Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
YİNE BANA HÜSRAN, BANA YİNE HASRET VAR.
20 Haziran 2011, Av. Başar YALTI
, Av. Başar YALTI
Başlıktaki sözler hemen anımsanacağı üzere, Kayahan’ın bir şarkısından alınma.
Tek derdi modern yaşam biçimi olan çevrelerde, her seçim sonrasının yazgısı, 12 Haziran Milletvekili seçiminde de değişmedi.
Bir tanıma göre “dokunsan ağlayacak, teneke çalsan oynayacak” karaktere sahip halkımızın yarısı seçim gecesi sevincinden oynarken, yarısı uğranılan düş kırıklığı nedeniyle ağlayacak durumdaydı.
Ortaya çıkan seçim sonuçları ve yaşanan düş kırıklığı birçok bakımdan değerlendiriyor. Partiler arasındaki oy dağılımıyla ilgili öznel ve nesnel onlarca gerekçe ileri sürülüyor...
Sanıyoruz, tüm araştırmacıların üstünde durduğu ve merak ettiği soru şu: insanlar oy kullanırken, siyasal tercihlerini belirlerken hangi güdülerin etkisinde davranıyor ve neleri dikkate alıyorlar?
Bu soruların kesin ve doğru yanıtını bulmak çok kolay değil. Ancak içinde yaşadığımız toplumun sosyolojik gerçekliklerinden, siyasal tarihinden yola çıkarak bir takım tezler ileri sürmek mümkün olabilir diye düşünüyoruz.
Yapılan araştırmaların ve güncel gözlemlerin ortaya koyduğu gerçeklik; toplum yapımızda, Osmanlının son dönemlerinde başlayan doğu / batı eksenindeki ayrışmanın keskinleşerek sürmesi, yaşam biçimi bakımından modernler ve muhafazakarlar olarak ikiye ayrışmanın belirginleşmesidir.
Aydınlanma felsefesini kendisine ilke edinen Cumhuriyet devrimi, batılı tarzda (laik-modern) bir yaşam biçimini hayata geçirmek için büyük çaba gösterdi. Sonuçta, laik/modern yaşam tarzı bugün toplumun %25-30 civarında bir kesiminin vazgeçemeyeceği bir tercih haline gelebildi.
Toplumun geriye kalan %70-75 kadarı ise şu yada bu nedenlerle, geleneksel ve dinsel referanslara bağlı yaşamayı tercih etti. Moderniteyi içselleştiremedi. Hatta reddetti. Elbette muhafazakar kesim içerisinde cumhuriyetten, modern yaşam tarzından, en azından “biçimsel olarak” etkilenen bir kesim oluştu. ‘Gelenekselci muhafazakar’ olarak adlandırılan bu kesimin değer yargıları ve yaşama biçimi ortalama Türk tipolojisine uygun iken, muhafazakarların çoğunluğunu ‘dinci muhafazakar’ olarak adlandırılan ve yaşam tarzında dinsel referansların baskın olduğu, toplumun en yoksul ve eğitimi en az olanlarını içinde barındıran bir kesimi oluşturdu. Yapılan araştırmalar, gelenekselci muhafazakarların oranının %33, dinci muhafazakarların oranının %37 civarında olduğunu ortaya koymaktadır.[1]
Özellikle 12 Eylül 1980 darbesinden sonra başlayan ve son 8-9 yıldır AKP döneminde dozunu artırarak sürdüren muhafazakarlaşma eğilimi nedeniyle, toplumun muhafazakar kesimini oluşturan bu iki gruptan dinci muhafazakar kesimin oranı artarken, eskiden Adalet Partisi ve devamı olan Doğru Yol Partisi (Süleyman Demirel) çizgisi önemini yitirmeye başladı. Gelenekselci muhafazakarlık hızla eridi. Dolayısıyla eskiden orta direk olarak da tanımlanan kesim kan kaybederek, toplum, modernler ve dinci muhafazakar kimlikler çevresinde kümelendi.
Sonuçta, yaşam biçimi tercihine göre toplum ana olarak ikili eksende, modern / muhafazakar (dinci)  ekseninde ayrışırken (ister Kürt /Türk ikilemi, ister Alevi/Sünni ayrımı, isterse laik /anti laik ayrımı şeklinde ) temel çelişkinin değişkenlik arz ettiği, kimliklere göre üretildiği, sosyo ekonomik değerlerin ikincil (tali) kaldığı bir toplumsal yapı karşımıza çıktı. Böyle bir siyasal antropoloji içerisinde 12 Haziran seçim sonuçları, yüksek beklenti içinde olan modern (sol) kesimde ister istemez hüsrana yol açtı.
Din olgusunun Sovyetler Birliğinin çökmesinden sonra sadece Türkiye’de değil, tüm dünya ölçeğinde etkisini artırması, kapitalizmin, kendi siyasal amaçlarını gerçekleştirmek için din olgusunu sürekli pompalaması, bu çerçevede cemaatçi yapılanmanın körüklenmesi,  toplumun en örgütlü ve disiplinli kesiminin cemaatçi yapılanmalar olması, kültürel kimliklerin etkisini kaçınılmaz olarak artırdı. Bu nedenle din olgusu, modern yaşam tarzından yana olan kesim ile muhafazakar kesim arasında en belirleyici etken, en önemli unsur haline geldi.
