Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Türkiyenin asıl derdi ve ekonominin acı ilacı
15 Eylül 2014, Bülent SOYLAN
, Bülent SOYLAN

“Türkiye’nin asıl derdi nedir?” diye sorarsanız bunu herkes kendi bakış açısına göre; işsizlik, Güneydoğu ve PKK, Suriyeliler, yolsuzluk ve hatta paralel yapı falan gibi yanıtlayacaktır.

Bunlar tamam.
Ancak bu ülkenin öyle yaşamsal ve aslında bu söylenenlerin hepsinin de anası olan “derinden ilerleyen” bir sorunu var ki; bunu ne iktidar kabulleniyor ne muhalefet yeteri kadar üzerinde duruyor ne de halk gerektiği kadar görüp öğrenip tepki gösteriyor:
Türkiye ekonomisi, giderek geri dönüşü pek kolay olmayacak ve belki de bir süre sonra iflah olmayacak bir biçimde hızla çöküşe ve kolay hazmedilemeyecek bir “başkalaşmaya” doğru yuvarlanıyor.

Türkiye hızla “bir başkalarının ekonomisi” haline dönüşüyor.

Bu çöküşün sonucu; tabii ki geniş halk kitlelerinin içine düşeceği büyük bir sefalet, edilgenlik; giderek, daha da fazlasıyla “uluslararası sermayenin hem ırgatı hem pazarı haline gelmek”. Yani hükümetlerin bir süre sonra ekonomide ipin ucunu elinden kaçırmış olması.

*
“Olur mu canım, ekonomi başımızdaki sıkıntıların en sonuncusudur" da denebilir. 
Ama bilinsin ki bunun dışındakilerin hepsi de, öyle ya da böyle bir gün toplumun kendi içinde çözebileceği konular. 
Bir gün PKK bitebilir, bölgeye barış gelir, türban hevesi sona erer, yolsuzluklar önlenir ve saire…

Ama biraz daha geç kalınırsa bu ekonomik gidişat ortaya kendimizin de tanıyamayacağı bir başka yapı çıkarır ortaya. 
Çözümü giderek zorlaşan ve hatta o diğerlerini de besleyen bu asıl sorun Türkiye ekonomisinin günden güne çökmesi ve uluslararası sermayenin güdümüne geçmesidir. 
Ekonomimiz ne yazık ki şimdiki politikalar ve aymazlıklar nedeniyle her gün biraz daha:

-Üretemeyen ama sürdürülen “plansızlık” ve “herkese şirinlik” siyaseti dolayısıyla aslında hak etmediği tüketimini kısamadığı için aradaki açığını artan bir borçlanmaya kapatmaktadır.

-Bu borçlanmalar giderek arttığı için; bedelini önce yüksek faiz, sonra stratejik yatırımlarını, mülkünü satarak sonra da siyasi tavizler vererek ödeyen bir ülke haline gelinmiştir.

-Bırakalım daha önce ihracat yapılan dış pazarlardaki şansını yitirildiğini, iç pazar bile yabancılara kaptırılmış bir ülke haline gelinmiştir.
İsteyen gidip baksın çarşı-pazardaki mallara ve görsün arkalarında ne yazdığını, hangi ülke işçilerinin, çiftçilerinin emeğiyle üretildiğini ve düşünsünler; onlar o malları üretirken bizim insanımızın neden işsiz gezmekte olduğunu, bu politikalar sürdükçe her zaman da böyle aylak gezeceğini.

*
Durum bu olunca da tabii ki; işsizlik daha da artacak, ücretler karın tokluğu ölçüsünü aşamayacaktır.
İnsanların açlıklarının unutturulması için onlara başlarını nasıl örtecekleri, bin yıl öncesinin hayat tarzına dönüşler “bak nasıl da özgürleşiyorsunuz” diye anlatılacak; bilimin yerini ezber dolduracak ve bu yapının yarattığı gerilik ve umutsuzluk güneydoğuda ayrılık rüzgârlarının esmesine küresel güçlerin bölgede yeni bir karakol devlet oluşturmasına yol açacaktır.
*
Türkiye şu anda adım adım küresel sermayenin yönettiği senaryoyu uyguluyor, ülkenin yapısı küresel sermayenin arzusuna göre şekilleniyor…

Malum, sermaye her zaman daha fazla büyüme isteği ve imkânı olan bir varlıktır. 
O çok büyüdüğünde kendi ülkesinin sınırlarına sığmayan, kendi iç pazarı ile yetinmeyen büyük sermayeye biz küresel sermaye diyoruz.

Günümüzde kimi şirketler o kadar büyüdüler ve hala büyümek istiyorlar ki, kendi ülkelerinden sonra yayıldıkları çevre ülkeler de yetmeyince dünyanın henüz gidilmemiş, girilmemiş en son pazarlarına giriyorlar ve bir şekilde oraların pazarlarını da ele geçiriyorlar. 
Bu yayılma sırasında kimilerinin pazarları zaten açık ve korumasız, halkı bilinçsiz. 
Oralarda sorunları yok. Rahatça giriyorlar ama bir süre sonra orası da yetmiyor, daha da başkalarına gidiyorlar.

