Laiklik Mücadelesini Örgütlemek - Caner Özdemir

~ 13.04.2026, Yeni Yaklaşımlar ~

Röportaj : Berkay Çelen I Laiklik Meclisi

EDİTÖRDEN

Laiklik, sadece devlet ile din işlerinin birbirinden ayrılmasıyla sınırlı bir ilke değil; toplumsal yaşamın bütününü etkileyen bir özgürleşme alanı olarak tartışılmaya devam etmektedir. Bu sayımızda Laiklik Meclisi adına yapılan Berkay Çelen ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi, laiklik mücadelesinin güncel toplumsal ve siyasal boyutlarını yeniden düşünmeye davet ediyor. Farklı görüşlerin yan yana gelmesiyle güçlenen bu tartışma zemini, ortak bir demokratik geleceğin inşası açısından önem taşımaktadır.

1 – Laiklik sizce yalnızca devlet-din ayrımı mı, yoksa toplumsal bir özgürleşme projesi mi?

İlkokul yıllarından başlamak üzere yıllardır hepimize öğretilen tanım, laikliğin din ve devlet işlerinin ayrılması demek olduğu şeklindedir. Bu tanımlama, oldukça eksik bir tanımlama olup bugün de faaliyetlerini adeta devlet koruması altında sürdüren tarikat-cemaat uzantılarını meşrulaştırabilecek bir anlama dahi gelebilir. Siz eğer laikliği sadece devlet işleri ekseninde ele alırsanız, toplumu kaçırmış olursunuz ve toplumsal alana dinin ve dinci grupların müdahalesine bir cevap veremezsiniz.

O nedenle laikliği dinin devlet işlerinden değil de ‘’dünya işlerinden’’, yani toplumsal hayatın bütününden ayrıldığı bir çerçevede tanımlamamız gerekir. İnsan aklının özgürleşmesi olan ve köken olarak halklaşma anlamına gelen laiklik; yurttaşlığın, eşitliğin ve özgürlüğün de en büyük güvencesidir. Dolayısıyla, laikliği bir toplumun bütünüyle özgürleştiği bir eksende değerlendirmek gereklidir.

2 – Sizce laiklik mücadelesi için yeni bir dil mi gerekiyor?

Laiklik mücadelesi için yeni bir dilin gerektiğini kesinlikle düşünmüyorum. Çünkü apaçık ortada olan bir gerçeklik ile karşı karşıyayız, o da 23 yılı geride bırakmış bir İslamcı iktidar tarafından yönetildiğimizdir. İlkokulun dahi öncesinde çocuklara dini eğitimler verildiği, okullara imamların girdiği, sıbyan mektepleri ve medreselerin meşrulaştırıldığı, karma eğitimi tartışan kişinin Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunda oturmaya devam ettiği bir tabloda, ‘’yeni’’ bir dile veya yeni herhangi bir şeye ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum.

Öyle ya da böyle bir şekilde memlekette mücadele etmeye çalışan insanlara yıllardır dil eleştirisi yapılmıştır. Çağ değişti, hayat eskisi gibi değil, o nedenle dili değiştirin. Değiştirin diyenlerden de hiçbir zaman yerine ne koyulacağı konusunda fikir çıkmaz, o ayrı. Mücadele eden insanları eleştirmekten ibaret, ‘’ne yapmamalı’’yı anlatmak haricinde hiçbir elle tutulur yanı olmayan bu fikri bir kenara bırakırsak, laiklik mücadelesine ‘’dil’’ yoluyla da çok önemli zararlar verildiğini söyleyebiliriz. 

Örneğin; ‘’özgürlükçü laiklik’’ kavramı. Siyasi iktidarın, o zamanki ortağı olan bir cemaat ile birlikte memlekete topyekûn saldırı başlattığı dönemlerde bu tezin sahipleri, eski laikliğin çok katı olduğundan bahisle yeni bir laiklik öneriyorlardı. Sonuçlarını ve öneri sahiplerinin durduğu yeri hepimiz biliyoruz. 

Laiklik Meclisi, üç yıla yakın bir zaman önce yola çıkarken laikliğin önüne veya arkasına hiçbir ek getirmeden mücadelesinin verilmesi gerektiğini ifade etmiştir ve bu fikri büyütmek için mücadele etmektedir. Dolayısıyla, yeni bir dile değil ama yeniden güçlü bir mücadeleye ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz.

3 – Laiklik Meclisi nasıl bir örgütlenme modeli öneriyor?

