Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Japon kale!
30 Haziran 2015, Kemal OKUYAN
, Kemal OKUYAN

Uzun zaman sonra dün ilk kez karşılaştım "Milli Güvenlik Kurulu toplantısında ne oldu" sorusuyla... Yıllar boyu Türkiye siyasetinin en ağrılıklı meclisi olarak görülen kurul, "Erdoğan demokrasisi" sayesinde ilgi alanımızdan neredeyse çıkmıştı. Özgürlükleri tırpanlamak ve hukuksuz işler yapmak için başka mekanizmalar oluşturmuştu diktatör ve arkadaşları. Önemli dış politika meseleleri ise 2014'te yerel seçimlerden hemen önce basına sızdırılan "gerekirse kendi kendimize roket atar, savaş çıkarırız" ses kaydında gözüktüğü gibi ahpap-çavuş toplantılarında karara bağlanıyordu.

Ancak bu kez Milli Güvenlik Kurulu, uzun süredir kimsenin ciddiye almadığı "devlet geleneği"nin ruhunu çağırma vesilesiydi. Ülke koalisyon pazarlıkları ile oyalanırken, AKP iktidarı Suriye topraklarına girmek için yaptığı kirli hazırlıklara "milli politika" görüntüsü verme ihtiyacı duymuştu.

"Güney komşularımızdan Suriye'de cereyan eden hadiseler etraflıca değerlendirilmiş, muhtemel tehditler ele alınmış, sınırlarımızda alınan ilave güvenlik tedbirleri üzerinde durulmuştur. Bölgede yaşayan sivil halkı hedef alan terör saldırıları ile bölgenin demografik yapısının değiştirilmesine yönelik eylemlerden duyulan endişe dile getirilmiştir."

Toplantının ardından yapılan açıklamada böyle deniyordu. "Terör saldırısı" IŞİD'i, "demografik yapıyı değiştirme" PKK ve PYD'yi işaret ediyordu, "devlet geleneği"nin jargonunda!

Endişeli yetkililer "ek güvenlik tedbirleri" üzerinde durmaktaydı. Bu da, tampon bölge denen, işgal planıydı!

Planın mucidi Türkiye değil. Bizim hükümet bu konuda sadece ve sadece fırsatçı.

Suriye'nin küçük egemenlik alanlarına bölünmesi, ABD yönetimi tarafından olgunlaştırılan bir proje. Seçeneklerden biri. IŞİD'in sahaya sürülmesinin nedenlerinden başlıcası buydu. Suriye Kürtlerinin en önemli örgütü PYD'yi ABD'nin ittifak sistemine bağlamak için sahnelenen kanlı oyunun da...

Japon kale de diyebiliriz buna... İki değil, dört hatta daha fazla kalenin olduğu, herkesin birbirine gol atmaya çalıştığı bir futbol oyunudur bu. Arada işbirliği yaparsınız ama anında müttefikiniz size karşı dönebilir.

Oyun olarak zevklidir de, gerçek yaşamda iğrençtir.

Emperyalizm Suriye'yi bu iğrençliğin içine sürükledi işte.

Herkes birbiriyle savaşabilir, herkes birbirini öldürüp zarar verebilir. Oyunun kuralı bu!

TSK'ya Suriye topraklarından içeri girme emrinin verildiği söyleniyor. Peki orada ne var? 

IŞİD var. Suriye Devleti ile, PYD ile, ılımlı terörist gruplarla, ABD'nin başını çektiği koalisyonla çatışıyor. ABD tarafından desteklenip yönlendiriliyor, koalisyonun unsuru Suudi Arabistan ve Türkiye tarafından finanse ediliyor! Türkiye'nin sınır ötesindeki "ilk düşmanı" aynı zamanda dostu IŞİD.

