Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Erdoğan!
13 Mayıs 2015, Enver AYSEVER
, Enver AYSEVER
ENVER AYSEVER

Hayata bir kez gelir insan ve güzel yaşamak ister. Kimi tüm bir ömrü kör geçirir. Tomurcuklanan çiçeği göremez, sevdikleriyle çimler üzerine uzanamaz ve şiir okumadan geçer gider. Üstelik bir göz açıp kapama zamanıdır bu süreç… ‘ah gençliğim’ diye dövünür insan. Oysa sevgilinin yanağından gayri her şey paylaşılsa… Bir başka güzel görünür dünya…

Bazı kimseler büyümez, belki erişkin olmak istemez, bozulur huyu suyu insanın. Zeki Alasya öldüğü gün; ki söylemek ne tuhaf, daha yeni “Balım” müzikalinde izledim, herkes aynı sözü etti “Çocuk Yürekli Adam” dedi ardından. Evinin koca bir odasını oyuncaklarla doldurmuştu Zeki Abi. Nâzım Hikmet, Moskova’da evini oyuncaklarla süslemişti, aklıma geldi hemen. Ömrünü gri mahpus duvarları arasında geçirdiği içindir…

Metin Akpınar’ın bir fotoğrafı aklıma kazındı. Öyle büyük bir keder vardı ki yüzünde aktörün, irkildim ve uzun süre yutkunmadan tuttum nefesi. Bir sevdiceğin ardından nasıl da hüzünle bakmış… Ölen kişi; hakkında düşünüleni, hissedileni bilmez, duymaz sanırım. Oysa ardından bakanlar hem gideni düşünür, hem de kendi hayatlarına şöyle bir dalar… Metin Abi’nin aklından geçeni tahmin etmek zor değil. Sahne tozu yutmuş iki öz kardeşin vedası bu…
Hayata nasıl dokunduğunuz, iz bıraktığınız önemli elbet. Şan, şöhret deyip uzağa gitmeyin. Kimi dedesini, anneannesini sevgiyle, özlemle anar; kimi burun kıvırır. Hele bir de toplum önündeyseniz karne daha net ve sert olur. İşte siyaset bu karmaşık denklemde ayakta kalma becerisidir aslında. Anımsıyorum darbe günlerinde bile perdeler açılıyordu.
Mahkemelerde hukuka uygun yargıçlar, savcılar görev yapıyordu. Devekuşu Kabare’yi o yıllarda izledim ben… Zulmün en sertine direnir vicdanı olan…

İktidar hırsı öyle güçlü, yıkıcı bir arzudur ki, hiçbir uyuşturucunun gücü yetmez o kendini bilmezliğe. Geçmişini unutur insan, sevdiklerini ve ölümlü olduğunu. Her yerde yankılanan aynı ses, her yanda büyüyen aynı görüntüdür. Artık kendine bile katlanamaz haldedir kişi. İçinde yükselen sesle dövüşür. Arada bir varlığını anımsatan vicdanını ezer. Ortaya zalim bir firavun çıkar. Üstelik geri dönüş yoktur bu yolda. Hep ‘daha çok ister’ iktidar hastası… Farklı çıkan seslerin celladı olur günbegün…

Altın işlemeli bardaktan içer suyunu… Onlarca uçağı, lüks otomobili vardır… Binlerce hizmetçi emirlere boyun eğer… Askerleri, polisleri hazırdır her an… Soytarılar her türlü gösteriyi yapar… Sınırsız bir zenginlik, benzersiz bir ihtişam sarar her yanı… İşaret ettiği yerde betondan binalar bitiverir… Her sözü kutsal sanılır, anında yerine getirilir… Borazanlar çalar… Alkışçılar boldur… Sürekli övgüler düzen kalemler vardır… Bir de hakikat!

Dağlarına bahar gelir memleketin; yoksul insanlar tırmanır, bir cigara yakar düşlere dalar. Kentlerin o serin sabahlarında göğe bakma duraklarında buluşur sevgililer. Acıyı çoktan bal eylemiştir kimileri, birbirinin ilacı olmuştur. Ada vapuru yandan çarklı değilse bile, hâlâ içinde sevinçle koşturan çocuk sesleri işitilir. Ağzını dayayacak bir musluk yoksa da mahalle de hava bedavadır hâlâ!

Hasan Hüseyin, Ahmet Arif, Melih Cevdet, Turgut Uyar, Orhan Veli öldü desem, kim inanır be! Daha nicesi şarkılar söyledi, dizeler kurdu, romanlar yazdı, sahnelerde güzel ve çirkin gösterildi… Yaşamak avucumuzdan hızla kayıp gider, evet. Ama bir tatlı tebessüm olmak var ya… Zeki Alasya kalbimize kazındı…

Betondan bir dünya kurunca, yürekler de aynılaşıyor. Hep yıkım! Oysa insanlık çok eskilerden alıyor iyi ve güzelliğin ölçüsünü. Gün geliyor, dünyanın sahibi olduğunu zanneden yapayalnız kalıyor. İşte Hitler kafasına dayadı namluyu ve intihar etti. İşte Evren gizli kapaklı gömülüyor. İşte Saddam bok çukurunda can verdi.

Geri dönüp baktığında, iyi bir hayat sürdüm, diyebilmek, püfür püfür esen Datça rüzgârında Can Baba gibi uyumak var… Öte yandan yaşarken saray görünümlü zindanda mahkûm olmak var. Herkesin olmasa bile, hiç değilse en yakındakinin hatırasına güzel bir not düşmek az şey mi? Zaman akıp gidiyor… Ve Tanrı kimi cennetine alıyor bilmiyoruz… O cennet burada… Cehennem de… Yüreğimizde…

[Bu yazı 711 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™