Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
ANAYASA MAHKEMESİ NEREYE?
9 Temmuz 2015, Av. Başar YALTI
, Av. Başar YALTI

1982 Anayasasının 148. Maddesine göre; Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. 

Ayrıca, herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.

Anayasa Mahkemesinin görevi, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 3. Maddesinde sıralanmıştır. Bu düzenlemeler, Yüksek Mahkemenin asli görevinin; anayasanın temel ilkelerinin, devlet düzenin demokratik işleyişinin, hukukun üstünlüğünün ve temel hak ve özgürlüklerin korunması olduğunu ortaya koymaktadır.

Anayasa Mahkemesinin, kendisinden beklenen görevi, 2010 yılında yeniden yapılandırılıncaya kadar başarıyla yerine getirdiği söylenebilir. Yüksek Mahkeme, bu süreçte, temel hak ve özgürlükleri genişletici yorumlarıyla Türkiye’de insan haklarının gelişimine büyük katkı sağlamıştır.

12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumla, Anayasada değişiklik yapılarak, yargı sistemi siyasal iktidarın istediği yönde değiştirildi. Bu arada, Anayasa Mahkemesi yeniden yapılandırıldı.

Siyasal iktidar bu sırada, Anayasa yargıçlarının seçiminde etkili olarak, kendi siyasal görüşüne paralel bir muhafazakârlaşmayı, yeni seçilen yargıçlar yoluyla Yüksek Mahkemeye yansıtma olanağı buldu.

Bu durum, ister istemez, anayasa yargısı içtihatlarının değişimine neden oldu.

Böylece, siyasal iktidarın merkezileşme, otoriterleşme ve siyasal İslam anlayışına uygun yasama işlemleri Yüksek Mahkemeden vize almaya başladı.

Denetim alanının doğası gereği Anayasa Mahkemesi kararları, siyasal sonuç yaratan ve siyasal süreçleri etkileyen nitelikte kararlardır. Ancak Anayasa Mahkemesi; koruyucusu olduğu anayasal düzenin temel ilkelerini örseleyen, görmezden gelen veya çevresinden dolaşan bir anlayışla hareket edemez, kararlarına iktidarın siyasal anlayışını, hatta üyelerin siyasal ve felsefi düşüncelerini yansıtamaz.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel özellikleri; demokratiklik, hukukun üstünlüğü ve laikliktir. Üstelik tarafı olduğumuz AİHS içerik ve kapsamı gereğince Türkiye, kamu otoritesine karşı temel hak ve özgürlükleri koruyan, hak aramayı kolaylaştıran, adil bir hukuk sistemi kurup hayata geçirmek zorunda olan bir devlettir. Bu özellik de, anayasal düzenimizin bir parçasıdır.

Bu kısa yazı çerçevesinde cumhuriyetimizin temel ilkeleri konusunda ayrıntılara girebilecek durumda değiliz. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında, bu konularda yerleşik hale gelmiş çok sayıda tanımlama bulunmaktadır. Ayrıca Anayasamız, 1980 darbesi sonrasında yapılmasına ve otoriter bir karaktere sahip olmasına rağmen, Yüksek Mahkemenin, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi yönündeki özgürlükçü yorumlarına engel olarak görülmemiştir. Üstelik Anayasada daha sonraki tarihlerde yapılan değişiklikler ve özellikle 2004 tarihinde 90. Maddeye yapılan eklemeyle Batı hukukuyla entegrasyonun önünde bir engel de kalmamıştır.

Ama ortaya çıkan izlenim o ki; 12 Eylül 2010 Anayasa değişiklikleriyle ilgili referandum sonrası yeniden yapılandırılan Anayasa Mahkemesi, siyasal iktidarın “hukuksal ucube” sayılacak birçok işlemine geçit vererek, adeta otoriter bir düzene yeşil ışık yakan ve Cumhuriyetin temel değerleri ile çatışan, siyasal İslam’a kol kanat geren bir tutum içinde olmuştur.

