Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Türkiye Mısır Olur Mu?
16 Şubat 2011, Fatih YAŞLI
, Fatih YAŞLI

Mısır’da yaşananları, “mütedeyyin halk kitlelerinin demokrasi talebiyle askeri vesayet rejimine isyanı” olarak okuyan liberaller ve muhafazakârlar, sürekli aynı soruyu soruyorlar: Mısır Türkiye olur mu?

Murat edilen ve söylenmek istenen ise şu: Mısır’dan, serbest piyasa ile gericiliği, liberalizmle muhafazakârlığı sentezleyen, ABD ve İsrail’in bölgedeki çıkarlarıyla uyumlu, uluslararası sistemle bağları güçlü, emperyalizme tehdit oluşturmayan ve liberal demokrasiyle yönetilen yeni bir rejim, AKP’nin Türkiye’de kurduğuna benzer bir rejim, çıkar mı?

Soruyu biz de tersinden soralım ve yanıtını aramaya çalışalım: Türkiye Mısır olur mu?

3 Kasım 2002 seçimlerinde Türkiye toplumu, iktidar partileri olan DSP, MHP ve ANAP’ı sandığa gömerken, aslında 22 yıllık neoliberal politikalara ve onun yarattığı tahribata olan tepkisini ortaya koyuyordu.

İşçiler, emekçiler, memurlar, yoksullar, “bilinçsiz bir sınıf bilinci”yle, bir tür sınıfsal refleksle AKP’yi iktidara getirirken, aslında oylarını Erdoğan’ın ve AKP’nin IMF karşıtı, sosyal adalet vurgusu yüksek söylemlerine veriyorlardı.

AKP iktidara geldiği günden bu yana geçen yaklaşık dokuz yılda, bir yandan kendisinden çok önce başlayan neoliberal dönüşümü hızlandırarak devam ettirirken, öte yandan bu dönüşümün emekçi sınıflar nezdinde yaratacağı tahribat sonucunda ortaya çıkabilecek bir sosyal patlamayı önlemek için de kimi mekanizmaları devreye soktu.

Bir yandan, neoliberalizmin ilkelerine uygun bir şekilde, kamusal varlıkların hemen hepsi özelleştirilerek sermayeye devredildi, kamu hizmetleri piyasa mekanizmasına tabi kılındı, ekonomi yönetimini siyasal mücadelenin alanı olmaktan çıkaran üst kurullar devreye sokuldu, çalışma alanında güvencesiz çalıştırma, esnek istihdam ve taşeronlaştırma, kamu sektörü de dâhil olmak üzere yaygınlaştırıldı.

Öte yandan ise bütçeden aktarılan fonlarla, eldeki yerel yönetim olanaklarının kullanılmasıyla, muhafazakâr sermayenin hayırseverliğiyle, cemaatlerin oluşturduğu yardımlaşma ağlarıyla ve toplumsal yaşamın hızlı bir şekilde dinselleştirilmesiyle, neoliberal politikalardan en çok zarar gören halk yığınlarının sınıfsal bir öfke biriktirmelerinin önüne geçilmeye çalışıldı. Bunda da büyük ölçüde başarılı olundu.

Türkiye’nin son otuz yıllık macerasına benzer bir şekilde Mısır da 70’lerin sonundan itibaren dünya kapitalizmi ile neoliberal politikalar aracılığıyla bütünleşme politikalarını devreye soktu. Kamu sektörü küçültülür, kamusal yatırımlar azaltılır, devletin sosyal nitelikleri ortadan kaldırılırken, güvencesiz istihdam ve taşeronlaştırma yaygınlaştırıldı. Özellikle 1990’lardan itibaren uygulanmaya başlanan IMF orijinli yapısal uyum politikaları ise hem kentli emekçi sınıfları hem de köylü kitlelerini büyük bir sefalete mahkûm etti.

İşte Tunus’un tetiklediği Mısır isyanının gerisinde, başka birçok nedenin yanı sıra, esas olarak Mısır halkının neoliberalizmin ülkede yarattığı yıkıma göstermiş olduğu tepki bulunuyordu. Neoliberal yıkım emekçi sınıflardan eğitimli orta sınıflara doğru uzandığında ve bu sınıfları da hızlı bir şekilde yoksullaştırdığında, isyan kaçınılmaz hale geldi.

