Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Yandaş Baro İstemiyoruz. Baro Başkanı'nın Yöntemde Tayyip Erdoğan'dan Hiçbir Farkı Yoktur.
14 Ekim 2014

Yandaş Baro İstemiyoruz.

Baro Başkanı’nın Yöntemde Tayyip Erdoğan’dan Hiçbir Farkı Yoktur.

 

İstanbul Barosu başkanlığına aday olan Çağdaş Avukatlar Grubu Başkanı Av. Ayhan Erdoğan ile uzun bir röportaj yaptık. Erdoğan, Ümit Kocasakal için “İstanbul Barosunu tek adam olarak yönetiyorsanız, adaylarınızı tek adam olarak belirliyorsanız, bütün çalışmalarınızı ve kararlarınızı tek adam olarak alıyorsanız sizin Tayyip Erdoğan’dan hiçbir farkınız yoktur”dedi.

Yeşim TURAN; Majestelerinin barosu sloganıyla ilgili düşünceniz nelerdir?

BİZİM ŞUAN Kİ BAROMUZ MAJESTELERİNİN BAROSUDUR. BARO BAŞKANI’NIN TAYYİP ERDOĞAN’DAN HİÇBİR FARKI YOKTUR.

Av. Ayhan ERDOĞAN; Bu slogan anladığım ve bildiğim kadarıyla Ümit Kocasakal İstanbul Barosu’nda Tayyip Erdoğan denetiminde bir grubun yönetimi ele almasını kast ediyor. Majeste derken de Tayyip Erdoğan’ın ülkeyi tek adam olarak yönetmesini kast ediyor. Burada bir sorun yok, bu tespitlere katılıyorum ama bu itirazı dile getirebilmek için insanın da majeste olmaya soyunmamış olması gerekir. Yani siz de İstanbul Barosu’nu tek adam olarak yönetiyorsanız, adaylarınızı tek adam olarak belirliyorsanız, bütün çalışmalarınızı ve kararlarınızı tek adam olarak alıyorsanız sizin Tayyip Erdoğan’dan hiçbir farkınız yoktur. Siz TayyipErdoğan’la yöntem kardeşliği yapıyorsunuz, aynı yöntemi kullanıyorsunuz. Aranızdaki tek farkın kurmuş olduğunuz cümleler olmasına bakarak birinizin demokrat birinizin diktatör olduğu konusunda bir karar verme durumumuz yoktur. Çünkü demokratik ilişkileri tesis eden ağzınızdan çıkan laflar değildir. Demokratik ilişkileri tesis eden bu ilişkilerde kullandığınız yöntemdir. Tayyip Erdoğan’ın kullandığı yönteme majesteleri deyip de aynı yöntemi kendisi kullandığı zaman demokrat olunmaz. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan majestelerinin barosunu şuan da elde etmiş durumda. Bizim şuan ki baromuz majestelerinin barosudur ama biz çağdaş avukatlar grubu olarak bu baroyu Avukatların yönettiği halkın barosu haline getirmeyi başaracağımızı düşünüyorum.

Yeşim TURAN; O zaman bu slogan size yakışıyor.

BU BAROYU AVUKATLARIN YÖNETTİĞİ HALKIN BAROSU HALİNE GETİRMEYİ BAŞARACAĞIZ.

Av. Ayhan ERDOĞAN; Evet, çünkü biz bir ön seçim yaptık ve başka bir vaadimiz daha var; hiçbir kararı kendi başımıza almamayı, hatta bırakın baro başkanını ve baro yönetim kurulunu sorunun gerçek sahipleri ile oturup birlikte konuyu tartışmadan ve ortaklaştırmadan kendi başına karar almayı doğu bulmuyoruz.  Bizim yapmamız gereken şey sorunun sahiplerinin de söz sahibi olabildiği bir yönetim biçimi oluşturmaktır, avukatların yönettiği halkın barosundan da kast ettiğimiz budur.

Yeşim TURAN; Türkiye’deki mevcut hukuk ile ilgili değerlendirmeniz ne olur?

GEZİ ŞUNU GÖSTERMİŞTİR; “SADECE DAVA AÇARAK BU MEMLEKETTE HAKLARINIZI SAVUNAMAZSINIZ”.

