Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Kadrolaşma ve kitleselleşme
16 Eylül 2014, Kemal OKUYAN
, Kemal OKUYAN

Çok tartışılır. Her yerde çok tartışılır ama sorunun kangrenleştiği düşünülen Türkiye’de daha çok tartışılır. Solun kadrolaşması ile kitleselleşmesi arasındaki ilişki yeniden ve yeniden kurulur. Bunlar birbirini ne kadar besler, ne kadar öteler; hangisi ne zaman öne geçer; hangisi ihmal edildiğinde işler büsbütün ters gider de, hangisindeki aksama idare eder…

Kadrolaşamadık da mı, kitleselleşemedik de mi böyle oldu?

Sorar, tartışır ve sonuca pek bağlayamayız.

Çünkü, aklı başında her marksist gibi, bunların birbirinin karşısına konamayacağı gerçeğini bilir ama bildiğimizin devamını getirmekte zorlanırız. Kolayına kaçıştır, kadrolaşma ve kitleselleşmeyi karşı karşıya koyup “gene hangisini ihmal ettik” diye sormak.

Üstelik burada bir tuzak da vardır. Çünkü Türkiye’de kadrolaşma dendiğinde iyi-kötü bir birikimin olduğu, oysa solun çok uzun süredir kitleselleşmenin yanından dahi geçemediği açık bir gerçektir. Bu nedenle karşı karşıya konulduğunda, kitleselleşme açığının kadro açığının üzerine örtmesi kaçınılmazdır.

Dolayısıyla varırız “kadrolaştık, azıcık kitleselleşelim” sonucuna!

Bu sonuçtan uzak durmak, kadrolaşma ve kitleselleşme arasındaki ilişkiyi dinamik bir biçimde kurmak gerekir.

Öncelikle kadrolaşma ile kitleselleşmenin aynı özneye ait edimler olmadığını hatırlamamız gerekiyor. En azından sosyalizm mücadelesi açısından. Kadrolaşma, bütünüyle “öncü örgütlenme”ye ait bir mekanizmayken, kitleselleşme bu örgütlenmeyi kapsasa da, onu aşan bir hareket için geçerlidir. Sermaye partilerini ise tartışmanın dışına çıkarmamız gerekir. Onlar sistemin yerleşik mekanizmalarını devralmak, büyük ölçüde onların tanımladığı alan içinde devinmek durumunda olduklarından ne kadrolaşma ne de kitleselleşme bahsinde devrimci, komünist partilerle benzerlik gösterir.

Sosyalizm mücadelesi, “düşman bir iklim”de, kapitalizm koşullarında sürdürüldüğünden, “örgüt”ü, yani o iklimden kendini iyi-kötü koruyabilmiş bir kolektif iradeyi öne almak durumunda. Öte yandan, sermaye düzeninin geniş kesimlerde hoşnutsuzluk yaratması, bu hoşnutsuzluğun eyleme dönüşmesi için söylenen türde bir “örgüt”e ille gereksinimi yok. “Örgüt” vurgusu, kapitalizmin yadsınması, aşılması perspektifiyle bağlantılı. Bu işlemin kendi haline bırakılması mümkün değil.

Kadrolaşma ile kitleselleşme arasındaki ilişkinin iyi anlaşılabilmesi, sermaye düzenini sonlandırıp komünist topluma gidişin yolunu açmayı hedefleyen bir siyasi öznenin “örgüt”e nasıl bir anlam yükleyebileceğinin kavranmasından geçiyor. Sosyalizm hedefini merkeze koyan bir hareketin, toplumda sermaye düzeninin olumsuzluklarına karşı birikmiş olan her tür tepkiyi kendine çekmesi, bu olumsuzlukların sonucu ortaya çıkmış her arayışa yanıt vermesi, bu olumsuzlukların düğümlediği her soruna çözüm getirmesi söz konusu olamaz. Çünkü “örgüt”, örgütlü davranma yeteneğine indirgeyemeyeceğimiz, amaçla belirlenmiş bir öznedir ve her başlıkta “en yetenekli” değildir. Kapitalizmin akıldışılığının, kriz üreten yapısının, sermaye sınıfının açgözlülük ve zorbalığının ürünü olan her toplumsal dinamiğin sosyalizm mücadelesine bir şey kattığı, “örgüt”ün bir huni gibi bunları toparlayıp kapitalizme öldürücü darbeyi indirebileceği düşüncesinin sınıf mücadelesinin gerçekliğiyle hiçbir alakası yoktur. “Allah ne verdiyse, her şeyden yağ çıkarırız”dan sosyalizmin çıkmayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Stratejik düzlemde önceliklerini, ağırlık noktalarını belirlemeyen bir hareketin ideolojik referanslarının darmadağın olacağını ve doğal olarak amaç disiplinini yitireceğini bilmek gerekir.

Öte yandan, sosyalist devrim hedefini güncel tutan, onu sürekli belirsiz bir geleceğe ötelemeyen bir hareket, hedefe mücadele ettiği ülkenin kendine sunduğu toplumsallığa basarak yürümek durumundadır. Yani, sosyalizm mücadelesi açısından zaman ve mekandan bağımsız bir biçimde ayrıntılandırılmış “uygun toplumsal dinamikler” şablonu yoktur. Verili nesnellik içinde tasnif edecek, öncelik ve ağırlık noktalarını saptayacaksınız.

