Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Hedefi daraltmak mı?
5 Ekim 2015, Aydemir GÜLER
, Aydemir GÜLER

Öyle denk gelir ki bazen, sistemin bütün çelişkileri bir prizmadan geçip tek bir noktada odaklanır. Güneş ışınları dağılmakta ve her tarafa değmektedir. Ama bir cam parçası vardır; ona denk gelen aynı ışınlar kırılır, yön değiştirir ve birlikte üşüştükleri noktayı olağanın ötesinde ısıtırlar, hatta yakarlar.

Tayyip Erdoğan figürü birkaç yıl önce öyleydi. Dinsel taassup mu, onun sözleri yetiyordu. Gençleri aşağılamak mı, başkasına bakmaya gerek yoktu. Yolsuzluk mu, kim yapmış olursa olsun tüm bağlantılar aynı kişiyi gösteriyor ve zaten o da üstlenip savunuyordu. Kadınları hedef göstermekte diğerleri figüran, o başoyuncuydu. İş cinayeti mi oldu, ölenin bunu hak ettiğini bağıra çağıra o söylüyordu…

Madem öyle, şerefine içilecek isim de o olacaktı elbette. Üniversiteye sokulmayacak olan da oydu. Sömürünün simgesini başka yerde aramaya ne gerek vardı? Ya da savaş politikalarının sorumlusunu göstermek için…

Burada Erdoğan bir birey, etkili bir birey olmaktan çıkıyor, devam etmemesi gereken, reddedilmesi ve boyun eğilmemesi gereken düzenin simgesi haline geliyordu. Tayyip diye başlayan seslenmeler ülkede egemen gerici sömürü düzeninin herhangi bir parçasını dışarda bırakmaksızın bir bütünü hedef alıyordu.

Bu tür bir hedef daraltma siyasette odaklanmaktır. Mücadele tüm gücünü, güneş bütün ışınlarını o mercekten geçirir. Etkiniz artar. Karşı tarafın zayıf noktasını yakalamışsınızdır.

Sonra Erdoğan bu yalnızlığı kırdı. Cumhurbaşkanlığının bu anlama geleceğini düşünenler vardı; ondan söz etmiyorum. Erdoğan sözcüğün her iki anlamıyla sorumsuz ve dolayısıyla korunaklı bir makama tırmanıp paçayı sıyırmış değildir. Adam gerici saldırganlığın en ön safında yürümeye devam etti.

Değişen mercektir. Ya da tersine çevirdiler. Işınlar Erdoğan’dan geçtiğinde bir odakta buluşmak yerine, tersine dağılıyor. Erdoğan hedefi artık düzenin bütününü temsil etmiyor. Ben de şu fizik analojisini bir kenara bırakayım…

Geniş anlamıyla Türkiye egemen güçleri Erdoğan’ın -temsil gücü sınırsız olan- yalnızlığının verdiği zararı telafi etmeye dönük bir manevra yaptılar. “Tayyip istifa” sloganı artık hepsinin yıkımı anlamına gelmeyecekti. “Parlamentonun ne suçu vardı?” Daha doğrusu bir diktatöre karşı çıkmak için Meclisi töhmet altına sokmak yanlış olurdu. Bu tez muhalefet partilerinin, Tüsiad’ın, AKP’ci olmayan merkez medyanın ortak teziydi. Haziran Direnişi süregiderken ortaya atıldı ve tuttu. Şimdilerde sorumlu davranmak deniyor buna…

Adam gerici diye dinsiz mi olacaktık yani! Gezi parkı civarındaki iftar sofraları tüm topluma bunu söyledi. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, sonra sadece bu partinin merkezinin değil, bütün örgüt yapısının bir müftüyü alıp baş tacı etmesi de bu anlama geldi. Modern Demirtaş’ın miting meydanlarında siyasete dini alabildiğine sokması da…

Batı Erdoğan’ı istemiyordu aslında. Tayyip’in bir Amerikan kuklası olduğu fikri muhalif saflarda yaygınlaşması en sınırlı olanlardan ve kafaların en karışık olduğu başlıklardan biriydi zaten. Bu kayıt bir yana, Erdoğan bir noktadan sonra Büyük veya Geniş Ortadoğu Projesini, emperyalizmin ileri karakolunu, bağımlılığı temsil etmez olmuştur.

Büyük burjuvazi de paçayı kurtardı. Geleneksel tekellerin AKP dönemini basbayağı zenginleşerek geçirdiklerinin neden birkaç bilim tutkunu sosyal bilimci dışında yalnızca soL gazetesi, soL portal, Gelenek dergisi ve geçen haftadan beri Boyun Eğme gazetesi tarafından ele alındığını sormayacak mıyız? Divan Otelinin Gezi direnişçilerine kapılarını açması övgü konusu edildi o sıcak günlerde. Koç grubu, olsa olsa kapılarını örtüp Erdoğan’ın sokulduğu pislik çukuruna kendini atacak kadar enayi olmadığı için kutlanabilirdi halbuki.

