Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Beyaz adam ideolojisi, Modernleşme ve seçimler
20 Mayıs 2011, Merdan YANARDAĞ
, Merdan YANARDAĞ
Önümüzdeki 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak genel seçimler, bir bakıma “Türk modernleşmesi” denilen siyasal projenin başarılı olup olmadığının da belirleneceği bir test alanı olacak gibi görünüyor. Çünkü, Türkiye’de Birinci Cumhuriyet'in tasfiye edilmesi ve bir ılımlı İslam rejiminin kurulması yönünde alınan mesafe, Müslüman toplumlardaki Batı tipi modernleşme girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlandığı varsayımına dayanıyor.
Dolayısıyla İslam dünyasının tarihine, coğrafyasına, kültürüne ve toplumsal dokusuna özgü, Batıyla uyumlu yeni bir modelin oluşturulması gerektiği uzunca süredir ABD meydasında, akademik çevrelerde tartşılıyor; politikacılar, stratejistler ve siyaset yapıcıları arasında konuşuluyordu.
İşte ‘ılımlı İslam’ kavramı ve bu kavrama uygun bir model ülke oluşturmak stratejisi, ABD ve ittifak içinde olduğu diğer emperyalist ülkelerin yeni ihtiyaçlarının bir sonucu olduğu kadar, bu fikri arka planın da ürünüydü. Model ülkenin, modernleşme sürecinde görece başarılı olan ancak sorunlarını aşamamış Türkiye olabileceği düşünülüyordu. Ancak ortada bir sorun vardı, tarih içinde ne kadar hırpalansa da bütün sorunlarına ve sınırlılıklarına karşın modernleşmenin yarattığı laik cumhuriyet...
Ancak Türkiye için istenen yeni bir Suudi rejimi değildi. Türkiye’yi İslam dünyasına yakınlaştıracak, hatta bu dünyaya liderlik yapmasını sağlayacak düşük yoğunluklu bir islamizasyon, söz konusu hedef için yeterli görülüyordu.
***
Türkiye’de rejimin çok partili ve seçimli bir ılımlı İslam cumhuriyeti yönünde dönüşmesi; ABD’nin doğrudan ve tam olarak sağlayamadığı bölge hakimiyeti ve kuramadığı hegemonyanın Ankara üzerinden gerçekleştirilmesi demekti. Elbette bu projenin tek bir koşulu vardı; Türkiye-ABD ilişkilerini bozmayacak nitelikte hükümetlerin işbaşına gelmesini sağlamak... İşte AKP bu ihtiyacın ve konjonktürün ürünüydü.
Amerikan dış politikasına yön vermeye devam eden Neo-Con (yeni muhafazakar) ekip, laik ve cumhuriyetçi Türkiye'nin İslam dünyasını etkileyemeyecek kadar bu dünyadan uzaklaştığını düşünüyordu. Dolayısıyla Müslüman toplumlara bir model oluşturabilmek için "İslamla demokrasiyi birleştirecek" bir ılımlı İslam ülkesi yaratmak gerektiği tezini de sıkça işliyorlardı.
Bu görüş Amerikan entellektüelleri ve politikacıları arasında çok yayılmış ve neredeyse resmi siyaset haline gelmişti. Örneğin; New York Times gazetesinin uzun süre Ankara merkezli olarak Türkiye ve Ortadoğu temsilciliğini yapan Stephen Kinzer, “Ezber Bozmak” isimli kitabında, Türkiye’nin artık neden bir ılımlı İslam ülkesi olması gerektiğini şöyle anlatıyor:
“Türkiye’nin modern tarihinin büyük bir bölümünde Müslüman dünya onu bir dönek olarak görmüştü. Atatürk’ün reformları Türkiye’yi İslam’ın o kadar uzağına taşımıştı ki dini meşruiyeti kaybolmuş gibi göründü. Bunun yanısıra Washington’un uşağı gibi algılanmış ve birçok Müslümanın nefretle karşıladığı Amerikan politikalarını benimsiyor diye damgalanmıştı.
“Günümüzde bu itirazlar Türkiye için geçerliliğini yitirmiştir. Dindar Müslümanlar tarafından yönetilmektedir ve kendi dış politikası vardır. Liderleri geçmişte hiç önemsenmedikleri yerlerde sıcak bir biçimde karşılanmaktadır.
