Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Silivri'yi 'darbeciler' mi inşa etti?
26 Haziran 2014, Prof. Dr. İbrahim Özden KABOĞLU
, Prof. Dr. İbrahim Özden KABOĞLU

“Darbeler demokrasisi”, aynı zamanda darbelere karşın yaşayabilen bir “aksak demokrasi” Türkiye’nin siyasal rejimi. Darbe, hemen askeri çağrıştırsa da, siyasilerin sorumluluğu daha az değil. İki nedenle: darbe sözcüğünü dillerine pelesenk eden siyasiler, meşrulaştırıcı bir işlev üstlenmiyor değil. Dahası, kendileri de, darbe aktörü olabilmekte. “Anayasa darbesi”, bunun tipik göstergesi: görev ve yetkileri belirleyen anayasal kurallar yerine “fiili yönetim” yoluyla Hükûmet edilmesi.
AK Parti Hükûmeti, darbe söylemini o denli sürekli hale getirdi ki, darbe mağduru hükûmetleri çok geride bıraktı. Bunu iki şekil veya nedenle yaptı: Birincisi, toplumsal demokratik muhalefeti bastırmak; ikincisi, darbe mağduriyetini sandığa tahvil etmek.
-Demokratik muhalefet; sadece eylem yoluyla yapılanları değil, görüş ve düşüncelerini farklı biçimlerde ortaya koyanlara karşı uygulanan yıldırı ve sindirme politikası, Cumhuriyet mitingleri veya Gezi Direnişi ile sınırlı değil. Anayasa referandumu: TÜSİAD, destek vermeyince, “tarafsız kalan, bertaraf olur” tehdidi ile karşılaştı. Eleştirel dil kullananlar, bugün de “namlunun ağzında”…
-Darbe mağduriyeti, bir tür can simidi olarak kullanıldı: Askeriye karşısında, “Balyoz davası”nı canhıraş sahiplenmenin ötesinde; “ama, yargılama hukuka uyularak yapılsın” diyenler de, darbe yandaşlığı ile suçlandı… Hükümet ve havuz medyası tarafından, hukuku savunanlar, “demokrasi düşmanı” ilân edilmedi mi?
2013 yazında “Balyoz kararı” verildi. Öyle bir karar ki, eğer idam cezası kalkmamış olsaydı, “12 idam kararı” çıkacaktı. ÖYM kararları, olağanlaşma, “ileri” demokrasi ve “yeni” Türkiye göstergeleri olarak sunuldu… Evet, “darbe teşebbüsü” cezalandırılmış olduğundan, artık haklılık ve demokrasi havariliği bayrakları çekilebilirdi…
Ne var ki, henüz gerekçe yazılmadan, bu kez, “kanalizasyon taştı”: Ortalığa fışkıran paralar, yeni bir darbe senaryosu yarattı. “Siyaset-ticaret ilişkileri” neden bu denli kirletildi ve bir tür kanalizasyona çevrildi? vb soruları sormak ve bunların hesabını yargı önünde vermek yerine, “bu dosyalar neden bu denli bekletildi?” yollu bir tür “yargısız infaz” makinesi devreye sokuldu. Seçim sürecinde ise, “yolsuzluk yapmış olsak, bu kadar yol yapılır mıydı?”; seçimler sonrasında ise, “yolsuzluk olsa, halk oy verir miydi?” söylemi öne çıktı.
(Evren’e yöneltilen eleştiri benzeri: “darbe için neden bekledin o kadar?”. Yanıt: “darbe koşulları olgunlaşsın” diye… Siyasiler, “darbe şakşakçılığını ve Evren dalkavuluğu”nu pek çabuk unuttu. Şimdi ise, Evren-Şahinkaya kararı için, “darbeyi yargıladık” aldatmacası yoluyla halktan oy istenecek…)
Dosyalar “velev ki geciktirildi ve zamanlaması yapıldı”, ne değişirdi? Eğer ortaya çıkarılanlar gerçek ise. Tam tersine, “kanalizasyon patlaması”, bir darbe olarak nitelendi. Eğer dosyalar anında işleme konmuş olsaydı, o zaman gereği yapılacak mıydı?
