Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
İktidar
14 Nisan 2011, Nuray MERT
, Nuray MERT

İnsanlığın en büyük sorunu ‘iktidar’dır

İnsanlığın en büyük sorunu ‘iktidar’dır. Şu veya bu hükümetin, partinin, rejimin dayattığı iktidar değil, hepsinden önce ve hepsinden öte, insanın iktidar meyli, güç sevdasıdır. Bu meyil, bu sevda iki türlü işler; bir yandan ‘muktedir olma’ hevesi, diğer yandan muktedir olana yanaşma ve nihayet tapınma şeklinde. Aslında her iki durumda esas olan ‘güce tapma’dır.
İnsan güce taptığı oranda iktidar hevesi pekişir, yine aynı oranda güçlü olana biat eder. İktidarın mutlaklaşmasının ölçüsü, iktidar olanın da ona tabi olanın da güce tapınma ölçüsüdür. Hiçbir durumda iktidarın dayattığı güç baskısı tek taraflı değildir, iktidarın üstten dayattığı, ona tabi olanların alttan desteklemesi olmadan fazla anlam taşımaz, süreklilik kazanamaz. Çünkü iktidar hiçbir zaman sadece dayatma değil, aynı zamanda ‘tanınma’dır.

Derin ve genel sorun
Gücün dayatılması ve tanınması arasındaki ilişki, kuşkusuz karmaşık bir denklem çerçevesinde oluşur.  İnsanlar, iktidarı salt gücü temsil ettiği için değil, aynı zamanda vaat ve vazettikleri için tanırlar, meşru görürler. İnsanlığın ‘adalet’, ‘özgürlük’ gibi temel arayışları, bunları vaat eden gücü tanımaları açısından önemlidir. ‘Nasıl bir adalet?’, ’kime ne kadar özgürlük?’ soruları, iktidarın kullanımı ve ölçüsünü belirler. Bu ölçü, birileri için diğerlerinin payından feragat etmek, birileri adına diğerlerini görmezden gelmek şeklinde bozulma eğilimi gösterir. Bu durumda, ilke ve değerler iktidar denklemi içinde önemini yitirir, denklem birilerinin mutlak iktidarını kurma yoluna doğru seyreder. Bu durumda, ya ölçüyü ilkeler ve değerler yönüne çekmeye çalışan itiraz ve baskılar devreye girer ya da iktidar olana sadece iktidar olduğu için biat etme eğilimi öne çıkar. Bu koşullar altında iktidarlar mutlaklaşır, otoriter dediğimiz ortam oluşur.
İnsan güce sadece güç olduğu için biat etmeye veya biat ettirme meyline kapılırsa, gücün kölesi haline gelir. İktidarda olan da gücün kölesi olur, ona tabi olanlar da! İktidarda olan her şeyini gücü elinde bulundurmaya bağladığı oranda, gücünü yitirdiği anda, her şeyini yitirme kaygısı ile kendi gücünün kölesi olur. İktidarda olmayan, zaten bu dayatmanın nesnesine dönüşür. İktidarın dayatmasına itiraz etmekte gösterilen her türden çekince ve çekingenlik iktidarın mutlaklaşma sürecini biraz daha öteye taşımaktan, itirazın imkânlarını daha da daraltmaktan başka işe yaramaz.
Türkiye’de yaşadığımız süreç, ne bize, ne sadece bu iktidara, ne de bugüne ilişkin bir sorun değildir. Çok genel ve çok derin bir insanlık meselesinin siyasal alanda tezahürüdür o kadar.
Bu derin ve genel sorun bir yana, siyasi partilerin aday listelerini açıklaması ardından, bugünlerde siyasi partilerin lider egemenliği veya parti içi demokrasi konusu yine gündeme geliyor, tartışılıyor. Bizde, öteden beri, parti içi demokrasinin işlemesinin, demokrasinin önkoşulu olduğu yönünde kanaat beyan etmek pek makbul sayılır. Oysa, durum tam tersi de olabilir. Demokrasiler ancak, itiraz etme özgürlüğü talebi güçlüyse güçlenir. Bu talep olmadığı veya sözde kaldığı sürece parti içinde lider diktatörlüğü, siyasetin genelinde otoriter hava kaçınılmaz olur. Siyasi parti liderleri ve etkin siyasetçilerin egoları, milletvekilliği adaylarının belirlenmesi sürecinde herhalde epeyce okşanmıştır. Bu duyguya ne ölçüde teslim oldularsa, yollarına o ölçüde iktidarlarının kölesi olarak ve kölesi yapmaya çalışarak devam edecekler demektir.

