Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Balyoz Davası: Gerekçesizliğin Hiçleştirdiği Savunma/ Hayal Kırıklığına Uğrayan Deontoloji
14 Ocak 2015, Hilmi ŞEKER
, Hilmi ŞEKER

 

Bireysel Başvuru yargısı açısından irdelenmesi gereken bir başka deneyim kamuoyuna Balyoz Darbe Planı Davası olarak lanse edilen davanın sanıkları tarafından Anayasa Mahkemesi’ne yapılan 18.06.2014 T., 2013/7800 numaralı başvuru üzerine verilen ihlal kararıdır.

Çalışma, gerekçe hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların dayanak ve temellerini, hem de Mahkeme’nin bu iddialar karşısındaki tutum ve yaklaşımlarını bir çok yerde durarak eleştirmeyi amaçlar.

Bu bağlamda tartışma hem gerekçe hakkının yargı şeması içindeki otoriteler tarafından algılama biçimini, gerekçe hakkının nasıl ve ne şekilde tasavvur edildiğini, olası ihlalin yarattığı komplikasyonlara Odaklanmayı hedefledi.

Başvurucular, Anayasa’nın 36 ve Dulaurans/Fransa[1] Davası’na yaslanarak anayasal özgürlüklerin güvencede olabilmesinin, mahkemelerin dayanak ve argümanların incelenmesine bağlı olduğunu (§30),mahkemelerin iddialara yanıt vermemesi ve temel şikayetlerin yanıtlanmamasını Kuznetsov/ Rusya[2] örneği üzerinden adil yargılanma hakkının ihlaline neden olacağını iddia ederler. [3]

Dahası savunma gerekçe hakkını, adil yargılanmanın önemli bir bileşeni olarak benimser, iddia savunma argüman ve dayanaklarının etkin bir şekilde dikkate alınmasının eşit ve özgür bir diyalektiğin misyonu olduğunu öne sürer, Kuznetsov/Rusya[4] deneyimine yaslanarak savunmanın temel tez ve yanıtlarının gözetilmesini isterler. Savunma, iddiayı yanıtlama haklarının ihlal edildiğini, temel tezlerinin dinlenmediğini ağırlıklı olarak bu iki örneğe yaslanarak öne sürer.[5]

Savunma, §31 deki görüşleriyle gerekçe hakkı ile savunma hakkı arasındaki yoğun ve doğrudan ilişkiyi referans alır. Öte yandan “Zira bir muhakemede usule ilişkin koruma sağlayan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri olan gerekçeli karar alma hakkı da kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır.” Demek suretiyle[6] gerekçe yokluğunu yarattığı malumatsızlığın adil yargılanma hakkını ciddi bir şekilde gerileteceğine vurgu yapar. Böylelikle gerekçenin yargılama, muhakemenin deontolojiyle uyumunun sınanması için yüklendiği misyonu anımsatır.

§32 nolu paragraf gerekçe hakkının özne bakımından anayasal sınırlarını belirler. Öte yandan, AY’ nin 141. maddesiyle gerekçenin adil yargılanma hakkının kapsamını belirleyen rol ve işlevine vurgu yapar. Başvuru bu girizgahla gerekçenin soyut ve özerk olmaktan öte diğer teminatların denetçisi, adil yargılanma hakkının nesne bağlamlı kapsamının belirleyeni olduğunu önceki deneyimlerine atıfla (18.09.2013 T. Ve 2013/3351) yineler.

Gerekçe, güvenceye alınan hak ve özgürlüklerin kapsamını, bu oylumun nasıl, neyle, ne şekilde doldurulması gerektiğine ilişkin soruların yanıtını arar. Gerekçe sunduğu lojistikle sadece görünen adaleti güvenceye almaz, sunduğu bilgi, rezerv ve destekle diğer haklara yönelik kalkışmaların meşruiyetini de sorgulamaya imkan tanır. Gerekçe kapalılık, müphemlik ve belirsizliğin panzehiri, yargılamanın kara kutusu ve sırdaşıdır. Savunma hakkı ile kanun yolunun etkin ve verimliliğine olanak sağlayandır. Muhakemenin etik ilişki değerlerine sadakatini sınmaya yarar. Onun yedindekileri paylaşmaksızın adil yargılanma hakkının tüm boyutlarıyla yargılamaya egemen olduğunu ve muhakemenin deontolojik kaygılarının giderildiğini söylemek beyhudedir.

Van Mechelen ve Diğerleri Hollanda[7]  davasıyla yerel kaynaklara gönderme yapan §33 paragraf, gerekçenin özüyle mimari özelliklerini belirlemede yerel yargıcın rol ve işlevini, takdir yetkisinin sınırlarını belirlemeye odaklanır. Pratik kaideten yerel mahkemelere bir kararın içeriğiyle şeklini belirleme yetkisi tanır. Böylelikle yargıcın hükmünü hangi veriler üzerine nasıl ve ne şekilde inşa etmesine olanak tanıyarak yerelin özerkliğini pekiştirir, gerekçe hukukuna katkısını destekler.

Deneyim delillerin kabul edilebilirliği konusunda yerel otoritelere hatırı sayılır alan bırakır, onların hükmü özgürce inşa etmeye teşvik eder. Hadleri aşmamak koşuluyla delillerin serbestçe değerlendirilmesine olabildiğince imkan tanınır. Ancak bu olanağı belirlediği istisnai koşulların tahakkukuyla eş zamanlı olarak istisnaya uğratarak büzer.

