Erdoğan'nın Dili

~ 07.06.2022, Taha AKYOL ~

Cumhurbaşkanı ve iktidar partisinin genel başkanı sıfatları Erdoğan’ın kelimeleri seçerek, kavramlara özen göstererek konuşmasını gerektirir.

Elbette siyasetin abartı, polemik, heyecan, hatta hamaset yönü de vardır. Fakat bu sürekli, hele de ‘fazla’ hale gelmemeli. Özellikle Lozan, Montrö, son iki asırlık tarihimiz gibi konularda objektif ve polemikten uzak bir dille konuşması gerekir.

Dış politikada ise ‘diplomasi’ dili devlet adamları için olmazsa olmazdır.

Erdoğan iktidarının ilk döneminde dikkatliydi. Kemal Derviş’in iktisat programını uyguluyor, Avrupa Birliği standartlarına göre reformlar yapıyor, buna uygun bir dil kullanıyordu. Hatta Bahçeli’nin sert ve aşağılayıcı üslubunu eleştiriyordu…

ÇATIŞMACI DİL

Erdoğan’ın “hain, alçak, nankör, kanalizasyon çukurunda debeleniyorlar, edepsiz kadın” gibi sözleri 2011 yılı civarında başladı, giderek dozunu arttırdı. Son olarak Gezi’den bahsederken, kendi medyasında bile yer verilmeyen malum sözleri söyleyebildi ve “güçlü lider” imajı sarsılmasın diye, düzeltmek yerine, “milletimizin dilini kullanıyorum” diyerek savunmaya geçti.

Her milletin dilinde argodan yüksek edebi ve felsefi düzeye kadar on binlerce kelimeler vardır, uygun kelime ve kavramlarla konuşmak gerekmez mi?

Erdoğan, Cumhurbaşkanı sıfatının ön planda olduğu konuşmalarında bile daima gergin, sinirli, sürekli muhalefete ağır sözlerle hücum ediyor.

Dış politikada ise diplomasi dilinde görülmeyen “ey” haykırışları, “bunlar Haçlı ittifakı” gibi sözler, Araplara “sen benim muhatabım olamazsın” yahut “topunuz bir Türkiye etmezsiniz” hitapları…

Fakat “Ey Obama”dan sonra “Ey Biden” nidaları gelmedi; “soykırım” demesine rağmen üstelik…

Arap başkentlerini ziyaret ediyor, swaplar yapıyor. İsrail’in cumhurbaşkanını ağırlıyor. Hakkında çok ağır ifadeler kullandığı Sisi’yle ilişkileri düzeltme yolunda…

Çünkü ağır ekonomik kriz ve Doğu Akdeniz’deki yalnızlık, “yedi düvelle mücadele”nin yanlış olduğunu maddi olarak, somut olarak, kaynakları tüketerek gösterdi.

ÖZGÜVEN PATLAMASI

Kabaca 2011’e kadar izlenen rasyonel ekonomi politikaları ve AB reformları ile sağlanan başarılar Erdoğan’da özgüven patlaması yarattı. Bu özgüven patlamasıyla önce partisinde tek karar verici hale geldi. Abdullah Gül, Ali Babacan, Mehmet Şimşek, sonra Ahmet Davutoğlu gibi isimleri siyaseten tasfiye etti… Bunu CB sistemiyle ülkede tek karar verici hale gelmesi izledi.

Buyurgan konuşma ve tavırları, CB sisteminde büsbütün arttı. Hatalarının “devede kulak” olduğunu söylüyor… Hele de “Dünyada her kim bu kardeşinize saldırıyorsa aslında Türkiye'ye saldırıyor demektir” demesi de kendisini nasıl gördüğünün ifadesidir.

Erdoğan Türkiye değildir, Türkiye’nin, anayasal şartları ve süresi belli cumhurbaşkanıdır. Kendisini Türkiye görmek muhalefete hain diye bakmasına yol açıyor… Diplomatik bir sorunla karşılaştığında veya dışarıdan kendisine eleştiri olduğunda bunu “yedi düvel saldırıyor” diye algılıyor, diplomasinin yerini öfkeli davranışlar alıyor.

Siyaset biliminde buna “hubris sondromu” deniliyor, kibir demek… Uzun süre yüksek makamlarda bulunmanın, güç kudret sahibi olmanın yarattığı duygu…

Bunun taraftarlara yansıması, lider kültü; milletvekilleri de kendisini “yedi düvele meydan okuyan lider” diyerek yüceltiyor! (2 Aralık 2020) “Ümmetin lideri” de deniliyor!

‘AŞIRI GÜÇ’

Ekonomide bozulmanın, dış politikada yalnızlaşmanın önemli bir sebebi yetkisi tutkusu ve herkesten uysallık bekleyen “ben” duygusudur. Merkez Bankası yöneticileri kanunen beş yıllığına atanır ama tek imzalı CB kararnamesiyle iki yılda dört başkan değiştirildi. İktisat ilminde yeni olmayan, “benim tezim”i yani “faiz sebeptir” tezini uyguluyor... Sonuçları ortada, vahim…

Grafiklerin yukarı doğru gittiği ilk on yıldaki ihtiyatlı Erdoğan… Grafiklerin aşağı doğru gittiği son 6-7 yılda yetki ve gücün zirvesinde tek karar verici Erdoğan….

Bu “aşırı güç” Erdoğan’da “hubris” yaratmakla kalmadı, ağır siyasi güç kuralları, kurumları zaafa uğrattı.

Halbuki ekonomi de diplomasi de kuralların ve kurumların etkin olduğu ‘yönetişim’ alanlarıdır. Güven yaratmanın tek yoludur.

Erdoğan, kendi deyişiyle devleti “anonim şirket gibi yönetmek” ve bunun için CB sistemini getirmekle “aşırı güç” sorununa, kendi başarısızlıklarına kendisi yol açtı. Bu yüzden sürekli gergin, dili de buna göre...

 

 

Taha AKYOL | Tüm Yazıları
Hits: 571