İsyanın kıvılcımının, Tunus’ta, üniversite mezunu ve işsiz bir gencin, sebze sattığı arabasına zabıtalarca el konulmasının ardından kendini yakmasıyla çakıldığını aklımıza getirdiğimizde, meselenin gerisindeki sınıfsal boyutu çok daha iyi anlayabiliriz. Bölgeyi saran halk isyanları, emekçilerin sınıfsal tepkileriyle otoriter rejimlere karşı birikmiş öfkenin bileşiminden ortaya çıktı. Dolayısıyla yaşananları, yazının başında da söylediğimiz üzere, İslamcıların etkili olmasına rağmen, liberaller ve muhafazakârların iddia ettikleri gibi otoriter-laik askeri vesayet rejimlerine karşı demokrasi talep eden mütedeyyin kitlelerin isyanı olarak görmek mümkün değil. Ortada, eksik olmakla birlikte kesin olarak bir sınıf bilinci bulunuyor.

Bunu anlamak için, Mısır bağlamında, üç olguya biraz daha yakından bakmak gerekiyor.

Olgulardan ilki, Mübarek’in devrilmesinden hemen önce başlayan ve farklı iş kollarından binlerce kişinin katıldığı grev. Eğer Mısır işçi sınıfı isyana hayatı durdurarak destek vermeseydi, Mübarek bu kadar kolay devrilmeyebilirdi. Aynı şekilde ABD, isyanın giderek emekçi bir karakter kazanacağından korkmasaydı, Mübarek’ten desteğini bu kadar kolay çekmeyebilirdi.

İkincisi Mısır ordusu ile kapitalizm arasındaki ilişki. Ordunun elinde halen birçok iktisadi teşekkül bulunuyor ve bu teşekküller serbest piyasa ilkelerine göre faaliyet gösteriyor. Kârları ise ordu içerisindeki hiyerarşiye göre bölüştürülüyor. Ordu kapitalizmin bekâsı adına Mübarek’i göndermeyi tercih etti ve geçiş sürecini kontrolü altına almasının ardında ise, hem ordu içerisindeki (özellikle genç subayların oluşturduğu) anti-emperyalist unsurlardan ham de isyanın anti-kapitalist bir niteliğe kavuşmasından duyduğu korku bulunuyor.

Üçüncüsü ise Müslüman Kardeşler’in yani İhvan’ın durumu. İhvan’ın yıllar önce bir iktidar stratejisi olarak hayata geçirdiği “paralel devlet” uygulamasının geldiği nokta, “kapitalizm içinde bir kapitalizm”den başka bir şey değil. İhvan tarafından zamanında sosyal dayanışma adına kurulan hastanelerin, okulların, bankaların ve şirketlerin hepsi günümüzde serbest piyasa ekonomisine uygun bir şekilde hareket ediyor ve neoliberalizmin yasaları uyarınca yönetiliyor. İhvan’ın isyana çekingen bir şekilde destek vermesinin de, rejimle masaya oturmasının da arkasında bu bulunuyor; Müslüman Kardeşler de stratejilerini kapitalizmin bekasına ve emperyalizmin isteklerine göre belirlemeye çalışıyorlar.

Özetle ve indirgemecilik suçlamasını da göze alarak söyleyelim, ortada emekçi sınıfların eksik bir sınıf bilincine sahip oldukları bir sınıf savaşı var ve yaşananların hepsi bu sınıf savaşının dolayımlı birer yansıması.

Şimdi en başta sorduğumuz soruya gelelim: Türkiye Mısır olur mu, yani neoliberalizmin yoksulluğa ve sefalete ittiği kitleler, kendi kaderlerinin efendisi olmayı arzulayabilirler mi?

Bu soruya “hayır” yanıtını vermenin zaten bu topraklardan umudunu kesmek anlamına geleceği açık ama içi boş bir “evet”in de bir şey ifade etmeyeceği ortada.

Soruya “evet” yanıtını verebilmek, bu arzunun ortaya çıkma zeminini yaratabilmekten ve bu zeminin araçlarının neler olabileceğini düşünmekten, yani bilinçli bir öznenin siyasete güçlü müdahalelerde bulunmasından geçiyor.

Bu ise hızla yoksullaşan ve bunun yanı sıra toplumsal yaşayışın dinselleştirilmesinden rahatsız olan “orta sınıflar”la, zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanların, yani Türk ve Kürt emekçilerinin, yoksullarının ortak taleplerde buluşmaları ve bu talepler etrafında siyasallaşmaları ekseninde bir projenin ortaya konulması anlamına geliyor.