Pazar açıldı açıldı… Açılmazsa oraları siyaseten zorluyor, siyaseti ekonomik olarak tuzağa düşürüyorlar, çıkarlarına uygun bir siyasi yapı kurulmasına çalışıyorlar ve kendilerini kabul edecek iktidarları yaratıyorlar. 
Sonra da gittikleri o ülkelerin siyasetlerini belirleyip kendi koydukları kurallarla o pazarlarının hakimi oluyorlar. 
Yani o ülkelerin ekonomisinde artık asıl patronlar onlar olduğu için bize göre “sözüm ona milli ekonomiler” de artık onlardan sorulur hale geliyor.
Bankacılık, enerji, haberleşme, medya, İçki sigara tekeli, kimya, ilaç, sağlık, otomotiv, AVM’ler ve diğerleri…

Soralım bakalım kendimize: Sadece bir bankacılık sektörünün yabancıların hâkimiyetinde olması bile sade vatandaştan en büyük sanayicisine hatta o kredilere olan ihtiyacından dolayı hükümetlere kadar hemen herkesi derinden etkilemiyor mu? Ya sanayi, ya medya?

Tabii ki onlar bu kadar çok sektörde söz sahibi olunca, bu sektörlerdeki çalışanlar onların uygun gördüğü ücretlerle çalışıyor, işsizler çalışma umuduyla onların kapılarında bekliyor, tüketilen mal ile alınan hizmette onların müşterisi olunuyor.

Kestirmeden söyleyelim:
Türkiye’nin büyüklükte önde gelen ilk 500 şirketinin üçte biri yabancıların. Geri kalanları da ya hammaddede, ya enerjide, ya lisans ve patentte, ya kredi bulurken ya da pazarlaması sırasında yine onlara “mahkûm”.
*
Bu, şu andaki durum.
Sermayenin iştahı yüksektir. Daha da büyümeden edemez dedik ya...
Tabii ki kendi ülkesine sığamadığı için taa buralara kadar gelebildiğine göre iç pazarda giremediği başka hangi alan varsa onlara da girecek, denetleyemediği bütün piyasaları denetlemeye gayret edecektir.
Bunu “piyasa düzeni”nin ideolojisi olan “liberalizm” de böyle kabul edip “laissez faire, laissez passer, le monde va de lui même - bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler, dünya kendi kendine döner" dememiş midir.
Peki bırakalım mı?

Dünya böyle “kendi kendine” ama hep birilerinin çıkarına ve giderek geniş halk ve emekçi kitleleri aleyhine dönerken, haydi bu düzenden bir kısmımız memnun ve seslerini çıkarmadıkları gibi ellerinden geldiği kadar da toplumun cambaza bakmasını sağlamaya çalışırlar ama… Ya halktan, emekten yana olduğunu söyleyip ortaya çıkanlar işin farkındalar mı? Ya da bu dönüşümü fark eden bizler henüz fark edemeyenlere mutlaka bir şeyler söylemek mecburiyetinde değil miyiz?

O zaman, halkın geleceği için ortaya çıkanlardan öncelikle de bu ekonomik dönüşüme karşı çıkmaları istenmeli, “Mış” gibi yaparak konuyu teferruata kaydırıp, temeldeki ekonomik işleyişi görmezden gelenlere özellikle dikkat edilmelidir. 
*
Durum budur.
Peki, mutlaka bir şeyler yapmak lazımsa ne yapılmalı? Ya da birilerinin ne yapıp yapmadıklarına nasıl dikkat etmeli derseniz söyleyelim:

Türkiye, şu anda iç tasarrufları çok düşük olduğu için yatırım yapamayan, aldığı ile sattığı arasındaki farkı borçla kapatan, içinde ve etrafında yaşanan olaylar ile azalan kredibilitesi dolayısıyla dışarıdan borç para bulmakta zorlanan ama iktidarının “acaip kalkınıyoruz” dediği bir ülkedir.

Yapılanların ve “işte” diye gözümüze sokulanların çoğu halkın cebinden 20-30 yıllığına verilen taahhütlerle Yap-İşlet denen ama asla devredilmeyecek, hep öyle işletilecek olan yatırımlardır. “Devletten beş kuruş çıkmadan” kurdeleleri kesilenler, kazancını fark edip parasını hep yabancıların yatırdığı, hasılatını on yıllarca yabancıların toplayacağı yatırımlardır.

*
Merak edilmesin, ülkeyi kısa zamanda bu hale getiren senaryoya evet deyip iktidar olanlar bir gün halkın yüzüne bakamayacakları kadar yıprandıklarında sırtlarındaki ateşten gömleği bir an önce yeni birilerine “giydirip” en azından bir süreliğine masadan kalkmak zorundadırlar.

Aman ne güzel, en azından iktidar gidiyor, meydan açılıyor denecektir değil mi?
Ama dikkat edin; bu iktidarın gitmesi yetmez. “Sistemin” gitmesi, en azından frene basılmaya başlanması ve kötüye gidişin durdurulması gerekir değil mi?
Bilinsin ki, iktidarın “gittiği” gün, dövizin patladığı, işyerlerinin kepenk indirdiği, çalışanların kapıda kaldığı, ithalat yapılamadığı için piyasada darlığın başladığı, bulunan malların fiyatının katlandığı bir gün olacaktır.

Saltanat bittiği için şimdi 15 milyon kişiye giden o sosyal yardımlar kesilecek, sokaklar dolacak, bankaların önü kalabalıklaşacak, toplum tepki içinde olacaktır. 
Yani o devir teslime denk gelen gün asla “günlük güneşlik” olmayacaktır. 
Peki, böyle bir güne hazır mıyız?