“Türkiye yeni arzusuna karşı hemen hiç direnişle karşılaşmadı. Sadece kendisinden istendiğinde müdahale ederek ve geniş yelpazedeki hükümetlerle ve hiziplerle iyi ilişkiler kurarak başka hiçbir ülkenin oynayamayacağı bir rolü oynamaktadır. (...) Osmanlı geçmişi ona büyük bir tarihi ağırlık vermektedir. Sadece göreli refahından dolayı değil ama aynı zamanda toplumun (Araplara göre-my) bu kadar özgür olmasından dolayı da cazip bir modeldir.” (Stephen Kinzer, Ezber Bozmak / Türkiye İran ve Amerika’nın Geleceği, Çev. Sulhiye Gültekingil, İletişim Yayınları, Mart 2011 İstanbul, S. 217)
Yeni Türkiye ile ABD ilişkilerini de değerlendiren Kinzer, “Dindar Müslümanların yönettiği” Ankara’nın Washington’a yapacağı katkılar konusunda da şunları söylüyor:
“Türkiye’nin yeni rolü Birleşik Devletler’e önemli şeyler vaadediyor. Müslüman bir ülke olarak etrafındaki bölgeye yakından aşina olan Türkiye, Amerika’nın gidemediği yerlere gidip ortaklıklar kurabilir, anlaşmalar yapabilir. (...) Türkiye’nin dış politikası bağımsız olmakla birlikte Amerika’nınkini güçlendirmektedir. İki ülkenin ana stratejik hedefleri aynıdır.” (Stephan Kinzer, a.g.e, S. 218)
Kinzer gibi gazeteci ve siyaset yapıcılarının yaklaşımına göre; İslam dünyasına model olacak ve bu dünyaya liderlik yapacak, “Dindar Müslümanların yönettiği” bir Türkiye, ABD’nin uzanamadığı coğrafyalara ve kültürlere erişim yeteneği nedeniyle Washington’un küresel amaçlarına çok daha iyi hizmet edecektir. Böyle bir Türkiye Batı’nın (yeni emperyalizmin) çıkarlarını tehdit eden radikal islama karşı da etkili bir seçenek oluşturacaktır.
Ancak bütün bunların gerçekleşmesi için İslam dünyasından uzaklaşan laik bir cumhuriyet değil, ılımlı bir İslam devleti olmak gereklidir. İşte bu nedenle Türkiye’de Birinci Cumhuriyet tasfiye edilerek ılımlı da olsa bir İslam rejimi kurulmaya başlandı. Yine bu nedenle kurucu ideoloji diyebileceğimiz Kemalizm de Ergenekon soruşturmaları üzerinden “kriminal” bir ideoloji haline getirildi.
***
Yukarıda da işaret ettiğim gibi, bu ‘beyaz adam ideolojisi’ ve siyaset planlaması, genel olarak Müslüman ve Arap toplumlarındaki “modernleşme” hamlelerinin başarısızlıkla sonuçlandığı varsayımına dayanır. Modernleşme girişimlerinin yenilgiyle sonuçlanması, burjuva anlamda da olsa demokratik ve laik bir hukuk devleti olmak projelerinin de çökmesi anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu durumda, Batılı ‘beyaz adam’ modernitenin kendisine zemin bulamadığı bu toplumlara uygarlık ve demokrasi götürmelidir. BOP tam olarak bu anlama gelmektedir ve Batılı beyaz adam ideolojisinin tipik bir ürünüdür.
Amerika’da Neo-Con hareketin Ortadoğu ve İslam dünyasına ilişkin konulardaki tartışmasız başvuru makamı olan Prof. Bernard Lewis ise şöyle yazıyor:
“Neredeyse bütün İslam dünyası yoksulluk ve zulüm koşullarında yaşıyor. Bu sorunların ikisi de, dikkatleri özellikle başka yerlere çekmek isteyenler tarafından ABD’ye fatura ediliyor. İlkin, şimdilerde ‘küreselleşme’ maskesi altında işleyen Amerika’nın ekonomik hakimiyeti ve sömürüsü yüzünden ve ikincisi de Amerika’nın kendi çıkarlarına hizmet eden Müslüman despotlar denilen liderlere verdiği destek yüzünden. Küreselleşme Arap medyasının en çok işlediği tema haline geldi ve bu her zaman Amerika’nın ekonomik nüfuzuyla bağlantılı olarak ele alınıyor. Müslüman dünyada sadece Batı’yla değil Doğu Asya’nın hızla gelişen ekonomleriyle de kıyasla, giderek iflas eden ekonomik durum bu hayal kırıklığını körüklüyor.