Av. Ayhan ERDOĞAN; Türkiye de Cumhuriyet tarihi süresince hukukun hiç bu kadar açıktan, iktidar tarafından bir tabanca gibi, bir silah gibi kullanıldığı dönem olmamıştır.  AKP iktidarı döneminde doğrudan çok açık bir şekilde ve çok da saldırgan bir şekilde hukuk, yargı silahı olarak kullanılmıştır. Öyle ki torba kanunlarla muhaliflerinin, karşıtlarının ve kendisini rahatsız edeceği, gelecekte tehlike oluşturduğunu düşündüğü örgütlenme, yapı ya da kişilerin tasfiyesi için hukuk kullanılmıştır. Hukuk, ortak yaşamda barışı sağlayabilecek ve sorunlarınızı çözebileceğiniz bir alan gibi gözüküyordu ama artık öyle değil. Hukuk diye bir şey kalmadı. İktidar yargı ile adeta elinde bir tabancayla hedef gözeterek ateş ediyor.

Örneğin, kendi aleyhine karar alan hâkimleri ve savcıları görevden alıp kendisinin denetleyebileceği bir yargı faaliyeti düzenlemeye kalkıyor. Alınmış mahkeme kararlarından hoşuna gideni, işine geleni uyguluyor, işine gelmeyeni uygulamıyor.

Örneğin, hoşuna gitmediği zaman yargı kararları ile ilişkili ağır eleştirilerde bulunuyor ama Atatürk Orman Çiftliğine devam ediyor, keza İstanbul’u ve camiyi çok seviyorlar  ama İstanbul’un ve camilerin siluetini bozan 16’ya 9 gökdelenleriyle ilgili İstanbul 4. İdare mahkemesinin vermiş olduğu 13.katın yıkım  kararı var ama yıkılmıyor.

Taksimdeki altgeçit’in doldurulması gerekiyor ama doldurulmuyor. Yani bunlar mahkeme kararlarını dinlemiyorlar. HES ile ilişkili, Maden aramayla ilişkili kararları dinlemiyorlar. İktidar yargının bu faaliyetlerini o kadar dinlemiyor ki; artık kamu görevlileriyle ilişkili yargı kararlarının uygulanmasının 2 yıl ötelenmesine ilişkin kanun çıkartabiliyor, özelleştirmelerin eğer 5 yıl içerisinde uygulanmazsa o mahkeme kararlarının geçersiz olmasına ilişkin kanun çıkartabiliyor. Böylece mahkeme kararlarını, fiili olarak yaptığı gibi yasa yoluyla da uygulanmaz hale getirebiliyor. Anayasa Mahkemesi haklı olarak bu tür kanunları iptali yoluna gidiyor.

O HALDE ARTIK HUKUKU SOKAKTA ARAMAK LAZIM.

HALKIN BAROSU, HALK GEZİ DE SOKAĞA DÖKÜLDÜĞÜNDE BAROYA SAKLANMAKLA DEĞİL, HALKIN YANINA GİTMEKLE OLUR.

Bunun karşılığı şudur; artık iktidar hukuk, yargı gibi kurumları ortak yaşamın koşullarının belirlendiği  bir toplumsal olgu olmaktan çıkartıp bir tasfiye hareketinin, iktidarın silahı olarak kullandığına göre halkın yapması gereken başka bir durum var. Yani kamu erkini elinde tutan gücün, işine gelen yargı kararlarını uygulayıp işine gelmeyeni uygulamadığı gibi bir keyfiyet karşısında, halkın artık sadece dava açması yeterli olmuyor. Dava açmasının yanında fiili olarak da savunması gerekiyor. Nedeni şu; siz dava konusu yaşam alanlarınızı çevrenizi doğanızı fiili olarak savunmadığınız zaman mahkeme kararları lehinize olmasının anlamı kalmıyor zira inşaatlar tamamlanmış olduğundan kararlar uygulanır bir halde olmuyor. Yani bu ülke de iktidar tarafından anayasa ve mahkeme kararlarının uygulanmasına ilişkin Anayasa ve yasalar uygulanmıyor. Dolayısıyla gezi olayları bizim için burada bir  kerteriz oluşturmuştur. Gezi şunu göstermiştir;  sadece dava açarak bu memlekette haklarınızı savunamazsınız. Siz aynı zamanda dava açtığınız dava konusu yeri, fiili olarak ölümü de göze alarak savunursanız topçu kışlasını bugün durdurabilirsiniz. Eğer bunu yapmazsanız topçu kışlasının planlarının kanuna aykırı olduğundan dolayı iptali o kışlanın yapılmasına engel teşkil etmiyor. Çünkü bu iktidar yargı kararlarını dinlemiyor, önemsemiyor, uygulamıyor. O halde artık hukuku sokakta aramak lazım. Hukuk sadece mahkemelerde aranan bir hak olmaktan çıkmıştır. Halkın barosu dediğiniz zaman halk gezide sokağa döküldüğünde ayın 5 ine kadar baroya saklanmakla değil, halkın yanına gitmekle olur. Ayın 5’ine kadar sokakta olmadılar, 5’inden sonra zorunlu olarak baskı neticesinde kapıları açmak zorunda kaldılar. Halkın barosu olmak kolay iş değil.