Umut bağladıklarımız “hazırız” diyorsa, ama; biz yabancı sermayeye karşı değiliz, arkamızda ve aramızda IMF’den yetişmeler var, nasıl olsa aranan kanı buluruz diyorsa; bu aslında “Türkiye’yi bu hale düşüren yapı aynen devam edecek, sadece iktidar kadroları değişip halka bir süre daha umut verilip fedakarlık etmeleri istenecek” demek değil midir?
*
Vakit varken söyleyelim:

Doğru model, en basit tanımıyla bizi bu duruma düşüren tercihlerin mümkün olduğu ölçüde ve en kısa sürede tersine çevrilmesidir:
-Cari açıkla baş edemiyorsak el mahkûm, kısa dönemde öncelikle ithalat kısılacaktır.
Yaşamsal mal ve hizmet tedariki dışındaki ithalata mümkün olduğu ölçüde fren getirilecektir.
Bu fren ne kadar kuvvetli olursa sonuç o kadar etkili olur.

-Orta ve uzun dönemde sonuç verir ama; ithalatın ikamesine gidilecek, ihracata yönelik “üretim ve istihdam” uygun fiyat dengesi kurulana kadar desteklenecektir. Bu tavır, içinde bulunduğumuz cari açık sorunu dolayısıyla yapılacak olan “pozitif ayrımcılık”tır ve krizden çıkış dönemi uygulamasıdır.

-Tarım ve hayvancılıkta “fiziki” planlama yapılacak, ülke ihtiyacı olan gıda üretimi belirlendikten ve bu miktarların bir kısmı özel sektörce taahhüt edildikten sonra (teşvik karşılığı taahhüt) geri kalanı kamu işletmeleri eliyle tamamlanacaktır.
Gerektiğinde tarım ve hayvancılık alanları istimlak edilecek, verimi arttıracak büyük ölçekli işletmeler yaratılacaktır.

-Bütün bunlar yapılırken, kur politikası anahtar durumundadır. TL değeri kademe kademe düşürülecek, döviz yükseltilecektir. Böylece ithalatı kısma ve ihracatı teşvik politikaları piyasa fiyatları yoluyla daha kolay uygulanabilecektir. 
Kur politikasında yeni maliyetler yüklenen “borçlu sanayi” bir biçimde rahatlatılacaktır.

-Maliye politikasında: kazanç ve servet vergilerinin payı ile lüks tüketim üzerindeki tüketim vergileri (ÖTV-KDV) payı artacak, zorunlu ihtiyaç malları ile sağlık, eğitim gibi sosyal yönlü mal ve hizmet teslimlerindeki vergi yükü azaltılacaktır.

-Fiilen kullanılan (ihtiyaç) binalar dışında boş tutulan binaların (üretimde kullanılmayan diğer binalar dahil) emlak vergileri artırılacaktır.

-İhale mevzuatına müdahale edilerek kamunun zarara sokulması yani giderlerinin yükseltilmesinin önüne geçilecektir. Bunun için özerk çalışacak bir “ihale teslim komisyonu” modelimiz vardır. İhale edilen mal ve hizmetin teslimini bağımsız çalışan ve hareket kabiliyetli bir kuruma denetletirseniz yolsuzluğu önlersiniz. Yolsuzluk Sayıştay raporuyla dosya üzerinden ve birkaç yıl geçtikten sonra yapılan denetimle önlenmez.

-Türkiye’de tasarruf açığı büyüktür: yüzde 12’lere düşen tasarruf oranı hiçbir zaman negatif faiz rejimi ile yükseltilemeyeceği için tasarruf mevduatına verilen net faizin enflasyon oranına paralel hale getirilmesi gerekir. Böyle olmazsa, insanlar haklı olarak tasarruf etmekten vazgeçerler ve daha çok tüketirler. Onlar tüketmezse bu kez de bankadaki mevduatları kendi kendini tüketir.

Denebilir ki “o zaman sanayi ucuz kredi kullanamaz”. Aradaki fark eğer bankalara kazanç olarak kalmasaydı bu görüş haklıydı. Ama negatif faizin kazançları, operasyonun büyük yüzdesine sahip yabancı bankalara gittiği için zaten sanayici bundan istifade edemiyordu.

*
Sonuç olarak; Türkiye, ekonomisi ve siyasetiyle bu gün bir ölçüde uluslararası sermayenin istediği kıvama getirilmiştir. Bu gidiş ileride daha da geri dönülmez bir hal alacaktır. Ülkenin başındaki pek çok sıkıntının ana kaynağı bu gidişattır. 
Siyaset bu alt yapıya göre şekillenmiştir.

Bu durum eğer bir gün yine siyaset eliyle düzeltilecekse, alternatif siyasetçilerin öncelikle bu işin farkında olmaları; sonra da içilmesi ve içirilmesi zorunlu ilaçlar için şimdiden hazırlanmaya başlamaları gereklidir.

Hiç kimse bu işlerin yine küresel sermaye ve onun uzantısı kurum ve kadrolarıyla kolayca düzeltilebileceğini sanmamalı, kendileri sansa ya da öyle anlatsa bile halkımızın buna inanmaması lazımdır.

Kimse kanmamalı, kimse kimseyi daha fazla kandırmamalıdır.

