Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Ben yapmadım Miki yaptı...
17 Şubat 2014, Av.Murat Kara
, Av.Murat Kara

Large_vak_f

"AKP kadroları ve 'büyük patron' Recep Tayip Erdoğan, hiçbir siyasi ve mali risk almadan çocuklarının kurduğu vakıflar üzerinden, milyoner hayatı yaşamaktadır."

Başbakan yardımcısı Bülent Arınç, 23 Eylül günü yaptığı bir konuşma sırasında “Bizim vakıf anlayışımızın özü; devlet, vakıfların emanetçisidir.” demişti. Bu konuşmadan üç ay sonra, 17 Aralık sabahı başlayan Türkiye’nin en büyük yolsuzluk, rüşvet operasyonunda devlet ile vakıflar arasında nasıl bir emanet ilişkisinin olduğu açığa çıktı.

Aslında birden çok çürümüş ilişkiyi içerisinde barındıran 17 Aralık yolsuzluk sürecinde, özellikle vakıfların nerede durduğunu ve vakıflarla nasıl bir ilişki içerisine girildiğini anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle 17 Aralık'ta neden vakıflar vardı? Bu sorunun cevabını aramakla başlayabiliriz.

Hatırlanacağı gibi 2007 yılı Bilal Erdoğan’ın MB Denizcilik şirketini kurduğu yıldır. O tarihten bugüne Bilal Erdoğan, MB Denizcilik şirketi aracılığıyla toplam iki adet gemi aldı. Bunun yanında abisi Burak Erdoğan’ın aldığı gemi sayısı ise beş. Hadi şimdi de başka bir hatırlatma yapayım, 17 Nisan 2003 tarihinde mısır ithalatındaki gümrük vergisi %20′ye indiriliyor. 4 Ağustos 2003 tarihinde Kemal Unakıtan’ın oğlu 4000 ton mısır ithal ediyor. İthalat işlemi bittikten sonra, 8 Ağustos 2003 tarihinde mısır ithalinde gümrük vergisi yeniden %45′e çıkarılıyor. Abdullah Unakıtan, pastörize yumurta ithalatı işine de giriyor. Önce şirketi AB Gıda San. ve Tic. A.Ş.’ye 2,5 milyon TL’lik teşvik belgesi veriliyor. İşe başlamadan önce pastörize yumurtada KDV oranları %18′den %8′e indiriliyor.

Bu örneklerin verilmesinin sebebi, bakan ve başbakan çocuklarının kurdukları şirketlerle toplumsal algıda tartışılır duruma gelmesidir. Kemal Unakıtan’ın siyasi hayatı sonlanmışken; Tayyip Erdoğan, oğullarının aldığı gemiler için en fazla “onlar gemi değil gemicik” savunmasını yapabilmiştir. Sağ politikacıların, siyaseti paraya ve ticarete tahvil etme güdüsü, en tepkisiz toplumlarda dahi siyasi risk taşımaktadır. Sağ siyasetçiler bunları yaparken belki de İmam Gazali’nin İhya’sında geçen bir hadiste “Ticaret yapın, çünkü rızkın onda dokuzu oradadır” deyişini hatırlamaktadırlar. Her ne sebeple olursa olsun sağın para ile sınavı her zaman önlerinde duracaktır. Nitekim Erdoğan, Güler, Unakıtan, Gül ve diğerleri rızkından kat ve kat fazlasını ticaretten almışlardır.

Peki vakıfların bununla ne alakası var? Aslında buna verilecek cevap, yolsuzluklarda neden vakıflar vardı sorusunun cevabı ile aynıdır.

Bir sermaye grubu patronu milyon dolarlara sahipken, yaşadığı lüks hayatı ve bunun doğurabileceği siyasi ve mali riskleri vakfın nimetlerinden yararlanarak sıfırlayabilir. Kendi adına ev, arazi, uçak almazken vakıf adına bunları alarak milyon dolarların getirdiği lüksü ve rahatlığı yaşayabilmektedir. Ayrı bir üretim örgütlenmesine ihtiyaç duymadan rüşvet ya da ekonomi dışı nakdi ve maddi sermayeyi vakıfların özelinde tutarak herhangi bir siyasi veya mali risk almadan dolar milyoneri olunabilir. Bu yüzden Başbakan, “rüşvet, kamu görevlisi ile vatandaş arasında olur, burada öyle bir şey yok” diyebilmektedir. Başbakan için Vakfa yapılan bağışlar rüşvet olarak tanımlanamaz.

Peki ülkemizdeki hukuk mevzuatı, vakıfların bu haline müsaade edebilmekte midir? Derneklerde olduğu gibi vakıflar da kendi özel kanununa ve yönetmeliğine sahiptir. Bunlar sırasıyla, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu ve 27.09.2008 tarih ve 27010 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe giren Vakıflar Yönetmeliği’dir. Ayrıca 4962 sayılı Kanun’un 20. maddesi ile Maliye Bakanlığı’na verilen yetki çerçevesinde, vakıflara vergi muafiyeti tanınmasının şartları, 3 Nisan 2007 tarihinden geçerli olmak üzere Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Tebliğ (Seri No:1) ile belirlenmiştir.

