Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Bienal'e yetişememek
2 Kasım 2015, Av. Sabri KUŞKONMAZ
, Av. Sabri KUŞKONMAZ

5 Eylül/ 1Kasım tarihleri arasında 14. İstanbul Bienali oldu-bitti. Rumeli Feneri’nden Büyükada’ya otuzdan fazla mekânda, seksen dolayında sanatçının işi sunumdaydı.

Bienal duyurularında girişlerin ücretsiz olduğu bilgisi vardı. Bir istisna, Masumiyet Müzesi; orası ücretliymiş. Bu ücretli mekânı ziyaret dışı tuttum. Çünkü Bienal’in yayıldığı alanın tamamını dolaşmak önemli bir bütçe demekti. Girişler ücretsiz olsa da, size bilgi verip yol gösterecek rehberler eşliğinde ücretli turlara katılmanız mümkün! Kişisel sanat eğitiminizi tur biletiyle alabiliyorsunuz! Akbil bağımlısı bir sanatseverseniz, sadece yol giderleri bile bütçenize yıkıcı bir etki yapabilir. Çünkü Rumeli Feneri’nden Balat’a ve Büyükada’ya uzanan bir güzergâh söz konusu. Bu güzergâhtaki tuzlu suyu izleyerek yaşamsal bir etkilenme ve deneyim yaşarken, akbili her basışta “Yetersiz bakiye” diyebilecek cızırtılı sesi duyma telaşı da ayrı bir sanatsal heyecan sayılabilir!
Bienal ya da başka etkinliklere ücretsiz giriş tek başına yeterli değil. Toplu ulaşım ve kolay bilinirlik de önemli; uzman olanların katılımı ve eğitimli gözler hedef kitle değilse. Bu açıdan bir sonraki bienal için yer olarak Küçükpazar ve Unkapanı-Haliç kıyısı - eski sebze hali- ve Bayrampaşa Hali, Rami Kuru Gıda Hali benim önerim. Kente kabak ve kuru soğan giren kapılardan sanat da girebilir. Bu mekânlara, tarihsellikten kent kültürüne, politik kültürden demografiye çok farklı izlekleri konu edinen işleri yerleştirmek çok uygun olur. Ayrıca uygunsuzluk da bir uygunluk halidir sanat bağlamında!

Bienal aralığında sanat ile aramıza çok sert olaylar girdi. İnsanlığımıza saldırdı iktidar. Yaşanılan acıları saymamıza gerek yok. Bienalle, sanatla ilgilenememe gibi bir meşruiyetimiz olduğunu düşünebiliyoruz. Ancak, bizim bu zamanda yaşadıklarımız İkinci Dünya Savaşı’nda 800 küsur gün süren Leningrad kuşatmasında yaşananlar kadar ağır değildir. O kuşatmada iki milyona yakın insan ölmüştür; mermi, bomba, hastalık ve açlıktan. İnsanların sokakta yürürken yere düşüp öldükleri yazılmıştır. Ama tiyatrolar o korkunç koşullarda bile ayaktaydı.
Yıllar önce Gergedan ve Argos adlı iki dergi yayımlanmıştı. İyi kâğıtta, ağır, hacimli dergilerdi. Şöyle çantaya koyup, hayatla boğuşma telaşında fırsat buldukça okunacak türden değildi. Müreffeh bir atmosferde, bedeniniz ve kafanız; tüm kimya ve fizyolojinin müreffeh olduğu, ışıklı bir pencere önünde, güzel kokulu kahveler içilerek okunacak dergilerdi. Kötü mü bu, değil. Ama bunu yaşayabilmek herkesin harcı değil. Bir mesafe meselesi var burada.

