Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Slogan şiir solgun şiir
27 Nisan 2015, Av. Sabri KUŞKONMAZ
, Av. Sabri KUŞKONMAZ
SABRİ KUŞKONMAZ

Çanakkale savaşlarının yüzüncü yılında, ülkenin mutlakçısı Erdoğan, manzumeci sesiyle şiir okumaya durdu. Ülkenin parasıyla hazırlanan film televizyon kanallarında üstümüze üstümüze geliyor.

12 Eylül öncesi ve hemen sonrasında şiire ilişkin değerlendirmelerde en kesin hükümlü yargılardan biri de “slogan şiir” üzerindeydi. Toptancı yargılarda slogan şiirin kolaycılık olduğu sonucuna varılırken, izlenen mantık da bir kolaycılık içeriyordu. Şiirde slogan olmaz deniyordu. Sloganın varlığı iddiası ile birlikte, yargı kolayca kesinleşmiş oluyor, eleştiri  merkezine alınan şair ve şiiri için kalem kırılıyordu. Yani eleştirilen tarzda olduğu varsayılan şiir yine “slogan” bir tutumla eleştirilip, işi bitiriliyordu.

Bir şeyin daha altını çizelim; bu eleştiride merkeze alınan şiir “sol” dünyanın şiiriydi genelde. Kimi kalem erbabının, solu ve şiirini slogan yaftasıyla toptan yok hükmünde saymışlığı vardır. Bu arada kimse sağcıları ve sağın manzumelerini bu ölçütlerle eleştirmezdi. M. Akif, Necip Fazlı, Arif Nihat Asya... gibi nice “sağ” dünyanın şairleri tertemiz kalırdı.
12 Eylül sol ile hesap görürken, bu eleştiri tarzı da bir yönüyle bu hesap görmenin parçasıydı bir bakıma. Oysa gerçekte slogan şiirin kimseye bir yararı olmadığı gibi, eğer böyle bir şiir yazıldıysa ve şair bununla kendini şiirsel anlamda var etmeye çabalamışsa, kendisine de bir yararı olmazdı. Yani yarar-zarar hesabında, böylesi şiir yazana kalan sadece zarardır.

Tartışmanın bir başka boyutu şudur; slogan sözcük olarak da, temsiliyet olarak da hep sol ile ilintilidir. Öyle algılanır olmuştur en azından; reklam sloganları dışında! Sol, sloganlarla halka derdini anlatmaya, kendini ifade etmeye çalıştır. Çünkü, kamusal alandaki yeri ve zamanı kısıtlıdır. Yani bağırmak ve kısa zamanda sesini duyurmak zorundadır. Çünkü  derin bir uyku/uyutulma içindekilere karşı etkili bir yöntem olarak düşünülegelmiştir.

Sağın sloganları yok mudur? Ya da statükonun slogan derdi yok mudur? Statükonun, yani hegemonik olanın temel direklerinden olan din ve dinsel metinler aslında birer slogandır. İlahiyat konusundaki evrensel sağ saldırı karşısında solun zayıflığı da bir ön kabul olarak sunulagelmiştir. İstersek buna iktidarın ideolojik aygıtı diyelim, görünüm aynıdır. Tüm dinsel metin ve söylemler aslında temelde slogan niteliklidir. Ama işin içine din girdiği için tartışmadan vareste tutulur!

Erdoğan, sözde şiir okuyor. Çanakkale Savaşı söz konusu olunca da kimsenin diyecek sözü olmayacak, öyle mi? Filmin sonunda göğsünden bayrak çıkarmak; kalpaklı M. Kemal portresi de son kare olarak ekrana gelince, mizansen tamam.
Ey sağ dünya, Çanakkale için sizler, Osmanlı’nın münevver kıyımı derdiniz ya, geçtim slogan şiirden, şimdi birden başınıza M. Kemal mi düştü? Yoksa klasik sağ oportünizmi bir kalpağa sığar diye mi düşündünüz?

