Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Rejime tutulan ayna
23 Mayıs 2014, Fatih YAŞLI
, Fatih YAŞLI

'Tam da bu noktada, yani ölümün hükmünü icra ettiği şimdiki zamanda, “hayatı savunma”nın bir slogan olmaktan öteye geçerek bir karşı-siyaset arayışının çıkış noktası ve odağı haline gelmesi bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır.'

Fatih Yaşlı - soL

Bakmayın aynalara, aynalar kirli
Aynalarda rezil olur yüzünüz
Behçet Necatigil

AKP’nin, Türkiye’nin düzeninin 90’lar boyunca yaşadığı derin ve çok yönlü krize yanıt arayışının bir ürünü olarak ortaya çıktığını, esas misyonunun siyasi, iktisadi ve toplumsal boyutları olan bu krizi yatıştırmak ve kontrol altına almak olduğunu biliyoruz.

AKP iktidarının tarih-öncesinde, yani 90’lar boyunca, Türkiye kapitalizminin ardı ardına yaşadığı krizler IMF’yle yapılan stand-by anlaşmaları aracılığıyla aşılmaya çalışılmıştı. IMF bu anlaşmalarla Türkiye’ye kredi açıyor ve aynı zamanda uluslararası piyasalardan borçlanmasını kolaylaştırıyor; bunun karşılığında ise Türkiye’den “yapısal uyum programı” olarak tabir edilen “ödev listesi”ndeki ödevleri yerine getirmesini, yani devleti ve ekonomiyi serbest piyasacı/neo-liberal ilkeler doğrultusunda dönüştürmesini talep ediyordu.

98’de IMF’yle imzalanan stand-by anlaşmasıyla başlayan süreç, 2000 ve 2001’de yaşanan iki büyük krizin ardından Kemal Derviş’in Türkiye’ye gelişiyle hız kazanacak, “büyük dönüşüm” başlayacaktı. DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetine Dünya Bankası’ndan adeta dördüncü bir koalisyon ortağı gibi transfer edilen Kemal Derviş, Hazine Bakanı olduktan hemen sonra “güçlü ekonomiye geçiş programı”nı devreye soktu ve devletin neo-liberal dönüşümüyle ilgili yasalar bir teyakkuz halinde Meclis’ten geçirildi. Bunun koalisyon hükümetinin sonu anlamına geldiği ise çok geçmeden anlaşılacaktı.

Soma’ya giden yol: AKP’nin neo-liberalizmi
Ne ironiktir ki, girdiği ilk seçimi halkın yoksullaştırıcı neoliberal yıkım politikalarına verdiği tepki nedeniyle kazanan AKP, iktidara geldiği günden bu yana “güçlü ekonomiye geçiş programı”na sadık kaldı. Neo-liberal politikalar on iki yıl boyunca derinleştirilerek devam ettirildi. Yerli ve küresel sermayenin çıkarları doğrultusunda devlete ait işletmeler özelleştirme talanına açıldı, çalışma hayatında taşeron, esnek, güvencesiz istihdam hayata geçirildi, uluslararası tekellerin çıkarlarına uygun bir şekilde tarım ve hayvancılık büyük ölçüde tasfiye edildi.

Ocak 2002’de, Meclis’ten, TEKEL’in özelleştirilmesinin de önünü açacak bir “tütün yasası” geçirildi. Yasa, tütün üreticisine verilen devlet desteğinin kaldırılmasını ve tütün üretiminin Tütün Piyasası Düzenleme Kurulu’nun iznine bağlanmasını öngörüyordu. Amaç ise uluslararası tekellerin istekleri doğrultusunda Türkiye’deki tütün üretimini tasfiye etmekti. Yapılan hesaplara göre bu yasayla birlikte 600.000 olan tütün üreticisi sayısı 150.000’e düşecek; üretim Karadeniz’de % 50, Ege’de ise % 40 oranında azalacaktı. Bu, aileleriyle birlikte 3 milyona yakın insanın geçim imkânlarını kaybetmesi anlamına geliyordu.