Yeşim TURAN; HSYK Seçimleri ve Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırıp yerine Sulh Ceza Mahkemelerinin getirilmesi ile ilgili görüşleriniz nelerdir?

İSTANBUL BAROSU NE İŞ YAPIYOR?

Av. Ayhan ERDOĞAN; Vallahi baro ne işe yarar, ben hala merak ediyorum. İstanbul Barosu bu işlerde ne yapıyor? Özel yetkili mahkemeler kaldırıldı ve bu kaldırılırken de demokratikleşme olarak sunuldu ama yerine 2 hâkim 1 savcıyla bir kenti esir alabilecekleri bir düzenleme getirildi. Baro bununla ilgili kime ne tepki gösterdi, kime ne anlattı? Bunun iptali için nereleri uyardı, ne gibi eylemler yaptı? Hiç sesleri çıkmadı.

İstanbul Barosu, Tayyip Erdoğan’ın diktatörlüğüne gidebilecek yol dediği, majeste dediği yolda alınan kararlar ve çıkan kanunlarla ilgili hiçbir tepki göstermedi. Oysa sulh ceza hâkimliği, özgürlükler için büyük tehlikedir. Anayasaya aykırıdır. Uluslararası sözleşmelere ve özgürlüklere aykırıdır. İstanbul Barosunun bunu deşifre eden, toplantılar, mitingler düzenlemesi ve bu yasaların iptali için baskı gücü oluşturması gerekir. Çünkü lafa gelince dünyanın 2. büyük barosu ve Türkiye’nin en büyük, en güçlü barosu diyorsunuz. O zaman toplumsal olarak bunun bir karşılığı olmalı. Türkiye’yi esir alabilecek bu yasalarla ilişkili maalesef İstanbul Barosu’nun kamuoyunda ciddiye alınabilir hiçbir tepkisi yok.

Yeşim TURAN; Anayasa mahkemesinin Torba Yasa ile ilgili iptal kararları hakkında ne düşünüyorsunuz?

İSTANBUL BAROSUNUN EKSİKLİĞİNİ ÇOK ŞÜKÜR ANAYASA MAHKEMESİ TAMAMLIYOR.

Av. Ayhan ERDOĞAN; İstanbul Barosunun eksikliğini çok şükür Anayasa Mahkemesi tamamlıyor. Kendilerine bazı kararları için teşekkür ederiz. Ne yazık ki “İyi ki İstanbul Barosu var” diyemiyoruz. Şunu göz ardı etmemek lazım, her davayı açabilecek husumete sahip olmayabilirler, ama her davayı açabilecek husumet sahiplerini teşvik edebilir, yanında yer alabilir, onların vekilleri olabilirler. İstanbul barosu bunu dillendiren olabilir, aydınlık yüzü olabilir. Dolayısıyla burada iktidarla  ne savaşmaları gerçekçi, ne de müdahaleleri. Savaşacak olana işte meydan yarın ilköğretime giren türbanla ilgili çıksın savaşsınlar.

Son İptal kararlarına gelince çok yerinde kararlar. Böylece bu sürece ilişkin İstanbul Barosunun yapması gerekip yapmayışından kaynaklı eksiklikler kapandı. Bir diktatörlüğün keyfi şekilde mahkeme kararlarını uygulamaması, ya da beş yıl uygulanmamış mahkeme kararlarının bir daha uygulanmaması için kanun çıkartılması, yani mahkeme kararını ortadan kaldıran bir başka merci haline geliyor. İstanbul Barosu nerede burada? Kimse duydu mu bunun eleştirisini. Ne zaman bunun kavgasını verdi. İstanbul Barosu bizi Anayasa Mahkemesi’ne şükür borçlarımız olacak hale getirdi.

Yeşim TURAN; Türban yönetmeliği ile ilgili neler söyleyeceksiniz?