Garcia Ruiz/İspanya[8] tecrübesi AİHM’in gerekmedikçe gerekçe denetimi yapmayacağını teyit eder. Bu bağlamda hükmün keyfilikten neşet ettiği saptanmadıkça Strasbourg’ un delillerin kabul edilebilirliği, değerlendirmenin şekli ve eylemin sübutu konusunda  inisiyatif almayacağı ifade edilir. Böylece kırmızı çizgilerini oluşturan ilk olgunun “açık keyfilik kuşkusu” olduğunu deklare eder. Gerekçe ve yargılamaya ilgisini Van Mechelen ve Diğerleri-Hollanda ile Garcia Ruiz-İspanya tecrübesiyle, yerel versiyonlarının meram ve erekleriyle çevreler.

Hükmün hangi argüman ve nedencelerle inşa edildiğini tayin tekeli yerel yargıca aittir. Bu yetki görecelidir. Açık keyfilik mevzubahis olduğunda  Mahkeme’nin gerekçe ve hükme müdahalesi meşru addedilir.

Mahkeme §34’ le yargıcın gerekçeyi inşa tekelini, Hadjianastassiou/Yunanistan[9] davasıyla bir kez daha kırılmaya uğratır. Garcia Ruiz/İspanya örneğinde, gerekçenin keyfilik kuşkusu yaratmasını istisnai müdahale nedeni addeden Mahkeme, bir adım daha atarak gerekçesizlikle mücadelede yeni bir cephe açar. Böylece kararın yaslandığı nedencelerin “açıkça belirtilmemesini” gerekçesizlik nedeni addederek bununla inatlaşan deneyimlerin meşru müdahale nedeni olacağını ifade eder.

İçtihat özetle, bir kararın hangi temellerden beslendiğinin yeterince açık bir şekilde anlatılması gerektiğini önerir. Tavsiye Ruiz davasına, Hadjıanastassıou tarafından verilen ciddi bir destek, gerekçesizlikle mücadelede önemsenmesi gereken önemli bir kertedir. Bu işbirliği kapalılık ve keyfilikle mücadeleyle gerekçe hakkını güvenceye almanın almaşık yöntemi, yeni adıdır.

33§ gerekçenin, iddiaların dikkate alınıp alınmadığını sınayacak bilgiyi tedarik eden niteliğine vurgu yapmakla yetinmez, gerekçenin yargının demokratik denetimine olanak ve kolaylık sağlayan karakterini öne çıkararak, gözlerin buraya odaklanmasına çağrı yapar.

35§ de Mahkeme, 16.12.1992 T. ve 12945/87[10] sayılı başvurunun §33 numaralı paragrafına gönderme yaparak, gerekçenin öne sürülen her türlü iddia ve savunmayı ayrıntılı olarak göstermekle ödevli olmadığını içtihat eder. Ayrıntı ile gerekçe hakkı arasındaki bağları zayıflatmaya devam eder.

Böylelikle Van Mechelen ve Diğerleri/Hollanda davasıyla yargıca tanınan geniş takdir yetkisi, her sorunun yanıtlanma mecburiyetinin bertaraf edilmesiyle bir başka zaviyeden kısıtlanır. Öteki deyişle iddia ve savların ayrıntılı temellendirme görevi, bazı soruların yanıtsız bırakılabileceğine ilişkin kabulle, gerekçenin ağırlıklı ve temel meselelere yoğunlaşmasına olanak tanır.

Deneyim, gerekçelendirmede bir seyrelmeye daralmaya yol açsa da hükmü besleyen temel sorulara makul, meşru ve doyurucu yanıtlar bulmayı ihmal etmez. Böylece tali soru ve sorunların yaratacağı yayılma, peçeleme ve seyrelme kaygısını risk olmaktan çıkarır.

Bir çok sorunun duruşmada yanıtlanması, gerekçenin tutanaklar tarafından üstlenilen, rolünde hafiflemeye yol açar, gerekçe böylelikle yükümlülüğünün makul bir kısmını tutanaklarla paylaşmış olur. Bu almaşık ancak alışılmadık bir temellendirme yöntemidir.

...davasında[11] gerekçe ihtiyacının 706 soruya verilen yanıtlarla karşılanması, tali soruların yanıtsız bırakılması ya da gerekçenin sorulara duyarsız kaldığına dair endişeyi göreceli de  olsa ortadan kaldırdığı kabul edilir. Ayrıntılı temellendirmeyi soğuk karşılayan paragraf gerekçe yükümlülüğünü ortadan kaldırmayı asla tahayyül etmez aksine, yayılmanın yoğunluk üzerindeki negatif tesirini önlemeye çalışır.

Bu yönüyle 35§, Van Mechelen ve Diğerleri/Hollanda davasıyla yargıca tanınan takdir marjıyla çelişmez, yetkinin disipline edilmesine, kontrol altına alınmasına ciddi ve içten bir katkı sunar. Hadjıanastassıou/Yunanistan davasıyla yargıca yüklenen açık ve yeterli gerekçelendirme ödevinin detayda boğulma riskini alternatif temellendirme yöntemiyle bloke eder.