2004 yılında yine neo-liberal iktisat politikaları uyarınca madencilik sektörüne ilişkin yasal düzenlemeler yapılıyor; devlet, madenlerin mülkiyetini elinde bulundurmakla birlikte işletme hakkını özel sektöre devretmeye başlıyordu. Böylelikle hem sermayeye yeni değerlenme alanları açılmış oluyor hem de emek maliyetleri aşağıya çekiliyordu.

İşte tam da bu süreç nedeniyle, yani tütün üreticiliğinin tasfiyesiyle birlikte, köylü yığınlar proleterleşecek ve özelleştirilen kömür madenlerinin ucuz işgücü ordusunu oluşturacaklardı. Artık ekmek ocağın dibinde, yerin yedi kat altındaydı.

Buraya kadar anlatılanlar küreselleşmenin ve neo-liberal iktisat politikalarının dünyadaki seyrine uygundur ve küresel kapitalizmin 2000’lerdeki görünümünün Türkiye’ye yansımalarını oluşturmaktadır. Ancak bundan sonrası sadece küreselleşme ve neo-liberalizmle açıklanamaz, hikâyenin geri kalanında AKP rejiminin inşa sürecinin ekonomi-politiği bulunmaktadır. Bu yüzden de bakmamız gereken yer orasıdır.

Soma: Kömür, inşaat, rant
Öncelikle söylenmesi gereken şudur: AKP bundan dört yıl önce, madenlerin işletme hakkını devrettiği şirketlere, çıkarılan kömürün tamamını alma garantisi vermiştir. Dolayısıyla şirketler, son dört yıldır, “ne kadar çok kömür çıkarırsak o kadar çok kazanırız” mantığıyla hareket etmektedir. Üstelik bu alım sürecinde iddiaya göre şirketler naylon fatura düzenleyerek, devlete sattıkları gerçek miktardan çok daha fazlasını satılmış gibi göstermektedirler ve böylelikle devlet bütçesinden bu şirketlere rant aktarılmaktadır.

Peki çıkarılan kömürler ne yapılmaktadır? Bu kömürlerin çok önemlice bir bölümü, AKP popülizminin ve seçim stratejisinin en önemli ayaklarından birini oluşturan “yoksullara ücretsiz kömür dağıtımı” mekanizması adına kullanılmaktadır. Hüseyin Çelik’in de olanca farkındalığıyla belirttiği gibi, sermayenin iktidarı adına, yoksullara dağıtılan kömürü yoksullar çıkarmaktadır.

“Madenlere ruhsat verme mekanizması nasıl işlemektedir” diye sorduğumuzda ise vereceğimiz yanıt şöyle olacaktır: 2012 yılında yayınlanan bir genelgeyle, madenlere ruhsat verilmesi başbakanlığın onayına bağlanmıştır. Dolayısıyla, tek adama dayalı parti-devletinin doğasına uygun bir şekilde, madenlerin hangi şirketlere devredileceği de, tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi “nihai karar verici” olan Erdoğan’ın iki dudağı arasına sıkıştırılmış durumdadır.

Soma’daki maden ocağını işleten şirket, sattığı kömürden kazandığı paraları, hangi yatırımla değerlendirmektedir peki? İşte burada karşımıza, hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, AKP rejiminin ekonomi-politiğinin merkez noktası çıkmaktadır: “İnşaat.” Soma Holding, yatırımlarını inşaat sektöründe yoğunlaştırmış durumdadır ve İstanbul’un kalbine saplanan hançerlerden biri olan “Spin Tower”ın müteahhitliği, Holding bünyesinde kurulan gayrimenkul şirketi Tilaga A.Ş tarafından üstlenilmiştir.

Bu noktada ilk akla gelen soru şüphesiz ki şu olacaktır: Kentsel rant üzerine kurulmuş bir ekonomik büyüme modeliyle; bu model adına sağlanan imtiyazlar karşılığında, “politik aile şirketi” işlevi gören “hanedan”a ait vakıflara “bağış” yapmanın beraberce ekonomi-politik karakteristiğinin temelini oluşturduğu bir rejimde, Soma Holding bunun dışında kalmış olabilir mi? Soma Holding’in rant-haraç diyalektiğinden bağımsız olarak o kuleyi İstanbul’a dikmiş olması mümkün müdür?