Laiklik Meclisi, gerçekten bir ‘’Meclis’’ modeli ile varlığını sürdürüyor diyebiliriz. Farklı kurumlardan, alanlardan, siyasi parti veya kitle örgütlerinden kişiler, tüm bu kurumsal temsiliyetlerini bir kenara bırakarak bir çatı altında bir araya geldik ve iki buçuk yılı geride bırakan örgütlülüğümüz bu modelle gelişti. Elbette hepimizin ayrı ayrı mücadeleleri, üyesi olduğu siyasi partileri, temsiliyetleri var. Ancak burada, kurumların geride kalıp bu mücadeleye emek vermeye gönüllü kişilerin bir araya geldiği bir model var. Meclis üyeleri arasında, hukukçular, eğitimciler, akademisyenler, gazeteciler gibi birçok yurttaş bulunuyor. Bu yönüyle de bir meclis modelinden bahsedebiliriz.

Laiklik Meclisi, ‘’fikri barikat’’ olmayı birincil hedef olarak gözeten bir model ile yola çıkmış ve katılımı biraz da o nedenle sınırlı tutmuştu. Ancak, mücadeleye olan, ülkemizin farklı bölgelerinden gelen talepler ve ihtiyaç ile Laiklik Meclisi’nin de yol almasıyla birlikte bu hedefimizi koruyarak ilerlemeye devam ediyoruz. Bugün Laiklik Meclisi, üniversitelerde kulüpler ve ülkenin çeşitli noktalarında il meclisleri ile faaliyetlerine ve büyümeye devam ediyor. 1 Mart’ta gerçekleştirdiğimiz ‘’3 Mart Laiklik Günü’’ etkinliğimizi izlediğinizde de aslında tüm bu faaliyet alanlarımızı görebilirsiniz.

4 – Toplumda laiklik için bir taban oluşturmak nasıl mümkün olabilir?

Aslında toplumda laiklik için bir tabanın, daha doğrusu sağlam bir özün var olduğu açık. Kamuoyuna yansıyan anketler, araştırma sonuçları ile özellikle ulusal günlerde ve belli başlı tarihlerde yurttaşların refleksleri başta laiklik olmak üzere, Cumhuriyet değerlerinin öneminin halen çok yüksek olduğunu gösteriyor. İktidar partisine oy verenler bile bir şeriat girişiminin bu topraklarda olmayacağının farkındalar. Sesi çok çıkan ve çok yer kaplayan bir güruh var ancak onları da ‘’azgın azınlık’’ olarak tanımlayıp geçmek gerekir.

Laiklik, işçi sınıfının, kadın haklarının, eğitim hakkının vazgeçilmez bir parçasıdır.
Bugün kreş ve anaokullarının devlet tarafından açılmasını savunmak dahi bir laiklik mücadelesidir. Okullarında imam değil öğretmen isteyen öğrencilerin ve velilerin eğitim hakkı mücadelesi de bir laiklik mücadelesidir. Ne giyeceğine, ne zaman, nasıl ve kaç tane çocuk doğuracağını telkin edenlere isyan eden kadınların özgürlük mücadelesi de bir laiklik mücadelesidir. Yurttaşlık hakları mücadelesi de bir laiklik mücadelesidir. Dolayısıyla, hem laikliğin kendisi hem de laiklik mücadelesi bu topraklarda kök salmıştır. Yapılması gereken, bu kökleri filizlendirip büyütmenin yollarını bulmaktır.

5 – Laiklik Meclisi diğer toplumsal hareketlerle nasıl ittifak kurabilir?

Önemli olan mücadeleyi büyütmek diyorsak, yan yana gelişler bir zorunluluktur. Laiklik Meclisi, bu yöndeki tavrını hem söylemleri ile hem de pratikleriyle ortaya koymuştur. İttifak, yalnızca birden fazla grubun yan yana gelmesi olarak algılanmamalıdır. Farklı noktalarda ilerleyen mücadeleler vardır ve böyle olması da doğaldır. Önemli olan, mücadele zeminini büyütmektir. 

Laiklik Meclisi’nin gerek ilk çağrıcıları gerekse hali hazırdaki üyeleri, çeşitli temsiliyetleri olan isimlerden oluşmaktadır. Bu profil zaten bir ittifak örneğini hayata geçirdiğimizi ortaya koymaktadır. Bunun haricindeki yan yana gelişlere de Laiklik Meclisi her zaman açık olmuştur ve bu yönde çağrılar yapmaya devam etmektedir.

Laiklik mücadelesi, esasen toptan bir Cumhuriyet ve ülkemizin yeniden kuruluş mücadelesidir. Bu mücadelenin büyümesi için herkesin sorumluluk alması, küçük hesaplardan kaçınması şarttır. Laiklik Meclisi, bu sorumluluğun farkında olarak mücadele etmekte ve sorumluluk sahiplerine birlikte mücadele çağrısı yapmaktadır. 

 

https://psikopolitikdergi.com

Hits: 2994