Bu yasal mevzuatlar ışığında vakıflar nasıl bir faaliyet göstermektedir. Birkaç örnekle açıklayalım. 5737 sayılı yasaya göre vakıflar kendi vakıf amaçlarına uygun olarak, ticari işletme kurabilmektedir. Şimdi burada ne gibi bir sorun var diyebiliriz. Peki o zaman somutlayarak devam edelim; Okçular Vakfı, bu vakfın mütevelli heyetinde kimler yok ki, Bilal Erdoğan, A.Misbah Demircan, Ersan Topbaş, Abdullah Güler..., hepsi orada anlayacağınız. Bu vakfın en büyük icraatı ise Okmeydanı’nda inşa edilen, imar durumu bir günde değiştirilen ve 18.000 m2 alan üzerine kurulmuş otopark, resturant, hünkar bölümü gibi bir çok işletmeyi barındıran tesisin yapımına ön ayak olmasıdır. Peki bu tesisleri kim işletiyor sizce? Tabii ki Okçular Vakfı yani Bilal Erdoğan.

(Bknz. http://www.istanbulsporenvanteri.com/tr/tesisler/tesisler-2/okmeydani-aticilik-okculuk-tekkesi-282.html).

58. Hükümet'in Acil Eylem Planı’nın 'yolsuzlukla mücadele' alt başlıklı bölümünde taahhüt edildiği üzere, kamu görevlilerinin kurduğu ve yönettiği dernek ve vakıflara kamu kurum ve kuruluşlarından kaynak aktarılması 22.01.2004 gün, 5072 sayılı yasayla yasaklanmıştır. Ancak anlaşılan bazı vakıfların denetimi olmadığı için, belediyeler kendi kendine ihale yapabilmektedir.

Başka bir vakıf yolsuzluğuna gidelim. Vakıflar kamuya ait olması gereken arsaları 99 yıllığına kiralayarak, yağmalamaktadır. Yine bir örnek vererek devam edelim. Son zamanların en bilinen vakfı TÜRGEV, bu vakfın mütevelli heyetine baktığımızda Bilal Erdoğan, Fatih B. Başkanı Mustafa Demir, Ümraniye B.Başkanı Hasan Can, Esra (Erdoğan) Albayrak'ı görmekteyiz. Arsası kamuya ait olan üzerinde Ümraniye Belediyesi Sosyal Tesisi bulunan arazi önce TÜRGEV’e devrediliyor. Daha sonra Ümraniye Belediyesinin "katkılarıyla" Özel Şule Yüksel Şenler Kız Yurdu kamu arazisinin üzerine inşa ediliyor. TÜRGEV’e sağlanan ayrıcalığın arsa tahsisi ve inşaat desteği ile sınırlı kalmadığı anlaşılıyor. Kamuya ait arsaların yanı sıra, halkın yararlanması için açılan belediye sosyal tesislerinin de TÜRGEV vakfına devredildiği anlaşılmaktadır. TÜRGEV'e ait yurtların ise öyle ücretsiz , hayır için olduğuna da sanmayalım. Yani Ümraniye Belediye Başkanı Belediye'ye ait tesisi yıktırıp, arsasını 99 yıllığına kendisinin mütevelli heyeti içinde olduğu vakfa, TURGEV'e yani Bilal Erdoğan'a verebiliyor (Bknz. http://www.turgev.org/yrt.aspx?yid=29&klasid=2).

Bu örnekleri arttırabiliriz. Ancak asıl büyük tabloyu unutmamak gerekir. Vakıflar eliyle kamu arsalarının talanı, AKP kadrolarının kendi aileleri üzerinden kamu tesislerinin işletmesi ya da vakıfların tekel haline geçmesi, bunların hepsi bir Vakıf kurmanın 'duygusal' faydalarıdır. Ancak 17 Aralık süreci Vakıfların sadece bu özelliği ile ilgili değildir. Neden Vakıflar sorusunu tekrar soralım?

Gelir İdare Başkanlığı’nın sitesine girdiğinizde vergi muafiyeti olan vakıfların listesine ulaşabilirsiniz (Bknz. http://www.gib.gov.tr/index.php?id=406). Bu vakıflara yapılan aynı ve nakdi bağışların vergisel denetimi yoktur. Bu vakıflara milyon dolarlar aktardığınızda, devletin vergi sistemi size nereden geldi bu para diye soramamaktadır. Örnek mi verelim; hatırlanacağı gibi Bilal Erdoğan'ın yöneticisi olduğu TÜRGEV'in Vakıfbank'taki hesabına 26 Nisan 2012'de 99 milyon 999 bin 90 dolarlık kaynak aktarıldığını belirtilmiş, bu aktarmaya dair belgelerde kamuoyuna açıklanmıştı. TÜRGEV'in Vakıfbank'taki hesabına "Royal Protocol" adlı kuruluş tarafından bir kerede 100 milyon doların yatırıldığı bilinmektedir. Sadece bir bağışın rakamı 100 milyon dolardır. Ya da Ali Ağaoğlu'nun Ataşehir'de TÜRGEV'e bağışladığı, soruşturma dosyasındaki tapelerden anlaşılan, arazinin fiyatının 200 milyon TL tutarında olduğunu söylesek. Bu ayni bağışın vergilendirmesi olmadığından nereden geldi diye sorulamayacaktır.

Büyük tablo işte budur, AKP kadroları ve 'büyük patron' Recep Tayip Erdoğan, hiçbir siyasi ve mali risk almadan çocuklarının kurduğu vakıflar üzerinden, milyoner hayatı yaşamaktadır. Rüşvet ya da ekonomi dışı nakdi ve ayni sermayeyi vakıfların özelinde tutarak herhangi bir siyasi veya mali risk almadan saltanatını sürdürebilmektedir. Biri çıkıp bu paraları nereden buldun diye sorduğunda cevap basit olacaktır; benim değil ki vakfın. Yani “Ben yapmadım, miki yaptı babacığım.”. Bu durum yolsuzlukların içinde vakıflar neden var sorusuna yeterli cevabı vermektedir. Suçlu Miki'dir...

 

Av. Murat Kara

 

Adaletvesosyalizm

[Bu yazı 1566 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™