LAİKLİK, ÜMİT KOCASAKAL İÇİN OY TOPLAMA MESELESİDİR. KENDİSİNİN LAİKLİKTEN BİR ŞEY ANLADIĞINI ZANNETMİYORUM. 

Av. Ayhan ERDOĞAN; ÜmitKocasakal için laiklik meselesi oy toplama meselesidir. Kendisinin laiklikten bir şey anladığını zannetmiyorum.  Hocanın da zaten bu konularda derinliğinin olduğunu düşünmüyorum.  Laiklik meselesini bu kadar önemsiyorsa ilkokula giren türbanda İstanbul Barosu ne yaptı, tepkisi nedir? Ne zaman tepki gösterecek? Türban yeni doğmuş çocukların başına bağlandığı zaman mı tepki gösterecek?

İstanbul Barosu bu toplumun “Aydınlık Yüzü” olmalı. Ümit Kocasakal bunu kaldıramaz. Bu Ümit Kocasakal’ı aşan bir iştir.

Bundan daha vahim bir tablo olabilir mi? Bu duruma doğrudan karşı çıkılması gerekir. Bunun iptali mümkün. Buna itiraz edilmez ise çok yakında kız-erkek çocuklarının önce ayrı sınıflarda sonra ayrı okullarda okutulması getirilecektir. Şimdi İstanbul Barosu laiklik meselesinde, çok hassas ya hani, peki ne yapıyor? Yapılacak basit bir ş var. Buradan öneriyorum. Süratle, eğitim kolundaki sendikaların tümünü, eğitimle ilişkili dernekleri, demokratik kitle örgütlerini toplasınlar, ortak bir tepki göstersinler ve onlara hukuken başvurabilecek davalarda rehberlik ve dava avukatlığını üstlensinler, önderlik etsinler. İstanbul Barosu bu toplumun aydınlık yüzü olmalı. Ümit Kocasakal bunu kaldıramaz. Bu Ümit Kocasakal’ı aşan bir iştir.

Yeşim TURAN;  Öyleyse İstanbul Barosu yargıdaki bu gelişmeler karşısında sessiz kalıyor diyorsunuz.

BU ÜLKENİN KAHRAMANLARA, ŞÖVALYELERE İHTİYACI YOK, KURUMLARA İHTİYACI VAR.

Av. Ayhan ERDOĞAN; Aynen, yargı konusunda da, yargıdaki bu gelişmeler konusunda da sessiz kalıyor. Mesela HSYK seçimleri tartışılıyor. HSYK seçilerimde çok açıktan söylemeleri gereken bir husus var. İktidar partisinin grup başkan yardımcısı “seçimleri tanımayacağız” dedi. İstanbul Barosu’ndan “Haddine mi, kim oluyorsun” diye bir ses çıktı mı? Niye ses çıkmıyor?  Hem seçim, hem de HSYK, bizi de ilgilendiriyor. “Sen kimsin”diyebildi mi? Ne zaman diyecekler?  Şunu söylemekte yarar var: HSYK seçimlerini iktidar yanlıları kazanmamalılar. Çünkü yasama ve yürütmenin tekelinde tuttuğu bir iktidarın yargıyı da tekline alması demek bu ülkeyi cehennem ateşine çevirmek demektir. Cehenneme döner ve buna karşı çıkmak gerekir. Ona karşı çıkabilecek bireyler değildir, bu ülkenin kahramanlara ihtiyacı yok, şövalyelere ihtiyacı yok, kurumlara ihtiyacı var. İstanbul Barosu bir kurumdur. Bunu taşıyabilecek insanlara ihtiyacı var. Eğer bu kurum harekete geçmezse tarihsel olarak sorumluluğu bu yönetime düşecektir.

Yeşim TURAN; Mevcut Yönetimin ön seçim yapmamasıyla ilgili ve bazı adayların direkt olarak “sizinle anlaşamayız gerekçesiyle” adaylıklarının reddedilmesi üzerine görüşünüz ne olur? 

ÜMİT KOCASAKAL’IN DEMOKRASİYLE VE DEMOKRATLIKLA İLİŞKİSİ YOK. O SADECE BİAT İLİŞKİSİ ARIYOR.

Av. Ayhan ERDOĞAN; Biz siyasal demokrasiye inandığımız için ön seçim yapıyoruz. Ön seçimde oluşan yönetim bizim grubumuzun yönetimidir. Ben grup içerisindeki arkadaşlarımın bir kısmıyla da aynı düşünmüyorum. Düşünmek zorunda da değilim. Ön seçimi bu yüzden yapıyoruz. Yani Ümit Kocasakal’ın demokrasiyle ve demokratlıkla ilişkisi yok. O sadece biat ilişkisi arıyor. O yüzden majestelerinin barosunu kendisi temsil ediyor. Tayyip Erdoğan ile aralarında yöntem kardeşliği var.