Tafsilatlı gerekçelendirmeyi önermeyen Mahkeme, bir gerekçede nelerin bulunması gerektiğini ya da nicel açıdan bir gerekçenin makul addedilebilmesi için taşıması gereken nitelikleri her nedense betimlemez. (35§) Gözlerini buraya dikenlerin umarlarını boşa çıkarır.

Mahkeme “bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği, davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Bununla birlikte muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması halinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerektiğini” tanıdık cümlelerle yineler.[12] Böylece temellendirmenin her olayın özelliğine göre farklılık gösterdiğini, dolayısıyla bu konuda kesin ve bağlayıcı bir standarttan söz edilemeyeceğini belirtir. Her olayın farklılığından kaynaklı özgünlüğün gerekçeye aksetmesine, temsil edilmesine olanak ve kolaylık tanır. Yerel inisiyatifin, öznelliklerden destek alarak gerekçenin özellik geliştirmesine katkı fırsatı verir.

Açık ve somut iddia ve savunmanın hükmü etkiler nitelikte olmasının tek başına  onların gerekçe aracılığıyla yanıtlanmasını zorunlu kılar. Mahkeme özü itibarıyla hükmün yazgısını belirleyen iddia ve savunmanın temellendirmede haline münasip bir yer edinme hakkına sahip olduğunu kabul eder. Ayrıntıdan kaçınan gerekçe, olası bir sendromu önlemek için, hükmü etkileme potansiyeli yüksek nedence, dayanak ve argümana yönelik afinitesini artırır. Anılanlarla oluşma ve biçimlenmeye özellikle rıza gösterir. Böylece gerekçeleri her şey ve sorunun değil, hükmün kaderini tayine muktedir olan soruların yanıtlanmasına  cevaplamaya özendirir. Ayrıntıyla özdeşleşen soruların hükmün dikkatini dağıtmasını, gerekçenin seyrelerek ve genleşerek yoğunluğunu yitirmesini önler.

36§ gerekçe ödevinin işlevini açıklamaya özgülenir. Sözleşme pratiği temel hak ve özgürlüklerin genel ve soyut değil etkili ve verimli şekilde korunması gerektiğinde sebat eder. Gerekçe hak ve özgürlüklerin mahiyetini ve meşruiyetini sınamaya olanak tanır. Güvenceye alınan hakların ne denli korunduğunu sınamaya olanak sağlar. Gerekçe olmaksızın ihlallerin belirlenmesi imkanı yok olur, böyle bir iddianın gerçekliğini test etmek mümkün olmaz. Meşru, makul ve doyurucu olmayan bir gerekçe rolünü ve işlevini gerçekleştiremez, diğer hak ve özgürlükler için korunak olmaktan çıkar.[13]

Davanın özellikleriyle uyumlu, mantıki silsileyi izlemeyen, başı boş bir temellendirmenin ödev kaçkını olduğunun kabulü gerekir. Makul bir gerekçenin izini süren 37§, makul temellendirmenin, olay ve olgulara ait nitelendirmeyi, hükmün hangi nedencelere, hukuksal dayanaklara yaslanması, olay ve olgu arasındaki ilişkiyi açıklar mahiyet ve debide olması gerektiğini ifade eder. İddia ve savunma arasındaki yarışın kim tarafından nasıl ve ne şekilde kazanıldığını, sav ve savunmanın hangisinin diğerine üstün tutulduğunun gerekçe tarafından açıklanması gerektiğini önerir.

Hangi argümanın neden teveccüh edildiğinin izahı gerekçenin önceli ve asli görevidir. Makul bir gerekçeden beklentilerini sıralayan Mahkeme, ikna edici ve inandırıcı gerekçelerin meşru ilgililerle paylaşılması gerektiğini vurgular, yarışan argüman ve söylemler arasındaki eşitsizliği körükleyen, dengesizliği tetikleyen seçeneklere uzak kalınmasını salık verir.

İçtihat iddiaya direnen savunmanın, vücuda getiren destekleyen argüman ve müdafaalara itibar edilmemesini ve dışlanmanın meşru ve makul olanla izahtan imtina edilmesinin yarattığı komplikasyonlarla mücadelenin öyküler. Kürsü eşitler arası yargılamada dezavantaj ve avantaja neden her eylem karar ve işlemin hükmü etkilediği kadarıyla yanıtlamakla ödevlidir. Bu ödevden imtina ağırlığı ve etkisi ölçüsünde bir savunma ve gerekçe sendromuna vücut vereceği tartışmasızdır.

AYM Balyoz Darbe Planı hükümlülerince yapılan başvuruyu değerlendirirken öncelikle adil yargılanma hakkının paydaşı olan gerekçe hakkının dayanaklarını, tanımı, rol ve işlevi, kapsamı, tasavvur biçimi ve onunla çelişen pratiklerin etki ve sonuçları yerel ve sınır ötesi referanslar üzerinden açıklamaya çalışarak ihlal iddiaları için bir jenerik bilgilendirme yapmayı seçer.

37§ maddeye göre gerekçe: “davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğinin kurulan hükmün hangi nedenlerle ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek” göstermekle ödevlidir. Bu okuma eş zamanlı olarak yargıcın nitelendirme tekeli ile gerekçelendirme arasındaki bağa dikkati çekerek, temellendirmenin nitelendirme bağlamlı sınırlarını  belirler. Tanım bu haliyle nitelendirmeye sadık kalarak hükmün fiili ve hukuki dayanakları, hükmü vücuda getiren olay ile olgularla hüküm arasındaki bağı betimleyen, belirleyen ve sınırlayan gerekçeyi karakterize ve idealize eder.