Küçük bir örnek
Benzerleri çok ve bilindiktir ama ben yine de küçük bir örnekle bitireyim. Milletvekili adayı olmak için görevlerinden istifa eden bürokratlardan, Melbourne konsolosu Vahit Özdemir, “Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın emrinde bir nefer olarak hizmet edebilmek amacıyla görevimden istifa ediyorum” demiş. Ben bu ifadeyi gazetelerde okudum, doğru mu bilemem, aday oldu mu onu da bilmiyorum. Ama milletin ‘vekilliği’ni, ‘emir’ altında çalışmak olarak görenlerin, bunu telaffuz etmekte tereddüt göstermeyenlerin ülkesinde ne lider sultası biter, ne demokrasi güçlenir. Otoriter siyasetlerin en kötü sonucu, şahsiyet zaafları üzerine kurulması, bu zaafları yeniden üretmesidir. Ancak güçlü şahsiyetler, yani kendine saygısı yüksek olanlar daha fazla özgürlük talep ederler. Gönüllü emir erleri her rejimde rahat yaşarlar, sadece şahsiyetli insanlar ve toplumlar daha fazla demokrasi ister. 

(Milliyet 14.04.2011)

[Bu yazı 1881 kez okundu]
Nuray MERT

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [54]
[9 Haziran 2017] Katar'ın başına gelenler ... [15 Ocak 2016] Linç kampanyasına nefer yazılanlar asıl siz kendinizden utanın! ... [31 Ağustos 2015] Merak etmeyin, istedikleri düzeni kuramayacaklar ... [27 Temmuz 2015] Lanetli çözüm, ahmakların seferi ... [13 Nisan 2015] Ülkede Karanlık Bir Sabaha Uyanmak ... [15 Mayıs 2014] Soma Katliamı. Ayrı dünyaların insanlarıyız ... [17 Nisan 2014] Kulak asmayın düşünce tacirlerine! ... [9 Kasım 2013] 'Otoriter muhafazakarlık' ve demokrasi ... [25 Ekim 2013] Muhafazakarların 'Bağımsız Türkiye'si ... [18 Ekim 2013] Bayramda Barış Süreci ... [16 Temmuz 2013] Bu çirkin tablonun ardındakiler ... [17 Mayıs 2013] Suriye politikasının ağır bedeli ... [3 Mayıs 2013] Burası işte böyle bir ülke! ... [10 Nisan 2013] Kuş katliamı ... [9 Şubat 2013] Karanlık Bir Tünelden Çıkış ... [1 Şubat 2013] Masum değilsiniz hiçbiriniz ... [15 Ocak 2012] Sadece cesur insanlar özgür olabilir ... [12 Ocak 2012] Muammalı bir hesaplaşma devri ... [5 Ocak 2012] Muhafazakâr cumhuriyet ... [25 Aralık 2011] Fransa, Türkiye, Suriye ve Ortadoğu ... [18 Aralık 2011] Ortadoğu'da yeni dönem ... [20 Kasım 2011] Herkes fikrini bozmuş! ... [13 Kasım 2011] Bir büyük kompozisyon yarışması ... [25 Ekim 2011] Demokratik 'zihniyet' meselesi ... [13 Ekim 2011] 'Görevimiz tehlike' ... [6 Ekim 2011] 'Bu hal', 'OHAL' mi? ... [4 Ekim 2011] Zizek'in 'yeni oryantalizmi' ... [25 Eylül 2011] Kürt meselesi ve yurtta savaş cihanda savaş ... [22 Eylül 2011] Yeni laiklik tartışmaları ... [20 Eylül 2011] Erdoğan ve Nasır ... [11 Eylül 2011] 'Libya özel sayısı' ... [8 Eylül 2011] İsrail ve Kürt meselesi ... [1 Eylül 2011] İslam Emperyalizmi, Neo-Osmanlıcılık ... [23 Ağustos 2011] 'İslam ve Sosyalizm' ... [16 Ağustos 2011] 'Londra isyanı' ve insanlığın çözülüşü ... [9 Ağustos 2011] Suriye'ye giden 'mesaj' ... [24 Temmuz 2011] Türkiye'nin 'Değerler'i ... [5 Temmuz 2011] Maslahatçı demokrasi ... [30 Haziran 2011] 'İkna Odaları'ndan 'İkna Meclisi'ne ... [26 Haziran 2011] Şeytana uymayalım ... [19 Haziran 2011] 'Kimliğe oy' ve 'yeni statüko' ... [26 Mayıs 2011] Kürt meselesi CHP, BDP ve AKP ... [13 Mayıs 2011] Dere geçilirken değişmeyen at ... [10 Mayıs 2011] Bu hale nasıl geldik? ... [26 Nisan 2011] 'Sol' garezi ... [15 Nisan 2011] Yeni engizisyonlar, yeni cadı avları ... [7 Nisan 2011] Devlet için 'demokrasi', devlet için anayasa! ... [22 Şubat 2011] 'Organizma' ve tecavüz! ... [18 Şubat 2011] Tasasız 'demokrat'lar! ... [16 Şubat 2011] Mısır'da 'Post-Devrim', 'Post-demokrasi' ... [10 Şubat 2011] Yeni statüko, Kıbrıs ve demokrasi ... [25 Ocak 2011] 'Tefrika'yı savunmak! ... [11 Aralık 2010] 'Öğrenci eylemleri' krizi ... [23 Ekim 2010] Laikliğin teminatı ...
Nuray MERT
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™