Sosyo - ekonomik açıdan bakıldığında ise göze çarpan en önemli husus, sermayenin önemli ölçüde el değiştirmiş olmasıdır. İslami sermaye adı altında yüksek miktarlara ulaşan para, özellikle kitle iletişim araçlarının neredeyse tümünü ele geçirerek toplumun zihinsel değerlerini büyük ölçüde denetim altına aldı. Yoksullara yapılan yaygın ayni yardımlarla yaratılan “yardımseverlik” duygusu, siyasal iktidara karşı bir “vefa” duygusuna dönüştürüldü.
Bilindiği üzere, insanların soyut düşünme becerileri ancak eğitim durumuna bağlı olarak gelişir. Eğitimi az kesimler somut düşünürler. Bu kesimlerde; görsel olarak süslenmiş, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği veya neye yarayacağı belli olmayan “çılgın” projelerle kolay eşleştirmeler yaratmak mümkün olabilmektedir. Karın doyurmayan özgürlük, insan hakları, hukuk devleti, demokrasi vb gibi değerler yerine; açılacak kanallar, havada uçan füzeler, helikopterler, uçaklar, tanklar, hızlı trenler, yükselen şehirler vb. projeler hayranlık uyandırmakta, insanların siyasal tercihleri üzerinde etkili olmaktadır.
Dolayısıyla 12 Haziranda yapılan seçimde Sosyo-ekonomik (gelir dağılımı bozukluğu, işsizlik, sosyal sınıf gerçeği vb.) gerekçe ve nedenler değil, Sosyo kültürel (kimlik değerleri, din olgusu, eğitim vb.) gerekçe ve nedenlerin birinci derecede etkili olduğu gerçeğini görmemiz gerekiyor.
Artık kaba milliyetçi tutumlar da etkisini yitirmektedir. Bu seçimde (Türk ve Kürt ) milliyetçi oyların toplamı %20 civarındadır. Ne kadar baskı uygulanırsa uygulansın, ya da ne denli popüler olursa olsun Kürt milliyetçiliğinin etkisinin sanıldığı kadar yüksek olmadığı, %7-8 civarında oyu geçemediği bir kaç seçimden beri görülmektedir. Türk kimliği üzerinden milliyetçilik de tek başına oy getirmemektedir. Tepki oylarıyla ulaşılan azami oy oranı %13 dür. Kaldı ki milliyetçi oylar genel olarak muhafazakar kesimle özdeşleştirilebilecek nitelikte oylardır.
Sonuçta muhafazakarların (sağın) temsilcisi AKP, %70 lik bloktan %50 oy alabilmiştir. Modernlerin (solun) temsilcisi CHP ise %30 luk bloktan %26 oy alabilmiştir. Böyle bir tabloda solun, modern yaşam tarzından yana olanların, %30 oy oranını aşmalarının çok zor olduğunu, muhafazakar blok parçalanmadıkça iktidar olmanın mümkün olamayacağını görmek gerekiyor.   
Kaldı ki; tembel, kendisinden başkasıyla hesaplaşmaya girmeyen, topluma tepeden bakan, eline geçen yönetme şansını iyi kullanamayan, kadroları iyi oluşturulmamış, beceriksiz örgüt modeli ve yapısıyla modern yaşam biçimi savunuculuğu,  yoksulun cebine, midesine ve gözüne dokunacak somut çözümler ve projeler ortaya koyamıyor.
Ayrıca, ne kadar siyasal bilinç taşıdığı meçhul okumuş kesimin (!) bıktıran tartışmaları, kayıkçı kavgasına dönüşen kısır iç çekişmelerle zaman yitirilmesi ve oy kullanamama beceriksizliği (Tuncay Özkan için kullanılan on bin kadar oyun basit nedenlerle geçersiz sayılması) sorunun üzerine tuz biber ekiyor.
Özetle, Türkiye’nin siyasal antropolojisi ve seçim sonuçları, iki blok arasındaki aşırı oy dengesizliği sürdükçe demokrasinin sağlıklı bir yapıya kavuşamayacağını ve yeni siyasal okumalara ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor.
Sonuç yerine geçmek üzere, şarkı sözü ile başladığımız yazıyı Hilmi Yavuz’un şiirinden alınan iki dize ile bitirelim.