PYD var. IŞİD ile çatışıyor. Suriye Devleti ile kimi noktalarda karşı karşıya geliyor, bazen de çıkarları kesişiyor, zımni anlaşmalar yapıyor. ABD ile işbirliğine gidiyor. Ilımlı terörist gruplarla birlikte davranabiliyor. Türkiye ile hem müttefik hem hasım sayılıyor. MGK belgelerine "demografik yapıyı değiştirmek isteyen grup" olarak geçiyor PYD, yani potansiyel düşman.

Suriye Devleti var. Ilımlı teröristlerle, IŞİD'le, örtülü Türk kuvvetleriyle, ABD parası ve istihbaratıyla çatışıyor. PYD ile işbirliği ve çatışma arasında gidip geliyor. Türkiye'nin sınır ötesindeki "doğal düşmanı"!

Ilımlı teröristler var. Kimse onlara neden ılımlı dendiğini söyleyemiyor. IŞİD'le savaşıyor, Suriye Devleti ile savaşıyor, bazen PYD ile çatışıyor ama bazen de onunla ittifak yapıyor. Çoğunlukla IŞİD'e kadro ve silah kaynağı işlevi görüyor. Türkiye'nin Suriye içindeki güvenilir müttefiki bunlar; yani kimsenin güvenemeyeceği paralı askerler.

Türkiye'nin bu kadar düşmanla baş etmesi mümkün değil. Ancak "bataklık" benzetmesi yapanlar yanılıyor. Bataklık Suriye'de değil, her yerde bu bir. İkincisi bu karmaşayı AKP tek başına yaratmadı. Plan buydu. ABD'ye bir üst akıl ve koordinatör olarak gereksinim duyulmasını sağlamak.

ABD'nin şu anda Suriye'de şu ya da bu oranda yönlendirme yeteneğinden yoksun olduğu tek aktör hâlâ Esad. Ve emin olun, ona da el atmaya çalışıyor.

Herkes biliyor neyin ne olduğunu... Örneğin IŞİD'in arkasında ABD'nin olduğunu bölgede bilmeyen kaldı mı? Kalmadı. Peki bildiğini söyleyebiliyorlar mı? Söyleyemiyorlar.

Söyleyemiyorlar çünkü rol kapmaya, kendilerine alan açmaya, ABD'nin ittifak sistemine yerleşmeye çalışıyorlar.

AKP hükümeti için de aynı şeyi söyleyebiliriz.

Peki madem ABD'nin de Suriye'yi küçük egemenlik alanlarına bölmek gibi bir planı var, AKP neden tereddüt ediyor?

Tereddüt ediyor çünkü Suriye'deki kavganın kuralları ve seyri, ABD ile Rusya arasında birden fazla alanda sürmekte olan mücadele tarafından belirleniyor. 

Bazı şeyler Erdoğan ve diğer çılgınları aşar.

Diktatör, Suriye'deki hamlesinin üzerine atılan çizgiyi silmeye de nihai çarpının atılıp "eks" olmasına da yol açabileceğini seziyor. Bu anlamda Suriye Ukrayna'dır, İran'la sürmekte olan görüşmelerdir, hatta Yunanistan'dır. ABD bu ve benzer başlıklara tek başına hâkim değil, kavganın taraflarından biri.

Evet bu bir Japon kale, herkes birbirine gol atabiliyor.  Herkesin birbirine gol atabilmesi, her golün emekçilerin kalesine girmesi demek.

Çünkü gerçek çelişkinin üzeri örtülüyor, etnik-dinsel-mezhepsel düşmanlıklar öne çıkıyor, emperyalist gericilik kendini aydınlığın bekçisi gibi pazarlayabiliyor, yoksulun dökülen kanı silah ve petrol tekellerini ihya ediyor.

Japon kale de, tek kale maç da mahalle aralarındaki neşeli çocuklara kalsın; ikisi de onlar için eğlencelidir.

İnsanlığın büyük çoğunluğunu oluşturan emekçi halk içinse emperyalistlerden, sömürücülerden dost olmaz; sonuçta ne olursa olsun gerçekte çift kale vardır, biri sermayeye diğeri emeğe ait.