Yazıyı, böylesi bir proje ile kast edilenin, sınıflar arası bir ittifak olmadığını, “orta sınıf”ların merkezi gücünü Türkiye emekçilerinin oluşturduğu eşit ve özgür bir Türkiye projesine dâhil edilmeleri olduğunu söyleyerek bitirelim. Türkiye’nin Mısır’laşabilmesi ve Mısır devriminin bugünkü kazanımlarının ötesine geçilmesi ancak bu şekilde mümkün görünüyor.

(SolHaber 15.02.2011)

[Bu yazı 1864 kez okundu]
Fatih YAŞLI

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [95]
[2 Ağustos 2016] "Üslere el konacak, NATO'dan çıkılacak" ... [16 Mart 2016] Ankara: Anlatılan hepimizin hikâyesi ... [10 Şubat 2016] "Yeni-Osmanlı düştü düşecek" ... [3 Ocak 2016] "Noel Baba'yı yargılamak"tan ODTÜ'ye: Akitleşme ... [9 Aralık 2015] Bir gece ansızın 82 Musul, 83 Kerkük, 84. ... [25 Kasım 2015] Moskova Camii'nde başkanlık için şükür namazı ... [18 Kasım 2015] Bir manipülasyon ideolojisi ... [11 Kasım 2015] 1 Kasım'dan sonra Yeni Türkiye ... [1 Kasım 2015] Türkiye: 1 Kasım'dan önce, 1 Kasım'dan sonra ... [30 Ağustos 2015] Haziran'ın barışı ... [19 Ağustos 2015] Milli irade öldü, ruhuna El Fatiha ... [30 Temmuz 2015] Niye hedef Demirtaş? ... [27 Temmuz 2015] Yurtta savaş bölgede savaş: Ara rejimden faşizme ... [20 Temmuz 2015] AKP-CHP koalisyonunu kimler istiyor? ... [13 Temmuz 2015] Borç toplumu: Anlatılan senin hikâyendir ... [6 Temmuz 2015] AKP gerilemedi diye halkı mı dövelim? ... [2 Temmuz 2015] Tel Abyad AKP'nin cankurtaranı olur mu? ... [9 Haziran 2015] Bu daha başlangıç! ... [28 Mayıs 2015] Yok başka bir cehennem! ... [21 Mayıs 2015] Doğan-Erdoğan kavgası: Anlatılan senin hikâyendir! ... [19 Mayıs 2015] "Kaset siyaseti": Mucitler muhalif olurken ... [29 Nisan 2015] Hukukun ölümü: Katille birlikte maktule ağlamak ... [13 Nisan 2015] "400'ü verin, huzur içinde çözülsün" ... [19 Ocak 2015] "Cumhuriyet reklam arası", peki yeni-Osmanlı? ... [15 Ocak 2015] Tehlikenin farkında mısınız: İslamofobi değil İslamofaşizm ... [22 Aralık 2014] Türkiye bir guguk devleti midir? ... [15 Aralık 2014] Alatlı'nın Rönesans'ı, bizim yeni Ortaçağımız ... [8 Aralık 2014] Dini Eğitim Şurası: Dindar ve kindar nesiller ... [27 Kasım 2014] Ak Kemalizm'in fıtratı ... [20 Ekim 2014] Rejimin teminatı: Polis ... [9 Ekim 2014] Kobane: "Yesinler Birbirlerini" mi? ... [24 Eylül 2014] Yeni-Osmanlı'nın son hamlesi: Tampon Bölge ... [15 Eylül 2014] 12 Eylül darbesinden Çarşı darbesine ... [4 Eylül 2014] HDP ve aşırı Türkiyelileşme ... [25 Ağustos 2014] Padişah, Sadrazam, Yeni-Osmanlı ... [21 Ağustos 2014] Hayrunnisa Hanım o eli niye sıkmadı? ... [18 Ağustos 2014] "O yozdili koparırlar işte" ... [31 Temmuz 2014] Cemaat sofrasından Maldivler'e ... [24 Temmuz 2014] Monşerler, ekmeğin fiyatı, muhafazakârlık ... [17 Temmuz 2014] Muhafazakâr ahlakın Suriye'yle imtihanı ... [14 Temmuz 2014] Filistin kanıyor, one minute! ... [10 Temmuz 2014] Abdestli kapitalizmin ramazanı ... [4 Temmuz 2014] Dualarla başkanlık koltuğuna ... [26 Haziran 2014] 