Yanıt “hayır” olmalıdır ki, Sezgin Tanrıkulu da Meclis’e verdiği soru önergesinde Bülent Arınç’a şöyle sormaktadır:

"Soma Kömür İşletmeleri AŞ unvanlı şirketin bağlı olduğu Soma Holding'in sahibi Alp Gürkan 'ın 2013 yılında TÜRGEV adlı vakfa bağış yaptığı iddiası doğru mudur?

Soma Holding'in sahibi Alp Gürkan tarafından son beş yılda TÜRGEV Vakfı'na Temmuz 2012 den önce de İSEGEV adlı vakfa herhangi bir para bağışı yapılmışsa yapılan nakdi bağışların toplam tutarı ne kadardır?”

Buradan yola çıkarak ve Soma Holding’in geçen yıl devlete ödediği verginin Spin Tower’daki dairelerden bir tanesinin fiyatından daha az olduğunu da dikkate alarak, Holdingin “normatif mali sistem”e değil de, aile-devletinin bekası adına oluşturulan “imtiyazlı mali sistem”e ödemede bulunduğunu, yani vergi değil de haraç ödediğini söylemek mümkün hale gelmektedir. Şüphesiz, tepesinde “reis”in, merkezinde ise bir ailenin bulunduğu parti-devletinin ekonomi-politiği açısından hiç de şaşırtıcı bir durum olmayacaktır bu.

Katliam öncesi görünüm, neo-liberalizmle AKP rejiminin nasıl eklemlendiğine dair manzarayı bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Katliam sonrası ise rejimin politik/ideolojik niteliğini dolaysız bir şekilde göz önüne sermiştir.

Muhafazakâr Despotizm Soma’da: Cop ve Sarık
Katliam sonrası, Erdoğan Soma’ya bir işgal gücü komutanı misali gitmiş, dünyadan farklı örnekler vermek adına geçen yüzyılda yaşanan “kaza”ları sıralamış, yetinmeyerek ölümün bu işin fıtratında olduğunu söylemiş ve sonrasında yaslı Soma sokaklarında, tarih boyunca nadir görülen bir şekilde, bizzat kendisi halka karşı şiddet uygulamıştır.

Katliam sonrası Soma’da rejim, polis üniforması ve imam cübbesiyle temayüz etmiş; sarıkla cop, “rıza”yla “zor”un iki enstrümanı olarak aynı anda devreye sokulmuştur. Polis ve imam, Soma sokaklarında, uzunca bir süredir rejimin hegemonyasını tesis ettiği entegre aygıtın sembolik figürleri olarak, ilan edilmemiş bir olağanüstü hal konjonktüründe, teyakkuz psikolojisiyle boy göstermiştir. “Rejim Soma’ya bolca gaz ve İslamizasyon sıkmıştır” da diyebiliriz. Buna devletin resmi din aygıtının dışında tarikatların da dahil edilmesi ise “yeni Türkiye”ye dair ayırt edici bir fenomen olarak mutlaka kaydedilmelidir.

Neo-liberalizmle muhafazakâr despotizmin sentezi olan yeni Türkiye, giderek öldürülmeleri cinayetten sayılmayanların doldurulduğu bir toplama kampına dönüşmekte, polis ve imam bu kampın bekçiliğini yapmakta, iktidar ise kendisini ancak “ölüm siyaseti” üzerinden var edebilmektedir. Tam da bu noktada, yani ölümün hükmünü icra ettiği şimdiki zamanda, “hayatı savunma”nın bir slogan olmaktan öteye geçerek bir karşı-siyaset arayışının çıkış noktası ve odağı haline gelmesi bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır.