“… Daha kötüsü Arap ülkeleri Batı türü modernleşme kervanına daha geç bir tarihte katılan Kore, Tayvan ve Singapur gibi ülkelerin de gerisinde kalıyor.” (Bernard Lewis, İslam’ın Krizi, Çev. Abdullah Yılmaz, Literatür Yayınları, Haziran 2003 İstanbul, S. 101-102)
Durum böyle olunca, ABD dış politikasına yön veren ideologlara ve stratejistlere göre, Müslüman toplumlar seküler bir ülke olmak hedefini bir yana bırakmalıdır. Çünkü, Türkiye örneği dışarıda bırakılırsa, İslam dünyasında bu yöndeki bütün girişimler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu yaklaşıma gore demokrasi ve laiklik gibi kurumlar Batı kültürünün ürünüdürler. Dolayısıyla, bunun yerine yumuşatılmış, radikalizm ve Batı düşmanlığından arındırılmış bir İslam anlayışının gelişmesini desteklemek gereklidir. Uygun model budur.
Ancak bu anlayışın başarılı olduğunu gösterecek pozitif bir örneğe, yani somut bir modele ihtiyaç vardı. Bu yaklaşıma göre İslam dünyasındaki görece tek başarılı modernleşme örneği olan Türkiye’nin model oluşturması Müslüman ülkelerden uzaklaşması nedeniyle mümkün değildi. Türkiye’nin “dindar Müslümanlar” tarafından yönetilmesi ve daha islami bir karakter kazanması gereklidir.
Soğuk Savaş döneminde NATO’nun “Yeşil Kuşak” stratejisinin kurbanı olan “Modern Türkiye” 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde de ılmlı İslam stratejisine kurban edilmiş görünüyor. 12 Eylül 2010 referandumu ile büyük ölçüde sonlandırılan Birinci Cumhuriyet'in tam olarak tasfiyesinin ise 12 Haziran 2011 sonrasında gerçekleştirileceği anlaşılıyor. Seçimlere bir de bu perspektiften bakalım istedim.

(SolHaber 20.05.2011)

[Bu yazı 1885 kez okundu]
Merdan YANARDAĞ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [69]
[6 Eylül 2016] Derinleşen AKP darbesi ve muhalefetin aymazlığı! ... [2 Ağustos 2016] Güncel tehlike AKP darbesidir!* ... [13 Kasım 2015] Seçmen davranışı ve gönüllü kulluk ... [4 Kasım 2015] Hile ve kaos! ... [27 Temmuz 2015] Küresel gericiliğe karşı direniş ve Suriye! ... [20 Haziran 2014] Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ne yapmalı? ... [19 Mayıs 2014] Erdoğan görevden alınmalıdır ... [15 Mayıs 2014] Katliamın sorumlusu hükümettir! ... [12 Mayıs 2014] Başbakan iktidarı kaybetmekten korkuyor ... [14 Nisan 2014] 'CHP yönetimi muhasebeden kaçamaz' ... [7 Nisan 2014] Seçimlerin Siyasal ve Teknik Analizi ... [2 Aralık 2013] AKP-Cemaat çatışmasının siyasal kodları ... [6 Ağustos 2013] Polis devleti artık bir olgudur ... [31 Temmuz 2013] Ergenekon Davası'na yeniden bakmak ... [21 Temmuz 2013] Bir 'ibret-i âlem' örneği; Hanefi Avcı olayı! ... [16 Temmuz 2013] Mısır ve yeni gerici ideolojik hegemonya ... [2 Temmuz 2013] Gezi-Lice hattından karanfil kokulu günlere.. ... [16 Haziran 2013] Direniş ve başarıyı ıskalamamak ... [17 Mayıs 2013] Reyhanlı AKP politikalarının eseridir ... [29 Nisan 2013] 'Çözüm