulmuştur.
Bu açıklamalar karşısında;
Avukatların mahkemelere hangi kıyafetle çıkacakları konusu, tarafınızca da ifade edildiği üzere Avukatlık Yasası'nın 49 ncu maddesinde düzenlenmiş, bu maddede belirtilen resmi kılığı belirleme yetkisi de TBB'ne verilmiştir. 1971 tarihli Meslek Kurallarında, duruşmalara avukatların başları açık olarak, mesleğe yaraşır temiz bir kılık ve kıyafetle, TBB'nce saptanmış cübbe ile çıkacakları da belirtilmiştir. Avukatlık Yasasındaki düzenlemeye dayalı olarak mahkemelerde giyilecek resmi kılık TBB'nce, 01.01.1975 tarihinden geçerli olmak üzere Resmi Kılık Yönergesi'nde özel olarak düzenlenerek saptanmıştır. Bu yönergede, CCBE meslek kurallarında da açıkça ifade edildiği üzere, yargı geleneğinden hareketle başın kapalı olabileceği hususu belirtilmemiş, başın açık olması yönünden cübbe için kıyafette baş kısmı da öngörülmemiştir. Duruşmalarda giyilecek resmi kıyafet konusunda konu özel olarak bu yönergede düzenlenmiştir. Kaldı ki, bu yönergeden önce çıkarılmış olan meslek kurallarında başın açık olacağı ifade edilmesi karşısında, aynı anlayış, söz konusu meslek kurallarından sonra çıkartılan bu yönergeye de açıklandığı biçimde yansımıştır. Başın kapatılabileceğine yol açabilecek bir hüküm konulmamıştır. 2002 tarihinde yürürlüğe giren yönetmelikte, duruşmalarda TBB'nce belirlenen resmi kılığın giyileceği açıkça ifade edilmekle, bu konudaki özel düzenleme olan 1975 tarihli yönergeye yine üstünlük tanınmıştır. Yönetmelikte, avukatların yargısal faaliyetleri sırasında meslek kurallarının 20 nci maddesine uyacakları belirtilmektedir ki, bu konu da meslek kuralları ile ilgili olarak yukarıda açıklanmıştır.
Duruşmalardaki kılık ve kıyafet konusundaki özel düzenleme, açıkça ortaya konulduğu ve düzenlendiği üzere, TBB tarafından çıkartılan resmi kılık yönergesi olup, bu yönerge dava konusu edilmiş değildir. Bu yönergeye hakim olan anlayış da yukarıda açıklandığı üzere, başın açık olacağı yönündedir.
TBB Avukatlık Meslek Kurallarının 20 nci maddesindeki “başı açık” ibaresi hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilmesinin sonucu olarak, duruşmalara tamamen başın kapatılarak girilebileceği asla söylenemez. Çünkü yukarıda belirtildiği ve açıklandığı üzere bu konuda resmi kılık yönergesi dava konusu edilmiş değildir. CCBE meslek kurallarında da belirtildiği üzere, yargı geleneği de gözetildiğinde, yönerge hükümleri dikkate alındığında, yönergenin başı açık bir kıyafet öngörmesi ve bu nedenle resmi kılık ile başı açık olarak duruşmalara katılınması karşısında, uygulama da bu çerçevede oturmuş ve yerleşik bir biçimde bugüne kadar sürmüştür.
Bu nedenle Resmi Kılık Yönergesini çıkaran Birliğinizin, uygulamada, bu yönergenin bizatihi başı açık duruşmalara katılmayı sağlayıp sağlamadığı konusundaki tartışmaların ve farklı uygulamaların ortadan kalkması için, savunmanın bağımsızlığı kuralları çerçevesinde, öncelikle kendisinin görüşerek, başı açık olarak duruşmalara katılmayı sağlıyorsa bu konuyu açıklığa kavuşturup, alacağı bir ilke kararı veya benzeri bir kararla ortaya koyması ve bu durumu uygulama birimlerine iletmesi, yönergede açık bir hüküm olmadığı ve bu nedenle yönergenin duruşmalara başı açık girmeyi sağlamadığı düşüncesi söz konusu ise o zaman da, bilindiği üzere geçmişte bir çok kez örneğin Avukat Stajyerleri hakkında 1989 yılında yaşandığı gibi, uygulamada ortaya çıkan sorunların giderilmesi ve yargı organlarının tartışma içinde tutulmaması için, yönetim kurulunun alacağı bir kararla konuyu genel kurul gündemine taşıyarak, bu konuda yaşanan sorunların çözülmesi ve sonrasında konunun ilgili birimlere duyurulmasının gerektiği düşünülmektedir.
Bu taleb çerçevesinde verilecek yanıt; konunun doğrudan hak arama özgürlüğü, adil yargılama hakkı ve savunmanın etkinliği ile ilgili olması, uygulamada da her geçen gün bu konudaki sorunların da artması karşısında, Danıştay'da dava konusu olan somut olay ve düzenleyici işlem ile, duruşmalarda giyilebilecek kıyafetler ve bakaca düzenlemelerin duruşmalarda başı açık girilmesini sağlayıp sağlamadığı hususunun da bu şekilde açıklığa kavuşturulmasını sağlayacaktır.
