Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
çArşı vicdan hareketidir!
15 Eylül 2014, Attila AŞUT
, Attila AŞUT

Beşiktaş Spor Kulübü’nün taraftar grubu çArşı’ya, “Gezi” eylemlerine destek verdiği için, “darbeye teşebbüs” savıyla dava açılmış…

ATTİLA AŞUT

Beşiktaş Spor Kulübü’nün taraftar grubu çArşı’ya, “Gezi” eylemlerine destek verdiği için, “darbeye teşebbüs” savıyla dava açılmış…

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen iddianameye göre, aralarında çArşı yöneticilerinin de bulunduğu 35 kişi, “Hükümeti yıkmaya teşebbüs” suçundan “müebbet hapis” cezası istemiyle yargılanacak…

İddianamede öyle ağır suçlamalar yer alıyor ki, insan okuduklarına inanamıyor!

çArşı grubunun kimi üyeleri için “silahlı suç örgütü kurmak” suçlaması yapılırken, kimi üyeler de “Çarşı grubunun liderlerinin kurduğu silahlı örgütün üyesi olmak”la suçlanıyor!

Her ne kadar “darbe” lafı artık kabak tadı vermeye başladıysa da, AKP Hükümeti, kendi stratejisi açısından bu masalın sürdürülmesinde yarar görüyor. Çünkü RTE ve kurmayları, art arda gelen “Gezi” travması ile “Paralel Devlet” şokunu henüz atlatabilmiş değiller…

Bu iki yönlü “darbe” tezi, 30 Mart yerel ve 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gerçekten de işe yaradı.

Meydan meydan dolaşan Başbakan, “17 ve 25 Aralık soruşturmaları, hükümetimize karşı darbe girişimidir!” diyerek yığınların aklını çelmeyi başardı.

AKP döneminde büyük bir akıl tutulması yaşayan halkımız, bilinçli biçimde sürdürülen gerilim politikasıyla kutuplaştırılıp büsbütün duyarsızlaştırıldı ve sonunda hırsızlıkları bile umursamayan bir kıvama getirildi.

Erdoğan bağlılığı ve AKP yandaşlığı artık, “Çaldıklarını gözlerimle görsem de inanmam arkadaş!” noktasına dayanmış bulunuyor…

• • •

Önce askerleri hedef almışlardı…

“Ergenekon”, “Balyoz” ve benzer “darbe” davalarıyla medyayı susturup TSK’yi dönüştürdüler.

Görevden çoktan ayrılmış, üniformalarını çıkarmış ve silahlarını bırakmış komutanları “darbeci” diye yıllarca hapislerde tuttular.

Bu süreçte hukuk dışı birçok uygulamaya imza atarak, destek vererek ya da göz yumarak, nice suçsuz insanın yaşamını kararttılar…

Sonra “trajikomik” bir yeni süreç başladı. Kendilerine darbe yapmakla suçladıkları askerleri aklayıp, bu kez de “Paralelci” dedikleri eski işbirlikçilerini “darbeci” ve “kumpasçı” ilan ettiler!

Bilindik oyunda roller değişmiş, fatura bu kez “paralelci yapı”nın polislerine, savcılarına, yargıçlarına çıkarılmıştı!

• • •

Dönemin Başbakanı, kendisine karabasan yaşatan ve yüreğine korku salan Gezi Direnişi’ni, iç ve dış kamuoyuna “darbe girişimi” gibi göstermek için çok uğraşmıştı.

Bu konuda kendisine “hukuksal destek” sunan akıl hocaları da vardı.

Maaşlı ekran yalakalarından söz etmiyorum.

Onlar zaten “sahibinin sesi”!

RTE ne derse, aynı gün koro halinde onu yinelemeye elleri mahkûm!

Ama başka işgüzarlıklara da tanık olmuştuk direniş günlerinde.

Önce, Polis Akademisi’nde öğretim görevlisi olan eski bir savcıdan duymuştuk o sözü:

“Gezi eylemcileri 312’lik! Ben görevde olsaydım müebbetten dava açardım!”

Ben de o günlerde BirGün’de, “Hayır, müebbet yetmez, Taksim’de sallandırın bari!” diye yanıt vermiştim.

