Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
NEREYE KADAR?
17 Şubat 2011, Av. Başar YALTI
, Av. Başar YALTI

Cumhuriyet, aydınlanma felsefesinden beslenen bir modernleşme projesidir.

Endüstrileşmenin sağlanamadığı, kapitalizmin gelişmediği, sınıfların oluşmadığı yoksul bir tarım toplumu olan 20. yüzyıl başlarındaki Türkiye’de modernleşmenin öncelikle siyasal alanda gerçekleştirilmesi ve bunu destekleyen yeni bir hukuksal yapının kurulması gerekiyordu. Öyle de oldu. Modernleşme uygulamaları hukuksal ve politik alanda görünür bir başarı sağladı. Siyasal sistem batılılaştı. Ulus devletin ana kurumları yerleşti. Özellikle devletin hukuksal yapısı tümüyle yenileşti. Ancak, muhafazakar değerlerin derinliğine yerleşik olduğu kapalı bir tarım toplumunda modernleşmenin diğer alanlarda, özellikle sosyal ve kültürel alanlarda hayata geçirilmesi kolay değildi. Nitekim, erken başlayan popülist uygulamalar sonucunda Cumhuriyet, modernitesini tamamlayamadan, bir burjuva sınıfı dahi oluşturamadan, gelenekselci muhafazakârların eline geçti. Demokrasi gelişmeden yozlaştı.

Oy çokluğu anlayışına indirgenen ve değer üretmekte yetersiz kalan yoz demokrasi, katı bir muhafazakârlığın, Cumhuriyet’i beceriksiz yönetimlerden teslim almasına zemin hazırladı. Aşiret / tarikat – cemaat karması dinci bir muhafazakârlık Türkiye’yi yönetmeye başladı.

Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak nitelendirilen “Cumhuriyet”, uzunca bir süreden beri, niteliklerindeki yetersizlikler öne sürülerek, geniş çevreler tarafından eleştiriliyordu. Demokrasinin bürokratik - askeri vesayet altında olduğu, halkçı bir karakter kazanamadığı, laikliğin dinsizlik olarak uygulandığı, özgürlüklerin geliştirilemediği, yargının Meclisin egemenliğine el attığı ileri sürülerek yapılan bu eleştiriler, mevcut siyasal iktidarın ekmeğine yağ sürüyordu. Cumhuriyeti değiştirmeyi, dönüştürmeyi amaçlayan, ancak başlangıçta ürkek bir görüntü veren siyasal iktidar, Cumhuriyeti hedef alan bütün eleştirileri ve eleştirenleri hemen sahiplendi.

Liberaller ve bazı sol kesimler, özgürleşme ve demokratikleşmeyi gerçekleştirecek siyasal özneyi bulduklarını sanarak siyasal iktidarı açıkça desteklediler. Siyasal iktidar, cumhuriyeti ve kurumlarını yıpratma, değiştirme /dönüştürme projesine açık destek sunan bu fırsatı kaçırmadı ve olabildiğince yararlandı. Önce bürokrasi ele geçirildi. Kamuoyu yapıcıları devreye girdi sonra. Medya ele geçirildi. Toplumun ve yurttaşların zihinsel haritası böylece denetim altına alındı. Toplumda, zihinsel bir körleşme yaratıldı. Sanal suç ve suç örgütleri üretildi. Aydınlar, muhalifler gözaltına alındı, tutuklandı. Hepimizin gözleri önünde yaratılan bir korku toplumu ile susturulduk. Üniversiteler sessizliğe büründü. Sermaye el değiştirdi. Daha sonra yargıda elde edilen koçbaşı kullanılarak silahlı kuvvetlere karşı savaş açıldı. Dokunulmaz sanılan TSK nın ne denli kendisini savunamaz halde olduğu, tarihinde görülmedik şekilde aşağılanmasıyla ortaya çıktı. Polis, karşı bir güç olarak örgütlendi.

Uzun bir süreden beri siyasal mücadele yargı üzerinden, açılan siyasal davalar üzerinden yürütülüyordu. Yargıç atamaları yoluyla alt kademe mahkemelerin denetiminde zorlanmayan iktidar, yüksek yargı ile hesaplaşma zamanının geldiğine inanıyor olacak ki, Anayasa değişikliğini yürürlüğe koydu.  “Yetmez ama evet” çi destekle Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu ve Anayasa Mahkemesinin yapısı değiştirilerek önemli iki mevzii daha denetim altına alındı. Sıra Yargıtay ve Danıştay ile hesaplaşmaya gelmişti. Bu iki “kalenin(!)” düşmesi için hazırlanan yeni bir yasa, Cumhurbaşkanı tarafından iki günde onaylanarak Yargıtay ve Danıştay’ın yapısı değişime hazır hale getirildi. Kurulan yeni dairelere birkaç gün içerisinde yapılacak yargıç atamalarıyla her şey çok daha netleşecek. Özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde görülmekte olan davaların sonucu bakımından endişe etmek artık gerekmeyecek.