[Bu yazı 957 kez okundu]
Fatih YAŞLI

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [95]
[2 Ağustos 2016] "Üslere el konacak, NATO'dan çıkılacak" ... [16 Mart 2016] Ankara: Anlatılan hepimizin hikâyesi ... [10 Şubat 2016] "Yeni-Osmanlı düştü düşecek" ... [3 Ocak 2016] "Noel Baba'yı yargılamak"tan ODTÜ'ye: Akitleşme ... [9 Aralık 2015] Bir gece ansızın 82 Musul, 83 Kerkük, 84. ... [25 Kasım 2015] Moskova Camii'nde başkanlık için şükür namazı ... [18 Kasım 2015] Bir manipülasyon ideolojisi ... [11 Kasım 2015] 1 Kasım'dan sonra Yeni Türkiye ... [1 Kasım 2015] Türkiye: 1 Kasım'dan önce, 1 Kasım'dan sonra ... [30 Ağustos 2015] Haziran'ın barışı ... [19 Ağustos 2015] Milli irade öldü, ruhuna El Fatiha ... [30 Temmuz 2015] Niye hedef Demirtaş? ... [27 Temmuz 2015] Yurtta savaş bölgede savaş: Ara rejimden faşizme ... [20 Temmuz 2015] AKP-CHP koalisyonunu kimler istiyor? ... [13 Temmuz 2015] Borç toplumu: Anlatılan senin hikâyendir ... [6 Temmuz 2015] AKP gerilemedi diye halkı mı dövelim? ... [2 Temmuz 2015] Tel Abyad AKP'nin cankurtaranı olur mu? ... [9 Haziran 2015] Bu daha başlangıç! ... [28 Mayıs 2015] Yok başka bir cehennem! ... [21 Mayıs 2015] Doğan-Erdoğan kavgası: Anlatılan senin hikâyendir! ... [19 Mayıs 2015] "Kaset siyaseti": Mucitler muhalif olurken ... [29 Nisan 2015] Hukukun ölümü: Katille birlikte maktule ağlamak ... [13 Nisan 2015] "400'ü verin, huzur içinde çözülsün" ... [19 Ocak 2015] "Cumhuriyet reklam arası", peki yeni-Osmanlı? ... [15 Ocak 2015] Tehlikenin farkında mısınız: İslamofobi değil İslamofaşizm ... [22 Aralık 2014] Türkiye bir guguk devleti midir? ... [15 Aralık 2014] Alatlı'nın Rönesans'ı, bizim yeni Ortaçağımız ... [8 Aralık 2014] Dini Eğitim Şurası: Dindar ve kindar nesiller ... [27 Kasım 2014] Ak Kemalizm'in fıtratı ... [20 Ekim 2014] Rejimin teminatı: Polis ... [9 Ekim 2014] Kobane: "Yesinler Birbirlerini" mi? ... [24 Eylül 2014] Yeni-Osmanlı'nın son hamlesi: Tampon Bölge ... [15 Eylül 2014] 12 Eylül darbesinden Çarşı darbesine ... [4 Eylül 2014] HDP ve aşırı Türkiyelileşme ... [25 Ağustos 2014] Padişah, Sadrazam, Yeni-Osmanlı ... [21 Ağustos 2014] Hayrunnisa Hanım o eli niye sıkmadı? ... [18 Ağustos 2014] "O yozdili koparırlar işte" ... [31 Temmuz 2014] Cemaat sofrasından Maldivler'e ... [24 Temmuz 2014] Monşerler, ekmeğin fiyatı, muhafazakârlık ... [17 Temmuz 2014] Muhafazakâr ahlakın Suriye'yle imtihanı ... [14 Temmuz 2014] Filistin kanıyor, one minute! ... [10 Temmuz 2014] Abdestli kapitalizmin ramazanı ... [4 Temmuz 2014] Dualarla başkanlık koltuğuna ... [26 Haziran 2014] 12 Eylül yargılandı, hayırlı olsun ... [23 Haziran 2014] Cumhurbaşkanlığı: AKP rejimine hayat öpücüğü ... [16 Haziran 2014] Berkin terörist, IŞİD değil! ... [12 Haziran 2014] Bayrak planı, Köşk