Yeşim TURAN;  Peki Önce İlke Çağdaş Avukatlar grubu savaşçı bir yönetimle geliyoruz diyerek önümüzdeki 2 yılın daha bir çetin olacağını söylüyorlar.

BU BANA DONKİŞOT ROMANINI HATIRLATTI. ANCAK YEL DEĞİRMENLERİYLE SAVAŞIRLAR.

Av. Ayhan ERDOĞAN; Kimle savaşıyorlar? Bu bana ispanyadaki bir romanı hatırlattı. Yel değirmenleriyle savaşan bir kahraman var. Ancak yel değirmenleriyle savaşırlar. Savaşacak insanlar öncelikle yönetimini böyle oluşturmaz, bu yönetimi oluşturma biçimi bir kişinin tekelinde olmaz. Çünkü savaş tek başına yapılmaz. Bu kendini kahraman zannetmektir. Kendine fazla anlam yüklemektir.  Bu ancak Donkişot romanına döner başka bir şey olmaz. Savaşacak olan insanlar, bu kararı birlikte savaşacağı kişilerle ortak alır ve onun programını koyar. Onun seçimlerini birlikte yapar. Savaşacak mı önce ilke grubu ne zaman toplanıp bu kararı vermiş Neye karşı, neyle savaşacak ve araçları ne olacak? Bunları konuştular mı? Savaşacakmış, kime karşı ancak yel değirmenlerine karşı. Bu hikâyeyi yazacak bir de yazar lazım onlara.

Yeşim TURAN; Mesleki sorunlar hakkında ki görüşleriniz ve planlarınız nelerdir?

Av. Ayhan ERDOĞAN; Bu İstanbul Barosu yönetiminin çok uzağında ve derdi olmayan bir konu. Öncelikle konuyu ikiye ayıralım. Birincisi, mesleğin genel sorunları, bir de meslekte faaliyet gösteren avukatların konumları itibariyle farklı sorunları var.

Öncelikle Türkiye’de neoliberal sistem etkisi içerisinde hukuk,  tarafların ve çıkar çevrelerinin ve menfaat gruplarının çatışarak oluşturduğu bir alan olmaktan çok, hâkim grupların tekelinde gelişen ve teknik bir mesele haline gelen hukuk yaratma kısmı gittikçe tarihe karışan ve iş takipçiliğine doğru dönen bir süreci içeriyor. Bu süreç içerisinde de büyük tekeller kendileri için uluslararası tahkim diye New York’ta veya Avrupa’da belli şehirlerde merkezler oluşturuyorlar. Artık hukuk sadece cebri icra veya kamunun gücünün temsil edilebileceği, ağırlıkla ceza alanlarında hakim olarak kendini gösteriyor. Bunun karşılığı hukukun artık teknik bir mesele haline gelmesidir. Bu hakimi de savcıyı da avukatı da teknisyen konumuna düşüren kötü bir süreçtir. Şimdi böyle bir süreçte aynı zamanda büyük şirketlerin taşeron avukatları ortaya çıkıyor.

TAŞERON AVUKATLIK BİR AVUKATIN DÜŞEBİLECEĞİ KÖTÜ BİR KONUMDUR VE BUNDAN ÇIKABİLMEK İÇİN BARONUN MÜDAHALE ETMESİ GEREKMEKTEDİR

Taşeron avukatlık dediğimiz şey artık büyük şirketlerin çok avukat çalıştırarak, çok masraf etmesi yerine, o çok avukata az ücret verme görevini yine başka bir avukata yani taşeron avukata devrederek onun üzerinden yüzlerce avukatı çalıştırması demektir. Bir avukat arkadaşımızın veya bazı avukat arkadaşlarımızın taşeron avukat olarak o işi aldıktan sonra birçok avukatı çok düşük ücretlerle ve çok sıkıntılı koşullarda çalıştırması anlamındadır. Buna müdahale edilmesi gerekiyor. Bir avukatın düşebileceği kötü bir konumdur ve bundan çıkabilmek için baronun müdahale etmesi gerekmektedir. Geçen genel kurulda alınmış kararlar vardı. Sanırım onunla ilgili  bir çalışmaları olmadı.

