İSTANBUL BAROSU SEÇİMLERİNE DAİR-3

~ 10.12.2022, Av. Abdurrahman BAYRAMOĞLU ~

Yazıların ilk ikisini, genel olarak 2000’li yıllarda yapılan seçimlerin sonuçları üzerinden, özel olarak da seçim gruplarının aldıkları sonuçlar üzerinde sayısal değerlendirmelere ayırmıştım.

Bu yazıda ise son seçimin sonuçları üzerinden sayısal bir değerlendirme yaparak, geçmişin verilerinden hareketle, geleceğe dair çıkarımlarımı sizlerle paylaşacağım.

1960 Anayasasının sağladığı görece özgürlükçü sosyal ve siyasal ortam, 10 yıl gibi kısa bir sürede geçmeden, egemen güçler tarafından daraltılınca, 1970’li yıllar Türkiye’de örgütlü toplumsal mücadele tarihinin zirve yılları olmuştur. Başta sendikalar olmak üzere, toplumun birçok kesiminin örgütlü mücadelenin önemini kavramış olduğu bu dönemde, İstanbul Barosu avukatlarının bu sürece katılım çabasının bir ürünü olan ÇAG, savunduğu görüşler ve sürdürdüğü mücadele dolayısıyla, İstanbul Barosu seçimlerinin ülkede bile önemli bir gündem olmasını sağlamış ve bu etkisini halen sürdürmektedir. Bu geleneksel mücadele karakteri nedeniyle, kısa aralıklarla kesintiye uğramış olması dışında, son 50 yılında İstanbul Barosu yönetimleri, ülke yönetimleriyle pek anlaşamamıştır.

Kuruluş aşamasını Av. Orhan Adli Apaydın başkanlığında geçen ÇAG, Av. Turgut Kazan döneminde (1988-1996) İstanbul Barosu avukatlarının büyük çoğunluğunun desteğini alan bir grup olarak adeta rakipsizken, grup içinde yaşanan AVTA (Bodrum’da yapılan Avukatlar Tatil Köyü) tartışmaları sonrasında yaşanan bölünme dolayısıyla, son iki seçimde Kazan’ın en büyük rakibi yine ÇAG adıyla seçime katılan bir başka ekip olmuştu.

1996 Genel Kurlunda ikinci kez yönetimde olmayan ÇAG adına aday olup, ilk kez seçimi kazanan Av. Yücel Sayman, İstanbul Barosunu yöneten son ÇAG’lı olarak tarihe geçmiştir. Ancak daha önce de yazdığım gibi, ilk yönetim kurulunda yer alan 4 üyenin ‘laiklik’ odaklı bir tartışma sonucunda istifa etmesi, aslında klasik ÇAG için de sonun başlangıcı olmuştu. Çünkü bu tartışmalar Önce İlke ÇAG’ın kuruluşu ile yeni bir sürece evrilmişti.

 Önce İlke girdiği ilk seçimi (1998) Av. Müşir Kaya Canpolat ile ikincisini (2000) ise Av. Kazım Kolcuoğlu ile kaybettikten sonra, kimilerine göre Avukatlık Yasasında yapılan değişiklik dolayısıyla Sayman yeniden aday olamayınca, 2002 yılında yapılan seçimi, Önce İlke adına yarışan Av. Kazım Kolcuoğlu kazandı.

Bu tarihten sonra yapılan seçim sonuçlarına dair ilk iki yazıda yeterince bilgi paylaşmış olduğum için tekrar olmaması bakımından değinmeyeceğim. O nedenle, tarihsel süreçleri de göz önünde bulundurarak, bu yazıda son seçimin sonuçlarına dair değerlendirmemi paylaşacağım. Bunun için son seçime katılım ile seçimde en çok oy alan dört grubunun oylarını gösteren tabloyu yeniden sunuyorum.  