Mahkeme, gerekçe ile hüküm arasındaki bağı, hükmün yazgısını belirleyen olay, olgu ve argümanları açıklama yükümlülüğü olarak tasvir eder. Böylelikle gerekçe ödevinin kapsamını bir başka cihetten izaha çalışır. Hükmün yazgısını belirleme kapasitesine sahip olan olay, olgu ve argümanın açıklamayı  meşru ve makul temellendirme olarak tanımlarken, temellendirmenin kullanacağı malzemeyi olay, olgu ve argümanla sınırlar.

Gerekçeyi tanımlayan içtihat tefrit ile ifrat arasındaki sınırları  çizmeyi ve belirlemeyi ihmal etmez. Deneyim hükmü olay, olgu ve argümanla temellendirme çabasını ardışık cümleyle sınırlar. Makul temellendirmeden söz edilebilmesi için detaydan kaçınılması gerekir. Bu makul gerekçenin gerekmedikçe sakınması gereken davranışıdır. Buradan bakıldığında makul gerekçe pozitif ve negatif davranışlar sergileyen bir öznedir aynı zamanda. Pozitif gerekçe, önerilen ve buyurulanı makul ölçülerde yerine getiren, negatif gerekçe ise, aşkınlıklardan kaçınan, kıvamında, doyurucu ve hukukun içinde kalan gerekçedir.

37§ paragraf makul bir gerekçenin “iddia ve savunmadan birinin diğerine üstün tutulma sebebinin ve bu kapsamda davanın taraflarınca gösterilen delillerden karara dayanak olarak alınanların mahkemelerce kabul edilme ve diğerlerinin reddedilmesi hususunda, makul dayanakları olan bir bilgilendirmeyi sağlayacak ölçü ve özene sahip olması gerektiği”[14] belirtilir. Bu ifade, gerekçe diyalektik arasındaki ilişkinin diyalojik ilkeler bazında kurulması gerektiğini hatırlatır. Eşit ve özgürler arasında meydana gelen tartışmanın nasıl ve ne şekilde cereyan ettiğinin gerekçeye yansıtılması gerekir. Tarafların tezleri ile dayanakları arasında meydana gelen yarışın hangi parametreler üzerinden kim tarafından ve nasıl kazanıldığını izah temellendirmenin ilgi alanındadır.

Makul bir temellendirme tezlerin benimsenme ve red gerekçelerini meşru ve makul şekilde izah etmekle ödevlidir. Bu temellendireme açıklama konusunda özenli olmak ve ölçülü davranmakla mükelleftir. Burada özen: onun yapması gerekeni izaha, ölçü ise: yapması gerekenle kaçınması gereken arasındaki dengeyi kurmaya tekabül eder.

38§[15] 37 paragrafla belirlenen rol ve işlevi tamamlamaya çalışır. Paragraf özetle bireyin hangi nedenle  haklı/haksız görüldüğünü, hükmü vücuda getiren nedenlerin yeterli, açık ve özenli şekilde oluşturulması gerektiğini ifade eder.

Mahkeme bu değerlendirmesiyle gerekçe ile hüküm arasındaki ahengin  sağlanması gerektiğini ifade ederken gerekçe ile hüküm arasındaki bağdaşmazlıkla uyumsuzluğun gerekçe hakkını hükümden düşüren bir defo olduğunun altını çizer. Gerekçeli kararın uzun uzadıya mahiyeti, unsurları, özellikleri, rol ve işlevi sayılarak, kararın hüküm ve gerekçe olmak üzere iki ögeden oluştuğunu teyit eder. 38§paragraf bir gerekçenin özenli olmasının yanında çelişkilere uzak durmasını, özellikle açıklığı tercih etmesi gerektiği anımsatarak “çelişmezlik, açılık ve özenli bir içerik  ve dile sahip olmaklığı” gerekçenin vazgeçilmezleri olarak karakterize eder.

Mahkeme bir davanın sonucunu belirlemeye muktedir iddia ve savunmaya ilgili ve yeterli yanıtın verilmemesi yahut yanıt verilmesini gerektiren usul ve esasa ilişkin iddiaların cevapsız bırakılmasının ihlal nedeni olacağını içtihat eder.[16] Bu bağlamda hükmün yazgısını saptamaya muktedir her iddia, savunma, dayanak ve argümanın kabul ve red nedenleri temellendirmeye muhtaçtır. Hüküm kendisine her neyi referans almış ise bunun nedencelerini meşru ilgili, toplum ve kamuya açıklamakla ödevlidir. Hükme etkileme gücüne sahip bir hususun ilgili ve yeterli gerekçelerle izah edilmemesi temellendirme hakkının ihlaline vücut verir.

Mahkeme gerekçe bağlamlı ihlalleri değerlendirebilmesi için öncelikle Strasbourg yargısı ve onunla koşut pratiklerini uyarınca gerekçelerin meşru ilgili ve kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini önceller. Bu onun olası bir ihlal iddiasının hangi zeminde nasıl ilerleyeceğine ilişkin sorunun aşılmasında izlediği ezeli bir stratejidir.