İşçi avukatların sözleşme koşulları, işçi avukatların çalışma koşulları ve işçi avukatların haklarıyla ilişkili çalışma yine işçi avukatların genel olarak oluşturduğu gruplarla yönetimin birlikte oluşturacağı çalışma sonucunda belirlenmeli. Yani sorunun sahipleriyle belirlenmeli. Ben şimdilik edindiğim bilgilerle yapabileceklerimizi söyleyebilirim. Bizim en önemli farklılığımız, sorunun sahipleriyle ortak çözüme gitmektir. Bunun dışında önerilerimiz ve çözümlerimiz var ancak bunu seçimi kazanırsak ve sorunun sahipleriyle oturduğumuzda kendilerine ayrıca ifade edeceğiz.

BAĞLI AVUKATLAR, BARONUN HİÇ UMRUNDA DEĞİL

Diğer bir konu ise, baronun artık hiç umurunda olmayan, baro tarafından umursanmayan bağlı avukatlar konusudur. Oysa bağlı avukatların öncelikle baroya üye olmalarının zorunlu hale gelmesi için bir mücadele verilmelidir. Ama sadece aidat ödesinler diye değil. Gösterge sorunları var, göstergeleri düşük olduğu için sadece bugün düşük ücret almıyorlar, ileride emekli maaşları da düşük oluyor. Vekâlet ücretleri sınırlı, taban ücretleri çok düşük dolayısıyla vekalet ücretlerinin karşılığını tam alamıyorlar. Yöneticileri hukukçu değil, dolayısıyla yönetilirken bir hukukçuya yakışmayan sıkıntılar çekiyorlar. Bütün bunlara müdahale etmek gerekir. 

Ayrıca serbest avukatların yüksek vergi sorunu var. Yüksek vergi sorununun yanı sırada giderlerini vergiden düşememe sorunu var. Maalesef bununla ilgili de bir çaba yok.

Daha ötesi genç avukatların mekan sorunu var. Genç avukatların mekan sorununu çözebilecek mekan zenginleşmesi ile ilgili bir dertleri de yok. Mekan zenginleşmesi, büyütülmesi çalışmaları yapılabilir, müvekkilleri ile görüşme odaları düzenlenebilir. En azından iyileştirmelere yönelik girişmeleri olur maalesef o da yok.

Avukatların bir de ortak sorunları var yani mesleği icra ederken yaşadıkları sorunlar. Bunlardan en önemlisi mahkeme kapısında saatlerce bekletilmeleri. Saat 10:00 duruşmasına 17:00 de girilmesi gibi. Bir avukatın zamanının kıymetini iyi düşünmek gerek. Zamandan daha önemli bir şey var burada saatler geçtikçe avukatın savunma gücü kayboluyor, enerji ve etkinliği azalıyor, psikolojisinde yıkılma oluyor. 8 saat bekletildiği bir kapıda 8 saat önceki geldiği enerjisi ile o andaki enerjisi bir olamaz. Burada etkisiz  suje haline getirilme hali vardır. Bunun süratle önüne geçilmelidir.

Adliyelerdeki yiyecek-içeceklerimizin sağlığa uygunluğu ve fiyat konusu baro yönetimimizi ilgilendirir. Mevcut baro yönetimi bu işlere hiç bakmıyor. Bazı yerlerde ihtiyaç giderebileceğimiz alanların, dinlenme alanlarının, gıda alanlarının yeni baştan gözden geçirilmesi gerekiyor. Yani çalışma koşullarımızın mekan anlamında da iyileştirmeye ihtiyacı var.  Cübbeyi dahi ücretsiz yapamadılar.

CİDDİ BİR ELEŞTİRİM DAHA VAR. BARO HAN TARİHİ VE KIYMETLİ BİR BİNAYDI.

Ciddi bir eleştirim daha var. Ümit Kocasakal’ın nereli olduğunu bilmiyorum. Ben İstanbul çocuğuyum. Balat’da doğma, Beyoğlu büyüme. Ümit Kocasakal’ın Beyoğlu’nun kıymetini anladığını sanmıyorum.  Baro Han tarihi ve kıymetli bir binaydı. Bunu kendi başına yıkıp, kendi başına bir projeyle yapması doğru bir iş değil. Bu bina bir Beyoğlu kültürü açısından, Beyoğlu’nun tarihini koruma açısından çok önemliydi.  Yapılacak işin, projenin yine tek başına kendisinin vereceği kararlarla değil baronun sahibi olan avukatlarla bir yolunu bulmalıydı, fikrini almalıydı. Umar ve dilerim ki bu projeyi Anadolu Adliyesi’ni yapan mimarlara yaptırmıyordur. Proje çok önemli, eğer tarihi konumuna uygun olmazsa vebal altında kalabilir. Süratle o inşaatla ilgili kamuoyunu ve avukatları bilgilendirmesi gerekmektedir.