O zaman sormalıyız. Nereye kadar?  Çünkü ürkekliğini çoktan üzerinden atan siyasal iktidarın hamleleri durmuyor. Yeni bir siyasal sistem ve rejimin yapı taşları bir bir örülüyor.

Güncel iki yasa tasarısı bu görüşü doğrular bir şekilde yeniden Meclis gündemine geliyor. Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun Tasarılarının yaratacağı etkinin boyutlarını dikkatle izlemek gerekiyor.

Jean Claude Paye, Hukuk Devletinin Sonu adlı kitabında (s.21), hukuk sadece ideoloji değildir, aynı zamanda toplumu düzenlemenin etkin bir yoludur. Hukuktaki değişim yeni bir siyasal yapının kurulmasına tanıklık eder, yeni yapıyı meşrulaştırır. Bu çerçevede yapılacak hukuksal bir analiz, hegemonya ilişkisini niteliğini ortaya koyar, demektedir.

Hukuk ve yargı alanında olan bitenlerin yukarıdaki özetinden çıkartılacak siyasal sonuç şudur: Küresel güçlerin Ortadoğu’da gerçekleştirilmek istedikleri yeni yapılanma nedeniyle Türkiye dönüştürülüyor.

Arkaik, anti demokratik ve otoriter siyasal yapılarıyla küresel sistemle uyumsuz görüntü veren Ortadoğu (Müslüman) ülkelerinin yeni bir siyasal ve toplumsal yapıya kavuşturulması zorunluluk haline geldi.  Bu ülkelerin İran etkisinden sıyrılmaları için de böyle bir gereksinim kendisini dayatıyor. Yeni bir devlet ve toplum modeli aranıyor, bu ülkelere. Bu örnek, Atatürk tarafından temelleri atılan; fikri hür, irfanı hür ve vicdanı hür bireylerden oluşan modern bir Türkiye değil elbet. Görüntüde özgür ve çoğulcu, demokrasisi işleyen, cumhuriyeti azaltılmış, cemaatlerin öncülüğünde muhafazakârlaştırılmış, “ılımlı İslam” a uygun toplumsal bir yapıya kavuşturulmuş, yeni bir Türkiye’dir öne sürülen.

Bir yandan Müslüman ülkeler, Türkiye’nin elde ettiği çağdaşlığa doğru yöneltilirken, öte yandan Türkiye’yi Ortadoğu haritasının karanlığına iten bir projedir hayata geçirilmek istenilen. Medyanın üzerinde sallanan kılıç da bu yüzden, tutuklamalar da bu yüzden, askerin başına çuval, ellerine kelepçe geçirilmesi de bu yüzden, halkın ordusuna karşı hükümetin polisinin öne çıkartılması da bu yüzden, satın alınan kalemlerde bu yüzden, üniversitelerin suskunluğu da bu yüzden…

Türkiye’yi dönüştürmeye çalışan emperyal sermayedir. Sermaye siyasetçileri hep milliyetçi şovenizm ve dinci gericiliği kendilerine malzeme olarak kullanmışlardır. Türkiye’ye giydirilmek istenilen “ılımlı İslam” projesinin yapı taşları da aynı malzemeden üretilmektedir. Ancak hiçbir sosyal proje, tam olarak planlanamaz ve arkasında hangi güç olursa olsun, karanlık bir gericilik uzunca bir süre ayakta tutulamaz. Bu doğanın diyalektiğine aykırıdır. Tarihin akışı, dik duranlardan ve boyun eğmeyenlerden yana bir öyküyü dillendirmiştir. Devrimciler teslim olmamıştır, Türkiye, henüz teslim alınmamıştır.