 

[Bu yazı 1086 kez okundu]
Bülent SOYLAN

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [260]
[29 Eylül 2017] Vergide değişiklikler ve turbun büyüğü şimdilik torbada mı? ... [9 Haziran 2017] Durdurun şu dünyayı yahu inecekler var ... [8 Mayıs 2017] Bugün için ucuz dövize sevinmek yarın ekonomiyi zora sokmaktır ... [2 Mayıs 2017] HANİ DEVLET İŞLETMECİLİK YAPAMAZDI YA, PEKİ BAŞKALARINA YAPTIRMASINA NE DEMELİ? ... [10 Nisan 2017] Öğrenilmiş çaresizlik, öğretilmiş çaresizlik ya da öğretilmiş taraftarlık ... [28 Şubat 2017] "Kontrol itimada mani değil" ise neden kontrolsüz bir iktidar? ... [25 Ocak 2017] Özelleştirmek, güzelleştirmek sonra da arkasından ağlamak ... [17 Ocak 2017] "Telli sazdır bunun adı Venedik'ten gelir teli" ... [26 Aralık 2016] Kendi sesinden başkasına tahammülü olmayan para ve sessizliğin güzelliği ... [22 Aralık 2016] Bundan sonra "her şey bizim parayla" demek iyi hoş da, keşke öyle olabilse ... [12 Aralık 2016] Herkesin cambaza baktığı Türkiye ve yakında bizde de atları vururlar mı? ... [28 Kasım 2016] Dolarizasyon, yabancı paraya yönelme, ekonomimiz ve devlet ... [21 Kasım 2016] Dolar kuru yada "iki yiğit çıktı meydane ikisi de birbirinden merdane" ... [15 Kasım 2016] Benim dolarla ne işim olur demenin dayanılmaz aymazlığı üzerine ... [7 Kasım 2016] Sıkı durun, bu aralık ayında da "zam şampiyonu" sivri biber ... [1 Kasım 2016] Yoksulları nasıl vergilendiriyoruz, o ağır yüklerini nasıl yok edebiliriz? ... [24 Ekim 2016] Memleketin, denizini, güneşini, manzarasını bile satamıyorsak nasıl dönecek bu çark ? ... [17 Ekim 2016] Bu ara Türkiye ekonomisi için de bir olağanüstü hal ilanı gerekmez mi? ... [10 Ekim 2016] Ülke işsizlikle boğuşurken şu "üretimi" vergilendirmekten niye vazgeçmeyiz ki? ... [3 Ekim 2016] Bir ekonomi sınavına ne kadar hazırız? Haydi bilgilerimizi ölçelim bakalım ... [26 Eylül 2016] Türkiye ekonomisinde "dönülmez akşamın ufku" mu yaşanıyor? ... [20 Eylül 2016] Ver yapsınlar, işletsinler arabalar kısa yoldan gitsin de peki biz nereye doğru? ... [12 Eylül 2016] Ah şu Osmanlı hayranlığının neden sona ermediğini bir anlayabilsek ... [6 Eylül 2016] Siyasetin desteğindeki tarikatlar ve emperyalizme asker yetiştirmek ... [30 Ağustos 2016] "Biz neymişiz be abi" ya da "şimdi bu işin sırası mıydı?" ... [28 Ağustos 2016] Tekkeli zaviyeli demokrasimiz ile nereye kadar gidiliyorsa o kadar ... [15 Ağustos 2016] Meydanlardaki halkımız neyin teminatı o "teminat" neleri gözden kaçırmamalı ... [1 Ağustos 2016] "Vahşi batı" kanarya sevenler derneğini ne zaman sever? ... [26 Temmuz 2016] Uzun ince bir yolda politikacı ya da devlet adamı olmak ... [12 Temmuz 2016] Bu düzen mutlaka siyaset kurumuyla dalga geçiyor olmalı ... [20 Haziran 2016] Hani marş basmayınca "şu arabaya bi el atıverelim" derler ya... ... [12 Haziran 2016] Türkiye'nin asıl sorunu işsizlik mi, işverensizlik mi, politikasızlık mı? ... [7 Haziran 2016] Ne nikah bağlar bizi, ne mahkeme ayırır" ... [31 Mayıs 2016] BU DEVLETİN VATANDAŞI OLMAK YA DA ŞİRKET MÜŞTERİLİĞİNE RAZILIK ... [16 Mayıs 2016] "Kart kart" diyen halkımız ve altın yumurtlayan tavuk ... [10 Mayıs 2016] Muhalefet partileri "baskın bir iktidara" hazırlanmalı mı? ... [3 Mayıs 2016] Vize çıkacak, kuş çıkacak dense de sana bu işten bir şey çıkmayacak ... [26 Nisan 2016] Hesaba kitaba vurunca bir türlü akla yatmayan işlerimiz ... [20 Nisan 2016] Bu memleketteki kayıt dışılığı gerçekten bitirmek istiyor musunuz? ... [13 Nisan 2016] Üzerine çökmüş devlet yükü kaldırılmadan bu ülkede üretim artmaz ... [6 Nisan 2016] Türkiye'de tarımı kurtarmak için önce 'araziyi toplulaştırmak' ... [29 Mart 2016] Meclise torba sunmak, sonra içine her şeyi doldurmak ... [23 Mart 2016] 'Durum tespiti' ne zamana kadar felaket tellallığı sanılır? ... [17 Mart 2016] "Gelişmekte olan" ülkelerde dokunulmazlığa neden dokunulmamalı ... [10 Mart 2016] Sözün bittiği yerde yazının ne hükmü olabilir ki? ... [3 Mart 