Yeşim TURAN; Diğer adaylarla ilgili söylemek istedikleriniz var mı?

 

Av. Ayhan ERDOĞAN; Benim muhatabım Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu.

Hukukun Üstünlüğü Platformu, iktidarın sözcüsüdür.  Milliyetçi Avukatlar Grubu seçime daha yeni giriyor. Özgürlükçü Demokrat Avukatlar Grubu da daha yeni kuruldu. Dolayısıyla onlara başarılar dilerim. Onların ne söyleyeceklerini bilmiyoruz. Ama Hukukun Üstünlüğü Platformu iktidarın buradaki temsilcisi ve sözcüsüdür.

Bizim önümüzde iki tane hedef vardır: Biri, baro olarak, baroyu mesleki sorunlarımız açısından iyileştirmek diğeri ise Türkiye’nin demokratikleştirilmesindeki bu baskı karşısında dik durmayan baro yönetiminin eksikliklerini süratle değiştirmek ve bu mücadeleyi vermek Dolayısıyla ben siyasal iktidarla baro yönetiminin benim için eş değer derecede eleştirilen yapıları olduğunu düşünüyorum. Baro yönetimini siyasal iktidarın eleştiricisi ve alternatifi değil mevcut yeni Türkiye’nin yeni cici muhalefeti olmaya aday olduğunu söyleyebilirim. Savaş filan yok. Yeni muhalefet hayırlı olsun.

Yeşim TURAN; Çağdaş Avukatlar Grubu Başkan adayı olarak kendi yönetiminiz ile ilgi ne söyleyebilirsiniz.

KADIN KOTASINI DİKKATE ALARAK DAVRANIYORUZ

Av. Ayhan ERDOĞAN; Bizim bu dönemdeki şansımız hakikaten demokrat, aydın, solcu insanlarla ve sol bir programla baroya aday olmamızdır.Yönetimimiz de kadın kotamız var. Kadın kotasını dikkate alarak  davranıyoruz. Bizim için kadınların zaten yeteri kadar ezildiği bir yerde şunu dile getirmekte yarar var; bizim yönetimimizin çok önemsediği bir husus; tüm barolarımızda kadın avukatlarımızın ihtiyaç duyduğunda, çocuğunu bir yere bırakamayıp duruşmaya geldiğinde ve zor durumda olduğunda bırakabileceği bir bakım odasının, bir kreşin olması gerekir. Tam zamanlı bir kreşten bahsetmiyorum. Bu, kadın avukatların avukatlık faaliyetlerini kolaylaştırmaktır. Aksi halde siz laik ve modern bir Cumhuriyetten bahsedemezsiniz. Kadın hayatını iş hayatından çekebilecek koşullar yaratırsanız, onu işte tutabilecek işler yapmazsanız kadınların hayat içerisinde olması gerektiğini nasıl savunacaksınız? Bu koşulları sağlamadan sadece işin edebiyatıyla olmaz bu iş. Dolayısıyla bizim ilk hedeflerimizden bir tanesi de budur. Kadın avukat arkadaşlarımızın duruşma sırasında çocuklarıyla ilişkili sorunlar yaşamamaları gerekiyor. Yönetimimizin de tavrı budur. Zaten kadın aday meselesinde de kotamız bunu ifade ediyor.

Yeşim TURAN; Bu seçimi kazanmak istiyorsunuz.

Av. Ayhan ERDOĞAN; Evet seçimi kazanmak istiyoruz.

Çağdaş Avukatlar Grubu mevcut grubunu korumak için baro seçimlerine aday oluyor diye bir söylenti var. Siz bu konuda avukatlara nasıl bir mesaj vermek istersiniz.

BEN ÜMİT KOCASAKAL’IN TÜRKİYE’NİN KARANLIĞA GİTTİĞİ BİR DÖNEM DE BİZİ TEMSİL EDEBİLECEK BİLGİYE, TECRÜBEYE VE CESARETE SAHİP OLMADIĞINI DÜŞÜNÜYORUM.