 

 

Sayılar…

Bu tablo ve başka bazı verilerden elde ettiğim çıkarımları şu şekilde sıralayabilirim:

Son seçimden önceki 3 seçimde (2016, 2018 ve 2021) ÖİÇAG ve türevleri, oy kullanan avukatların yarıdan fazlasının (% 55) oyunu alıyordu. (Avukat sayısına göre; % 35) 2022 seçiminde ise ÖİÇAG ve türevleri, oy kullanan avukatların 1/3’ünün (% 64) oyunu aldı. (Avukat sayısına göre; % 27) Katılımın düşük olması nedeniyle avukat sayısına göre bu grupların aldıkları toplam oy sayısında bir düşüş olsa da, 2022 seçiminde ÖİÇAG ve türevlerinin % 55 ortalamadan % 64 ortalamaya çıkmaları Biraradayız çalışmasından kendilerine katılan bakiyenin etkisiyle gerçekleşmiş görünüyor.

Biraradayız çalışmasından Hasan Kılıç’a verilen desteğin daha çok ÖDAV kaynaklı olduğu görülüyor. (Örgütlü yapı etkisi) Diğer ÇAG bileşenlerinden kaynaklı desteğin çok az olduğu anlaşılıyor. 2018 seçimine benzer şekilde % 2 (veya daha az) kadar ÇAG’lı bir toplam Hasan Kılıç’a oy vermiş görünüyor.

Genç avukatlar seçime ilgi göstermiyor. ÖİÇAG bu nedenle oy oranını koruyor. Ancak CMK, Adli Yardım ve SEM eğitimleri seçim sonuçlarını doğrudan etkiliyor. Baronun bu çalışmalarında yer alanlar, genç avukatlar bakımından bu avantajı seçime taşıyor. (Arka bahçe etkisi) Nitekim ilk aday olduğunda Hasan Kılıç’ta olduğu gibi, son seçimde de Elif Görgülü SEM ve CMK etkisini sandığa taşımış görünüyor.

 

SON 11 GENEL KURULUN AVUKAT VE KATILIM SAYILARI

İstanbul Barosu avukatlarının yaş ortalamasının 35-40 aralığında olduğu ve toplam avukatların 1/3’ünden fazlasının (20.000) 0-5 yıldan daha az kıdeme sahip olduğu düşünüldüğünde, genç avukatların büyük bir çoğunluk oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu veriye, 10.000’den fazlasının da 10 yıldan daha kısa süreden beri avukatlık yapmakta olduğu olgusu eklendiğinde, avukatlık konusuna dair söz söyleyecek olanların dikkate almaları gereken en önemli olgunun, mesleğe yeni başlayan avukatlar olduğu unutulmamalıdır.

Son yıllarda, yıllık ortalama 5.000 avukatın (İlk yazıda yaptığım hatayı düzelterek) İstanbul Barosundan ruhsat aldığı, son 10 yılda ruhsat alan avukatların çoğunluğunun kadın (Yaklaşık olarak %60 kadın, %40 erkek) olduğu olgularını da bu verilere eklemek gerek.

Bu noktada dikkate alınması gereken bir başka olguya da değinmek gerek. İstanbul Barosuna kayıtlı avukatların yarısı CMK ve Adli Yardım servislerine kayıtlıdır ve aktif olarak bu servislerde görev almaktadırlar. İşçi avukat veya bağlı çalışan avukat olarak adlandırılan, başka bir avukatın yanında ücret karşılığında çalışan avukatların sayısı konusunda elimizde net veriler olmamakla birlikte, yukarıdaki veriler ışığında, aktif avukatların en az yarısının, başka bir avukat yanında ücret karşılığı çalışmakta olduğunu kabul etmek gerekir. 

Sonuçlar…

Sonuçları, en çok oyu alan dört grup özelinde değerlendirdikten sonra diğer yapılanmalarla ilgili de düşüncelerimi paylaşacağım.

