Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Didaktik laiklikten didaktik demokrasiye
11 Mayıs 2011, Armağan ÖZTÜRK

Sağ hegemonya tüm kurumlarıyla yürürlükte. Bu bağlamda yaşananları kopuş olarak adlandırmak naif bir okumaya teslim olmaktır

AKP’nin 2002 seçim zaferinin Türk modernleşmesi bakımından bir dönüm noktası olduğu savı, yoğun bir şekilde işleniyor. Bu bağlamda savunulan standart liberal-muhafazakâr teze göre AKP iktidarlarıyla birlikte devlet merkezli modernleşmenin yerini toplum merkezli modernleşme aldı. Sivil unsurların askeri ve bürokratik öğeleri terbiye ettiği/etmekte olduğu bir süreç başladı. Bahsi geçen dönüşüm siyasette epistemolojik bir kopuşu da beraberinde getirdi. Yeni bir demokrasi tahayyülü oluştu. Parti sözcüleri ve partinin basındaki organik aydınları, bu yeni dili ileri demokrasi söylemi adıyla formüle ediyor. İleri demokrasi projesi ülkenin karanlık geçmişinden (Kemalist elitizm) arınmasının somut bir ifadesi niteliğinde. 

Dogmatik üslup
AKP iktidarı sayesinde başka tür bir modernleşmenin kapısını araladığımız ve yeni bir siyasal dilin ortaya çıktığı iddiaları oldukça sorunlu. Şöyle ki: Muhafazakârlıkla Kemalizm arasındaki bağlantılar ve ileri demokratların demokrasiye yükledikleri dogmatik anlam, iyimser olmamızı güçleştiriyor. Her şeyden önce demokrasi, muhafazakâr kesimlerin bizi inandırmak istediğinin aksine tüm zamanlar ve tüm insanlık için ortak ve bir o kadar da idealize bir sistemi ifade etmez. Her biri en az bir diğeri kadar meşru olan farklı çıkarlar ve farklı perspektifler arasında müzakereler yoluyla doğruyu ya da makulü bulma çabasının adıdır demokrasi. Ama AKP’nin organik aydınları demokrasiye CHP’lilerin laiklik için yaptığına benzer bir şekilde dogmatik bir üslupla yaklaşıyor. Onlar demokrasiyi çatışmaya gebe sivil toplumcu özünden uzaklaştırarak değiştirilmez ve tartışılmaz bir dizi ilke ve üsluba eşitler. Tabii bu tepeden inmeci tavır, her türlü uzlaşmayı metodolojik açıdan gereksiz kılar. Star, Yeni Şafak, Zaman ya da Taraf gibi gazetelerinin yazarlarında somut bir içeriğe kavuştuğu üzere dogmacı demokratlar için demokrasinin ne olduğu ve demokrasi adına nelerin yapılması gerektiği apaçık bir şekilde bellidir.
AKP’nin organik aydınları sürekli bir şekilde öğretmen gibi hareket eder, yazıları ve konuşmaları aracılığıyla halka ve daha da önemlisi kendileri kadar aydınlanmamış laik-milliyetçi ekibe demokrasi dersi verirler. Bu dersler aynı zamanda AKP’nin ülkeye getirdiği ileri demokrasi düzenini anlayamayan gerici kesimlerin rehabilite edilmesine yönelik pratikler olarak da okunabilir. 