Hükümet, zamanlama hatasını bahane ederek, bu kez, “lağım kapağı”nı açanları “darbeci” ilan etti ve pislikleri hukuk dışı yollarla örtmek için, kendisi anında “hukuk darbesi” yaptı. Bu yolla, 6 aydır “darbeci avı” ile meşgul.
Kendi deyişleriyle “cadı avı”nı desteklemeyenleri de darbeci veya en hafifinden işbirlikçi olarak ilanda iki amaç önde: hukuk dışı uygulamaları meşru kılmak ve darbe mağduriyetini sandığa tahvil etmek.
Peki, ya 10 yıl önce başlatılan darbe söyleminin yol açtığı tahribat ne olacak? Verilen yanıtlara bakın: “Kumpas” ürünü olan yargılamanın neden olduğu haksızlık ve mağduriyetleri, 2010 Anayasa değişikliği ile getirdiğimiz “bireysel başvuru” ile gidermeye çalışıyoruz. Anayasa değişikliğine karşı çıkanlar utansın!
Bir dakika: Silivri hapishane ve mahkemesi de mi “paralel devlet”çe kuruldu? (Hani bir zamanlar, “işkence devlet politikası değil, münferit uygulamalar” denirdi de, karakollardaki işkence aletlerinin hangi polisin maaşı ile satın alındığı sorgulanmazdı…). Şimdi “Silivri”yi de “onlar inşa etti; ÖYM’leri de onlar kurdu…” derseniz, o zaman esas kumpası kuran partinizin, Türkiye’ye karşı, şöyle bir itiraf borcu doğmaz mı?: “Biz anayasal yetkileri kullanmak yerine, sürekli meydanlarda idik ve bu yolla sandıkları başkasına kaptırmadık; makamımız için öngörülen hukuki ve mali ayrıcalıklardan yararlanmak için hiç ödün vermedik…”.
Karşımıza çıkan kısırdöngü ise şu: “Eski” darbecileri yargılamak için “yeni” darbeciler üreten Hükümet, “darbeler zinciri”nin yeni halkalarını nasıl örecek?
10 Ağustos CB seçimlerinin kritik eşiği, bu olsa gerek.

“Darbeler demokrasisi”, aynı zamanda darbelere karşın yaşayabilen bir “aksak demokrasi” Türkiye’nin siyasal rejimi. Darbe, hemen askeri çağrıştırsa da, siyasilerin sorumluluğu daha az değil. İki nedenle: darbe sözcüğünü dillerine pelesenk eden siyasiler, meşrulaştırıcı bir işlev üstlenmiyor değil. Dahası, kendileri de, darbe aktörü olabilmekte. “Anayasa darbesi”, bunun tipik göstergesi: görev ve yetkileri belirleyen anayasal kurallar yerine “fiili yönetim” yoluyla Hükûmet edilmesi.
AK Parti Hükûmeti, darbe söylemini o denli sürekli hale getirdi ki, darbe mağduru hükûmetleri çok geride bıraktı. Bunu iki şekil veya nedenle yaptı: Birincisi, toplumsal demokratik muhalefeti bastırmak; ikincisi, darbe mağduriyetini sandığa tahvil etmek.
-Demokratik muhalefet; sadece eylem yoluyla yapılanları değil, görüş ve düşüncelerini farklı biçimlerde ortaya koyanlara karşı uygulanan yıldırı ve sindirme politikası, Cumhuriyet mitingleri veya Gezi Direnişi ile sınırlı değil. Anayasa referandumu: TÜSİAD, destek vermeyince, “tarafsız kalan, bertaraf olur” tehdidi ile karşılaştı. Eleştirel dil kullananlar, bugün de “namlunun ağzında”…
-Darbe mağduriyeti, bir tür can simidi olarak kullanıldı: Askeriye karşısında, “Balyoz davası”nı canhıraş sahiplenmenin ötesinde; “ama, yargılama hukuka uyularak yapılsın” diyenler de, darbe yandaşlığı ile suçlandı… Hükümet ve havuz medyası tarafından, hukuku savunanlar, “demokrasi düşmanı” ilân edilmedi mi?
