İnsansız savaş!

~ 13.04.2026, Av. Abdurrahman Bayramoğlu ~

ABD’nin İran’a saldırısı karşısında dünyanın üç maymunu oynaması, özellikle Birleşmiş Milletler (BM) teşkilatının ortadan kaybolması, insanlığın geleceği adına oldukça kaygı verici. Bu duygularla Birleşmiş Milletler hakkında bir araştırması yapınca, iki dünya savaşının yaşandığı 20. yüzyılın siyasi demirbaşlarından olan Haile Selassie ile karşılaştım.

İlk Dünya Savaşı sonrasında Milletler Cemiyeti adıyla başlatılan uluslararası kollektif güvenlik girişimleri, başta ABD olmak üzere emperyalist devletlerin ilgisizliği sonucunda boşa çıkmış ve nihayet İkinci Dünya Savaşı’nın ağır yıkımı sonrasında (1945), bugün artık küresel haydutların oyuncağı olan Birleşmiş Milletler kurulmuştu.

Faşist Mussolini’nin Habeşistan saldırısı sırasında kimyasal silah kullanmasına göz yumulmasını kınayan Selassie, 1936 yılında Milletler Cemiyeti’nde yaptığı konuşmada; “Çoğunluğu ölümcül olan sınırsız silaha sahip 42 milyonluk İtalya gibi büyük bir gücün saldırısına, hiçbir silah ve kaynağa sahip olmayan 12 milyon yoksul insandan oluşan halkım karşı koyamaz” diyen, bütün küçük ülkelerin saldırı tehdidi altında olduğu ve kolektif güvenlik anlayışının yokluğunda hepsinin birer uyruk (sömürge) devlete döneceği öngörüsünde bulunan Selassie, “Tanrı ve tarih vereceğiniz hükmü hatırlayacaktır” diyerek 90 yıl öncesinden insanlığın vicdanına seslenmeye çalışmıştı.

 İNSANLIĞIN UMUDU 

58 yıl boyunca Etiyopya’yı yöneten ve dünya barışı için kollektif güvenlik ilkesinin çok önemli olduğuna, küçük ülkelerin başka türlü bağımsız kalamayacaklarına inanan Selassie, 1963 yılındaki BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “27 yıl önce, İsviçre, Cenevre’de kürsüye çıkıp dünyanın vicdanı ve aklına hitap etmiş ve faşist işgalciler tarafından savunmasız ulusuma karşı yapılan azgın saldırı ile oluşan yıkımın tamir edilmesini istemiştim. Sözlerime aldırış edilmedi ama uyarımın doğruluğunu tarih onayladı. Başarısız öncülünü unutturmayı başaran bu kuruluş, Cenevre’de yürürlüğe sokmakta başarısız olduğumuz kolektif güvenlik prensiplerini benimsemiştir. O nedenle bu genel kurul insanoğlunun barış içinde yaşaması için en iyi (belki de son) umuda tutunmaktadır” diyerek barış umudunu bir kez daha yinelemişti.

Ancak kuruluşundan beri veto yetkisi olan devletler dışındaki ülkelerin bir kısım yerel çatışmaları söz konusu olduğunda, elbette veto yetkisi olanların müsaadesi oranında müdahale eden BM, Sovyetler Birliği çözülünce görevini fiilen NATO’ya devretmiş, uluslararası kuralları içine sindiremeyen ABD bununla da yetinmeyip 2000’li yıllardan sonra kendi işini kendi görmeye başlamıştır.

‘HAYDUTLAR İÇİN KULLANMA KILAVUZU’ 

Bugün yakın coğrafyamızda olup bitenlere tanık oldukça, insanın ne denli kötücül bir tür olduğunu ve bencilliğiyle kendi türünü bile yok etmekte en küçük bir duraksama bile göstermediğini anlıyor ve umudumuzu tümden kaybediyoruz.

Kabul edelim ki bugün yerkürede salt insan türünün devamını bile güvence altına alan küresel bir oluşum veya güç bulunmamaktadır. Yasalar (kurallar/sözleşmeler) artık toplumlar ve bireyler için güvence olmak yerine, adeta haydutlar için kullanma kılavuzu olmuştur.

Ne türden olursa olsun eline bir silah (yetki/güç) geçiren, menzilinin yettiği her yere saldırıyor, gücünün yettiği herkesin varlığına (maddi/manevi) el koymaktan geri durmuyor.

Sosyolojik olarak asla ırksal bir ayrım yapmaksızın diyebilirim ki bu haydut kültürünün oluşum süreci ABD’nin oluşum ve gelişim sürecinden bağımsız değildir. Amerika kıtasının keşfi sonrasında özellikle kuzeye göç eden yağmacı topluluk, el değmemiş bu topraklarda ne var ne yoksa vahşice yağmalamış, ulaştıkları ekonomik güçle eski dünyanın kadim uygarlıklarına galebe çalmış ve tüm dünyaya egemen olmuştur.

Şimdi ellerindeki görece sınırsız güçleriyle tüm dünyayı zapt etmek ve yağmalamak için doymaz bir iştahla her tarafa saldırıp duruyorlar. Hiçbir insani kaygı taşımıyorlar ve kımızı çizgileri arasında insan yok. Çünkü bu topluluğun kuruluş felsefesi, baştan itibaren eski dünyanın binlerce yıllık uygarlık anlayışına reddiye olarak ortaya çıkmıştır. 250 yıllık “başarı” öyküleri de kadim uygarlıkları küçük görmelerinin ana nedenidir.

SAVAŞ BORSASINDA BİRER SAYI… 

Son yüzyıllık süreçte birçok örnekle görüldü ki, onlar için savaş insansızdır, ölenler kayıtlardan silinmiş sayılardan ibarettir ve savaş borsa endekslerine bağlı olarak yükselir, durur ve düşer.

Bu durum sömürgeci kültürün normalidir. Ancak asıl kaygı verici olan ise tüm dünyanın bu kültürü kabullenmiş olmasıdır. Bu nedenledir ki İspanya Başbakanı Sanchez’in olağan tepkisi onu aziz yaparken bize de günah çıkararak utancımızı örtme bahanesi yarattı. Ama yetmeyecek.

Egemen kültüre teslim olan bizler, savaşta ölenlerin sayısını bilmek bile istemezken, Hürmüz’ün petrol sevkıyatı için önemini ve savaşın bize maliyetini kuruşu kuruşuna biliyoruz.

90 yıl önce Selassie, “Tanrı ve tarih vereceğiniz hükmü hatırlayacaktır” demişti.

Tanrı işine karışmıyorum!

Ancak böyle giderse gelecekte hükümlerimizi anımsayacak bir tarih olmayacak.  


https://www.cumhuriyet.com.tr

Av. Abdurrahman Bayramoğlu | Tüm Yazıları
Hits: 1237