Baro başkanlığını kazanan Av. Filiz Saraç, Önce İlkenin kemikleşmiş oylarını almıştır. 40 yıl üstü kıdeme sahip avukatlar arasında neredeyse rakipsiz olan grup, 20 yıl ve daha üstü kıdemli avukatlar arasında da üstünlüğünü kısmen korumaktadır. Buna karşın genç avukatlar arasında oldukça düşük bir desteğe sahip olan grubun, söylemini ve yaklaşımını değiştirmemesi halinde, yakın gelecekte diğer grupların konumlarında meydana gelmesi muhtemel değişimlerden bağımsız olarak, belki bir sonraki Genel Kurulda, ama en geç 2026 Genel Kurulunda seçimi kaybedeceği anlaşılmaktadır. Çünkü grubun destek çizgisi, yukarıdan aşağıya doğru istikrarlı bir seyir izlemektedir.

Önce İlkeden ayrıldıktan sonra iki kez ittifakla, bir kez de tek başına aday olan ve üç seçimde de ikinci sırada yer alan Av. Hasan Kılıç başkanlığındaki Öİ Yükseliş grubu da giderek yönetimdeki Önce İlke benzeri bir çizgi izlemekte ve 5-15 yıllık kıdeme sahip avukatlar arasındaki yüksek desteğe hapsolmaktadır. Genç avukatlar arasında desteğin Avukat Hakları Grubu’na yönelmiş olduğu gerçeği karşısında, yaklaşımında radikal bir dönüşüm (elbette olumlu) gerçekleştiremediği takdirde, Yükseliş grubunun da yönetimdeki grubun gölgesinde ve onunla benzer bir sona yaklaşmakta olduğu söylenebilir. Çünkü bu grubun destek çizgisi, ilk sandıklarda aşağıdan başlayıp, adı gibi yükseldikten sonra, son sandıklarda yeniden aşağılara doğru inen dairesel bir seyir izlemektedir.  

Toplamda dört, Av. Gökhan Ahi ile üç kez seçime katılan Avukat Hakları Grubu (AHG) ise aşağıdan başlayıp son sandıklara doğru yukarılara çıkan çizgisini sürdürmekle, genç avukatlar arasında en çok ilgiyi gören grup olma özelliğini göstermektedir. Bazen birleşerek, bazen ayrışarak, zaman zaman çok belirgin farklılıklar (Söylem ve eylem bakımından) göstermekle beraber, İstanbul Barosunu 50 yıldır yöneten ÇAG geleneğinden gelmeyen, farklı duyarlılıkları olan AHG’nun genç avukatlar arasında bir sinerji oluşturmuş olduğu anlaşılıyor. Çünkü sonuçlara ilişkin çizgisi düşükten yükseğe giden eğriyi sürdürmektedir. Daha çok özgün yöntemleriyle öne çıkan grup için gelecekteki muhtemel sorunun, kendilerine benzer oluşumların ortaya çıkması olduğunu düşünüyorum.

Nitekim ilk kez seçime giren son Önceci grup (Önce Avukat), benzer yöntemlerle genç avukatlar arasında oldukça yüksek oy desteği bulmayı başarmıştır.  Üstelik kısa bir sürede organize oldukları halde… Bu sonuçta Av. Elif Görgülü’nün yönetim kurulu üyesi sıfatıyla, yeni avukatlarla temas olanaklarının çok elverişli oluşunun etkisi olduğu unutulmamalıdır. Grubun neye evrileceği konusunda bir öngörümün olmadığını söylemeliyim. Ancak kalıcı bir grup olmaktan çok dönemsel bir çıkış olarak kalmalarını daha olası görüyorum.