Mahkeme akabinde meşru ilgililerin gerekçeli karar alma hakkı bağlamındaki iddialarını 58§ başlayarak büyüteç altına alır. 58§ tarafsızlığın sağlanması, keyfiliğin önlenmesi, denetimin gerçekleştirilebilmesi, perdelemenin engellenmesi için kararların muhakkak temellendirilmesi gerektiğini anımsatarak, gerekçenin rol ve işlevini somut olayla ilişkili olarak izaha hazırlanır.

Temellendirmenin detaydan uzaklaşması, olur olmaz talepleri yanıtlamaktan kaçınması, merakları giderecek asgari bir gerekçelendirmenin yapılma zorunluluğu yenilenir. Mahkeme bu paragrafla Ruiz-İspanya örneğinin detayı aşkınlık addeden pratiğinin sömürülmesini önleyecek bir çizgide ısrar edilmesini açıkça önerir.  Ruiz- İspanya üzerinden detaylara inmemeyi öneren mahkemenin, temellendirme ödevini istisnaya uğratmasının aksine bu davada anılan örneğin sömürülmesini önleyen bir yaklaşım sergilemesi, bu örneği gerekçesizliğin gerekçesine dönüştüren uygulamaları önlemek bakımından değerlidir. Bu bakış açısı, özetle denetimin işlerliği ile gerekçe denetiminin asgari standartlarının ortaya konması belirlenmesi bakımından önemli bir deneyimdir.

59§ bireysel başvurunun gerekçe bağlamlı sınırları ile denetimin görev tanımını belirler. Bu bireysel başvurunun hangi zemin ve ilkeler üzerinden nasıl ve ne şekilde nelerle mahdut olarak gerekçe bağlamlı uyuşmazlığı dikkate alıp değerlendirileceğine ilişkin bir takım soru ve sorunların yanıtlanması ve hallini hedefleyen bağlayıcı deklaredir. Paragraf bundan sonraki uyuşmazlıklarda, meşru ilgili, toplum ve kamunun gerekçe denetiminden anlaşılması gerekenin ne olduğunu okuyucuyla paylaşan bir misyon yüklenir.

Bireysel başvuru yolunda derece mahkemelerinin gerekçelerin niteliği, ancak açık bir keyfilik veya takdir hatası oluşturduğu ya da makul ve ikna edici açıklamalar içeren bir gerekçe gösterilmediği, iddia olunan eylem ile hüküm arasında uygun illiyet bağı kurulmadığı durumlarda denetlenebilir. Derece mahkemesi kararlarının, adalet gereksinimini giderecek ölçü ve nitelikte yeterli gerekçe ile açıklanıp açıklanmadığı hususları, adil yargılanma hakkının ihlali iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesince yapılacak denetimin kapsamında yer almaktadır[17]demek suretiyle görev tanımını beş unsur aracılığıyla lokal ve likit hale getirir. Buna göre,

a)Gerekçe hakkı, bireysel başvurunun ilgi alanı ve görev tanımı içindedir, b) Görev tanımına yargı şeması içinde görev yapan tüm yargı otoriteleri dahildir, c) Gerekçe denetimi istisnaidir. Dolayısıyla sınırlı şart ve olgunun tahakkukuna bağlıdır, d) Denetim; açık bir keyfilik, takdir hatası, makul ve ikna edici olmaktan uzaklık, eylem ile hüküm arasında uygun illiyet bağının olmaması ya da eylemle hüküm arasında bağdaşmazlık, e) ve gerekçenin adalet gereksinimini karşılayacak ölçü ve nitelikte olmaması halleriyle sınırlıdır.

Sınırın göreceli oluşu gelişen ve değişen ihtiyaçlara göre görev tanımının revize edilmesine olanak tanır. Pasajın herhangi bir referansa yaslamaması, bundan sonraki denetimlere kaynaklık yapma olasılığını güçlendirir.

Savunma gerçek ve doğruluğu özel raporlarla tartışmalı hale gelen bir argümana dayalı hüküm tesis edildiğini, sunum, kanıt ve dayanaklarının hükme esas alınmama gerekçelerinin doyurucu, ikna edici ve inandırıcı olmadığından ötürü savunma hakkının kısıtlanarak gerekçe haklarının çiğnendiğini savunur.

Yerel mahkeme, dijital delillerin güvenirliğini kuşkulu kılan çelişkilerin varlığını benimsemekle birlikte zaman bağlamlı çelişkilerin, planların uyarlanmasından neşet edebileceğini, bir kısmının da sanıklar tarafından ileride yargılanma olasılığını bertaraf etmeye yönelik bir tedbirden kaynaklanabileceğini, kaldı ki itiraza konu belgelerin hükmün yazgısını tek başına belirleyecek nicelik, debi ve nitelikte olmadığını ifade eder.

Savunmanın özel raporlarla tartışmalı hale getirdiği iddia ve dayanaklarını tüm itiraz, şikayet ve eleştirilere rağmen referans almakta sebat eder, müdafaanın özel bilirkişiden aldığı mütalaayı tartışmaz, diğer dayanak ve kanıtları da görmezden gelir.[18] Böylelikle iddiayı çürütmek hükümden düşürmek hak ve çabasını ihtimallere dayalı nedencelerle reddederek, gerekçe hakkının savunmayı eşit, özgür, etkin ve verimli kılma idealini hiç olmayacak şekilde hiçe sayarak temellendirme hakkıyla inatlaşan, çelişen bir pratiği meşrulaştırmayı dener.