Eğer öyle düşünüyorlarsa, eleştirilerimin hedefinde ve temelinde Ümit Kocasakal olmazdı. Diğer gruplar olurdu. Ben diğer gruplarla ilgilenmiyorum. Ben yönetimi istiyorum. Ben Ümit Kocasakal’ın Türkiye’nin karanlığa gittiği bir dönem de bizi temsil edebilecek bilgiye ve tecrübeye ve cesarete sahip olmadığını düşünüyorum. Yaşamı ve deneyimi bunu gösteriyor. Ne cesareti buna uygundur, ne geçmişi, ne birikimi, ne de anlayışı.

Yeşim TURAN;   “Ümit Kocasakal” ve “cesaret” kelimesini yan yana getirdiğimizde herkesin aklına baro yönetiminin yargılanması ve haklarında açılan dava geliyor. Bu konuda ne diyebilirsiniz?

YANDAŞ MEDYA ELEŞTİRİSİNİ YAPIYORSANIZ, YANDAŞ BARO OLMAYACAKSINIZ. YANDAŞ BARO İSTEMİYORUZ.

Av. Ayhan ERDOĞAN; Peki, o zaman şunu söyleyelim. Dava açılması konusunda hiçbir kahramanlıkları yoktur. Televizyonda sadece referandumda hayır ile bir ikbal kazanmışlardır. Onun dışındaki faaliyetleri Ergenekon davasıyla ilişkilidir, balyoz davası ile ilişkilidir. Bunların dışında hiçbir şey yoktur. O da sadece bir duruşmaya girip orada karşı çıkmayla ilişkilidir. Bu da yanlıştır. Şöyle ki yanlış olan duruşmada yaptıkları değildir, bunu sadece ve sadece o duruşmada yaptıkları için yanlıştır.  Baronun yapması gereken tüm politik davalardaki hukuksuzluklara aynı tepkiyi göstererek hukukun iktidar tarafından silah olarak kullanmasının karşısına çıkmaktır. Bu nedenle Yandaş medya eleştirisini yapıyorsanız, yandaş baro olmayacaksınız. Yandaş baro olduğunuz vakit sizin söylediğinizin, yaptığınızın hiçbir anlamı kalmaz.

Biz Çağdaş Avukatlar Grubu olarak çok açıktan şunu söylüyoruz; hukukun, politik alanı temizleme aracı olmasına karşı çıkıyoruz. Düşünceleri ne olursa olsun, politik olarak bizden farklı ne düşünürse düşünsün, hukukun silah olarak kullanılarak siyaset alanından tasfiye edilmeye kalkıldığında karşı çıkacağız. Bunun en iyi göstergesi benim. 2008 yılında herkesin sustuğu Ergenekon davasında, Ümit Kocasakal da yönetimdeydi o zaman hiç kimsenin sesinin çıkmadığı dönem, yazılarımla Ergenekon davasının gladyo davası olmadığını, bir sistemin değiştirildiğini, birinci cumhuriyeti bitirme davası olduğunu, ılımlı bir İslami cumhuriyetin kurulma davası olduğunu anlatan benim. Dahası Ergenekon davasının 1.celsesinde Cumhuriyet gazetesinin manşetinde benimle söyleşi yapıldı. Neden benimle yapıldı? Benim toplumca çok tanınan bir insan olmamdan mı sanki? Hayır! Üniversite hocaları dahil herkes korktu, konuşmadı. O dönemde konuşan bendim. O dönemde bunlar engizisyon yargılamasıdır dedim. Çünkü sorgulama, soruşturma, yargılama ve infaz aynı kurumda sadece engizisyonda olur. O tartışmayı başlattığım için mahkemeyi karşı tarafa spor salonuna aldılar. Yani herkesin sustuğu dönemde biz konuştuk. Ama ben Ergenekon meselesi derken Ergenekoncu değildim. Ama o dava hukuksuz bir davaydı onun için söyledim. Ama bu yönetim, avukat arkadaşlarımızın KCK davasında ben o resimde olmam dedi ve o resme girmedi. Peki, ne oldu başka bir resimde kendisi oldu. Biz KCK davasındaki avukat arkadaşlarımızın da, Ümit Kocasakal’ında olduğu resimde olmayı kabul ediyoruz. Çünkü biz, bu tür tasfiyeleri kabul etmiyoruz. Aramızdaki fark budur. Onlar demokrat filan değiller. Yandaş baro istemiyoruz.

TEŞEKKÜRLER…

Röportaj/Yeşim TURAN

[Bu yazı 1026 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™