2016] Sular yavaş yavaş ısınırken kurbağa rahatlığında olmak ... [25 Şubat 2016] Endişeli yarınlar için bu günden bir şeyler yapabilmek ... [17 Şubat 2016] Et sütte şakası olmayan işler ve kızgın bakan ... [16 Şubat 2016] Memleketin en "hesapçı-kitapçı" kesimi batıyoruz derken ... [7 Şubat 2016] LASTİK NE ZAMAN PATLAR BİLİNMEZ AMA BU ARABA BİR YERE KADAR ... [1 Şubat 2016] İyileri birbirlerine düşman eylemek ve sonra iyi şeyler beklemek ... [25 Ocak 2016] Kovulmuş o yüz işçi eski işine hangi koşullarda döndürülebilir? ... [18 Ocak 2016] O gün atölyede 100 kişi birden nasıl işsiz kaldı? ... [12 Ocak 2016] Ciddi ciddi üzerinde düşünülmesi gereken bazı konular ... [5 Ocak 2016] Ekonomi "zam"a mahkumsa ben yapmam deme imkanı var mı? ... [29 Aralık 2015] SULAR YUKARI YÜKSELİRKEN YAĞAN YAĞMURDAN ŞİKAYET ETMEK ... [22 Aralık 2015] Dolar bizde neden düştü, herkes buna neden şaştı? ... [16 Aralık 2015] "Kapitalist" durup dururken neden "kapitalizm"e karşı çıkar? ... [9 Aralık 2015] Ekonomide "tezekten çözümler" ve çileye alışık halkımız ... [4 Aralık 2015] BIÇAK KEMİĞE DEĞİL AMA CÜZDANA DAYANINCA ... [27 Kasım 2015] Ceplerdeki liralar canlı mı? Ve "buyur buradan yak" ... [20 Kasım 2015] Müjdeler olsun; kapitalistler istihdamı arttırma konusunda anlaştılar(!) ... [14 Kasım 2015] Asgari ücret artışını komisyona teklif etmenin dayanılmaz fedakarlığı ... [6 Kasım 2015] SEÇİMLERDEKİ VAADLER VE "CON AHMET"İN DEVRİ DAİM MAKİNESİ ... [2 Kasım 2015] Seçimden önce muhalefettik seçimden sonra da muhalefet ... [27 Ekim 2015] Dervişin fikriyle zikri ve "tanrı dualarınızı kabul etsin" ... [24 Ekim 2015] Zemheride kimsenin gülleri açmaz ama zeytin dalları öyle değil ... [16 Ekim 2015] "Milletin vekili" milletten daha yüksek refaha sahip olur mu? ... [10 Ekim 2015] AKP'nin asgari ücret vaadleri ve kuğunun son ötüşü ... [5 Ekim 2015] OECD: Dünya'daki gelir eşitsizliğinde Türkiye sondan üçüncü geliyor ... [28 Eylül 2015] Taksi plakalarından girip bir yerlerden çıkalım mı? ... [21 Eylül 2015] Hani şu işsizleri bir de aynı yerde toplayacak olsak. ... [18 Eylül 2015] Siyaset bazılarını neden sandığa çekemiyor? ... [14 Eylül 2015] Daha fazla borçlanmak, daha fazla faize katlanmak ... [8 Eylül 2015] Türk lirası düşerken "dolar yükseliyor" diye anlatmak... ... [1 Eylül 2015] "Dertleri zevk edindik" diye mutsuz sanıyor bizi dünya ... [26 Ağustos 2015] Toplum kendini tersine işleyen bir düzeneğe kaptırmışsa ... [19 Ağustos 2015] Nazım hikmet o şiiri bu günlerde yazsaydı ... [17 Ağustos 2015] Demek ki bilmediğimiz dualara amin demeyeceğiz ... [13 Ağustos 2015] Asacaksın o kasaplardan bir kaçını bak gör o zaman(!) ... [11 Ağustos 2015] Moody's kredi notunu yeniden değerlendirmedi ama. ... [6 Ağustos 2015] "Kayıt dışı"lık denen şey siyaset içi" mi siyaset dışı mı? ... [30 Temmuz 2015] Bir musibet, bin nasihat ve Timurlenk'in filleri ... [27 Temmuz 2015] Koalisyon pazarlıklarına ekonomi üzerinden başlamak ne getirir? ... [21 Temmuz 2015] Siyasette "para meselesi" demokrasiyi ne kadar kasar? ... [10 Temmuz 2015] Komşuda "boza" pişer, bize de düşer ... [3 Temmuz 2015] Sanki şimdi de seçim günleriymiş gibi siyaset yapmak ... [29 Haziran 2015] "Gordion" ya da demokrasilerde eğri oturup doğru iş yapmak ... [21 Haziran 2015] Bir ölünün ardından söylenmeyecek sözleri arındırdıktan sonra ... [15 Haziran 2015] Siyaset otomobilini dördüncü vitesle kaldırmaya kalkmayalım ... [8 Haziran 2015] Artık koalisyonlar dönemine hoş geldik desek ... [3 Haziran 2015] Siyaset tarlasında izi olanlar, seçim harmanında yüzü gülenler ... [1 Haziran 2015] Sınırsız milli irade(!) bazen frensiz araba mı sayılıyor? ... [25 Mayıs 2015] Doğrudan demokrasi yürümediğinde kitleler yürür ... [18 Mayıs 2015] Seçmen ekonomi konularına şimdi mi merak sardı? ... [11 Mayıs 2015] Birisi şu fitch'e mutlaka bir şeyler söylemeli ... [4 Mayıs 2015] Türkiye'nin "masraflı" adaylık sistemi ve yoksulların demokrasideki