Gerekçenin sıklıkla “oluşturmuş olabileceği ihtimali”, “yargılanma ihtimallerine karşın”, “bilinçli olarak oluşturulmuş olabileceği ihtimaline” şeklindeki kavramlarla lanse edilmesi, ceza muhakemesi hukukunun kuşkuyla mücadele paradigmasını boşa çıkarmakla yetinmez, ihtimali nedencelerle hükmü oluşturma çabasını ısrarla ve inatla tahkim eder.

Gerekçenin kendisini olgular yerine ihtimallere yaslaması her şeyden evvel hoş görülmesi olanaksız bir gerekçe kusurudur. Varsayımsal temellendirme olarak adlandırılan bu gerekçe, eylem ile sonuç arasındaki bağı fiktif ve varsayımsal donelerle izaha çalıştığı için sanaldır. Böyle bir gerekçenin, gerçeğe hizmet etmemesi ve tahakkuk etmeyene yaslanmasından ötürü  kuşkuları aşamaz, pekişmiş kuşkularla yaşamaya devam eder.

Yerel mahkeme, savunma hakkımım etkin ve verimli olarak kullanılma, karşıtı delillerine saldırarak onu çürütme hakkını, savunmanın kullandığı araçları görmezden gelir. Böylece gerekçenin ihtiyacı olan materyalin gerekçeye taşınarak çoğulcu ve bağlayıcı debisi yüksek bir gerekçenin inşasını önleyerek gerekçeli karar alma hakkını savunma aracılığıyla sekteye uğratır.

Anayasa Mahkemesi, savunmanın yaslandığı ve davaya kaynaklık eden verileri, kuşkulu hale getiren ve güvenirliğini tartışmalı kılan argümanlara rağmen iddianın yaslandığı delillerle yetinilerek hüküm tesisinde dayanılan gerekçeleri, adalet gereksinimini giderecek debi, ölçü ve yeterlilikte bulmaz.

Mahkeme, yerel yargı otoritesinin makul olmayan gerekçelerle hüküm inşasını gerekçeli karar alma hakkına yönelik bir ihlal olarak tespit eder,[19] savunmayla gerekçeli karar hakkı arasındaki yoğun ve yaygın ilişkiyi öne çıkarır. Dahası savunma dayanaklarının görmezden gelinmesiyle oluşan sendromun gerekçe üzerindeki etkisini serimler. Savunmanın eşitlik ilkesi ve onun yorumlanması ile elde edilen çelişmeli yargı ilkesinin sağladığı olanakların kullanılarak, iddianın dayanaklarına alternatif rapor ve mütalaalarla saldırma ve onu çürütme olanağının mahkeme tarafından yetersiz ve meşru olmayan gerekçelerle engellenmesini, eşitlik ve özgürlük temelli bir yargılamayı olanaksız kılacağını belirtir. Bu gerekçe üzerinden savunmaya yaşatılan sendromu belirleyen isabetli bir saptamadır. Yargılamanın savunmanın dayanaklarını görmezden gelmesiyle  tartışma masasından dışlanan savunma yargılamayı monoloğa dönüştürerek hükmün tek taraflı olarak oluşmasına katkı sağlar.

Üstelik savunmanın argüman ve dayanaklarının reddi, ötelenmesiyle, görmezden gelinmesiyle ortaya çıkan savunma boşluğu, irtifa kaybının nasıl ve ne şekilde giderildiğine ilişkin herhangi bir çözüm de üretilmez. Öteki deyişle eşit ve özgür bir diyalektiği teminle görevli sevk ve idarenin meşru ve makul olmayan gerekçelerle savunmayı hükümden düşürmesiyle dengesini yitiren diyalektiği yeniden mizana getirecek herhangi bir tedbir almaz. Sözün özü müdafaa ısrarla ve inatla kompanse edilmez.

İçtihatlara göre savunma ile iddia arasındaki dengeyi kurmak, korumak ve kurumsallaştırmak sevk ve idarenin usuli görevidir. Yaratılan dezavantajların süreklileştirilerek kurumsallaştırılması ile ortaya çıkan monolog adil  bir yargılamanın tahayyül ve tasavvurları arasında değildir.  Sevk ve idarenin savunmanın kendini korumaya yönelik refleks ve ısrarlı çabalarının karşılıksız bırakılması yargısal diyaloğun yetersiz, hukuki, meşru olmayan gerekçelerle monoloğa indirgenmesi, yarışma, tartışma olanaklarının yitimi, yanlar arasındaki eşitliğin berhava edilmesi ihlal iradesinin sebat ve ağırlığına delalet eder.

Yerel Mahkeme savunmanın öne sürdüğü ve iddianın dayanağı bilirkişi raporlarını çürütmeye özgülenen raporların, gerçeklik yargısının rol ve işlevini çalmaya yöneldiğini[20] dahası içeriği ile iddianın dayanaklarını çürütmeyi hedeflediğinden başka bilirkişinin mahkemeden rol çalma çabasının onun tarafsızlığını kuşkuya düşüren bir neden olarak değerlendirir. Mahkeme tarafsızlığını yitiren ve mahkemeden rol çalma çabası içindeki bilirkişi raporunun hükme esas alınmaması gerektiğinden bahisle, savunmayı iddiaya karşı koruyacak önemli bir argümanı hükmün bakış açısıyla, deontolojinin ilgi alanı dışında tutar.