2013 yazında “Balyoz kararı” verildi. Öyle bir karar ki, eğer idam cezası kalkmamış olsaydı, “12 idam kararı” çıkacaktı. ÖYM kararları, olağanlaşma, “ileri” demokrasi ve “yeni” Türkiye göstergeleri olarak sunuldu… Evet, “darbe teşebbüsü” cezalandırılmış olduğundan, artık haklılık ve demokrasi havariliği bayrakları çekilebilirdi…
Ne var ki, henüz gerekçe yazılmadan, bu kez, “kanalizasyon taştı”: Ortalığa fışkıran paralar, yeni bir darbe senaryosu yarattı. “Siyaset-ticaret ilişkileri” neden bu denli kirletildi ve bir tür kanalizasyona çevrildi? vb soruları sormak ve bunların hesabını yargı önünde vermek yerine, “bu dosyalar neden bu denli bekletildi?” yollu bir tür “yargısız infaz” makinesi devreye sokuldu. Seçim sürecinde ise, “yolsuzluk yapmış olsak, bu kadar yol yapılır mıydı?”; seçimler sonrasında ise, “yolsuzluk olsa, halk oy verir miydi?” söylemi öne çıktı.
(Evren’e yöneltilen eleştiri benzeri: “darbe için neden bekledin o kadar?”. Yanıt: “darbe koşulları olgunlaşsın” diye… Siyasiler, “darbe şakşakçılığını ve Evren dalkavuluğu”nu pek çabuk unuttu. Şimdi ise, Evren-Şahinkaya kararı için, “darbeyi yargıladık” aldatmacası yoluyla halktan oy istenecek…)
Dosyalar “velev ki geciktirildi ve zamanlaması yapıldı”, ne değişirdi? Eğer ortaya çıkarılanlar gerçek ise. Tam tersine, “kanalizasyon patlaması”, bir darbe olarak nitelendi. Eğer dosyalar anında işleme konmuş olsaydı, o zaman gereği yapılacak mıydı?
Hükümet, zamanlama hatasını bahane ederek, bu kez, “lağım kapağı”nı açanları “darbeci” ilan etti ve pislikleri hukuk dışı yollarla örtmek için, kendisi anında “hukuk darbesi” yaptı. Bu yolla, 6 aydır “darbeci avı” ile meşgul.
Kendi deyişleriyle “cadı avı”nı desteklemeyenleri de darbeci veya en hafifinden işbirlikçi olarak ilanda iki amaç önde: hukuk dışı uygulamaları meşru kılmak ve darbe mağduriyetini sandığa tahvil etmek.
Peki, ya 10 yıl önce başlatılan darbe söyleminin yol açtığı tahribat ne olacak? Verilen yanıtlara bakın: “Kumpas” ürünü olan yargılamanın neden olduğu haksızlık ve mağduriyetleri, 2010 Anayasa değişikliği ile getirdiğimiz “bireysel başvuru” ile gidermeye çalışıyoruz. Anayasa değişikliğine karşı çıkanlar utansın!
Bir dakika: Silivri hapishane ve mahkemesi de mi “paralel devlet”çe kuruldu? (Hani bir zamanlar, “işkence devlet politikası değil, münferit uygulamalar” denirdi de, karakollardaki işkence aletlerinin hangi polisin maaşı ile satın alındığı sorgulanmazdı…). Şimdi “Silivri”yi de “onlar inşa etti; ÖYM’leri de onlar kurdu…” derseniz, o zaman esas kumpası kuran partinizin, Türkiye’ye karşı, şöyle bir itiraf borcu doğmaz mı?: “Biz anayasal yetkileri kullanmak yerine, sürekli meydanlarda idik ve bu yolla sandıkları başkasına kaptırmadık; makamımız için öngörülen hukuki ve mali ayrıcalıklardan yararlanmak için hiç ödün vermedik…”.
Karşımıza çıkan kısırdöngü ise şu: “Eski” darbecileri yargılamak için “yeni” darbeciler üreten Hükümet, “darbeler zinciri”nin yeni halkalarını nasıl örecek?
