Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Meclis, 17 yıllık hatasını telafi etmeli
26 Haziran 2011, Kadri GÜRSEL
, Kadri GÜRSEL

Yakın tarihinde Türkiye’nin başına Kenan Evren’den sonra gelmiş en büyük ikinci siyasi felaket olan Tansu Çiller 1994’te, nerede bir kalabalık görse ağzını elindeki mikrofona yapıştırarak bağırırdı:
“Bu bacınız PKK’yı Meclis’ten atsın mııı?
Kalabalıktan cevap gelirdi:
“Eveet!”
Sonrası malum. Dört Kürt milletvekilinin dokunulmazlığı Meclis tarafından kaldırıldı. Hatip Dicle, Leyla Zana, Selim Sadak ve rahmetli Orhan Doğan polisler tarafından Meclis’ten alınıp götürüldüler. Tutuklandılar, yargılanıp hüküm giydiler ve 10’ar yıl hapis yattılar.
1994’te Meclis karar vermiş, Kürt milletvekilleri içeri atılmıştı...
2011’de Kürt milletvekilleri yine içeride...
KCK tutukluları Selma Irmak, Kemal Aktaş, Faysal Sarıyıldız, İbrahim Ayhan ve Gülser Yıldırım... Ve bir de YSK tarafından milletvekilliği düşürülen, “seçilmiş” Hatip Dicle...
Evet, Kürt milletvekilleri yine içeride ama bunlar milletvekili olduktan sonra dokunulmazlıkları kaldırılarak içeri atılmış değiller.
Bunlar içeri atıldıktan sonra seçilip milletvekili olanlar... Ve savcılar bu milletvekillerinin tutukluluk halinin kalkmasına itiraz etmiş bulunuyorlar. Bu satırlar yazıldığı sırada mahkemenin incelemesi ise henüz tamamlanmamıştı.
Sadece Kürtler değil elbette...
Türkler de var. Ergenekon ve Balyoz tutukluları Mustafa Balbay, Mehmet Haberal ve Engin Alan...
Onlar için mahkemelerden tahliye kararı çıkmadı. Öteki yüzde 50’nin her eğiliminden, seçmenin Meclis’e göndermek istediği tutukluların varlığı söz konusu.
Demokratik addedilen bir ülkenin hapishanelerinde, an itibarı ile milletvekili seçilmiş sekiz tutuklu ile bir de kazandığı milletvekilliği düşürülmüş bir seçilmişin bulunmasını nasıl izah etmek lazımdır?
Bu milletvekillerinin varsayılan anayasal dokunulmazlıkları gereği salınıp salınmayacaklarının yasal veçhelerinden önce kafa yorulması gereken konu budur...
Bakınız; yüz binlerce seçmen bu insanlara, savcıların onları neyle suçladığını ve mahkemelerin onları hangi gerekçelerle hapiste tuttuğunu bilerek oy verdi. Demek ki milli iradenin önemli bir kısmının nokta-i nazarında, bu siyasi tutuklulara yöneltilen suçlamaların meşruiyeti ya da vicdani bir ağırlığı yok.
Türkiye’yi enine ve boyuna kesen fay hatlarında biriken negatif siyasi enerji, demokrasinin vazgeçilmezi olduğu varsayılan kurumları güven kaybıyla tehdit ediyor. Milletvekili seçilen tutukluların Meclis’te yerlerini almaları hiçbir işe yaramayacaksa, bu negatif enerjinin salınmasını sağlayacak bir supap vazifesini görecektir.
Türkiye’de tutuklama müessesesi, hüküm kurmadan cezalandırmanın siyasi maksatlı bir vasıtası olarak kullanılıyor. O zaman, bu uygulamanın bazı kurbanlarını hapisten çıkarma vasıtası olarak da anayasal milletvekili dokunulmazlığının kullanılmasını yadırgamamak gerekir.
Yargı, tutukladıklarını milletvekili yapan milli iradeye karşı o milletvekillerini salıvermeyerek siyasi reaksiyon gösterdiği algısını doğurursa, bu kez ülkede istikrarsızlaştırıcı dinamiklerin vücut bulması şaşırtıcı olmayacaktır.
BDP’liler parlamento boykotundan söz ediyorlar. Kürt çoğunluklu illerde tepki sokağa iniyor.
CHP’den de homurtular yükseliyor.
Başbakan Erdoğan, milli iradenin öteki yarısıyla helalleşmeye içtenlikle niyetli mi? Balkon konuşmasının etkisi 10 günden fazla devam etsin istiyor mu? Kendisine “istikrar sürsün” diye oy verenleri utandırmaktan çekiniyor mu?
Hepsinin cevabı “evet” ise Başbakan hapisteki milletvekilleri ve Hatip Dicle sorununun Meclis çatısı altında acil olarak çözülmesi için gereken güçlü siyasi iradeyi sergilemelidir.
Çünkü kök nedenine inildiğinde sorunun siyasi olduğu görülecektir.
Aradan geçen onca zamanın bu ülkeye yaşattığı acı tecrübelerin ışığında Meclis, 1994’te yaptığının tam tersini yapmalı, tarihi hatasını şimdi telafi etmelidir.
Meclis o zaman milletvekillerinin dokunulmazlıklarını ellerinden alarak tutuklanmalarına yol açmıştı...
Şimdi ayrım gözetmeksizin, tutuklu milletvekillerinin sahip oldukları anayasal dokunulmazlık hakkının gereğini yaparak, onların Meclis’teki yerlerini alabilmelerini sağlayacak siyasi iradeyi ortaya koymalıdır.
İstikrarın demokratik olanından başkası ne iyidir ne de uzun ömürlüdür.