Yerel otorite kendisinden rol çalan, görev gasp eden, savunmayla özdeşleşen ve bu tavrıyla tarafsızlığını yitiren bir mütalaanın hükmün yazgısını belirlemesine izin verilmeyeceğini belirtir. Ancak böyle bir mütalaayı kaleme alan bilirkişilerin eylemlerinin disiplin ve ceza hukuku doktrini açısından tartışılması için herhangi bir girişimde bulunmaz. Çelişkilerini tahkim eder.

Dahası raporun nasıl ve ne şekilde mahkemenin yetkilerini kullandığını birey ve toplumla paylaşmaktan kaçınır. Yargının demokratik denetimini gerekçesiz kararlarla ortadan kaldırır. Kanun yolunun etkin ve verimli şekilde kullanılma olanaklarını kısıtlar. Adil yargılanma hakkı, savunmanın iddiaya saldırma ve onun argümanlarını çürütme hakkını bertaraf eden bir kararın, her şeyden evvel kendisini ikna edici ve inandırıcı argümanlarla doğrulamasını önerir. Yerel mahkemenin savunma hakkını deliller üzerinden kısan bu uygulamasının inandırıcı olamaması, kuşkuları perçinlemekle yetinmez, kararın gerekçeyle kavgasını tetikler.

Mahkemenin tarafsızlığı, duygudaşlığı, özdeşliğiyle aşkınlaşan bilirkişi mütalaasını reddetmekle eş zamanlı olarak iddianın başkaca raporlarla çürütülme ısrar ve çabalarını karşılıksız bırakması, savunmanın hayal kırıklığını pekiştirir. Onu kopuşa sürükler. İddianın kendisini raporlarla güçlendirmesine olanak tanıyan ve bu raporları hükme esas alan bir sevk ve idarenin bu kanıtları eş değer delilerle çürütme isteğinin dışlanması, deliller üzerinden yaratılan eşitsizlik ve dezavantajdır. Yerel mahkemenin dezavantajı yaşatma konusundaki ısrarı, varlığını çekişerek, çelişerek ya da yarışarak gerçeğe erişmeye adayan yargı diyalektiğini işlevsiz bırakır.

Raporun kürsüden nasıl ve ne şekilde hangi rolü çaldığını izahta akim kalması, mütalaanın teknik yanına itibar edilmeme gerekçelerinin izahtan vareste tutulması, mahkemenin mütalaayı öteleme nedencelerini inandırıcı olmaktan çıkarır. Bireysel başvuru raporun yargılama rol ve işlevini  temellük ve ilhak girişiminin anlaşılır olduğunu benimsemekle birlikte, raporun hepten yok sayılmasının yarattığı sendromun aşılamamasını, yetmezliğin yarattığı eşitsizlikle baş edilememesini usulü bir hata, özgürlükler için ciddi bir tehlike olarak telakki eder. AY özetle, raporun bakiye kısmıyla gerçeğe hizmet etme ihtimaline yönelik duyarsızlığın usuli güvencelere aykırı bir defekt olduğunun dikkatten kaçmadığını ima eder.

Kayıtsızlık, ötelenme ve reddedilme savunmayı canını yakan ve özgürlüğüne yönelen iddiayla ittifak anlamına gelir. İddiayla özdeşleşme savunma için müthiş bir dezavantaj, güven bunalımı ve ciddi bir irtifa ve mevzi kaybıdır. Raporun kısmen rol ve işlevini yerine getirmediğini düşünen mahkemenin, raporun teknik analizlerle ilgili kısmını dikkate almaktan imtina etmesinden neşet eden ikilem ve çelişki hükmün dayanaklarını samimi olmaktan çıkarır. Raporun görev tanımına kısmi sadakatinin göz ardı edilmesi, raporun red edilen kısmı üzerinden oluşan savunma sendromunun aşılma fırsatını bertaraf eder.

Mahkeme, Bönish/Avusturya örneğine atıfta bulunarak[21]  bilirkişi, tanık ve diğer işlemler üzerinden yaratılan eşitsizlik ve dezavantajı adil yargılanma engeli olarak telakki eder. Yanlardan birinin delillerini hükme esas alan yerel mahkemenin, diğer tarafına argüman ve tezlerinin göz ardı etmesi, adil yargılamanın silahların eşitliği ilkesi veya malzemeler üzerinden eşit sayılma umarıyla bağdaşmaz bulur.

Mahkeme, S.N./İsveç[22] aldığı ilhamla delillerin gerekliliği, kabul edilebilirliği ile değerlendirilmesi işlemleri ile arasına mesafe koyarak bu  hususun görev tanımı dahilinde olmadığının altını çizer. Böylelikle bireysel başvuru yetkisinin ilgi alanını büzerek lokal likit hale getirir. Buna göre, delillerin kabul edilebilirliği yerel mahkemelerin görev tanımı içindedir. 

