Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Devletin itaatsizliği!
3 Ocak 2015, İlhan CİHANER
, İlhan CİHANER

Sivil itaatsizlik ve direnme hakkı üzerine yazılmış sayısız makale, kitap araştırma var

İLHAN CİHANER

Sivil itaatsizlik ve direnme hakkı üzerine yazılmış sayısız makale, kitap araştırma var. Anayasalarında direnme hakkına yer veren sistemler de var. Hatta 12 Eylül Darbe Anayasasının bile dolaylı olarak direnme hakkına yer verdiği genellikle kabul edilir. Anayasadaki hukuk devleti ilkesinin, vazgeçilemez ve dokunulamaz özgürlüklerin tanımlanmış olmasının ve başlangıç hükümlerinin direnme hakkını tanıdığı kabul edilmekte.

Çok kabaca yurttaşların iktidarın herhangi bir uygulamasını gayri meşru, kötüye kullanma olarak görüp bu uygulamanın düzeltilmesi ya da sorgulanması için şiddete dayanmayan, öte yandan itaatsizlik nedeniyle ortaya çıkacak hukuki yaptırımı da göze alan eylemler sivil itaatsizlik olarak adlandırılıyor. Boykotlar, işgal eylemleri, oturma eylemleri, rahatsızlık yaratan kurala uymama, suç oluşturduğu iddia edilen makaleye/kitaba imza atma gibi...

Kökenlerini Locke’un görüşlerinde bulan direnme hakkı ise keyfi uygulamaların yurttaşın devlete olan itaat yükümünü ortadan kaldıracak boyuta ulaştığında, tüm barışçıl yöntemler uygulandıktan sonra, meşru zor kullanmayı da içeren daha genel amaçlı bir karşı çıkışı ifade eder.

Direnme hakkının en net anlatımını 1776 Virginia Haklar Beyannamesi ve Bağımsızlık Bildirgesinde yer bulmuştur: “Sürekli aynı amaca yönelik olan uzun bir yolsuzluklar ve zorbalıklar silsilesinin, ulusu, mutlak bir despotizme sürükleme niyetini açığa vurması halinde, o ulusun böyle bir yönetimi yıkmak ve gelecekteki güvenlikleri için yeni koruyucular seçme hakkı ve ödevi vardır” (Tolga Tanış, Güncel Hukuk, Aralık 2014)
Hem sivil itaatsizlik hem de direnme hakkı sistem içi eylem biçimleri olsalar da siyaset ve özgürlük alanını genişletici nitelikleri göz ardı edilemezler. Nitekim anayasal haklara açıkça aykırı olarak getirilen yolsuzluk haberlerine yasak kararına karşı bir itaatsizlik gelişti. BirGün, Cumhuriyet, Evrensel, Aydınlık, Yurt, T24 ve Diken gibi medyalar “yayın yasağına” uymayacaklarını açıkladılar ve uymadılar da. Tepkiler artınca kararı veren hakim, getirdiği yasağın zaten Meclis İçtüzüğü’nde olduğunu (ee o zaman bu karar niye verildi!), yasağın birebir ifadelerin yazılmasını kapsadığını, yorum, haber ve eleştirileri kapsamadığını açıkladı. Buraya kadar devletten gelen saldırı ve ihlallere karşı itaatsizlik ve direnişlere dair kaba açıklamalar yapmaya çalıştım.

Peki itaatsizlik bizzat devletten gelirse ne olacak?

Olay şu; Devletimiz Erol Aksoy’a ait bir taşınmaza el koyar. Borcundan düşmek üzere satışa çıkarır. Yarı fiyatına kendisine yakın -ne yakını! Nerede ise kendisine!- satar. Aksoy dava açar ve mahkeme satışı iptal eder. Ancak devletimiz bu karara uymayacağını bildirir. Hem de “kamuya güven ilkesini, ihale alıcısı nezdinde oluşacak zedelenmeyi, ihalelere girişin azalacağını, kamu zararının tahsilinin sekteye uğrayacağını” belirterek. Şöyle bitirir karara uymayacağını belirten yazısını devletimiz: “...iptal kararının yerine getirilmesinin hukuken mümkün olmaması nedeniyle iptal kararının UYGULANMAMASINA karar verilmiştir”...imza: daire başkanı. Hadi kamu zararı tahsili (yahu yarı fiyata satarak zaten kamuyu dolandırmışsın!), kamuya güven (kendi verdikleri sözü kastediyor olsalar gerek!) süslemelerini bi tarafa bırakalım, ama ne diyor daire başkanı sıfatına bürünmüş devlet:

UYGULANMAMASINA KARAR VERİLMİŞTİR!

Şimdi çok özgün bir itaatsizlikle karşı karşıyayız. Neresi özgün bunun, Cumhurbaşbakanımsı sürekli söylüyor bunu, hatta memur atamalarına yönelik kararları uygulamamak için yasa bile çıkardılar diyebilirsiniz. Özgün tarafı şu; doğrudan bir daire başkanı imzası ile mahkeme kararının uygulanmayacağına karar veriliyor. Bir de AKP nin liberal destekçileri için hatırlatma: işte sizin “muhafazakâr demokrat” iktidarınız. İşte paralelin öteki çizgisinin adaleti de bu!

Bu kararın var olduğu bir ülkede artık mahkeme, hakim, savcı, yargılama, karar...hiçbirinin hükmü yoktur. Bu kararın mağdur ve kazançlı çıkanlarından bağımsız olarak, tüm hâkim savcılara çağrımdır; işte yargı mensupları için tarihi bir itaatsizlik fırsatı.

Belki 16 yaşında çocukların baskıyla tutuklanmayacağı, iktidarın ya da bir cemaatin sopası olmaktan çıkmış ve bir daha hiç olmayacak bir yargının inşası için başlangıç olur. Topluma borçlu hissetmiyorsanız bile bari, döktüğünüz alınteri için bu çağrımı dikkate alın derim.

 

birgün

[Bu yazı 782 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™