10 Ağustos CB seçimlerinin kritik eşiği, bu olsa gerek.

[Bu yazı 1173 kez okundu]
Prof. Dr. İbrahim Özden KABOĞLU

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [91]
[26 Aralık 2016] Parlamentarizm kalkıyor, ama başkanlık gelmiyor. ... [2 Ağustos 2016] Adil yargılama neden önemli? ... [2 Mayıs 2016] Anayasa'ya aykırı anayasa değişikliği ... [10 Şubat 2016] Yerli ve milli anayasa çelişkisi ... [28 Ocak 2016] 'Türkiye'de çevre adaleti' Avrupa Parlamentosu'nda. ... [31 Aralık 2015] 'Demokratik özerklik' talebi, Anayasa ihlali mi? (Güç bizim, kural ise sizin.) ... [30 Aralık 2015] Sivil toplum örgütleri Anayasa sınavında. ... [17 Aralık 2015] Anayasa konusunda muhalefete düşen görev ... [3 Aralık 2015] Tahir Elçi, 'hukuksuzluk' kurbanı. ... [19 Kasım 2015] 'Yeni Anayasa' deme hakkınız yok, eğer; ... [12 Kasım 2015] Anayasa bahane, başkanlık şahane... ... [5 Kasım 2015] Sivil toplumun demokratik gücü... ... [15 Ekim 2015] "Ankara Katliamı"na hukuki yaklaşım ... [8 Ekim 2015] "Muhalefet lideri" Davutoğlu'nu dinlerken ... [3 Eylül 2015] Kutsanan yaşam ise barış, ölüm ise savaş ... [13 Ağustos 2015] Seçim yolunda anayasa dışı tuzaklar ... [30 Temmuz 2015] Müstafi hükümet ve kamu düzeni... ... [2 Temmuz 2015] AKP ve 'Havuz'u: 'Savaşa evet, koalisyona hayır!' ... [30 Haziran 2015] Seçmen freni: Yasama ittifakı için azınlık hükümeti ... [28 Mayıs 2015] Anayasa Mahkemesi seçimlerle ilgili karar vermeli ... [21 Mayıs 2015] Yüksek Seçim Kurulu (YSK): Karar seçenekleri... ... [7 Mayıs 2015] 'Eski Türkiye'/AKP-Saray ittifakı: 'Yeni Türkiye' ... [17 Mart 2015] Parlamenter rejimi işler kılmak için... ... [29 Ocak 2015] Partiler, seçim ve 'yeni' anayasa sınavına ne kadar hazır? ... [15 Ocak 2015] Bizdeki İslâm: Korkan mı, korkutan mı? ... [8 Ocak 2015] 3. büyük korku: Hukuk ... [25 Aralık 2014] Güvensizlik ve istikrarsızlık sarmalında ba(ğ)zı yasalar ... [11 Aralık 2014] İnsan hakları mı, mezhep mi? ... [4 Aralık 2014] İktidarın iki büyük korkusu: ... ... [6 Kasım 2014] Yargılamada makul süre: Amaç ve araç çelişkisi ... [30 Ekim 2014] Anayasa'ya aykırı yasa önerisi... ... [2 Ekim 2014] Özgürlükten kaçışın 10. yılı... ... [11 Eylül 2014] 'Anayasa oyunu'na gelinmeye! ... [4 Eylül 2014] "Eski" hükümetle "yeni" Türkiye ... [21 Ağustos 2014] Resmi Gazete engeli: "Seçilme" itirafı ... [7 Ağustos 2014] CB seçimleri: Yanlış ve doğrular ... [31 Temmuz 2014] 'Yeni' Türkiye'de insan hakları... ... [17 Temmuz 2014] Ama hangi anayasa ... [10 Temmuz 2014] Ne vesayet, ne de siyaset makamı ... [7 Temmuz 2014] Halk, neyi oylayacak? ... [20 Haziran 2014] Tekli zorlama ve toplu onarım ikilemi ... [12 Haziran 2014] '.En çok ihlal kararı verilen ülke' ... [5 Haziran 2014] AYM, toplu özgürlükler sınavında ... [29 Mayıs 2014] 'Başkanlık