(Milliyet 26.06.2011)

[Bu yazı 1570 kez okundu]
Kadri GÜRSEL

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [44]
[1 Eylül 2013] Katile 'katil' deyin, beladan da uzak durun ... [24 Haziran 2013] 'AKP'nin Yükselişi ve Düşüşü' ... [31 Aralık 2012] Devletin ve milletin arkasına saklanmayın ... [24 Aralık 2012] Meşru gücünün sınırlarında ... [6 Eylül 2012] Haber adem, Türkiye badem ... [3 Eylül 2012] 'Son'a kadar Davutoğlu'yla ... [30 Ağustos 2012] Bir ülke işte böyle parçalanır ... [27 Ağustos 2012] PKK'nın stratejik derinliği ... [16 Temmuz 2012] Basın özgür değilse, kimse özgür değil ... [9 Temmuz 2012] Laik Türkler daha iyisini hak edebilir ... [2 Temmuz 2012] Kürt taleplerine, Türklerin cevabı ... [28 Haziran 2012] Milletin meselesi, nasıl 'milli mesele' olur? ... [14 Haziran 2012] Seçmeli Kürtçe: Çok az, çok geç ... [28 Mayıs 2012] Başkanlık sistemi zararlı ve tehlikeli ... [27 Mayıs 2012] Zombiler karşısında gergin ve endişeli ... [17 Mayıs 2012] Cemaat Fener'i ele geçirmek istemiyor ... [6 Mayıs 2012] Video komplosu: Kim kazandı, kim kaybetti? ... [29 Nisan 2012] Olmayan demokrasi ihraç edilemez ... [26 Nisan 2012] Ankara'nın tek ortağı Barzani ... [25 Mart 2012] Emzik planı ... [19 Mart 2012] Türkiye'nin imajını bozanlar kimlerdir? ... [15 Mart 2012] O gazeteciler dışarıda, gazetecilik hâlâ hapiste ... [8 Ocak 2012] İran için vakit çok geç (Davutoğlu için de...) ... [22 Aralık 2011] 'Soykırım Yasası'na AB kalkanı ... [1 Aralık 2011] Böyle özür dilenmez ... [20 Kasım 2011] Türkiye-İsrail Yeniden düşünmek -1- ... [13 Kasım 2011] Kürt cinini şişeye tıkmak ... [3 Kasım 2011] ABD Irak'tan çekilirken... ... [15 Eylül 2011] Savaştan söz etmenin dayanılmaz hafifliği ... [11 Eylül 2011] Gazze 'milli dava' değildir ... [11 Ağustos 2011] Hakikaten, polisin dağda ne işi var? ... [4 Ağustos 2011] Askerin 'dönüş bileti' yok mu sanıyorsunuz? ... [17 Temmuz 2011] Anlamsız savaş, popülist siyaset ... [7 Temmuz 2011] 'Üç Büyükler' düzenine operasyon ... [23 Haziran 2011] 'Sıfır sorun': Halep oradaysa arşın burada ... [19 Haziran 2011] Alevi'yse ne var bunda? ... [6 Haziran 2011] 'Müslüman demokrasi' palavrasının sonu ... [26 Mayıs 2011] Seks kasetleri: Nereden biliyorsun? ... [23 Mayıs 2011] Demokrasi için, 'gücü azaltılmış Erdoğan' ... [21 Nisan 2011] 'Yüzde 10' barajı, istikrarın düşmanı ... [11 Nisan 2011] Arap baharı, Kürt yazı ... [3 Nisan 2011] Türkiye Cemaat'e büyük geldi ... [28 Şubat 2011] Müslüman demokrasi iş başında ... [31 Ocak 2011] 'Mısır İslam Cumhuriyeti' ...
Kadri GÜRSEL
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™