Tuzlu su, Bienal’in izleği. Biz bin yıldır bir tuzlu su kıyısındayız ve hâlâ yabancıyız. Tuzlu suyu Aylan bebeğin ölümüyle ta derinimizden hissetmemiş olsaydık, orada o suyun varlığından haberimiz ancak tatilden tatile olurdu. Tuzlu su izleği başka bir düşünsel düzlemi işaret etse de, bizim aklımıza gelen önce Aylan bebek. Bugünlerde iyice soğuyan denizde boğulmaların devam ediyor olması da “düşünce biçimler üzerine teoride” yaşam ve sanata değil, ölüm temasına odaklıyız. Tuzlu su ve deniz etkisi, güncel gerçekliğimizde bizi vuruyor ve buruyor. Sanatla ve gerçeklik arasındaki mesafenin yanında, bizim ayrı bir gerçeklik ve mesafe sorunumuzdur bu. Gerçeklik başka, nesnelerin gerçek olması başka. Hele bu nesnelerin doğrudan sanat nesnesi olması da farklı. Ancak, nesne sanat nesnesi olunca, sanat ile geçeklik arasındaki mesafe kendiliğinden kapanmıyor. Bu mesafenin kapanması, sanatçının düşüncesi ve düş dünyası ile bağlantılı.
Bienal, yıl aşırı, yani iki yılda bir yapılan bir sanat etkinliği demek. Bu açıdan 2017 için önerim “Kaldırımlar ve kaldırım taşları” olabilir. Hem 68’in ellinci yılını anmak ve hem de önümüzdeki günlerin sokakları için.
Haftaya dize; “Bu suskun ev yeni dil bilmekmiş” (Servet Üstün Akbaba, Yalnızlık Yer Değiştiriyor, Red Y.)

 

http://www.birgun.net/haber-detay/bienal-e-yetisememek-94039.html

[Bu yazı 521 kez okundu]
Av. Sabri KUŞKONMAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [44]
[11 Ocak 2016] Anlam boşalması ... [14 Aralık 2015] Sanatçının gölgesi ya da insanın boyu ... [7 Aralık 2015] İntihar bombacılığın dönüşümü-II ... [26 Ekim 2015] Yüksekova'da olağan bir gün ... [19 Ekim 2015] Anaakımın tersinde bir hayat ... [12 Ekim 2015] Sizlere kelepçe yetmeyecek ... [5 Ekim 2015] Bizde Kafkaesk var mıdır? ... [21 Eylül 2015] Sanatla eğlenmek ... [14 Eylül 2015] Eşitlik etiği ... [7 Eylül 2015] Müzik Köyü ve Ramazan Güngör dersi ... [17 Ağustos 2015] Anormal olan normal olunca ... [3 Ağustos 2015] Yasal silahıyla bir devlet. ... [27 Temmuz 2015] İslam hukuk ve insan ... [20 Temmuz 2015] Sanat alanında ekonomi politik ... [13 Temmuz 2015] Kelepçeli iki kitap ... [6 Temmuz 2015] Demokrasinin yüzölçümü ... [27 Nisan 2015] Slogan şiir solgun şiir ... [20 Nisan 2015] Çorbanın tadı tuzu ... [13 Nisan 2015] Din mi yoksa devlet mi yozlaşır? ... [6 Nisan 2015] Örtülerimiz, vasatımız ... [30 Mart 2015] Hayal gücü güzeldir ... [9 Mart 2015] Putları kırmak ya da iyimserliğin determinizmi ... [29 Aralık 2014] Sinemanın 100. yılından görüntüler-I ... [15 Aralık 2014] Belgeselciler ne yapar? ... [1 Aralık 2014] Demokrasiye takla attırmak ... [10 Kasım 2014] Vizörden bakmak ... [3 Kasım 2014] Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Ödülleri'ne ne oldu? ... [27 Ekim 2014] Karmaşık olanı karıştırmak ... [20 Ekim 2014] Dağlarca'nın yalnızlığı ... [29 Eylül 2014] Muhafazakâr ahlaksızlığa devam ... [22 Eylül 2014] Çıplak Leydi ya da muhafazakâr ahlaksızlığa giriş ... [25 Ağustos 2014] Yeni her zaman iyi midir? ... [14 Temmuz 2014] Post hukuk ya da hukukun postu ... [7 Temmuz 2014] Avrupa'nın hukuk ve yargı kültürü ... [16 Haziran 2014] İlmiye sınıfı ve cehalet ... [31 Mart 2014] Başbakanın mahremi devletin mahremi ... [3 Mart 2014] Montaj bir demokrasi ... [6 Ocak 2014] Hukukta yumuşak 'g' yoktur ... [23 Nisan 2013] Öküze döndürülmek... ... [2 Nisan 2013] Sözü tüketmek ... [7 Kasım 2011] Erzurum'da şiir okuyamamak ... [6 Haziran 2011] Hopa'ya inen Eşkıya ... [28 Nisan 2010] Emek Sinemasında Anayasa Filmi ... [21 Nisan 2010] Kargının İçindeki Rüzgar ...
Av. Sabri KUŞKONMAZ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™