tuzağı ... [9 Haziran 2014] Lice ne yana düşer usta? ... [5 Haziran 2014] Boğaz'da yalı, elde viski kadehi ... [2 Haziran 2014] Haziran nedir? ... [29 Mayıs 2014] Soma'da aslında ne oldu? ... [19 Mayıs 2014] Ölüler üzerinden siyaset ... [15 Mayıs 2014] Ölümün coğrafyasında ... [5 Mayıs 2014] "Rıza Sarraf Yeni Türkiye'dir" ... [28 Nisan 2014] Diktatoryaya iki adım kala ... [21 Nisan 2014] Sandıklı diktatörlüğe doğru ... [17 Nisan 2014] Aile-Devletinden manzaralar ... [16 Nisan 2014] Fatih Yaşlı yazdı: Ergenekon'dan Ötüken'e, bir efsaneden diğerine ... [7 Nisan 2014] Biri seçim mi dedi? ... [20 Mart 2014] Bugün tapelerden ne öğrendik? ... [19 Mart 2014] Fatih Yaşlı yazdı: Aile, devlet, özel mülkiyet: 'Tape'lerin aynasında yeni rejim ... [13 Mart 2014] O ekmek bir gün gelecek Berkin ... [3 Mart 2014] 28 Şubat 2014'te neredeydiniz? ... [30 Ocak 2014] Hani faiz lobisi bizdik? ... [13 Ocak 2014] "AKP'nin olmasın ama Cemaat'te de kalmasın" ... [27 Aralık 2013] Fatih Yaşlı yazdı: Paralel devlet devleti paralize ederken ... [24 Haziran 2013] Biri dış mihraklar mı dedi? ... [13 Mayıs 2013] Reyhanlı'nın faili Yeni-Osmanlı ... [18 Nisan 2013] Karanlığın Saltanatı ... [18 Mart 2013] Cumhuriyet'i Cemaatle Kurtarmak? ... [11 Mart 2013] Davutoğlu'nun kapatmak istediği parantez: Cumhuriyet ... [4 Mart 2013] Öcalan ne diyor? ... [21 Ocak 2013] Savunmayı savunmak gerekiyor ... [7 Ocak 2013] "12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsunuz?" ... [24 Aralık 2012] Tersinden III. Meşrutiyet ... [3 Aralık 2012] "Bir Yeni Cumhuriyet İçin" ... [13 Kasım 2012] Sakık'ı kim, niye konuşturdu? ... [7 Kasım 2012] Kemalizm ve sol müdahale ... [30 Ekim 2012] Yeni bir on yılın eşiğinde ... [4 Eylül 2012] Hala nasıl bir arada yaşayabiliyoruz ya da çoğunluğun apolitizmi ... [14 Ağustos 2012] Taşeron savaşı, Aleviler ve Kürtler ... [10 Temmuz 2012] Kürt Sorununda Çözüm Mümkün mü? ... [19 Haziran 2012] AKP-C Koalisyonunda Son Durum ... [17 Nisan 2012] Korku, Solkırım ve Hesaplaşma ... [27 Mart 2012] Wikileaks'ten Sızan Türkiye: ABD Belgelerinde Ergenekon ... [14 Şubat 2012] Neyin Kavgası? ... [10 Ocak 2012] Başbuğ'un Tutuklanması: Düne Değil Yarına Dair Bir Hesaplaşma ... [15 Kasım 2011] Türk Sağının Emperyal Hevesleri: Yeni Osmanlıcılığın Kısa Tarihi ... [25 Ekim 2011] Şiddetin Fay Hattı: KCK, Çukurca Saldırısı ve Van Depremi ... [20 Eylül 2011] "Hrant'ın Arkadaşları" Odatv İddianamesini Okudu mu? ... [16 Ağustos 2011] 12 Eylül 1980: Yeni Rejimin Miladı ... [9 Ağustos 2011] Aristokrat Solcular İlerici Muhafazakârlar ve Demokrasi ... [12 Temmuz 2011] Yemin Krizinden Siyaset Dersleri ... [25 Mayıs 2011] Milli Sır ... [16 Şubat 2011] Türkiye Mısır Olur Mu? ...
Fatih YAŞLI
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™