yeri ... [29 Nisan 2015] Bir "model"e dayanmayan vaadler ne kadar yeterlidir? ... [22 Nisan 2015] Siyasette yapıcı eleştiri, yıkıcı eleştiri ve Bektaşi'nin çözümü üzerine ... [10 Nisan 2015] Beğenilmeyeni seçmek, seçileni beğenmemek ve nasıl bir gidiş? ... [4 Mart 2015] Seçimler ve kredi kartıyla balık tutmak ... [23 Şubat 2015] UCUNDAN İSTİHDAM, UCUZUNDAN HAYATLAR VE İŞSİZLİĞİN NERESİNDEYİZ? ... [18 Şubat 2015] Seçimler, ege denizinin iki yakası ve çipuralar ... [12 Şubat 2015] "Oynatmaya az kaldı doktorum nerde?" ... [6 Şubat 2015] İkide bir "yeniden yapılandırma" ve sosyal devlet ... [31 Ocak 2015] Baş danışmanlık baş kılavuzluksa eğer ... [26 Ocak 2015] "Kes-yapıştır" projeler ve idare-i maslahat ... [12 Ocak 2015] OTOBÜSTEKİ "YETERSİZ BAKİYE" SESLERİ NEYİ ANLATIYOR? ... [5 Ocak 2015] Denizi göreceksin sakın şaşırma ... [30 Aralık 2014] YİNE BİR YILBAŞI YİNE "GERİYE DÖN- İLERİYE MARŞ!" ... [23 Aralık 2014] Yolun sonu görünüyorsa muhalefet ne yapmalı? ... [17 Aralık 2014] Dostum makyavelli ile demokrasi ve popülizm üzerine ... [12 Aralık 2014] "TÜNEL-İ BAHRİ" KİMİN PROJESİYDİ? ... [8 Aralık 2014] Dar alanlarda mülkiyet, geniş topraklarda ziraat-2 ... [2 Aralık 2014] İktidarlar "nereden buldun" sorusunu neden sorduramazlar? ... [27 Kasım 2014] Lafı tersinden anlayana işi tersinden anlatmak ... [20 Kasım 2014] NAZIM HİKMET / NEYİ BİLDİRİR SAYILAR? ... [17 Kasım 2014] BİNDİK ALAMETE GİDİYORUZ KIYAMETE ... [7 Kasım 2014] Sosyal demokrasinin solculuğu ve "sehavetin endazesi" ... [31 Ekim 2014] İşçi ölümleri ve vahşi düzenin bileşik kapları ... [27 Ekim 2014] Bir şeylere hem karşı hem teşne olunca? ... [8 Ekim 2014] Devletin elini ekonomiden çektirmek üzerine bir "güzelleme" ... [29 Eylül 2014] SİYASETTE "ÇOK GÜZEL HAREKETLER BUNLAR" AMA ... [22 Eylül 2014] Önce üretip sonra paylaşmak mı? üretirken paylaşmak mı? ... [9 Eylül 2014] Bilmem söylesem mi söylemesem mi? ... [1 Eylül 2014] Eski kafayla yeni Türkiye ya da başka bir düzen ... [25 Ağustos 2014] İflah olmayacak çocuk ve siyasetin yeni(lik)leri ... [21 Ağustos 2014] Güçlü parti nasıl olur, kavga ne zaman biter? ... [18 Ağustos 2014] Kötü siyasetçi iyi siyasetçiyi kovuyorsa ne yapmalı? ... [12 Ağustos 2014] Seçimler "geçim"lerden ne kadar ayrı düşünülebilir? ... [6 Ağustos 2014] Memleket dibe vurdu mu vurmadı mı? ... [31 Temmuz 2014] Dört duvar arasında muhalefet ve "Midas'ın kulakları" ... [22 Temmuz 2014] Her şey daha da kötüye giderken bir gün ansızın ... [14 Temmuz 2014] PARANIN ETRAFINDA DÖNEN SİYASET VE BU DENİZİN BALIKLARI ... [7 Temmuz 2014] Hızlı şehirleşme siyaseti nasıl kısırlaştırıyor? ... [27 Haziran 2014] "Din devlete, devlet dine karışmamalı" söylemi üzerine ... [23 Haziran 2014] Siyaset niçin yapılır, kötü siyaset kimin kesesinden yapılır? ... [15 Haziran 2014] Türkiye ekonomik çöküşe doğru giderken muhalefet ne yapmalı? ... [9 Haziran 2014] Siyaset pazarında kimin ne ürettiği önemli değilse ... [5 Haziran 2014] "VURUN TAŞERONLUĞA" DEMENİN DAYANILMAZ YANLIŞLIĞI ... [27 Mayıs 2014] Düzen içi siyaset mi? Düzen değiştirici siyaset mi? ... [23 Mayıs 2014] SOMA İŞİNİN GÖRÜNMEYEN YÜZÜNDE NE OLABİLİR? ... [19 Mayıs 2014] Soma'daki kömür madeni yangınını "mevzuat" mı çıkardı? ... [12 Mayıs 2014] Sağ iktidarları sağa göz kırparak sollamak mümkün mü? ... [5 Mayıs 2014] Adamlar yapıyorlar be kardeşim! ... [26 Nisan 2014] Aman petrol canım petrol ... [20 Nisan 2014] "Arasta" ya da siyaset çarşısının sıra dükkanları ... [14 Nisan 2014] Siyasetin ne kadarı memlekete hizmet işi, ne kadarı birilerinin mesleği? ... [7 Nisan 2014] Oyları sağdan say, soldan say yine bir şey değişmiyorsa ... [2 Nisan 2014] Sıkı tutunun uşaklar, hep beraber "tuu" diyeceğiz! ... [18 Mart 2014] Yok mudur şu idoyu geri alacağım diyecek babayiğit bir aday? ... [2 Mart 2014] DAMA ÇIKAN DELİ, KUYUYA TAŞ ATAN DELİ VE BİZİM MAHALLELİ ... [24 Şubat 2014] Dalından düşen ceviz ve tabandan gelen cazibeye rağmen