Huseyn ve Diğerleri/Azerbaycan[23] örneğini anımsatan Mahkeme, ilk derece mahkemesinin Sözleşme ile çelişmemek kaydıyla hükme katkı ve etkisi olmayan delillerin değerlendirilme ve dinlenmesinden vazgeçme yetkisinin bulunduğuna işaret eder. Deneyim, Strasbourg yargısının delillerin kabul edilebilirliği meselesine mesafeli yaklaşımını veya bu konuyu yerele bırakan mantalitesini AY aracılığıyla bir kez daha yineler.[24]

Mahkeme kendisi ile yerel yargı otoriteleri arasındaki görev bağlamlı çizgiyi 69§ aracılığıyla çizer. Mahkeme, savunma tanıklarının dinlenmesine ilişkin talepte olduğu gibi bilirkişi raporu alınmasına ilişkin talebin reddine ilişkin kararın, savunma hakkını koruyan güvencelerin işaret ettiği usule uygun olarak alıp alınmadığını incelemenin konusu olduğunu belirtir.[25] Mahkeme yerel mahkemenin iddianın dayanağı bilirkişi raporunu kabul etmesine rağmen, savunmanın iddianın yaslandığı raporun bilirkişi görüşüyle yürütülme olanağını yeterli olmayan gerekçelerle reddedilmesinin eşitliği bozan bir girişim olduğuna hükmeder. Savunmanın, hareket alan ve kabiliyetini ek tahkikat veya tahkikatın genişletilmesi talebiyle genleştirme isteğinin de reddedilmesi savunmanın duruşma salonundaki varlığı eylemli olarak sonlandırır.

Tanıkların dinlenmemesi ile başlayan bilirkişi delilinden yararlanma isteğiyle devam eden ve tahkikatın genişletilmesi isteğiyle sonlandırılan etkin, verimli olma, hükmün yazgısını eşit ve özgürce belirleme arzusu mahkemenin yeterli olmayan gerekçeleriyle reddedilmesi, iddia ve savunma arasında olması gereken dengenin sonunu getirir. Tahkikatın genleştirilmesi, iddianın yeni ve revize edilen delillerle çürütülmesi, iddiaya cepheden saldırma isteğinin her defasında bertaraf edilmesi sonuçtan tamamen özerk bir ihlal girişimi olduğuna hükmeder. En netice:

AYM anılan gerekçelerle yerel mahkemenin Balyoz davası hükümlülerinin Sözleşme ve Anayasa ve ardılları tarafından güvenceye alınan adil yargılanma hakkının gerekçeli karar alma ve savunma hakkı boyutlarının özellikle gerekçesiz hükümler üzerinden çiğnendiğini saptar.

Çalışmamız bu kararı özüne dokunmadan görünen adalet, etik, deontoloji ve usul hükümlerinin durduğu yerden yorumlayarak aşağıdaki sonuca varır.

1. Gerekçe birey, toplum ve kamuyla ibralaşmayı sağlayan deontolojik bir araç, etik bir ilişki tarzıdır.

2. Sözleşme, Anayasa ve uzantıları tarafından güvenceye alınan adil yargılanma hakkı tarafından temin edilen bir çok hakkı korumaya almayı hedefleyen insan hakkıdır.

3.Gerekçe  duruşma salonunda olup bitenlerin kamuyla paylaşılmasına, yargının demokratik denetlenmesine olanak sağlayan alternatif etkin ve verimli bir denetim aparatıdır.

4. Kanun yolu ve savunma hakkının etkin ve verimli olarak kullanılmasına olanak ve kolaylık tanıyan, işlemlerin rasyonelliğini, hukukiliğini ve meşruluğunu sınamaya yarayan özgün bir teminat,

5.Gerekçe, sağladığı lojistikle sözleşme ve anayasa tarafından güvenceye alınan diğer haklara yönelik eylem işlem ve kararları meşruiyetini sağlayan sorgulayan bir haktır.

6. Balyoz Davasında, savunma hakkı ile kanun yolunun etkinliği gerekçesiz ve keyfi kararlarla kırılmaya uğratılmıştır.

7. Yargılama diyalektiği savunmanın dayanak, tez ve argümanlarının yetersiz, doyurucu ve hukuki olmayan gerekçelerle/sıfır gerekçeli kararlarla ötelenmiş, gözetilmemiş ve tartışma masasından tart edilerek, gerekçe işlevsiz bırakılarak hiçleştirilmiştir.

8.Savunma ile iddia arasındaki diyalog, savunma hakkının gerekçesiz kararlarla kısıtlanmasından ötürü monoloğa dönüşmüş, varsayımsa eşitlik iddiaya tanınan üstünlük, savunmaya rapor ve argümanlar üzerinden yaşatılan stres, sendrom ve dezavantajla bozulmuş, savunma özgürlüğü yitirilen dengesizlikle berhava edilmiştir.

9.Detaydan kaçınma tafsilattan uzaklaşmayı öneren deneyimler istismar edilemez, diyalektiği malzeme üzerinden kısıtlayan sendroma iten bir sevk ve idare olup bitenleri toplum ve kamuyla paylaşma ödevi ihtiyaçları zorlar, temellendirme yükümlülüğü zirve yapar.

10. Savunmaya yaşatılan kayıpların alternatif yöntem, araç ve malzeme, olanak ve kolaylıklarla telafi edilmemesi, sendromun kompose çare ve çözümlerle aşılmasına imkan verilmemesi ihlali derinleştirerek ağırlaştırmıştır.

11.Delillerin kabul edilebilirliği üzerinden yerel tekel kötüye kullanılamaz ve sömürülemez. Açık keyfilik, kapalılık ve hakkaniyete aykırı bir sonuç deontolojiden başka teleolojik kaygıları da tetikler, böyle bir ihtimalde usul sonuçtan bağımsız eyleyemez.

 

 
[Bu yazı 1245 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™