“Örgüt”, bu saptamalara denk düşen bir kolektif iradeyse, onun en temel fonksiyonu olan kadrolaşma da, aynı saptamaların ürünü olarak biçim kazanır. Bir ülkede toplumun hangi noktalarda hareketleneceği, işçi sınıfının hangi kesimlerinin, hangi nedenlerin ürünü olarak düzen sınırlarını zorlayacağı önceden bilinemese de, devrimci bir örgüt, sürekli test ettiği ve yenilediği öngörülerle hareket etmek ve kendini bu öngörülerle biçimlendirmek durumundadır.

İşte bu noktada, kadrolaşma ile öncelikli olarak yan yana getirebileceğimiz, kitleselleşme değil, toplumsallaşmadır.

Toplumsallaşma, büyümeyi de çağrıştırsa bile, asli olarak kök salmayı tanımlar.

Türkiye’de sosyalizm mücadelesi açısından gündemde olan da, kitleselleşme değil, toplumsallaşmadır.

Şekilsiz bir biçimde yığın halinde duran toplumsal kesimler, kısa sürede kitle hareketi formu kazanabilir. Bu hareketlenmelere konu olan toplumsallıklara (ama bu toplumsallıkların herhangi bir yerinde değil, öne çıkmaya aday noktalarına) yerleşme ve uygun noktalara enerji yükleme kendisine devrimci misyonlar yüklemiş bir hareketin “gündelik çalışması”nın temel konusudur.

Kadrolaşma dendiğinde, bu çalışmaya uygun insanların bulunması, yaratılması ve geliştirilmesinden söz etmiş oluyoruz.

Yalnız Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde sosyalizm mücadelesinin temel sıkıntısı budur: Toplumsallaşma hedefine uygun kadro birikimi yaratmakta sıkıntı çekilmektedir. Bu sıkıntının aşılması için kadrolaşmayı kitleselleşme ile değil toplumsallaşma ile birlikte ele almak gerekir. Belli bir kadro birikiminin kitleselleşmesi dendiğinde, aşırı basitleştirilmiş, kaçınılmaz olarak nicel büyüklüklerin öne çıktığı bir süreç tarif etmiş oluyoruz. Toplumsallaşma ise, kadrolaşmanın kendisini de etkileyen, dinamik, çift yönlü bir ilişki tanımlıyor. Önceliklerin, yerleşilecek ve enerji aktarılacak noktaların gereksindiği özelliklerle teorik-siyasi-ideolojik sağlamlığın birbirinden götürmediği, birbirine kattığı bir kadrolaşma.

Yani… Toplumsallaşma, hemen şimdi!

 