Yargılama ve savunma konuları, temel haklar kapsamında olup, bu hakların sağlanmasına yönelik meslek icra edilmesi ve bu mesleğin de amacı sağlar biçimde yerine getirilmesi de, aynı kapsamda değerlendirilmelidir. Yukarıda belirtildiği üzere, TBB'ni ve Türkiyeyi bağlayan CCBE tarafından kabul edilen “Avrupa'da Avukatların Tabi Oldukları Meslek Kuralları'nda, duruşmaya çıkan avukatın, o mahkeme veya heyetin daha önce belirlenen meslek kurallarına uymak zorunda olduğunun belirtilmesi” karşısında, 1975 tarihli resmi kılık yönergesi, aynen yargıçlar hakkındaki resmi kılık yönergesi gibi başın açık olmasını öngörmektedir. Aksi düşünülemez. Yargıçlar hakkındaki resmi kılık konusunda, başın neden açık olduğunu açıklamaya Anayasa'nın 2 nci maddesi gözetildiğinde gerek dahi bulunmamaktadır. Bu konuda yargıç ve avukatlar arasında belirtildiği üzere farklılık yaratılamaz. Bu nedenle Danıştay tarafından kimlik kartına ilişkin, söz konusu meslek kuralındaki hüküm hakkında verilen yürütmeyi durdurma kararı, duruşmalara nasıl girilebileceğine ilişkin diğer hükümlerin uygulanmasını kendiliğinden ortadan kaldıramaz. Kaldı ki yukarıda ortaya konulan uluslararası düzenlemeler de gözetildiğinde, hukukun üstün ve egemenliği esas ise farklı bir sonuca varabilmek olanaklı da değildir. Yine Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesiyle ilgili olarak, yine adli ve idari yargıdaki yargıç ve cumhuriyet savcıları hakkında, resmi kılık konuları ayrı ayrı yönetmeliklerde düzenlenmiş olup, bu yönetmeliklerin her birinde ayrıca resmi kılıklarda baş kısmı da öngörülmemiş, bu konuda başın kapatılabilmesini sağlayan bir düzenleme ortaya konulmamış, bu şekilde baş kısmı olmayan yani başı açık olan resmi kılık belirlenmiştir.
İlgi (a) da yer alan yazımızda bugüne kadar duruşmalara başı açık/kapalı girme konusunda uygulamada yaşanan ve Birliğinize yansıyan sorunların, savunmanın bağımsızlığı karşısında öncelikle meslek örgütünüzce bugüne kadar nasıl karara bağlandığı hususu da sorulmuş ve cevabi yazıda bu konu yanıtsız kalmış olduğundan, yaşanan sorunlar yönünden bu güne kadar Birliğiniz uygulamasının ne olduğunun mahkememize bidirilmesi de ayrıca önem kazanmaktadır. Bu nedenle duruşmalarda başı açık olarak yer almayan avukatların, Birliğinizce geçmişte ve bugün hangi hükümler kapsamında değerlendirildiği husunununda, mahkememizdeki davada karşılaşılan durum nedeniyle mahkememize iletilmesi gerekmektedir.
Avukat kimlikleri konusunda ortaya konulan mevzuattaki özel hükümler gözetildiğinde ve hatta CCBE kuralları da dikkate alındığına, Danıştay 8 nci Dairesi kararının, hiç bir biçimde duruşmada giyilebilecek kıyafet konusunu etkilemediği yukarıda ortaya konulmuştur. Bu konuda basın da yer alan ve söz konusu karar içeriğini ve mevzuatı doğru yansıtamayan haber ve yorumlarda, yargı organlarında önünde sorunlar yaşanmasına neden olunmaktadır. Bu durumların artması ve uzaması, ayrıca kişiler yönünden de bu konudaki hak ihllalerine neden olabilecektir.
Bu açık mevzuat hükümleri karşısında mahkememizde yapılmakta olan yargılamada Birliğinizden talep edilen hususlar mahkememize iletilene kadar, Av. Fatma Adam' duruşmaya belirtilen kılıkla katıldığı sürece, savunma avukatı olarak duruşmada taleplerinin alınmamasına, konunun Birliğinizden gelecek yanıttan sonra değerlendirilmesine karar verilmiştir.
Ayrıca konu hakkında halen devam ettiği anlaşılan 2012/5257 Esas sayılı davada verilen yürütmeyi durdurma kararının mahkememize gönderilmiş olması, bu karara yapılan itiraz ve sonrasındaki kararların ise mahkememize ulaşmaması karşısında, bu kararların da mahkememize iletilmesi gerekmektedir. Söz konusu kararların Danıştay'dan temini için Danıştay Genel Sekreterliğine daha önce yazı yazılmış ve yazılan yazımız öncelikle yazışma kuralarına aykırı olduğundan bahisle yanıtsız olarak iade edilmiş, daha sonra ise sadece daire kararı gönderilmiş olduğundan, yargı merciine yapılacak yazışmanın sürüncemede kalmaması, yargı merciinin kendisini etki altında hissetmemesi yönünden, bu kararlar da tarafınızdan talep edilmiştir.
Yukarıda açıklandığı üzere, tarafınıza iletilen ve talep edilen hususlarda bilgi gereği rica olunur. 03.5.2013
 
Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU
Yargıç 32347
Hits: 8393