Karmaşaya bu sadelikle bakılmazsa eğer ve "milli" konumlanış tuzağına düşülürse, "vatan savunması" diye Erdoğan'ın arkasında durulur ya da bir başka "milli" konumlanışla emperyalist ittifak zincirine mazlum edebiyatı yapa yapa dahil oluverilir.

AKP'nin tampon bölge arayışına ve her tür sınır ötesi operasyonuna bu bilinçle, kocaman bir HAYIR! IŞİD'e karşı savaşacak olsa da HAYIR, PYD'yle çatışacak olsa da HAYIR, Esad'ın üzerine yürüyecek olsa da HAYIR!

 

solhaber

[Bu yazı 752 kez okundu]
Kemal OKUYAN

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [100]
[2 Mayıs 2016] Aydınlanma davası devrim davasıdır ... [14 Nisan 2016] Erdoğan, Erdogan, Erdovan. ... [21 Mart 2016] Bombalar neyi anlatıyor, Türkiye patlamalarla nereye gidiyor? ... [14 Mart 2016] Ankara'da patlama ve kaos planı ... [24 Şubat 2016] Ey Obama söyle bakalım Erdoğan ılımlı mı değil mi? ... [21 Şubat 2016] Gericilikle mücadele nereye bağlanacak? ... [18 Şubat 2016] Ankara patlaması. Kim yaptı ve sabır neden taşıyor? ... [3 Şubat 2016] Erdoğan neden yeni Anayasa diye tutturuyor? ... [1 Şubat 2016] Zalim, canavar Esed gitmeden olmaz. ... [27 Ocak 2016] Şamar oğlanına döndürülen diktatör ... [16 Ocak 2016] Davutoğlu 15 aylık bebeyken ve aydınımızın hâli. ... [11 Ocak 2016] Sen kime alçak diyorsun Bekir Efendi? ... [4 Ocak 2016] Kimlikleriniz batsın demiyorum, zaten batıyor! ... [7 Aralık 2015] Venezuela "devrimi"nin sonu mu? ... [3 Aralık 2015] Barış süreci olmadı size dünya savaşı verelim ... [1 Aralık 2015] Avrupa'ya vize yok: Davutoğlu niye sırıtıyor? ... [25 Kasım 2015] Uçağı düşürdüler, şimdi cevaplasınlar bakalım! ... [20 Kasım 2015] Kim kimi ıslıklıyor? ... [15 Kasım 2015] Paris fırsatçılarına izin vermeyelim ... [13 Kasım 2015] Milli irade... ... [2 Kasım 2015] Seçim gecesi notları. ... [3 Ekim 2015] Ayağa kalk. Otur. Rahat! ... [1 Ekim 2015] Kahraman ırkımın... ... [29 Temmuz 2015] Bir manyağa teslim mi oldu ülke? ... [25 Haziran 2015] Bir kez daha meşruiyet ... [2 Haziran 2015] Dindarlar ve solculuk... ... [26 Mayıs 2015] Türkiye'nin Erdoğan sorunu ... [29 Nisan 2015] ABD'nin ittifak sistemi dağılırken... ... [15 Nisan 2015] Devrim nerede kaldı? ... [17 Şubat 2015] Kaç kere söyledik, zamanı değil diye! ... [9 Şubat 2015] Biz buraya ne için gelmiştik? ... [15 Ocak 2015] Rengarenk. ... [6 Ocak 2015] Tayyip bizim iyiliğimizi ister elbet. ... [30 Aralık 2014] Yılbaşı bedduası ... [23 Aralık 2014] Sizin özlemlerinizi seveyim ... [27 Kasım 2014] Emperyalizm çağında solculuk ... [16 Ekim 2014] Sorumluluk. ... [16 Eylül 2014] Kadrolaşma ve kitleselleşme ... [6 Eylül 2014] Cumhuriyet Halk Partisi'nin açmazı ... [30 Ağustos 2014] İslami Devlet'ten Davutoğlu'na. ... [20 