Şiir önce “söylenerek” var edilmiş, sonra “yazılmaya” başlanmıştır. Bir üçüncü aşama değil ama, sol ile şiir eylem düzeyine çıkmıştır. Bundandır, benim de yıllar önce “yaşasın slogan şiir solgun şiir” diye yazmışlığım…

Erdoğan, içinde dua geçen bir cihatçı sloganlar dizisini şiir diye yutturdukça, bizim “slogan şiirlerimiz” daha da bir solgunlaşıyor. Olsun, her solgun içinde yine de haykırılacak bir slogan taşır, faşist tiranlara inat. Belirtmek gerekir ki, şiirin klibinde “Gayrimüslimlere” de yer vererek “yüce gönüllülük” gösterseler de, klasik sağcı sahtekârlığı burada da işlemiştir: Zira okunan, katıksız bir İslamcı manzumedir. Gayrimüslim karşıtlığı içermektedir. Bu haliyle de Çanakkale “ruhuna” aykırıdır. Biline...

Haftaya dize; “Irmakların uğultusu bu nedenledir: Öğütür sesleri gürültüyle.” (Türkçe Ölüm, Berfin Y)

[Bu yazı 875 kez okundu]
Av. Sabri KUŞKONMAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [44]
[11 Ocak 2016] Anlam boşalması ... [14 Aralık 2015] Sanatçının gölgesi ya da insanın boyu ... [7 Aralık 2015] İntihar bombacılığın dönüşümü-II ... [2 Kasım 2015] Bienal'e yetişememek ... [26 Ekim 2015] Yüksekova'da olağan bir gün ... [19 Ekim 2015] Anaakımın tersinde bir hayat ... [12 Ekim 2015] Sizlere kelepçe yetmeyecek ... [5 Ekim 2015] Bizde Kafkaesk var mıdır? ... [21 Eylül 2015] Sanatla eğlenmek ... [14 Eylül 2015] Eşitlik etiği ... [7 Eylül 2015] Müzik Köyü ve Ramazan Güngör dersi ... [17 Ağustos 2015] Anormal olan normal olunca ... [3 Ağustos 2015] Yasal silahıyla bir devlet. ... [27 Temmuz 2015] İslam hukuk ve insan ... [20 Temmuz 2015] Sanat alanında ekonomi politik ... [13 Temmuz 2015] Kelepçeli iki kitap ... [6 Temmuz 2015] Demokrasinin yüzölçümü ... [20 Nisan 2015] Çorbanın tadı tuzu ... [13 Nisan 2015] Din mi yoksa devlet mi yozlaşır? ... [6 Nisan 2015] Örtülerimiz, vasatımız ... [30 Mart 2015] Hayal gücü güzeldir ... [9 Mart 2015] Putları kırmak ya da iyimserliğin determinizmi ... [29 Aralık 2014] Sinemanın 100. yılından görüntüler-I ... [15 Aralık 2014] Belgeselciler ne yapar? ... [1 Aralık 2014] Demokrasiye takla attırmak ... [10 Kasım 2014] Vizörden bakmak ... [3 Kasım 2014] Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Ödülleri'ne ne oldu? ... [27 Ekim 2014] Karmaşık olanı karıştırmak ... [20 Ekim 2014] Dağlarca'nın yalnızlığı ... [29 Eylül 2014] Muhafazakâr ahlaksızlığa devam ... [22 Eylül 2014] Çıplak Leydi ya da muhafazakâr ahlaksızlığa giriş ... [25 Ağustos 2014] Yeni her zaman iyi midir? ... [14 Temmuz 2014] Post hukuk ya da hukukun postu ... [7 Temmuz 2014] Avrupa'nın hukuk ve yargı kültürü ... [16 Haziran 2014] İlmiye sınıfı ve cehalet ... [31 Mart 2014] Başbakanın mahremi devletin mahremi ... [3 Mart 2014] Montaj bir demokrasi ... [6 Ocak 2014] Hukukta yumuşak 'g' yoktur ... [23 Nisan 2013] Öküze döndürülmek... ... [2 Nisan 2013] Sözü tüketmek ... [7 Kasım 2011] Erzurum'da şiir okuyamamak ... [6 Haziran 2011] Hopa'ya inen Eşkıya ... [28 Nisan 2010] Emek Sinemasında Anayasa Filmi ... [21 Nisan 2010] Kargının İçindeki Rüzgar ...
Av. Sabri KUŞKONMAZ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™