Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Çağrı ve çare
22 Mayıs 2014, Ali Rıza AYDIN
, Ali Rıza AYDIN

“Meclis’i boşaltın, AKP’yi susturun” imza kampanyasıyla ilgili, soL’un dünkü manşet haberinde yer alan “Halkın temsilcilerini çağırması, siyasi direniştir” başlıklı açıklamamızda; AKP uygulamalarıyla burjuva demokrasisine dayanan sistemin çatı çatır dağıldığını, anayasal organların bu dağılmaya engel olamadığını, AKP’nin “dağıtan” görevinde olduğunu; yasama ve yargı organlarının, demokratik kitle örgütlerinin dağılmayı önleyecek, anayasal ve toplumsal denetimi gerçekleştirecek güçten uzaklaştırıldığını, işlevsizleştirildiğini veya teslim alındığını belirtmiş idik.

AKP’nin onbir yılı aşan kötü sicili kabararak artarken, son bir yılda fazlasıyla katlanmış, Soma’daki emekçi cinayetleri, artık kaldırılamayacak bir yükü toplumun sırtına bindirmiştir. “Tarihimizde eşine nadir rastlanan bir facia” tanımının Erdoğan tarafından yapılmış olması ve AKP yönlendirmesinin, “acı”, “yas” ve “iman” üzerine kurulması ne Erdoğan’ı ne de AKP’yi kurtaramaz. Devletin maden ocaklarıyla ilgili görevi, cenaze kaldırıp halkı dinsel sömürü ile susturmak değil, bu tür faciaları ve katliamları önlemektir. Önleyemediyse, hesabını vermekle yükümlüdür.

İnsanlık tarihi, sömürge topraklarıyla, kölelerle ve göçlerle, kapitalizmin karanlığı içinde sömürünün her türünün maden ocaklarında acımasızca kullanıldığını göstermektedir. Türkiye’de, hem de 21. yüzyılda, kapitalizmin karanlığı ile AKP’nin karanlığı buluşmuş, haklar mücadelesiyle kazanılan ve artık Batı’nın da reddedemediği güvenlik önlemleri bile yok sayılmıştır.

Haziran Direnişi’nin tüm uyarılarına ve aradan geçen bir yıla karşın, ne 30 Mart seçimleri, ne yolsuzluklar, ne facialar, ne de halkın üzerine saldırılar ve cinayetler AKP’nin gitmesini sağlayamamıştır.

Halk direnişini sürdürmekte, haklı olarak meşruiyet sorunu üzerine gitmekte; ancak düzen muhalefeti, meşruiyetini tartıştığı AKP’yi bırakın göndermeyi frenleme konusunda bile bir adım atamamaktadır. Ne kadar çabalarsa çabalasın, “AKP’yi gayrimeşru, Meclisi meşru” gören yaklaşımla kısır bir döngüye neden olmaktadır. Bu kısır döngü, Cumhurbaşkanlığı seçimini de içinde eritecek, dahası 2015 genel seçimlerine kadar uzanacaktır. Meşruluğu tartışılan AKP’yle birlikte Cumhurbaşkanlığı seçimine girişmenin, çelişkiler girdabında bocalama dışında bir işe yaramayacağına ilişkin çok emare bulunmaktadır.

Düzenin Meclisi etkili müdahale yapamıyorsa, nelere mal olmaktadır? Ne yapılmalıdır? Düzenin kuralları ile çalışan demokratik kitle örgütleri etkili müdahale yapamıyorsa, nelere mal olmaktadır? Ne yapılmalıdır? Halka kıyılıyorsa, halkın direnme hakkı devlet saldırısı ile kırılıyorsa ne yapılmalıdır?

AKP diktatörlüğüne karşı olan, ancak anayasal ve hukuksal çember içinde dönüp duran bir muhalefet anlayışına karşı yeni arayışlar, aynı zamanda AKP ve sömürü düzenine karşı arayıştır. Bu, AKP ile uğraşıp gericiliği ve sömürüyü, sınıfsal mücadeleyi unutma anlamına gelmez.

Halkın, egemenliği devrettiği temsilcilerine istifa uyarısında bulunması, onları yanına/alanlara çağırması, sistemi bütünsel kavrayan bir mücadelenin başlıkları altındadır. Anayasa’nın satırları içinde çözüm arayışı değildir. Sistemi sorgulayan ve yerine konulacakları bilen bir siyasal uyarıdır. Bu nedenle “Meclis’i boşaltma”, tekil ya da belli sayıları içeren istifa tartışmalarına ve AKP tarafından tepe tepe kullanılan, ihmal ya da ihlalinde sakınca görülmeyen Anayasa’nın kimi maddelerine feda edilemez. Bütünsel bir halk talebinin bireysel ya da hukuksal algılamalarla değerlendirilmesi, polemiklere boğulması da kabul edilemez.

Meclis’te artık, “demokratik sistemin sigortası” olmak ile AKP’yi yaşatmaya devam etmek arasında farklılık değil çakışma söz konudur. Halk adına sigorta, AKP adına sigortaya dönüşmüştür. Bu yaşamsal sorun, çözümsüzlüğe terk edilemez.

Seçimle gelen temsilcilere çağrı, halkın gözü önünde her gün yaşanan ve canlara mal olan çaresizliğin çareleri arasındadır. Yeniden vurgulamayla “siyasi direniş”tir. Bu çağrı, Anayasa satırları ve Meclis duvarları arasına sıkışıp kalan milletvekillerinin, son çare olan direnme hakkını halkla birlikte kullanmasının da başlangıcıdır.

[Bu yazı 745 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™