Ağustos 2014] İstikrar yoksa. ... [18 Ağustos 2014] IŞİD yeni bir 11 Eylül'dür ... [7 Ağustos 2014] Umut hırsızları ... [3 Haziran 2014] Beyaz atlı prens ... [28 Mayıs 2014] Türkiye ... [23 Mayıs 2014] Erdoğan'ın kitlesi... ... [21 Mayıs 2014] İstifa çağrısı... ... [19 Mayıs 2014] Diktatörü ?ayakta tutan ne? ... [16 Mayıs 2014] Öteki Türkiye yok ... [12 Mayıs 2014] Dışa doğru örgütlenme... ... [9 Mayıs 2014] Kazananlar, kaybedenler ... [7 Mayıs 2014] ABD'ye karşı yeni cephe ... [5 Mayıs 2014] Sosyalizmin ?toplumsal ajanları ... [28 Nisan 2014] Sistem işliyor, halk. ... [5 Nisan 2014] Seçimler, Haziran ve sol ... [30 Mart 2014] Başlığı buraya yazın. ... [28 Mart 2014] Savaş, seçim, normalleşme. ... [27 Mart 2014] Oyları bölmek... ... [25 Mart 2014] Diktatör giderken aklımızı da götürmesin ... [24 Mart 2014] Provokatör diktatör ... [20 Mart 2014] Oyun bitti ... [19 Mart 2014] Aklı korumak, yarına hazırlanmak... ... [18 Mart 2014] Suçlu psikolojisi. ... [14 Mart 2014] Berkin'i uğurlarken... ... [11 Mart 2014] Ergenekon çökerken... ... [10 Mart 2014] Saldırılar ... [9 Mart 2014] Diktatör dönse! Mesela... ... [7 Mart 2014] Ne güzel uyuttuk sizi... ... [6 Mart 2014] Açık, ilkeli, ?dürüst siyaset... ... [4 Mart 2014] Ukrayna notları. ... [3 Mart 2014] Sokak... ... [1 Mart 2014] Erdoğan, 1980 ve 1997'nin çocuğudur ... [28 Şubat 2014] Dokunmayın, düşer, başa bela olur! ... [27 Şubat 2014] Aptal ... [26 Şubat 2014] Cemaat mi kazandı? ... [24 Şubat 2014] Küçükken mandolin çaldım, yetmez mi? ... [22 Şubat 2014] Kemal Okuyan'la haftaya bakış: Siyaseti yok ediyorlar ... [21 Şubat 2014] Ukrayna olmamak için... ... [17 Şubat 2014] İnsanlar ve partiler... ... [15 Şubat 2014] Kemal Okuyan'la haftaya bakış: 'Yalan söyleme hakkım var' ... [12 Şubat 2014] İnsan ... [7 Şubat 2014] Bilgi de neymiş canım! ... [6 Şubat 2014] Vurun Habertürk'e! ... [5 Şubat 2014] Kılavuzu karga olanın... ... [29 Ocak 2014] Anmak ... [22 Ocak 2014] Çok özel bir halk düşmanı. ... [21 Ocak 2014] Seçimi kazanayım derken. ... [20 Ocak 2014] Yurtseverlere özgürlük! ... [18 Ocak 2014] Örgütsüz bir halkı bitik diktatör bile yener ... [17 Ocak 2014] Kısa yazı. Mağduriyetten! ... [15 Ocak 2014] İnsanlık testi ... [14 Ocak 2014] Teşekkürler Akşener! ... [11 Ocak 2014] Tayyip senin için ne diyorlar öyle? ... [10 Ocak 2014] Paralel devlet kavramı neye hizmet ediyor? ... [9 Ocak 2014] Kemal Okuyan yazdı: Erdoğan nasıl biridir? ... [8 Ocak 2014] Ceset ... [5 Ocak 2014] Normalleşme, çözüm, sulh... Keşke! ... [3 Ocak 2014] 1997-2014 ... [2 Ocak 2014] Bu şebeke dağılır ya da dağıtılır ... [30 Aralık 2013] Sesli düşünelim... ...
Kemal OKUYAN
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™