Son seçimin ilk dört sırasında yer alanlar dışında, 2000’li yıllarda İstanbul Barosu Genel Kurullarında başkanlık yarışına katılan gruplar bakımından; geleneksel grup yapılarına benzer söylem ve eylemlerle ulaşılabilecek menzilin çıkardıkları sesin menzili kadar olduğunu düşünüyorum. Daha ötesine ulaşabilmek için söylemin de eyleminde farklılaşması gerekmektedir. Seçim sonuçları gösteriyor ki, bu tür çıkışlar tek atımlık barut misali uzun erimli olamamaktadır. İlk atışta hedefi tutturmak şart…

Örgütlü yapılara dayanmayan bu tür çıkışların kalıcı olanı yok. Çünkü kitleler var olanı değiştirmenin maliyetine kolay kolay katlanmak istemez. Kitleleri var olanı bir benzeriyle değiştirmeye ikna etmek çok zordur. Değiştirmeye ikna edebilmek için gerçekten farklı bir seçenek sunmak gerek. Var olandan daha iyi yapacağını söylemek, tek başına değiştirmek için ikna edici olamaz. Örneğin; “Baro binası bizim için çok gereksiz. Onu kiraya vererek elde edilen geliri avukatların yararına işlere harcayacağız.” demek bir seçenek sunmaktır. Bunun yerine; “Başkan odasının manzarası iyi değil, onu bir üst kata taşıyacağız.” demek, biz onlardan daha iyisini yaparız demektir. İlkini gerekçelendirebilir ve duyurabilirseniz kitleleri değiştirmeye ikna edebilirsiniz. İkincisinin hiçbir koşulda değiştirmeye ikna edici bir yönü yoktur. Bu konuyu daha uygun koşullarda konuşabilmeyi umarak burada kapatıyorum.

Bu tür çıkışlardan bazılarının içinde yer alan bir avukat olarak, alınganlık yapmayacakları umuduyla aklıma gelen birkaç örneği sayayım. Av. Uğur Yetimoğlu, Av. Fikret İlkiz, Av. Başar Yaltı ve Av. Mert Er Karagülle. Avukat Hareketi olarak uzun süren, titiz çalışmalarımıza rağmen Av. Başar Yaltı başkanlığında girdiğimiz 2018 seçimlerinde beklentilerimizin çok altında kalmıştık. Güçlü Baro mottosuyla son seçimde yarışa katılan Av. Mert Er Karagülle’nin en iyi programa sahip olduğuna inanarak kendisiyle birlikte çalıştım. Her iki çalışmanın da içinde yer almaktan onur duyduğumu ve yüksek olasılıkla bundan sonra da benzer çalışmaların içinde yer alacağımı belirtmeliyim. Ancak kendimi de katarak söylemeliyim ki; başaramadık. 

Seçim Efsaneleri Üzerine…

ÇAG tarihi seçim efsaneleri ile doludur. Birleşmeler, ayrılmalar, suçlamalar, korku salmalar, ittifaklar, iş birlikleri, ihanetler, büyüklenmeler, küçümsemeler ve sair…

Kişisel olarak, sonuçların süreçlerin ürünü olduğuna inanırım. O nedenle, efsaneleri ve kahramanlık hikayelerini hiç ciddiye almadım. Bu çalışma sırasında elde ettiğim verilerin de bu görüşümü doğruladığını görmekten mutluluk duydum. Bu bağlamda, yıllardır anlatılagelen bazı kabullere, olaylara ve olgulara ilişkin görüşlerimi paylaşacağım.

Laiklik efsanesi üzerine…

Önce İlke grubu çok laik ve çok Atatürkçü olduğu için baro bir kale olarak muhafaza edilmelidir, şeklinde bir söylemle yıllardır baroyu yöneten grubun, laiklik meselesinde baroyu getirdiği nokta ortadadır. Kale artık kağıt üstünde kalmıştır.

Solculuk efsanesi üzerine…

Uluslararası tahkim, sarı sendika avukatlığı ve saray danışmanlarının kökeni, solculuk meselesinde durup düşünülmesi gereken başlıklardan aklıma gelenler.