Kaldıracı', 'Demokrasi Şalı' demek... ... [22 Mayıs 2014] Düzenleme/Denetleme ve Yaptırım ... [8 Mayıs 2014] CB seçimi: Yarışma-çatışma ikilemi ... [24 Nisan 2014] "Konusu suç teşkil eden emir." ... [17 Nisan 2014] MİT devleti inşasında AYM sınavı ... [10 Nisan 2014] Halk iradesine saygısızlık... ... [27 Mart 2014] Tek parti değil, koalisyon... ... [20 Mart 2014] 'Torba politikası' tutar mı? ... [6 Mart 2014] Anayasa'ya aykırı 'demokratikleşme' ... [27 Şubat 2014] Hukuk yoksa, çete var.. ... [13 Şubat 2014] Anayasa'ya "Açık Aykırılık" ... [6 Şubat 2014] 'Rüşvetle Mücadele Komisyonu' ... [30 Ocak 2014] Tunus, Türkiye'yi esinleyebilir mi? ... [23 Ocak 2014] ". Din ile siyasetin bir arada yürümediği" ... [16 Ocak 2014] Suçlu sayılmama ilkesini de karartan suçlular ... [2 Ocak 2014] 2014: "Hukukla tanışma" yılı olabilecek mi? ... [27 Aralık 2013] Yargıçlar, demokrasi aktörü olabilecek mi? ... [20 Aralık 2013] Anayasa, yargıçları da bağlar... ... [12 Aralık 2013] İnsan Hakları Dünya Mahkemesi ve Türkiye ... [5 Aralık 2013] Mısır, Tunus ve Türkiye ... [21 Kasım 2013] "Hamaney Kürdistan'da." ... [14 Kasım 2013] Muhafaza-kar(lı)lık ve sınırlar ... [31 Ekim 2013] Yeni bir anayasa değişikliği desteklenmeli mi? ... [24 Ekim 2013] 'AB İlerleme Raporu' yansız mı? ... [22 Ağustos 2013] Demokrasi yoluyla hizmet... ... [8 Ağustos 2013] Yönetimin adı ne? ... [21 Haziran 2013] Fişleyen, "Milli İrade" mi? ... [11 Nisan 2013] Oligarşi mi, anayasal monarşi mi? ... [29 Mart 2013] 'Barış sürecinde' siyaset ve hukuk ... [15 Mart 2013] YA AVRUPA OLMASAYDI? ... [7 Mart 2013] 4. Yargı paketi ve hukuk güvenliği ... [1 Mart 2013] "TEK" SEVENLER ÜLKESİNDE " YARGI BİRLİĞİ" ... [21 Şubat 2013] Yanlışlar zincirinde: Yetkisiz AKP, etkisiz CHP ... [14 Şubat 2013] İki 'ucu açık': Avrupa ve Anayasa ... [1 Şubat 2013] İHAM önündeki Türkiye (Birinci mi, sonuncu mu?) ... [3 Ocak 2013] 2013 neden önemli? ... [1 Kasım 2012] Anayasal krizi mi, demokrasi eksiği mi? ... [27 Eylül 2012] Bireysel başvuru etkili olabilir mi? ... [27 Temmuz 2012] Yaz gündemi ve özgürlükler ... [19 Temmuz 2012] "İnsan hakları alanında temayüz" edenler. ... [12 Temmuz 2012] "Yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi"nde hak ihlalleri... ... [5 Temmuz 2012] DGM-ÖYM-BACM : sayısal çoğunluğu kalıcı kılma araçları mı? ... [28 Haziran 2012] Havacılık hizmetlerinde grev yasağı, Anayasa'ya aykırı ... [22 Haziran 2012] AKP/AYM: Putin-Medvedev ... [9 Mart 2012] DENGE VE DENETLEME SİSTEMİ DE NE DEMEK? ... [1 Mart 2012] "28 ŞUBAT"A HAYIR, AMA YETMEZ...! ... [27 Ocak 2012] Anayasa tipolojisinde Türkiye... (Anayasa zamanı ve mekânı.) ... [3 Kasım 2011] İnsan (enkazda), fikri (hapiste)... ...
Prof. Dr. İbrahim Özden KABOĞLU
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™