Hukuka yeni şablon!

~ 19.03.2026, Av. Dr. Başar YALTI ~

“Devlet hukuka ancak istediği için, istediği zaman ve istediği kadar boyun eğiyorsa aslında hiç boyun eğmiyordur.” - Leon Duguit

Olmasını hep isteriz ama devletin hukuka boyun eğdiği kabulü bir yanılsamadır. Çünkü hukuk, iktidarların görünen yüzü, bir bakıma hâkim ideolojinin maskesidir. İktidarı kullanan egemen güç topluma nasıl görünmek istiyorsa ona uygun maske kullanır. Ama bizler hukukun üstünlüğüne ve hukukun, devlet dahil herkesi bağladığına kendimizi inandırmışızdır. Bu elbette rahatlatıcı bir duygudur, ancak devlet, arada bir uysal olmayan yurttaşlarına dişlerini göstermekten geri durmaz.

Bilindiği üzere, zaman içinde güçlenen burjuvazi, Sanayi Devrimi’yle birlikte feodal düzeni yıkıp ulus devletlere giden yolu açtı. Feodal düzen ortadan kalkınca eski hukuk düzeni de yıkılarak yeni bir hukuk düzenine geçildi. Böylece, hukuk düzeninin öznesi olarak “yurttaş” kavramı ortaya çıktı. Bu çerçevede temel yurttaşlık haklarının varlığı ve tanınması gereği doğdu. İnsan hakları bildirileri yayımlandı. İnsan, uluslararası özne haline dahi geldi.

KORUYUCU DEĞİL, ‘ÖNLEYİCİ HUKUK’

Kol gücünden makine gücüne geçtiğimiz, şimdilerde ise zihin gücünü kullandığımız dijital bir çağa evrilmiş bulunuyoruz. Dijital çağ, kendi hukuk düzeninin arayışı içinde. Bu bulanık dönemde, burjuva hukuk düzeninin tüm dünyada bocaladığı, hümanist özelliğini yitirdiği, kendisine yeni bir yüz aradığı görülüyor. Şimdilerde, iktidarlarca türetilmiş iç ve dış “güvenlik” ihtiyacı öne sürülerek hukuka yeni bir şekil veriliyor. Böylece “koruyucu hukuk” düzeninden “önleyici hukuk” düzenine geçmiş oluyoruz. 

Uzunca bir süreden beri, önleyici hukuk düzeninin en hevesli uygulayıcıları arasında ülkemiz de bulunuyor. Oysa alıştığımız şablona göre hukuk, üç temel ilkeden oluşuyordu: Adalet, özgürlük ve eşitlik.

Bu üç temel ilkeye dayalı hukuk düzeninin genel tablosunu ise;

•Kurallara (yasaya) bağlı olarak yürütülen anayasal sistem,

•Sistemi yürütmek üzere seçilmiş yöneticiler ile objektif, rasyonel bir bürokrasi,

•Sistemin güvencesi bağımsız ve tarafsız yargı biçimlendiriyordu.

Sonuçta insanların, doğuştan, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip oldukları anayasalara yazıldı. Keyfi uygulamalara karşı adil yargılanma hakkı tanındı. Bu hakkın özü olarak da silahların eşitliği ilkesi kabul edildi.

Alıştığımız hukuk düzeninin genel şablonu kabaca böyle. Bu şablonu oluşturan ayrıntılar ise ceza yargılaması kurallarının yer aldığı yasada (CMK) düzenlenmiş durumda.

HUKUK KURBAN EDİLİYOR

Oysa bu günlerde, akıllarda yer etmiş şablona pek uymayan, Ortadoğu’daki savaşın gölgesinde kalan, ortaçağ uygulamalarının günümüz versiyonu bir yargılama sahneleniyor Silivri yöresinde. Hukukun, siyaset mühendisliğine kurban edildiği, incelikten yoksun, ilkel senaryosuyla, kaba bir tiyatro oyunudur bu.

Hukuka giydirilen bu yeni şablonda ne yazık ki özgürlük yok, eşitlik yok, hakkaniyet yok, vicdan yok ve doğal olarak adalet yok. Peki neler var?

Koruyucu “devlet baba” yok, yurttaşından kuşku duyan, yurttaşı potansiyel “düşman” olarak gören devlet var.

Anayasayı, yasaları uygulamak yok, olabildiğince esnetmek, hatta yok saymak var. Seçimlerde demokratik yarış yok, “tek adama” rakip olası siyasal figürleri saf dışı bırakmak için yargıyı kullanmak var.

Tarafsızlık yok, siyasal kayırma ve yandaşlık var.

Doğal yargıç yok, atanmış, memur yargıç var.

Özgür yorum yok, “durumdan vazife çıkarmak” var.

Gerçek delil yok, uydurulmuş delillerle suçlama var.

Açıklık, belirlilik, standart yok, keyfilik ve gizlilik var.

Savunmaya söz hakkı yok, savunmayı yok sayma var.

Avukata bilgi ve belge verme yok, yandaş basına bilgi sızdırma var.

Kimliği belli tanık yok, gizli tanık var.

Masumiyet karinesi, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi yok, cezayı önceden çektirme kurnazlığı var.

Özetle hukukun; tarihten, felsefeden, yaşananlardan türetilmiş ilkeleri yok, iktidarın çıkarına hizmet eden kuralları var.

Yaşadıklarımız, iktidarın hukuka yeni bir şablon biçtiğini gösteriyor. İktidar, hukukun, yüzyıllar boyunca birikmiş temel ilkeleriyle oynayarak hukukun üstünlüğüne olan toplumsal inancı sarsmış durumda. Çünkü bu kadar “yok” arasında, toplumda hukuka ve yargıya güven de yok.

Hangi çağa evrilmiş olursak olalım, adalet isteği vazgeçilmeyecek doğal bir reflekstir. Kendi iç ahlakını yitiren yeni hukukun adalet üretemeyeceği artık herkesçe görülüyor. Bu nedenle yurttaş kendi hukukunu, adaleti arıyor. Yeni hukuk düzeninin yargıçları, adaletsizliği görme yeteneklerini ve adil karar verme cesaretlerini büyük ölçüde yitirdiğinden adalet ufukta gözükmüyor. Oysa hiçbir yargıç, iyi bir insandan daha kötü olamaz. Yargıcın böyle bir hakkı yoktur.

https://www.cumhuriyet.com.tr

Av. Dr. Başar YALTI | Tüm Yazıları
Hits: 6211