Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Sanatla eğlenmek
21 Eylül 2015, Av. Sabri KUŞKONMAZ
, Av. Sabri KUŞKONMAZ

Yakın zamana kadar, bazı hukuksal işlemlerde sinemacıların ilginç bir yakınması vardı; pavyon çalışanları ile aynı hukuksal statüde sayılıyorlardı. Sinemacı ile pavyon çalışanından aynı belgeler istenebiliyordu.

Sinemacıların bu yakınmalarında pavyon çalışanlarını aşağılamak gibi bir niyetleri elbette yoktu. Sorun, sanatsal bir niteliği olan sinema ile “eski tip” eğlence sektöründe yer alan pavyonlar arasındaki temel farklılığın fark edilmemesiydi.

Yıllar önce, Beyoğlu’nun “arka sokaklarında” buluna bir yerde, pavyonda çalışan genç kadına ne iş yaptığını sorduğumda “Okuyorum” demişti. Anında bir Yılmaz Güney edasına girip, romantik bir yoğunluğa hazırlanmıştım. Bulunduğumuz işyeri, uzmanlık alanı dansöz elbiseleri dikmek olan bir terzinin yeriydi. Hem pavyonda çalışan hem de okuyan bu genç kadına yardımcı olmayı, derhal kendimize bir borç olarak yüklememiz gerekirdi.

Sokağın dilini anlamada bazen eksiklerimiz elbet olacaktır: Pavyonda şarkı okuyan bir “sanatçının” öğrenci olduğunu sanmak gibi. Çünkü o bir “okuyucu” idi. Şarkı okuyordu. Biz okuyucu olmayı ilk anda doğru olarak okuyamamıştık. Çünkü pavyonda çalışan “uvertür sanatçı” kardeşimizin “okuyorum” demesini, sanatçı nitelemesini kullanmamak için bir alçakgönüllülük olarak algılamıştık. Değilmiş. Yani o, dansöz ya da konsomatris değil, “okuyucu” idi. Yani şarkı söyleyen bir sanatçıydı.

Hukukla başlamışken anımsatalım; şimdiki zamanda sinemacılar, SSK işkolu kodu düzenlemesinin “Q kısmında” “Kültür, sanat, eğlence, dinlence, spor” başlığı altında yer almaktalar. Bu kısma kumar ve bahis oynatan işyerleri de dâhildir. Sinema ve sanat zaten bir çeşit kumar değil midir?

Sanat kumar sayılabilir. Çoğu zaman kaybedilen bir kumar. Ama bu kumar pek eğlenceli değildir. Sanatla eğlenen olabilir. Eğlence olan “Pop sanattır” en kestirmeden bir genellemeyle. Ama sanatı ve sanatçıyı SSK prim cetvellerindeki bir başlık gibi gören zihniyet, eğlence ile sanat arasındaki farka kafa yormaz. Bu nedenle siyasal bir sömürü nesnesi haline getirilen –bu amaçla zaten ortam oluşturulan- şehitler bahane edilerek tüm sanat etkinlikleri iptal olunur.

Sanatı algılama ve anlama düzeyi “Angara’nın bağları” kadar olduğunda, sanatı göbek atılacak bir düğün curcunası olarak kabul edildiğinde ortaya çıkan tablo budur. Adı sanat ile başlayan tüm sanat, sinema ve müzik etkinliklerini iptal et ve ne denli “şehitsever” olduğunu kanıtla. Burada vasatın ve aptallığın neden olduğu bir domino etkisi var. Ayrıca kaba ve sığ ırkçılık, kaba politika.

En kolay ve en doğrudan görünür olan, duyguları en kolay sömüren davranış tarzı; bir Kürt dövmüşler, biz iki tane dövelim. Buna benzer Alman Neonazi davranışı; bir Türk yakmışlar, biz iki tane yakalım. Faşizm her yerde böyle işler. Yine, bir konseri bir vasat politikacı iptal etmiş, biz daha büyüğünü iptal edelim,.. böyle bir domino etkisiyle işliyor vasat.

Yakında ay çekirdeği de yasaklanabilir. Çünkü çocukluğumuz yazlık sinemalarında, gazete kâğıdından külahlarda “eğlencelik, eğlencelik” diye satılırdı. Bu arada o genç kadın acaba hâlâ “okuyor mudur?”

[Bu yazı 596 kez okundu]
Av. Sabri KUŞKONMAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [44]
[11 Ocak 2016] Anlam boşalması ... [14 Aralık 2015] Sanatçının gölgesi ya da insanın boyu ... [7 Aralık 2015] İntihar bombacılığın dönüşümü-II ... [2 Kasım 2015] Bienal'e yetişememek ... [26 Ekim 2015] Yüksekova'da olağan bir gün ... [19 Ekim 2015] Anaakımın tersinde bir hayat ... [12 Ekim 2015] Sizlere kelepçe yetmeyecek ... [5 Ekim 2015] Bizde Kafkaesk var mıdır? ... [14 Eylül 2015] Eşitlik etiği ... [7 Eylül 2015] Müzik Köyü ve Ramazan Güngör dersi ... [17 Ağustos 2015] Anormal olan normal olunca ... [3 Ağustos 2015] Yasal silahıyla bir devlet. ... [27 Temmuz 2015] İslam hukuk ve insan ... [20 Temmuz 2015] Sanat alanında ekonomi politik ... [13 Temmuz 2015] Kelepçeli iki kitap ... [6 Temmuz 2015] Demokrasinin yüzölçümü ... [27 Nisan 2015] Slogan şiir solgun şiir ... [20 Nisan 2015] Çorbanın tadı tuzu ... [13 Nisan 2015] Din mi yoksa devlet mi yozlaşır? ... [6 Nisan 2015] Örtülerimiz, vasatımız ... [30 Mart 2015] Hayal gücü güzeldir ... [9 Mart 2015] Putları kırmak ya da iyimserliğin determinizmi ... [29 Aralık 2014] Sinemanın 100. yılından görüntüler-I ... [15 Aralık 2014] Belgeselciler ne yapar? ... [1 Aralık 2014] Demokrasiye takla attırmak ... [10 Kasım 2014] Vizörden bakmak ... [3 Kasım 2014] Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Ödülleri'ne ne oldu? ... [27 Ekim 2014] Karmaşık olanı karıştırmak ... [20 Ekim 2014] Dağlarca'nın yalnızlığı ... [29 Eylül 2014] Muhafazakâr ahlaksızlığa devam ... [22 Eylül 2014] Çıplak Leydi ya da muhafazakâr ahlaksızlığa giriş ... [25 Ağustos 2014] Yeni her zaman iyi midir? ... [14 Temmuz 2014] Post hukuk ya da hukukun postu ... [7 Temmuz 2014] Avrupa'nın hukuk ve yargı kültürü ... [16 Haziran 2014] İlmiye sınıfı ve cehalet ... [31 Mart 2014] Başbakanın mahremi devletin mahremi ... [3 Mart 2014] Montaj bir demokrasi ... [6 Ocak 2014] Hukukta yumuşak 'g' yoktur ... [23 Nisan 2013] Öküze döndürülmek... ... [2 Nisan 2013] Sözü tüketmek ... [7 Kasım 2011] Erzurum'da şiir okuyamamak ... [6 Haziran 2011] Hopa'ya inen Eşkıya ... [28 Nisan 2010] Emek Sinemasında Anayasa Filmi ... [21 Nisan 2010] Kargının İçindeki Rüzgar ...
Av. Sabri KUŞKONMAZ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™