Başöğretmenler
Oldukça ironik bir durum ama bu tavır, feci halde Kemalizm kokuyor. Tıpkı tek parti yıllarının CHP taraftarları gibi onlar da cahil halkı medeniyet yolunda eğitmeye kalkar. Tek parti AKP iktidarı ve bu iktidarın yapıp ettiklerini demokrasi adına meşrulaştıran söylem, tek parti CHP iktidarı ve böylesi bir iktidar yapma tarzına eklemlenmiş laikçi söylemle ideolojik açıdan akrabadır. Çünkü her şeyden önce partinin devlete hakim olması bakımından 2000’lerin AKP’si, 30’ların CHP’sine benziyor. Dahası tıpkı Kemalistler gibi İslamcılar da terbiye edici bu efendi-köle diyalektiğini ilerleme adına savunmaktan kaçınmıyor. Liberal-muhafazakâr hegemonya, İslamcı siyaseti kurucu özne pozisyonuna yükseltti. Cahil laikleri aydınlatan İslamcılar, neredeyse Kemalizm’le özdeşleşmiş o siyasal didaktik üslubu sonuna kadar kullanırlar. Tabii biçimsel de olsa tek bir farkla. Başöğretmen Kemal Atatürk, yerini başöğretmen Recep Tayyip Erdoğan’a bırakmıştır.
Atatürk’ün hemen her konuda dediği bir şey vardı. Biz millet olarak onun sözlerini ezberlerdik. Tayyip Erdoğan’ın dili de benzer bir şekilde işler. Hangi heykelin ne kadar değerli olduğu, genç çiftlerin kaç çocuk yapması gerektiği ya da nükleer enerjinin zararları gibi sayısız konuda, kısacası hakkında bilgi sahibi olmasa dahi, her konuda konuşuyor ve halkın kendisi gibi düşünmesini bekliyor Başbakan.
Kemalizm ile İslamcılık, Tayyip Erdoğan ile Kemal Atatürk arasındaki benzerlikler, laik kesimin muhafazakârlara yönelttikleri eleştirinin tarihsel ve ideolojik sınırları bakımından bir hayli öğreticidir. Şöyle ki: Erdoğan’ın tek adamlığından şikayet eden kesimin ağırlıklı şekilde Atatürkçü olması oldukça düşündürücüdür. Atatürk dönemini tartışılmaz hale getiren ve her türlü farklı düşünceyi cumhuriyet devrimleri filtresinden geçirmeye çalışan laik kitleler, ısrarla Tayyip Erdoğan’ın padişah gibi davrandığını, onun şahsında bir diktatörlüğün kurulmakta olduğunu ileri sürüyor. Oysaki Erdoğan’ın siyasi gücü, zamanında Atatürk ve İnönü’nün sahip olduğu gücün yanına dahi yaklaşamaz. Tabii bu durumda haklı olarak şu soruyu sormamız gerekir: Atatürk her istediğini yapınca, mesela “artık Arap alfabesinden vazgeçip Latin alfabesini kullanacağız” deyince devrim oluyor da Tayyip Erdoğan bundan sonra Anayasa Mahkemesi “şöyle değil de böyle olacak” dediğinde mi baskı oluyor? 

Kemalistler ve AKP’liler
Kemalizm’le İslamcı-muhafazakâr siyaset tarzı arasındaki benzerlikler ileri demokrasi söyleminin ideolojik sınırlarını ortaya koyuyor. Bir kere tek adamcı zihniyet bakımından iki akım arasında tarihsel bir koşutluk var. Ayrıca Kemalizm’i totaliterleştiren tüm öğeler güçlü bir şekilde muhafazakâr siyaseti de belirliyor. Muhafazakârlar tıpkı Kemalistler gibi uzlaşmayı önemsemeyen, farklılıkları sindirmeye çalışan ve tek bir doğru olduğu, o doğrunun da kendi tekellerinde olduğunu düşünen bir pozisyonda siyaset yapıyor. Uzlaşma kültürünün zayıflığı, demokrasinin derinleşememesi ve kurumların genelde oligarşiyi destekleyen bir şekilde örgütlenmesi Kemalist zihniyetle AKP tipi siyaset arasındaki ortaklığı karakterize ediyor.
Tüm bu yorumların bizi getirdiği nokta ise şöyle özetlenebilir: AKP’nin ileri demokrasisini bir yenilenme süreci ya da sivil toplumcu bir dönüşüm olarak görmek, oldukça güç. Sağ hegemonya tüm kurumlarıyla yürürlükte. Bu bağlamda yaşadıklarımızı bir kopuş olarak adlandırmak naif bir okumaya teslim olmak anlamına gelir. AKP’yi değerlendirirken tutulacak en makul yol yeni bir modernleşme biçiminden çok yeni bir Kemalizm’le karşı karşıya olduğumuzu düşünmektir. 

ARMAĞAN ÖZTÜRK: Ankara Üni., SBF

(Radikal2 11.05.2011)

[Bu yazı 1461 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™