Başar YALTI
 

[Bu yazı 3171 kez okundu]
Av. Başar YALTI

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [58]
[18 Temmuz 2017] ADALET YÜRÜYÜŞÜ YENİ BİR UMUT DOĞURMUŞTUR. ... [10 Nisan 2017] HALKOYLAMASI VE OYLAMANIN GÜVENLİĞİ ... [4 Mart 2017] PARADİGMA DEĞİŞİYOR! ... [19 Ocak 2017] CEHALETİN TAHAKKÜMÜ ... [24 Ekim 2016] BAROLAR VE AVUKATLAR NEDEN İLGİSİZLER? ... [11 Eylül 2016] 'HUKUK DEVLETİNİN SONU' ... [9 Mayıs 2016] TÜRBANLI YARGIÇ OLUR MU? ... [8 Şubat 2016] YARGI BAĞIMSIZLIĞI VE TOPLUMSAL BARIŞ ... [20 Ocak 2016] YUMURTAYI BALYOZLA KIRMAK! ... [23 Kasım 2015] CUMHURİYET ... [19 Ekim 2015] İKTİDAR VE HUKUK ... [19 Ağustos 2015] Bir Yöntem Önerisi: Beyin Fırtınası Ve Kürt Sorunu ... [9 Temmuz 2015] ANAYASA MAHKEMESİ NEREYE? ... [1 Haziran 2015] SEÇİMLER VE GÜVENLİK ... [1 Mayıs 2015] YARGIÇLARIN TUTUKLANMASI ÜZERİNE ... [29 Nisan 2015] AVUKATLAR SINANAMAZ! ... [16 Mart 2015] BİLGİNİN DEMOKRATİKLEŞMESİ YA DA BİLGİYİ SİYASALLAŞTIRMAK ... [9 Şubat 2015] "AYDINLANMA" NEYE YARAR? ... [1 Ocak 2015] 2015 YILI BAŞLARKEN. ... [15 Aralık 2014] AVUKATLAR SEÇİMİNİ YAPTI ... [10 Kasım 2014] NASIL BİR CUMHURİYET ... [28 Ağustos 2014] DEVLET BENİM ... [6 Nisan 2014] AVUKAT ... [2 Mart 2014] POLİSLEŞEN YARGIÇ ANLAYIŞI ... [12 Ocak 2014] NE DEĞİŞECEK? ... [25 Aralık 2013] DURUŞMA SALONLARI BÜYÜDÜKÇE... ... [11 Kasım 2013] ATATÜRK YAŞIYOR! ... [13 Eylül 2013] Yeni adli yıl başlarken ... [16 Mayıs 2013] Desteklediğimiz adayın kazanması halinde biz ancak mutlu oluruz ... [12 Nisan 2013] BÜYÜK GREV YA DA BÜYÜK BARO! ... [2 Kasım 2012] BAROLAR SEÇİMİNİ YAPTI! ... [24 Eylül 2012] BALYOZLA DEMOKRASİ KURULMAZ! ... [31 Ağustos 2012] Bir Yöntem Önerisi: Beyin Fırtınası Ve Kürt Sorunu ... [11 Temmuz 2012] BAROLARI ELE GEÇİRMEK YA DA "AHLAKSIZ TEKLİF" ... [11 Haziran 2012] KENTSEL DÖNÜŞÜM VE YOL AÇACAĞI SORUNLAR ... [3 Haziran 2012] İSTANBUL BAROSU NE YAPMALI? ... [13 Mayıs 2012] YARGIYI, YARGIÇTAN KORUMAK! ... [4 Nisan 2012] 12 EYLÜL YARGILAMASI BİR ALDATMACADIR ... [14 Şubat 2012] YARGI VE MİT KAVGASININ NERESİNDEYİZ? ... [1 Şubat 2012] YENİ YAKLAŞIMLAR NASIL DOĞDU, NEREYE GİDİYOR? ... [13 Ocak 2012] YARGIÇ VE VİCDAN ... [30 Aralık 2011] 2012 YE GİRERKEN YARGI VE ADALET ... [29 Ağustos 2011] AVUKATIN ADI YOK ... [5 Ağustos 2011] TSK YANLIŞLARININ BEDELİNİ ÖDÜYOR! ... [4 Temmuz 2011] SON SAHNE ... [20 Haziran 2011] YİNE BANA HÜSRAN, BANA YİNE HASRET VAR. ... [30 Mayıs 2011] YEREL YÖNETİMLER ÖZERKLİK ŞARTI ... [20 Nisan 2011] AVUKAT * ... [21 Mart 2011] TANI BUNLARI TANI DA BÜYÜ! ... [5 Mart 2011] Yargının Özelleştirilmesi Ve Çok Hukukluluk ... [2 Şubat 2011] SAYGINLIK ... [4 Kasım 2010] BAROLARIN İŞLEVİ ... [27 Mart 2010] DEMOKRATİK KURNAZLIK!.. ... [25 Şubat 2010] AVUKATIN DOSYA İNCELEME YETKİSİ ... [9 Şubat 2010] BAROLAR VE DEMOKRATİK YÖNETİM ANLAYIŞI ... [4 Aralık 2009] KÖRLÜK ... [18 Kasım 2009] İRTİCAYA GÜL BAHÇESİ ... [17 Kasım 2009] AÇILIMIN HUKUKA ETKİSİ ...
Av. Başar YALTI
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™