Elbette ki Yüksek Mahkeme, iktidarın otoriterleşme hevesi karşısında verdiği birçok kararla, çok sayıda yasal düzenlemeyi iptal etmiş ve yol gösterici olmuştur. Özellikle adil yargılama ilkesine açıkça aykırı şekilde başlatılıp yürütülen “Silivri yargılamaları” konusunda verdiği ve Ülkeyi rahatlatan kararları olumlu niteliktedir. Yine, kısa süre önce verdiği toplantı ve gösteri yürüyüşleri, sendikal hakların kullanılması ve gizli tanıklıkla ilgili kararları da bu çerçevede değerlendirilecek, hukuk adına övünülecek kararlardır. Ancak bu tür kararları da olmasaydı, mahkemenin varlığı tartışmalı hale gelebilirdi.

Aşağıda eleştiri konusu yaptığımız iki karar, ne yazık ki, Anayasa Mahkemesinin bugünkü karakterini yansıtması bakımından farklı öneme sahiptir.

Bilindiği üzer bir süre önce, Anayasa Mahkemesi resmi nikah kıymadan dini nikah yaptıranlara ve evlilik cüzdanını görmeden bu nikahı kıyan din görevlisine iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilmesini öngören TCK'nın 230’uncu maddesinin 5 ve 6’ncı fıkralarını iptal etti.

Anayasadaki laiklik ilkesini ve Anayasa ile korunan devrim yasalarını (m 174 / 4) görmezden gelen bu karar, özgürlüklerle ilgisi olmayan, siyasal İslam’a selam çakan bir anlam taşımaktadır. Üstelik Anayasa Mahkemesinin, aynı konuda, 1999 yılında Türk Ceza Yasasındaki bu düzenlemeyi Anayasaya uygun bulduğu bilinmektedir (1999/27K.).  Anayasa Mahkemesi bu yeni kararıyla, yukarıda dile getirdiğimiz endişeyi doğrulamış, yargıçlarının, kendilerini oraya taşıyan siyasal anlayışa göre karar verebildikleri izlenimini yaratmıştır.

Türkiye’de yargının siyasallaştığı yönündeki yaygın inancın son dönemdeki en somut örneği olan Sulh Ceza Yargıçlıkları hakkında, (adına adeta alay edercesine “özgürlük hakimliği” denilmektedir) verilen karar da Mahkemenin kuruluş felsefesi ve amacıyla asla bağdaştırılamayacak nitelikte bir karardır.

Yargının tarafsız ve bağımsızlığına inanan muhafazakâr hukuk çevreleri tarafından dahi eleştirilen her iki kararın gerekçesindeki soyutlamalar, güncel durumla ve çağdaş hukuk anlayışıyla bağdaşmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi Başkanı, Mahkemenin 53. Kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmada “Yargının kurumsal anlamda siyasal organların etkisi altında kalması ve siyasi mülahazalar ekseninde ayrışması büyük bir tehlikedir. Bu anlamda yargının siyasallaşması hukuk devletinin sonu olur. Diğer yandan yargının bir vesayet organı gibi davranarak, siyaseten alınması gereken kararları alması da siyasetin yargısallaşması tehlikesini doğurur. Siyasetin yargısallaşması ise demokrasinin sonu olur. Dolayısıyla yargının siyasallaşması ve siyasetin yargısallaşması demokratik hukuk devleti için aynı ölçüde tehlikelidir” demişti.

Yargıya güvenin dibe vurduğu günümüzde, Yüksek Mahkemenin önünde bu güveni yükseltme fırsatı vardır. Ama görülüyor ki, Mahkeme Başkanının dile getirdiği her iki tehlike, birer risk olarak önümüzde durmaktadır.

 

Av. Başar Yaltı

 

 