siyaset ... [16 Şubat 2014] Çukurun içindeki Türkiye kurtarıcılarını nasıl seçecek? ... [3 Şubat 2014] Tüketim ekonomisi yolun sonuna geldi gelmesine de. ... [27 Ocak 2014] İktidara gelmenin dayanılmaz maliyetine hangi can dayanır? ... [13 Ocak 2014] Kefenin cebine sığmayacak kadar çok çalmanın muhtemel nedeni ... [6 Ocak 2014] Bakanlar ve "peki o zaman kim yapıyor bu yenilikleri?" ... [23 Aralık 2013] Hava paralarıyla havalandırılan paralar üzerine ... [13 Kasım 2013] Asgari ücretin vergi yükü haksızdır ve bu ekonominin yüküdür ... [7 Ekim 2013] Kadın başına üç çocuk projesi kime yarar kime zarar? ... [13 Eylül 2013] Seçimlerde Amaç, Araç Ve Büyük Şehir Belediyeleri ... [3 Eylül 2013] Düşerken Kimin İttiğine Ve Kimin Tutmadığına Dikkat Etmek ... [12 Ağustos 2013] Belediye seçiminin adayları ve siyasette takım kurarken ... [24 Temmuz 2013] Peki ne olacak şimdi? Ya da hangi sath-ı maildeyiz? ... [25 Mayıs 2013] "Cebir"in çok gerekli olduğu haller ve siyasi denge üzerine ... [4 Mayıs 2013] Bu bir mayıs bize neleri düşündürdü? ... [18 Mart 2013] "Hey Corç versene borç"dan, "Gel Corc al sana borç"a mı? ... [13 Mart 2013] Bu millet bir de üç çocuk yapmaya başlarsa emekli ne yapar? ... [5 Mart 2013] Sosyalistler, ulusalcılar ve sosyal demokratlar ... [21 Şubat 2013] Buğdayın sapı samanı ve halkın ekmeği konusunda nereye doğru? ... [15 Şubat 2013] Sağdan giderek kurulu düzene karşı çıkmak ... [9 Şubat 2013] Siyasette ayağı sağlam yere basmanın yolu "halk" ve "örgüt" ... [30 Ocak 2013] Bu siyasi karmaşa en çok kime yarıyorsa ... [21 Aralık 2012] Devletin uçurduğu talih kuşu kimin başına konar? ... [10 Aralık 2012] Kitle partisi, siyasi çizgi ve işin ucunun varabileceği yer ... [5 Aralık 2012] Şimdi sana bu ülkede yoksulluk azalıyor diyorlar ya ... [12 Kasım 2012] Demokrasinin aşağıdan veya yukarıdan olanı üzerine çok basit düşünceler ... [2 Kasım 2012] Türkiye ekonomisi ya bu konut stokunu daha fazla taşıyamazsa? ... [23 Ekim 2012] Bu ayıp bize yeter de, birine ne kadarı yeter bilemiyorum? ... [11 Ekim 2012] Ekonomi maçının ortasında zam yapıp kural değiştirmek ... [28 Eylül 2012] Artık iyice anlaşıldı; kim neyi kullandıysa bedelini ödeyecek ama... ... [24 Eylül 2012] Oynamaya niyeti olmayan gelin ve asgari ücretin vergisini anayasaya bağlamak ... [17 Eylül 2012] Küçük Balıklar, Büyük Balıklar Ve Daha Büyük Balıklar ... [9 Eylül 2012] Siyaset tek başına yapılmıyorsa... ... [29 Ağustos 2012] Özel sektör daha iyi yapar deyip gelecek neslin gelirini yeme üzerine ... [12 Ağustos 2012] Mustafa Kemal'in siyasi çizgisi ne idi, ne değildi? ... [4 Ağustos 2012] Sosyal demokrasi, Teşkilat ya da pilav üstü salata ... [19 Temmuz 2012] İbrahim Tatlıses neden "oğlumun adı İDO değil" açıklaması yaptı? ... [8 Temmuz 2012] İDO'ya kızıp direnme adına körfezi dolanmak ve belki de... ... [3 Temmuz 2012] İDO konusunda yapılmış 10 ciddi yanlış... ... [25 Haziran 2012] İDO'nun Bağdattan dönecek yanlış hesabı ... ... [18 Haziran 2012] En iyisi televizyon haberlerini eller cepte iken dinlemek ... [3 Haziran 2012] Çok çocuk, kürtaj ve sezaryen bir büyük düşüncenin sonucu mu? ... [24 Mayıs 2012] İş yoğunluğu dolayısıyla mahkemeye gelememek... ... [21 Mayıs 2012] Sanat, siyaset ve particilik üzerine kısa bir gezinti ... [16 Mayıs 2012] Şimdi gerçekten yeni bir şeyler yapmak lazım cancağızım ... [11 Mayıs 2012] Yeteri kadar üretemeyen bir ülkede "vergiyi kim versin" kavgası üzerine ... [7 Mayıs 2012] Yağ satarım bal satarım ustam ölmüş ben satarım ... [30 Nisan 2012] Konusu açılmışken bir kere daha Ali Sami Yen üzerine ... [16 Nisan 2012] Şu belediyenin işlerine bakıp "buna da çok şükür" mü desek? ... [9 Nisan 2012] Belediyelerde, bütçecilik finansman ve denetim işi ne durumda? ... [6 Nisan 2012] Devletin yükünü niye bu güne kadar hep tüketici çekti? ... [2 Nisan 2012] "Açken sen sen değilsin" diyorlar ya peki oy kullanırken ne oluyor? ... [28 Mart 2012] Toplu