 “Hüzün ki en çok yakışandır bize,
Belki de en çok anladığımız …”


[1] Bekir Ağırdır, Sosyal Demokrat Aylık Siyasi Dergi, Ocak 2011, sayı 1 s.29-30
[Bu yazı 2773 kez okundu]
Av. Başar YALTI

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [58]
[18 Temmuz 2017] ADALET YÜRÜYÜŞÜ YENİ BİR UMUT DOĞURMUŞTUR. ... [10 Nisan 2017] HALKOYLAMASI VE OYLAMANIN GÜVENLİĞİ ... [4 Mart 2017] PARADİGMA DEĞİŞİYOR! ... [19 Ocak 2017] CEHALETİN TAHAKKÜMÜ ... [24 Ekim 2016] BAROLAR VE AVUKATLAR NEDEN İLGİSİZLER? ... [11 Eylül 2016] 'HUKUK DEVLETİNİN SONU' ... [9 Mayıs 2016] TÜRBANLI YARGIÇ OLUR MU? ... [8 Şubat 2016] YARGI BAĞIMSIZLIĞI VE TOPLUMSAL BARIŞ ... [20 Ocak 2016] YUMURTAYI BALYOZLA KIRMAK! ... [23 Kasım 2015] CUMHURİYET ... [19 Ekim 2015] İKTİDAR VE HUKUK ... [19 Ağustos 2015] Bir Yöntem Önerisi: Beyin Fırtınası Ve Kürt Sorunu ... [9 Temmuz 2015] ANAYASA MAHKEMESİ NEREYE? ... [1 Haziran 2015] SEÇİMLER VE GÜVENLİK ... [1 Mayıs 2015] YARGIÇLARIN TUTUKLANMASI ÜZERİNE ... [29 Nisan 2015] AVUKATLAR SINANAMAZ! ... [16 Mart 2015] BİLGİNİN DEMOKRATİKLEŞMESİ YA DA BİLGİYİ SİYASALLAŞTIRMAK ... [9 Şubat 2015] "AYDINLANMA" NEYE YARAR? ... [1 Ocak 2015] 2015 YILI BAŞLARKEN. ... [15 Aralık 2014] AVUKATLAR SEÇİMİNİ YAPTI ... [10 Kasım 2014] NASIL BİR CUMHURİYET ... [28 Ağustos 2014] DEVLET BENİM ... [6 Nisan 2014] AVUKAT ... [2 Mart 2014] POLİSLEŞEN YARGIÇ ANLAYIŞI ... [12 Ocak 2014] NE DEĞİŞECEK? ... [25 Aralık 2013] DURUŞMA SALONLARI BÜYÜDÜKÇE... ... [11 Kasım 2013] ATATÜRK YAŞIYOR! ... [13 Eylül 2013] Yeni adli yıl başlarken ... [16 Mayıs 2013] Desteklediğimiz adayın kazanması halinde biz ancak mutlu oluruz ... [12 Nisan 2013] BÜYÜK GREV YA DA BÜYÜK BARO! ... [2 Kasım 2012] BAROLAR SEÇİMİNİ YAPTI! ... [24 Eylül 2012] BALYOZLA DEMOKRASİ KURULMAZ! ... [31 Ağustos 2012] Bir Yöntem Önerisi: Beyin Fırtınası Ve Kürt Sorunu ... [11 Temmuz 2012] BAROLARI ELE GEÇİRMEK YA DA "AHLAKSIZ TEKLİF" ... [11 Haziran 2012] KENTSEL DÖNÜŞÜM VE YOL AÇACAĞI SORUNLAR ... [3 Haziran 2012] İSTANBUL BAROSU NE YAPMALI? ... [13 Mayıs 2012] YARGIYI, YARGIÇTAN KORUMAK! ... [4 Nisan 2012] 12 EYLÜL YARGILAMASI BİR ALDATMACADIR ... [14 Şubat 2012] YARGI VE MİT KAVGASININ NERESİNDEYİZ? ... [1 Şubat 2012] YENİ YAKLAŞIMLAR NASIL DOĞDU, NEREYE GİDİYOR? ... [13 Ocak 2012] YARGIÇ VE VİCDAN ... [30 Aralık 2011] 2012 YE GİRERKEN YARGI VE ADALET ... [29 Ağustos 2011] AVUKATIN ADI YOK ... [5 Ağustos 2011] TSK YANLIŞLARININ BEDELİNİ ÖDÜYOR! ... [4 Temmuz 2011] SON SAHNE ... [30 Mayıs 2011] YEREL YÖNETİMLER ÖZERKLİK ŞARTI ... [20 Nisan 2011] AVUKAT * ... [21 Mart 2011] TANI BUNLARI TANI DA BÜYÜ! ... [5 Mart 2011] Yargının Özelleştirilmesi Ve Çok Hukukluluk ... [17 Şubat 2011] NEREYE KADAR? ... [2 Şubat 2011] SAYGINLIK ... [4 Kasım 2010] BAROLARIN İŞLEVİ ... [27 Mart 2010] DEMOKRATİK KURNAZLIK!.. ... [25 Şubat 2010] AVUKATIN DOSYA İNCELEME YETKİSİ ... [9 Şubat 2010] BAROLAR VE DEMOKRATİK YÖNETİM ANLAYIŞI ... [4 Aralık 2009] KÖRLÜK ... [18 Kasım 2009] İRTİCAYA GÜL BAHÇESİ ... [17 Kasım 2009] AÇILIMIN HUKUKA ETKİSİ ...
Av. Başar YALTI
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™