2002 Genel Kurulu üzerine…

Sanılanın aksine, bu seçime Sayman’la girilmiş olsaydı, ÇAG daha ağır bir yenilgi alırdı. Çünkü Sayman’ın ilk kez seçildiği 1996’dan itibaren grup kan kaybediyordu. Diğer yandan 28 Şubatın rüzgarıyla yelkenlerini şişiren Önce İlkenin, 2000 yılı genel kurulunda yarışan üç adayı da içine alan bir yapılanmayla seçimi kanacağı belliydi. ÇAG bileşenlerinin ilgisizliğinden kaynaklanan, seçime katılımın düşüklüğü (%44) olgusunu da ekleyerek…

2006 Genel Kurulu üzerine…

Adeta 2001 değişikliğini geri alan 2006 değişikliği sonrasında, tüm ilkelerini çiğneyerek seçime 3. kez Kolcuoğlu ile giren Önce İlkeye karşı, ÇAG da Sayman’ı aday gösterince, sürecin doğal sonucu olarak bir efsane de sona erdi. Çünkü aynı suda iki kez yıkanılmaz.

2008 Genel Kurulu üzerine…

ÇAG’nun kazanma olasılığının en yüksek olduğu 2008 seçiminin kaybedilmesine giden süreç ise Katılımcı Avukatlar (KAV) adıyla, “Gençler yapamadı, iş başa düştü.” düşüncesiyle seçime giren eki fişeklerin aldıkları yüksek oy dolayısıyla yenilgiyle sonuçlandığı söylenebilir. Ancak aksi olsaydı seçim mutlaka kazanılırdı demek için elimizde yeterince veri olmadığını söylemeliyim. Çünkü o durumda başka parametrelerin devreye girmesi söz konusu olabilirdi. Kaldı ki bu sonuç biraz da Önce İlkenin ön seçim çekişmesinden kaynaklanmıştır.

Kocasakal efsanesi üzerine…

Yönetiminde yer aldığı Av. Muammer Aydın’a karşı aday olarak seçimi kazanan Av. Ümit Kocsakal’ın aldığı sonucun arka planında, ‘derin baro’, Ergenekon ve FETÖ olgularının önemli etkisi vardır. Diktatör (ama sevimli) olmakla övünen Kocasakal ‘efsane’ ise 25 yıldan beri ülkeyi Kocasakla’ın övündüğü gibi yöneten RTE’nin ‘efsaneler efsanesi’ unvanını hak etmiş olması gerekmez mi?

ÇAG’ı diriltmek üzerine…

Kuruluşundan bugüne kadar birçok kez bölünen, birleşen, dağılan, toparlanan ÇAG’ı diriltmenin artık çok zor olduğunu düşünüyorum. Köprünün altından çok sular geçti. Geçmiş zamanların pratikleri ve söylemlerinin şimdiki zamanlarda karşılığı yok. Yeni olgulara ilişkin yeni söylem ve eylem pratikleri üretmek gerekiyor. Elde kalan insan kaynağının deneyimleri, yeni parametrelerle harmanlanarak güncellenmelidir. Ancak bu süreç asla kafa sayısıyla tanımlanamaz. Çünkü sorun nicelik değil nitelik noktasındadır.

ÇAG mevcut haliyle artık kıdemli avukatlar (20 yıl ve üstü) dışında bilinmeyen bir seçim fenomeni konumundadır. Genç avukatlarla ilgisi ise birkaç örgütlü yapıyla sınırlıdır. Oysa İstanbul Barosunda genç avukatlar konusu, artık bir alt başlık değil, ana başlıktır. O nedenle önce bildiklerimizi unutmalı veya bilmediğimizi kabul etmeliyiz. Şimdi yeniden öğrenmek zamanıdır.

Biraradayız üzerine…

Son seçimin ÇAG cenahındaki efsanesi olan, Biraradayız çalışmasına gelince. Uzunca bir süre, az veya çok bu çalışmaya katkı sunmuş bir ekibin (Avukat Hareketi) parçası olarak, önce çalışmaya dair özeleştirimi yapmalıyım. Niyetin iyi olduğundan kuşku duymamı gerektiren bir durum yok. Ancak değerlendirmelerin sayılar üzerinden yapılması ve ÇAG bahsinde değindiğim gibi sürecin kafa sayısıyla kotarılmaya çalışılması hataydı. Oysa iki kere iki her zaman dört etmez. Çünkü iki elma ile iki armudun toplamı ne dört elmadır, ne de dört armut. Onlar her koşulda iki elma ve iki armut olarak kalırlar.

