Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Katliamlar ülkesi
15 Ekim 2015, Ali Rıza AYDIN
, Ali Rıza AYDIN

İlkbahardı… Ülkeyi yönetilemezlik batağına sokanlar, düzenleri adına kriz ve korku içindeydi. Afra tafrayla, kavga döğüşle çıkardılar İç Güvenlik Kanununu.

Görünürdeki dertlerini kanun gerekçesine döktüler…

Son zamanlarda meydana gelen toplumsal olaylar can sıkıcıydı, terör eylemlerini yapanların propagandasına dönüşüyordu, göstericiler vatandaşların can güvenliklerini ve vücut bütünlüklerini tehdit ediyordu; kamuya ve özel kişilere ait bina, araç ve mallara zarar veriliyordu, hatta yağma girişimlerinde bulunuluyordu. Bu nedenle özgürlük-güvenlik dengesini bozmadan yeni tedbirler alınması zorunluydu.

“Suç işlemesinin önlenmesi, vatandaşların kendilerini güvende hissetmelerinin sağlanması, can ve mal emniyetlerinin temin edilmesi, suçun aydınlatılması ve suçluların yakalanması gibi asli görevleri olan kolluk kuvvetlerinin durdurma, arama ve gözaltına alma, gerektiğinde silah kullanma gibi yetkilerinin yeniden düzenlenmesini” öngördüler

“Suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri almakla yükümlü olan mülki idare amirlerinin yetki ve sorumluluklarını” artırdılar.

Cafcaflı sözcüklerle tüm ülkeyi sıkıyönetim alanı yaptılar. Kendileri için, yandaşları için, politikaları için kullandılar güçlerini; toplum üzerinde baskı ve şiddet uyguladılar.

Ülke adım adım kan gölüne dönerken gözlerini yumdular.

İlkbahardan sonbahara göz göre göre geldi Ankara katliamı Suruç’un ardından. Ama onlar gözlerini yumdular. Şimdi de polisiye öykülerini yazıyorlar bombacıyı tanımlamak, gerçekleri ört pas etmek için…

Kendi dilleriyle anlatırsak, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na göre programı, planı yapılmış bir etkinlik söz konusu. Onbinler gelmiş toplanma yerine; usulüne uygun.

Türkiye’nin Başkenti, Başkentin de göbeğinde yaşandı katliam.

Katliam için gözlerini yumanlar, acılarını paylaşmak ve protesto haklarını kullanmak isteyenler için anımsıyorlar görevlerini.  

Hiçbir neden hükümetin ve idarenin sorumsuzluğuna gerekçe olmaz. Hukuken de siyaseten de topyekun sorumluluk söz konusudur.

Katliamlar ülkesi haline gelindiyse, sorumluluk hükümeti aşıp devlete dayanır. Demokratik hukuk devleti olduğunu iddia eden bir devlette, uzun süredir zamanını tatille geçiren, seçim yenileme oyunu oynayan parlamento da sorumludur.

Yargı, katliamlar ülkesinde ne işe yaradığını, yanıtlayabilirse yanıtlasın.

Velhasıl, devletin organları neye sığınırsa sığınsın, Anayasa’ya ve hukuka ne kadar takla attırırsa attırsın sonuç değişmiyor. Ülke, katliamlar ülkesi haline getirildi.

ABD babalarının “ılımlı/uyumlu İslam” projeleri de, “yeni Türkiye Cumhuriyeti” projeleri de çöktü. Yeni Osmanlı özentisi tuzla buz oldu.

Graham Fuller-Davutoğlu “stratejik derinlik” ortaklığı da çöktü, Erdoğan’lı “başkanlar buluşması” da…

Burjuva demokrasisinin parlamentosu etrafı ateşle çevrili akrep gibi… Temsil görevi yerine, “seçim de seçim” diye diye dönüp duruyor.

Kılavuz karganın ve peşine düşenlerin getirdiği yer katliamlar ülkesi…

Devlet, gücünü ve hukukunu, cinayetler ve katliamların olmadığı topluma değil, delillerin karartılmasına ve soruşturmanın gizliliğine, acı çekenlere ve acılarını paylaşanlara, eşitlik, özgürlük, adalet, laiklik, aydınlanma ve barış için mücadele edenlere kullanıyor.

Cumhuriyet paramparça… Canlar paramparça…

“Asabi egemenlik hırsı”na kapılanlar, emperyalizmin, sermayenin ve gericiliğinin iç çelişkilerini örtmek, krizlerini kapatmak için son çırpınışlarını yaşarken katliamlardan ve halkı susturmaktan medet umuyor. Korku dünyasında yaşamaya tutsak etmek istiyorlar insanları. Boyun eğdirmek istiyorlar.

Son görevini yapmak için yakınının parçalarını bulma telaşı ile korku sığınağı arasında koşturup duruyor insanlar. Ama susacağa benzemiyor; “katliamlar ülkesi olmayacağız” diye haykırıyor.

Ankara katliamında, başta ekonomi ve gericilik olmak üzere sömürü düzeninin tüm krizleri buluşmuş ve birlikte patlamıştır. Böyle bir katliam,  düzenin devleti ve hukukuyla ne önlenebilir ne de çözülebilir.

ABD istihbaratının yazarları, bundan sonra Türkiye üzerine yazarlarken her halde Fuller’in “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” kitabının; “Eminim ki münevver Amerikan gözlemciler, demokratik süreci güçlendirip derinleştirmiş, sorunlu ve çalkantılı Orta Doğu bölgesinde bir istikrar abidesi olan bir yeni Türkiye’nin varlığını takdir edeceklerdir” şeklindeki son tümcesini oflaya oflaya anımsayacaklardır.

Çünkü onların önerdiği demokrasi çukuru öylesine derinleşti ve kana bulandı ki, içine düşen çıkamıyor. O bataktan istikrar abidesi hiç çıkmaz. Onların gelecekte yazacağı Türkiye, sosyalist bir ülke olarak, sömürü düzeninden ve kan emicilerden kurtulmuş olacak.

 

solhaber

[Bu yazı 608 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™