SOLHABER

[Bu yazı 1209 kez okundu]
Kemal OKUYAN

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [100]
[2 Mayıs 2016] Aydınlanma davası devrim davasıdır ... [14 Nisan 2016] Erdoğan, Erdogan, Erdovan. ... [21 Mart 2016] Bombalar neyi anlatıyor, Türkiye patlamalarla nereye gidiyor? ... [14 Mart 2016] Ankara'da patlama ve kaos planı ... [24 Şubat 2016] Ey Obama söyle bakalım Erdoğan ılımlı mı değil mi? ... [21 Şubat 2016] Gericilikle mücadele nereye bağlanacak? ... [18 Şubat 2016] Ankara patlaması. Kim yaptı ve sabır neden taşıyor? ... [3 Şubat 2016] Erdoğan neden yeni Anayasa diye tutturuyor? ... [1 Şubat 2016] Zalim, canavar Esed gitmeden olmaz. ... [27 Ocak 2016] Şamar oğlanına döndürülen diktatör ... [16 Ocak 2016] Davutoğlu 15 aylık bebeyken ve aydınımızın hâli. ... [11 Ocak 2016] Sen kime alçak diyorsun Bekir Efendi? ... [4 Ocak 2016] Kimlikleriniz batsın demiyorum, zaten batıyor! ... [7 Aralık 2015] Venezuela "devrimi"nin sonu mu? ... [3 Aralık 2015] Barış süreci olmadı size dünya savaşı verelim ... [1 Aralık 2015] Avrupa'ya vize yok: Davutoğlu niye sırıtıyor? ... [25 Kasım 2015] Uçağı düşürdüler, şimdi cevaplasınlar bakalım! ... [20 Kasım 2015] Kim kimi ıslıklıyor? ... [15 Kasım 2015] Paris fırsatçılarına izin vermeyelim ... [13 Kasım 2015] Milli irade... ... [2 Kasım 2015] Seçim gecesi notları. ... [3 Ekim 2015] Ayağa kalk. Otur. Rahat! ... [1 Ekim 2015] Kahraman ırkımın... ... [29 Temmuz 2015] Bir manyağa teslim mi oldu ülke? ... [30 Haziran 2015] Japon kale! ... [25 Haziran 2015] Bir kez daha meşruiyet ... [2 Haziran 2015] Dindarlar ve solculuk... ... [26 Mayıs 2015] Türkiye'nin Erdoğan sorunu ... [29 Nisan 2015] ABD'nin ittifak sistemi dağılırken... ... [15 Nisan 2015] Devrim nerede kaldı? ... [17 Şubat 2015] Kaç kere söyledik, zamanı değil diye! ... [9 Şubat 2015] Biz buraya ne için gelmiştik? ... [15 Ocak 2015] Rengarenk. ... [6 Ocak 2015] Tayyip bizim iyiliğimizi ister elbet. ... [30 Aralık 2014] Yılbaşı bedduası ... [23 Aralık 2014] Sizin özlemlerinizi seveyim ... [27 Kasım 2014] Emperyalizm çağında solculuk ... [16 Ekim 2014] Sorumluluk. ... [6 Eylül 2014] Cumhuriyet Halk Partisi'nin açmazı ... [30 Ağustos 2014] İslami Devlet'ten Davutoğlu'na. ... [20 Ağustos 2014] İstikrar yoksa. ... [18 Ağustos 2014] IŞİD yeni bir 11 Eylül'dür ... [7 Ağustos 2014] Umut hırsızları ... [3 Haziran 2014] Beyaz atlı prens ... [28 Mayıs 2014] Türkiye ... [23 Mayıs 2014] Erdoğan'ın kitlesi... ... [21 Mayıs 2014] İstifa çağrısı... ... [19 Mayıs 2014] Diktatörü ?ayakta tutan ne? ... [16 Mayıs 2014] Öteki Türkiye yok ... [12 Mayıs 2014] Dışa doğru örgütlenme... ... [9 Mayıs 2014] Kazananlar, kaybedenler ... [7 Mayıs 2014] ABD'ye karşı yeni cephe ... [5 Mayıs 2014] Sosyalizmin ?toplumsal ajanları ... [28 Nisan 2014] Sistem işliyor, halk. ... [5 Nisan 2014] Seçimler, Haziran ve sol ... [30 Mart 2014] Başlığı buraya yazın. ... [28 Mart 2014] Savaş, seçim, normalleşme. ... [27 Mart 2014] Oyları bölmek... ... [25 Mart 2014] Diktatör giderken aklımızı da götürmesin ... [24 Mart 2014] Provokatör diktatör ... [20 Mart 2014] Oyun bitti ... [19 Mart 2014] Aklı korumak, yarına hazırlanmak... ... [18 Mart 2014] Suçlu psikolojisi. ... [14 Mart 2014] Berkin'i uğurlarken... ... [11 Mart 2014] Ergenekon çökerken... ... [10 Mart 2014] Saldırılar ... [9 Mart 2014] Diktatör dönse! Mesela... ... [7 Mart 2014] Ne güzel uyuttuk sizi... ... [6 Mart 2014] Açık, ilkeli, ?dürüst siyaset... ... [4 Mart 2014] Ukrayna notları. ... [3 Mart 2014] Sokak... ... [1 Mart 2014] Erdoğan, 1980 ve 1997'nin çocuğudur ... [28 Şubat 2014] Dokunmayın, düşer, başa bela olur! ... [27 Şubat 2014] Aptal ... [26 Şubat 2014] Cemaat mi kazandı? ... [24 Şubat 2014] Küçükken mandolin çaldım, yetmez mi? ... [22 Şubat 2014] Kemal Okuyan'la haftaya bakış: Siyaseti yok ediyorlar ... [21 Şubat 2014] Ukrayna olmamak için... ... [17 Şubat 2014] İnsanlar ve partiler... ... [15 Şubat 2014] Kemal Okuyan'la haftaya bakış: 'Yalan söyleme hakkım var' ... [12 Şubat 2014] İnsan ... [7 Şubat 2014] Bilgi de neymiş canım! ... [6 Şubat 2014] Vurun Habertürk'e! ... [5 Şubat 2014] Kılavuzu karga olanın... ... [29 Ocak 2014] Anmak ... [22 Ocak 2014] Çok özel bir halk düşmanı. ... [21 Ocak 2014] Seçimi kazanayım derken. ... [20 Ocak 2014] Yurtseverlere özgürlük! ... [18 Ocak 2014] Örgütsüz bir halkı bitik diktatör bile yener ... [17 Ocak 2014] Kısa yazı. Mağduriyetten! ... [15 Ocak 2014] İnsanlık testi ... [14 Ocak 2014] Teşekkürler Akşener! ... [11 Ocak 2014] Tayyip senin için ne diyorlar öyle? ... [10 Ocak 2014] Paralel devlet kavramı neye hizmet ediyor? ... [9 Ocak 2014] Kemal Okuyan yazdı: Erdoğan nasıl biridir? ... [8 Ocak 2014] Ceset ... [5 Ocak 2014] Normalleşme, çözüm, sulh... Keşke! ... [3 Ocak 2014] 1997-2014 ... [2 Ocak 2014] Bu şebeke dağılır ya da dağıtılır ... [30 Aralık 2013] Sesli düşünelim... ...
Kemal OKUYAN
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™