Bir araya gelen bileşenlerin farklı amaç ve beklentileri olduğu bilindiği halde, çoğunluk kararı ile bu farklılıkların ortadan kaldırılabileceği sanılarak yanılgıya düşülmüştür. Bu yanılgının sonucunda, Biraradayız bileşenlerinin tamamından farklı olan bir başka yapıya (Öİ Yükseliş) eklenerek, kafa hesabının tutturulabileceği varsayıldı. Ancak bunun yanlış hesap olduğu bir kez daha görüldü. Bir kez daha diyorum. Çünkü daha önce (2018) denenen yol bir kez daha denendi. Sanıldı ki o gün sayı yetmemiştir ve şimdi yetebilir. Oysa sorun sayısal değildi. 2018 Genel Kurulunda olduğu gibi 2022 Genel Kurulunda da ÇAG’nun Av. Hasan Kılıç’a desteği %2 düzeyinde kalmıştır. Yani destek ÇAG adından ibaret olmuş, ÇAG’lılar bu gruba destek vermemiştir.

Son seçimin öncekinden farkı, bu kez diğer gruplara göre daha örgütlü ve dolayısıyla daha disiplinli olan Kürt avukatların Kılıç’ın Öİ Yükseliş grubuna destekleri olmuştur. Bu desteğin de desteklenen grubun kıdemlileri arasında yarattığı hoşnutsuzluk dolayısıyla kafa hesabını tutturmaya yetmediği görüldü.

Biraradayız bağlamında son olarak söylemek istediğim şudur. Herkes kendi bildiğini unutmadığı sürece uyumlu bir yapı kurmak olanaksızdır. Dolu heybelerle koşmak çok zordur. 

Bitirirken…

Üç ayrı yazı ile İstanbul Barosu seçimleri üzerinden Çağdaş Avukatlar Grubunu ve özellikle 2000’li yılların seçimlerini irdelediğim yazılarımı burada bitiriyorum. Bitirirken genel olarak, hukuka, yargıya, avukatlığa, barolara ve özel olarak da İstanbul Barosuna ilişkin düşündüklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

İlk olarak diyorum ki hukukun ve adaletin artık yeni bir tanıma ihtiyacı var. Yeni bakış açılarına ve o bakış açılarına göre geliştirilecek yeni araçlara ihtiyaç var. Dolayısıyla yargı erkinin de bu yeni duruma göre yeniden tasarlanmasına gerek var.

Bu sürecin doğal sonucu olarak, avukatlığın da değişime uğrayacağı muhakkaktır. Bu bağlamda ilk akla gelen, avukatlığın işlevi verili hukuk düzleminde hak savunuculuğu yapmak yerine, “evrensel boyutta yaşamın gereksinim duyduğu hukuku üretmek” olmalıdır, diye düşünüyorum. Çünkü var olan hukuk, çok büyük oranda bir çöp yığınıdır artık. Çok büyük bir kısmı gereksiz, geriye kalanın büyük bölümü de adaletsizliğin aracı olan mevcut normatif hukuk düzenlerinin, tarihin çöplüğüne atılmaları yakındır.

Yeryüzündeki en kadim meslek örgütlerinden biri olan Baroların ise kullanım sürelerinin dolduğunu düşünüyorum. Bu nedenle, ne denli gerçekçi bilmiyorum, ama üyesi olduğum İstanbul Barosunun, yeniçağa hazırlık bağlamında öncülük yapamaya “kalkışma”sı, Barom adına en önemli hayalimdir.

Doğduğum yüzyılın büyük devrimcisinin sözüyle bitireyim.

“Sé realista, pide lo imposible.”(*)

 

Av. Abdurrahman Bayramoğlu

  

(*) “Gerçekçi ol, imkansızı iste.” Ernesto Che Guevara

Av. Abdurrahman BAYRAMOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1068