taşımacılık ve parası olan öne çıksın çarpıklığı ... [24 Mart 2012] Sosyal Güvenlikte Kara Delik Var Diyenler Ve Sosyal Devlet ... [22 Mart 2012] Arabası yeni olana az, eski olana çok vergi salarak "hangi adalet?" ... [19 Mart 2012] Siyasal partiler ne zaman birer seçim şirketi olurlar? ... [5 Mart 2012] Bu düzene iktidar da muhalifse muhalefet nelere muhalefet etmeli? ... [29 Şubat 2012] Sosyal demokrasi deyince kim neyi anlamalı? ... [20 Şubat 2012] El alemin paraları ve el alemin dertleri üzerine laflama ... [10 Şubat 2012] İktidarla polemiğe girmek mi durumu halka anlatmak mı? ... [1 Şubat 2012] Resmi rakamlarda "Olacak o kadar" anlayışı ile nereye? ... [26 Ocak 2012] Köprü üstünde kolaylık şehir içinde kördüğüm ... [23 Ocak 2012] Madem herkes anayasa istiyor da neden kimse konuşmuyor? ... [19 Ocak 2012] Kayıp eşeği bulunan emeklinin gözü aydın olsun ... [13 Ocak 2012] Devlet babanın yoksul çocukları ve paralı sigorta ... [8 Ocak 2012] Kalitesiz mallara yönelen bir ülkede refah artar mı? ... [27 Aralık 2011] Hoş geldin yeni yıl boşa geçtin eski yıl ... [22 Aralık 2011] Fransız malını kullanıp bir bakıma Fransız olmuşsanız ... [17 Aralık 2011] Soğuk savaş yıllarının yeniden ısınan fıkrası ... [12 Aralık 2011] Almanya AB krizinin faturasını niye üstleniyor? ... [7 Aralık 2011] Yalancı baharda açan çiçek meyve verir mi? ... [21 Kasım 2011] Hani ameliyat başarılı ama hastayı kaybettik derler ya ... [9 Kasım 2011] Bir bayram tatili sonrasında önümüze gelen gündem ... [3 Kasım 2011] Deprem vergisinin artçı sarsıntısı hiç bitmiyorsa ... [25 Ekim 2011] Devletler ve bu gün başka yarın başka politikalar ... [19 Ekim 2011] Cari açık, kriz, zamlar ve Türkiye ekonomisi ... [15 Ekim 2011] Adam Adama Benzer De Ülkeler Benzemez Mi? ... [6 Ekim 2011] Emekten yana siyaset yapanlar niye kolayca anlaşamaz? ... [3 Ekim 2011] "Demos" buysa "demos kratos" da böyle olmak durumunda değil mi? ... [25 Eylül 2011] Demokratik seçimler aslında ne kadar demokratik olabiliyor? ... [21 Eylül 2011] GİTES:"Yurt dışında üret, gümrüksüz getir" projesine dikkat! ... [11 Eylül 2011] Kriz bir gün göbekten geçecekse sosyal demokratlar ne yapmalı? ... [7 Eylül 2011] Evin işi dururken başka işlerle uğraşmak kime ne kazandırır? ... [29 Ağustos 2011] Haydi yine iyisiniz, yollar köprüler sizin bugün ... [19 Ağustos 2011] Hani bu anayasa olmaz yenisini yapalım derler ya ... [12 Ağustos 2011] Sıkı tutunun uşaklar tu diyeceğum. ... [7 Ağustos 2011] Konjonktür getirmişse yine konjonktür götürür mü? ... [29 Temmuz 2011] Krizin göbeğinde iken nereden geçeceğini konuşmak ... [20 Temmuz 2011] Kıdem tazminatı üzerine niyetler ve bazı hesaplar ... [12 Temmuz 2011] İnsan odaklı anayasa insana ne kadar güvenecek? ... [4 Temmuz 2011] Büyüyen ekonomi mi yoksa ekonominin sıkıntıları mı? ... [23 Haziran 2011] Bir bayram sabahında Barbaros Heykelinin gölgesinde ... [13 Haziran 2011] Homo ekonomikus, homo politikus ve yoksulluk ... [7 Haziran 2011] Tanrı Patagonyalıları korusun mu? ... [21 Mayıs 2011] Sapla saman ve o ihale neden yenilendi? ... [16 Mayıs 2011] İki gemi yan yana, biri olmadı öbürü mü? ... [5 Mayıs 2011] AVM'lerin önlenemez yükselişi ile esnafın önlenemez batışı ... [28 Nisan 2011] Hangi çılgınlık? ... [26 Nisan 2011] Sana bir gün evinin değeri düşecek deseler ... [18 Nisan 2011] Yeni saraylılar ve ah şu İstanbul'un lale zamanları ... [14 Nisan 2011] "Haydi artık geçmiş olsun" diyelim mi? ... [26 Mart 2011] Topbaş ve çok manidar bir belgenin takdimi ... [21 Mart 2011] En pahalı benzin neden kaderimiz? ... [17 Mart 2011] Kıt kaynakları iyi kullanmak ve ekonomiyi yönetmek ... [5 Mart 2011] "Tünel-i Bahri" ve Yeni Boğaz Geçişi ... [28 Şubat 2011] Ortada çömlek varsa yandan mı geçelim? ... [21 Şubat 2011] Devletten bir kuruş para çıkmadan icraat ... [13 Şubat 2011] Ateşe koşan kelebekler ve itfaiyeci başvuruları ...
Bülent SOYLAN
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™