Türkiye’de bir süredir Davutoğlu AKP’sinin hükümet olsa da iktidar olamadığı anlatılıyor. Buna göre Erdoğan ve o daracık ekibi TSK ile işbirliği içinde yürütüyor arabayı. Hatta kimilerine göre TSK, AKP’nin zamanında devraldığı o etkili konumuna geri döndü bile… Bu tezlerin sadece kimleri suçladığına değil, kimlere af sinyali verdiğine de bakmak zorundayız.

Derdim anlaşılmıştır umarım. Devrimci siyaset bir dönem Erdoğan’ın kirli düzeni temsil ettiği gerçeğinden hareket etti ve doğrusunu yaptı. Bir süredir devrimci siyaset düzenin kirinin Erdoğan’la sınırlı olmadığını anlatmasıyla ayırt edilmektedir. Hedef daraltmak doğruydu. Artık düzeni aklamaya açılıyor o yol. Şimdi bütüne işaret etmenin zamanıdır.

Bu yaklaşım her zamankinden daha fazla, kendileri bir başka bütünlüğü temsil edenlerin ayrıcalığıdır. Yani sosyalist devrimcilerin.

 

[Bu yazı 581 kez okundu]
Aydemir GÜLER

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [48]
[26 Aralık 2016] "Ah CHP vah CHP" ... [17 Mart 2016] 'HDP solu Güven Park'ta bitmiştir ... [14 Mart 2016] Dayanılmaz ... [4 Şubat 2016] Kürt sorununda ne bekleniyor? ... [1 Şubat 2016] Bir sınırı var. ... [28 Ocak 2016] AKP'nin kullanışlı efelenmesi ... [11 Ocak 2016] Korkacaksanız durmaktan korkun ... [4 Ocak 2016] AKP'nin dayanılmaz cazibesi ... [14 Aralık 2015] Taşları dökmek ... [7 Aralık 2015] Savaş hazırlığı ... [3 Aralık 2015] Tezek kadar akıl ... [19 Kasım 2015] Mükemmeli arayan komünist ... [16 Kasım 2015] 'Bu bir tesadüf mü, yoldaşlar?' ... [10 Kasım 2015] Boşluktan çıkış ... [2 Kasım 2015] Saygısız ve örgütlü ... [30 Ekim 2015] En büyük 'vaadin' sahibiyiz ... [19 Ekim 2015] İnançsız sol ... [15 Ekim 2015] Cenaze evinde kahkaha ... [12 Ekim 2015] Yeni durum, yeni dizilim ... [8 Ekim 2015] Zamanında bir uyarı denemesi ... [1 Ekim 2015] Anlamıyoruz ... [14 Eylül 2015] Sürprizler ülkesi ... [7 Eylül 2015] Komünistlik fazla ... [29 Ağustos 2015] Bakan olmak ... [27 Ağustos 2015] Eskiden olsa. ... [24 Ağustos 2015] AKP'yi yalnız mı zannediyorsunuz? ... [20 Ağustos 2015] Sıfıra sıfır, elde var kan ... [13 Ağustos 2015] Sosyalizm üzerindeki baskı ... [10 Ağustos 2015] AB, NATO, 'süreç'. ... [3 Ağustos 2015] Türkiye kontrolden çıktı mı? ... [27 Temmuz 2015] Sınıfını unutan sol ... [20 Temmuz 2015] Aman çözüm sürecine 'bi şi olmasın' ... [13 Temmuz 2015] Seçimden sonra bir ay ... [6 Temmuz 2015] Reformizmin yeni nefesi ... [2 Temmuz 2015] Popülist akılsızlık halleri ... [11 Haziran 2015] Rahatlayan Türkiye ... [26 Mayıs 2015] 'Proce'ye oy da yok ... [16 Nisan 2015] Parlamento ne kadar önemli? ... [13 Nisan 2015] AKP'yi geriletmek ... [10 Mart 2015] Bir Çanakkale yazısı ... [9 Şubat 2015] Kaç yanlış kaç doğruyu götürür? ... [9 Ocak 2015] Fransa tepkileri ... [3 Ocak 2015] Artık 2015'teyiz... ... [29 Aralık 2014] Haziran demir alırken ... [27 Aralık 2014] AKP yılbaşına hazırlanıyor ... [22 Aralık 2014] Sosyal medya, Kürt sorunu ve düzey ... [10 Aralık 2014] Çirkin Süreç ... [28 Kasım 2014] Bir buçuk ay öncesine bakarsak ...
Aydemir GÜLER
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™