süreci' ve Türkiye'nin kritik dönemeci ... [16 Nisan 2013] Obama doktrini Ortadoğu ve Türkiye'yi nasıl etkiliyor? ... [9 Nisan 2013] Akil insanlar ve aydın sefaleti! ... [18 Mart 2013] Aydın ihaneti ya da yandaş aydınların dramı ... [11 Mart 2013] İmralı süreci ve Kürt sorunu üzerine tezler ... [4 Mart 2013] Türklük krizi ve milliyetçilik ... [25 Şubat 2013] Milliyetçilik tartışması ve gerici çözüm ... [3 Şubat 2013] Sol, ulusalcılık ve CHP'ye operasyon ... [20 Ocak 2013] Türkiye'de dönüşüm, bölgede yıkım ... [6 Ocak 2013] Kürt sorununda ilerici ve gerici çözüm ... [26 Aralık 2012] İslamcıların bıktıran mağduriyet edebiyatı ... [16 Aralık 2012] Silivri'nin kısa tarihi ve aydın olmak ... [21 Kasım 2012] Cinayet ... [11 Kasım 2012] Cumhuriyetçi muhalefet ve Kürt sorunu ... [12 Ekim 2012] SURİYE PROVOKASYONU VE AKP'NİN KİRLİ SAVAŞI ... [23 Eylül 2012] Balyoz, Cumhuriyetin solu ve Harbiye ... [9 Eylül 2012] Ulusal ve bölgesel bir tehdit ... [31 Ağustos 2012] Suriye krizi AKP iktidarının sonunu hazırlıyor ... [20 Ağustos 2012] Doğu'nun sefaletinin temelinde yatan kuramsal yanılgı ve muhafazakârlık ... [17 Ağustos 2012] Türkiye ve bölgede gerici dönüşümün şifreleri ... [16 Temmuz 2012] Liberallerin ve AKP'nin ülkücüleri! ... [13 Temmuz 2012] Muhafazakarlık üzerine notlar ... [6 Temmuz 2012] Evrim, devrim ve Suriye direnişi! ... [2 Temmuz 2012] Sefaletin medyası mı, medyanın sefaleti mi? ... [25 Haziran 2012] Türkiye neden ve nasıl dönüştürüldü ... [22 Haziran 2012] Çözümsüzlük ve PKK'nin karakteri ... [19 Haziran 2012] Gülen'in korkusu ve Cemaatin anlamı ... [14 Haziran 2012] Bin yıllık kavga ... [8 Haziran 2012] İktidar bloku dağılıyor mu? ... [4 Haziran 2012] İki örnek üzerinden aydın ihaneti ... [28 Mayıs 2012] Darbeler ve 27 mayıs ... [11 Mayıs 2012] Koalisyon sarsılıyor ... [4 Mayıs 2012] Berktay'ın yalanı ve 1 Mayıs 1977'nin perde arkası ... [26 Nisan 2012] Mankurtlaşan toplumlar ... [6 Nisan 2012] ABD'nin yeni stratejisi, Suriye ve AKP ... [25 Mart 2012] AKP iktidarı yolun sonuna geliyor! ... [19 Mart 2012] Ergenekon, NATO ve Afganistan ... [11 Mart 2012] AKP Hükümeti suçüstü yakalandı! ... [7 Mart 2012] Kemalizmin tasfiyesi ... [17 Şubat 2012] AKP-Cemaat iktidarı sarsılıyor mu? ... [20 Ocak 2012] Hrant'ın dostları kim? ... [23 Eylül 2011] Celladına Aşık Olmanın Zavallılığı! ... [13 Mayıs 2011] 'ABD projesi olarak AKP'nin yeni dili ve liberal hüsran! ... [22 Nisan 2011] Hile ile rejim değiştirmek! ... [15 Nisan 2011] Neden kaybettik, yine kazanabilir miyiz? ... [1 Nisan 2011] Palavrayı bitiren belge ve Savcı Öz olayı! ... [18 Mart 2011] Nedim, Ahmet ve ötekiler! ... [4 Mart 2011] Ergenekon'da son dalga, ortayolculuk ve Erbakan ... [21 Ocak 2011] Dink'in katili yeni Gladyo'dur! ... [7 Ocak 2011] Hizbullah düzeni, coplar demokrasisi ...
Merdan YANARDAĞ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™