12 Eylül yargılandı, hayırlı olsun ... [23 Haziran 2014] Cumhurbaşkanlığı: AKP rejimine hayat öpücüğü ... [16 Haziran 2014] Berkin terörist, IŞİD değil! ... [12 Haziran 2014] Bayrak planı, Köşk tuzağı ... [9 Haziran 2014] Lice ne yana düşer usta? ... [5 Haziran 2014] Boğaz'da yalı, elde viski kadehi ... [2 Haziran 2014] Haziran nedir? ... [29 Mayıs 2014] Soma'da aslında ne oldu? ... [23 Mayıs 2014] Rejime tutulan ayna ... [19 Mayıs 2014] Ölüler üzerinden siyaset ... [15 Mayıs 2014] Ölümün coğrafyasında ... [5 Mayıs 2014] "Rıza Sarraf Yeni Türkiye'dir" ... [28 Nisan 2014] Diktatoryaya iki adım kala ... [21 Nisan 2014] Sandıklı diktatörlüğe doğru ... [17 Nisan 2014] Aile-Devletinden manzaralar ... [16 Nisan 2014] Fatih Yaşlı yazdı: Ergenekon'dan Ötüken'e, bir efsaneden diğerine ... [7 Nisan 2014] Biri seçim mi dedi? ... [20 Mart 2014] Bugün tapelerden ne öğrendik? ... [19 Mart 2014] Fatih Yaşlı yazdı: Aile, devlet, özel mülkiyet: 'Tape'lerin aynasında yeni rejim ... [13 Mart 2014] O ekmek bir gün gelecek Berkin ... [3 Mart 2014] 28 Şubat 2014'te neredeydiniz? ... [30 Ocak 2014] Hani faiz lobisi bizdik? ... [13 Ocak 2014] "AKP'nin olmasın ama Cemaat'te de kalmasın" ... [27 Aralık 2013] Fatih Yaşlı yazdı: Paralel devlet devleti paralize ederken ... [24 Haziran 2013] Biri dış mihraklar mı dedi? ... [13 Mayıs 2013] Reyhanlı'nın faili Yeni-Osmanlı ... [18 Nisan 2013] Karanlığın Saltanatı ... [18 Mart 2013] Cumhuriyet'i Cemaatle Kurtarmak? ... [11 Mart 2013] Davutoğlu'nun kapatmak istediği parantez: Cumhuriyet ... [4 Mart 2013] Öcalan ne diyor? ... [21 Ocak 2013] Savunmayı savunmak gerekiyor ... [7 Ocak 2013] "12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsunuz?" ... [24 Aralık 2012] Tersinden III. Meşrutiyet ... [3 Aralık 2012] "Bir Yeni Cumhuriyet İçin" ... [13 Kasım 2012] Sakık'ı kim, niye konuşturdu? ... [7 Kasım 2012] Kemalizm ve sol müdahale ... [30 Ekim 2012] Yeni bir on yılın eşiğinde ... [4 Eylül 2012] Hala nasıl bir arada yaşayabiliyoruz ya da çoğunluğun apolitizmi ... [14 Ağustos 2012] Taşeron savaşı, Aleviler ve Kürtler ... [10 Temmuz 2012] Kürt Sorununda Çözüm Mümkün mü? ... [19 Haziran 2012] AKP-C Koalisyonunda Son Durum ... [17 Nisan 2012] Korku, Solkırım ve Hesaplaşma ... [27 Mart 2012] Wikileaks'ten Sızan Türkiye: ABD Belgelerinde Ergenekon ... [14 Şubat 2012] Neyin Kavgası? ... [10 Ocak 2012] Başbuğ'un Tutuklanması: Düne Değil Yarına Dair Bir Hesaplaşma ... [15 Kasım 2011] Türk Sağının Emperyal Hevesleri: Yeni Osmanlıcılığın Kısa Tarihi ... [25 Ekim 2011] Şiddetin Fay Hattı: KCK, Çukurca Saldırısı ve Van Depremi ... [20 Eylül 2011] "Hrant'ın Arkadaşları" Odatv İddianamesini Okudu mu? ... [16 Ağustos 2011] 12 Eylül 1980: Yeni Rejimin Miladı ... [9 Ağustos 2011] Aristokrat Solcular İlerici Muhafazakârlar ve Demokrasi ... [12 Temmuz 2011] Yemin Krizinden Siyaset Dersleri ... [25 Mayıs 2011] Milli Sır ...
Fatih YAŞLI
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™