Ardından, eski Adalet Bakanı ve AKP Genel Başkan Yardımcı Mehmet Ali Şahin topa girmiş ve “hukukçu” kimliğiyle şöyle “mütalaa” buyurmuştu:

“İzlenimim, bu eylemlerin Hükümeti düşürmeyi amaçlayan eylemlere dönüştüğü yönünde. Bu eylemleri başlatıp yönlendirenlerin Hükümeti devirmeyi ve görevden uzaklaştırmayı amaçladıklarını düşünüyorum. Eylemlerin müebbet hapsi öngören TCK’nin 312. Maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir…”

Şimdi aynı gerekçeyle çArşı grubuna dava açıldığına göre, Mehmet Ali Şahin’in bakış açısının yandaş yargı üzerinde de etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Ne var ki, böyle bir iddianameyi hazırlayan savcının ve söz konusu iddianameyi itirazsız kabul eden mahkemenin tutumu, hukuk çevrelerinde bugün de, yarın da çok tartışılacaktır…

• • •

çArşı’ya “darbe davası” açılmasının hukuksal bir mantığı ve dayanağı yok!

Ama siyasal bir anlamı var elbette!

çArşı’nın toplumsal yaşamımızdaki çağrışımı, en başta “karşı olmak”tır.

Haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, eşitsizliğe, baskıya, ayırımcılığa, yolsuzluğa, arazi yağmasına, doğa katliamına karşı olmak!

Özetle söylemek gerekirse, çArşı bir “vicdan hareketi”dir.

Şimdi bunun bedelini ödettirmeye çalışıyorlar ona.

Ama boşuna çaba!

Bu davayı açanlar da, açtıranlar da, böyle çürük, tutarsız, dayanaksız savlardan bir şey çıkmayacağını çok iyi biliyor.

Ne var ki, kamuoyunun bir süre daha “darbe” masallarıyla oyalanması, halkın dikkatinin sıcak gündemlerden uzak tutulması gerekiyor.

IŞİD’in elinde üç aydır rehin tutulan 49 yurttaşımızın unutturulması, bu tür gündem değiştirmelerle sağlanabilir ancak.

Katliama dönüşen maden facialarını, toplu iş cinayetlerini, imar yolsuzluklarını gözlerden gizlemenin en etkili yolu, yapay gündemler yaratmaktır.

Ne demişti dönemin Başbakanı: “Gündemi ben belirlemezsem ülkeyi nasıl yönetirim!”

• • •

“Darbe girişiminde bulunmak, hükümeti devirmeye çalışmak” gibi gülünç ötesi savlarla bu özgün taraftar grubumuza kumpas kurmaya soyunanların, kısa bir süre sonra öncülleri gibi günah çıkarıp, “Aldatıldık!” şarkısını söylemeye başlayacaklarından hiç kuşkumuz yok.

25 Aralık Büyük Yolsuzluk Soruşturması’na “takipsizlik”…

Gezi Direnişi’ne destek veren çArşı grubuna “müebbet hapis cezası”!

İsmet Paşa hayatta olsaydı şöyle derdi:

“Hadi canım sen de!”

• • •

12 Eylül’ün Sıkıyönetim Mahkemeleri de böyleydi…

“Barış!” diyene, “İşçi hakkı!” diyene hemen “idam cezası” isterlerdi…

Dönemin DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk ve 51 işçi önderi de idam cezasıyla yargılanmıştı.

Onları yargılayan savcılar, yargıçlar unutuldu gitti!

Ama Baştürk’ün mahkemedeki meydan okuyuşu unutulmadı:

“Siz benim ancak ceketimi asarsınız!”

Öyle de oldu “netekim”!

YAKIŞMADI!
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Kurultay konuşmasında, “Partiyi, rakı masasında Türkiye’yi kurtaranlardan temizleyeceğim” demesiyle, Tayyip Erdoğan’ın, Atatürk ve İsmet İnönü’yü anıştıran “iki ayyaş” benzetmesi arasında bir fark görüyor musunuz?

Şimdi Erdoğan da çıkıp, “Ben söyleyince kızıyorsunuz. Bakın Ce-Ha-Pe Genel Müdürü de aynı şeyi söylüyor!” derse ne yanıt vereceksiniz?

Bu söz size hiç yakışmadı Sayın Kılıçdaroğlu!

[Bu yazı 779 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™