[Bu yazı 1271 kez okundu]
Av. Başar YALTI

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [58]
[18 Temmuz 2017] ADALET YÜRÜYÜŞÜ YENİ BİR UMUT DOĞURMUŞTUR. ... [10 Nisan 2017] HALKOYLAMASI VE OYLAMANIN GÜVENLİĞİ ... [4 Mart 2017] PARADİGMA DEĞİŞİYOR! ... [19 Ocak 2017] CEHALETİN TAHAKKÜMÜ ... [24 Ekim 2016] BAROLAR VE AVUKATLAR NEDEN İLGİSİZLER? ... [11 Eylül 2016] 'HUKUK DEVLETİNİN SONU' ... [9 Mayıs 2016] TÜRBANLI YARGIÇ OLUR MU? ... [8 Şubat 2016] YARGI BAĞIMSIZLIĞI VE TOPLUMSAL BARIŞ ... [20 Ocak 2016] YUMURTAYI BALYOZLA KIRMAK! ... [23 Kasım 2015] CUMHURİYET ... [19 Ekim 2015] İKTİDAR VE HUKUK ... [19 Ağustos 2015] Bir Yöntem Önerisi: Beyin Fırtınası Ve Kürt Sorunu ... [1 Haziran 2015] SEÇİMLER VE GÜVENLİK ... [1 Mayıs 2015] YARGIÇLARIN TUTUKLANMASI ÜZERİNE ... [29 Nisan 2015] AVUKATLAR SINANAMAZ! ... [16 Mart 2015] BİLGİNİN DEMOKRATİKLEŞMESİ YA DA BİLGİYİ SİYASALLAŞTIRMAK ... [9 Şubat 2015] "AYDINLANMA" NEYE YARAR? ... [1 Ocak 2015] 2015 YILI BAŞLARKEN. ... [15 Aralık 2014] AVUKATLAR SEÇİMİNİ YAPTI ... [10 Kasım 2014] NASIL BİR CUMHURİYET ... [28 Ağustos 2014] DEVLET BENİM ... [6 Nisan 2014] AVUKAT ... [2 Mart 2014] POLİSLEŞEN YARGIÇ ANLAYIŞI ... [12 Ocak 2014] NE DEĞİŞECEK? ... [25 Aralık 2013] DURUŞMA SALONLARI BÜYÜDÜKÇE... ... [11 Kasım 2013] ATATÜRK YAŞIYOR! ... [13 Eylül 2013] Yeni adli yıl başlarken ... [16 Mayıs 2013] Desteklediğimiz adayın kazanması halinde biz ancak mutlu oluruz ... [12 Nisan 2013] BÜYÜK GREV YA DA BÜYÜK BARO! ... [2 Kasım 2012] BAROLAR SEÇİMİNİ YAPTI! ... [24 Eylül 2012] BALYOZLA DEMOKRASİ KURULMAZ! ... [31 Ağustos 2012] Bir Yöntem Önerisi: Beyin Fırtınası Ve Kürt Sorunu ... [11 Temmuz 2012] BAROLARI ELE GEÇİRMEK YA DA "AHLAKSIZ TEKLİF" ... [11 Haziran 2012] KENTSEL DÖNÜŞÜM VE YOL AÇACAĞI SORUNLAR ... [3 Haziran 2012] İSTANBUL BAROSU NE YAPMALI? ... [13 Mayıs 2012] YARGIYI, YARGIÇTAN KORUMAK! ... [4 Nisan 2012] 12 EYLÜL YARGILAMASI BİR ALDATMACADIR ... [14 Şubat 2012] YARGI VE MİT KAVGASININ NERESİNDEYİZ? ... [1 Şubat 2012] YENİ YAKLAŞIMLAR NASIL DOĞDU, NEREYE GİDİYOR? ... [13 Ocak 2012] YARGIÇ VE VİCDAN ... [30 Aralık 2011] 2012 YE GİRERKEN YARGI VE ADALET ... [29 Ağustos 2011] AVUKATIN ADI YOK ... [5 Ağustos 2011] TSK YANLIŞLARININ BEDELİNİ ÖDÜYOR! ... [4 Temmuz 2011] SON SAHNE ... [20 Haziran 2011] YİNE BANA HÜSRAN, BANA YİNE HASRET VAR. ... [30 Mayıs 2011] YEREL YÖNETİMLER ÖZERKLİK ŞARTI ... [20 Nisan 2011] AVUKAT * ... [21 Mart 2011] TANI BUNLARI TANI DA BÜYÜ! ... [5 Mart 2011] Yargının Özelleştirilmesi Ve Çok Hukukluluk ... [17 Şubat 2011] NEREYE KADAR? ... [2 Şubat 2011] SAYGINLIK ... [4 Kasım 2010] BAROLARIN İŞLEVİ ... [27 Mart 2010] DEMOKRATİK KURNAZLIK!.. ... [25 Şubat 2010] AVUKATIN DOSYA İNCELEME YETKİSİ ... [9 Şubat 2010] BAROLAR VE DEMOKRATİK YÖNETİM ANLAYIŞI ... [4 Aralık 2009] KÖRLÜK ... [18 Kasım 2009] İRTİCAYA GÜL BAHÇESİ ... [17 Kasım 2009] AÇILIMIN HUKUKA ETKİSİ ...
Av. Başar YALTI
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™