Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
"Milli irade", güçler ayrılığı ve HSYK
20 Ocak 2014, Av. Abdurrahman BAYRAMOĞLU
, Av. Abdurrahman BAYRAMOĞLU

"Hükümet ise kendisine “şerik” olabilecek tüm unsurları etkisiz hale getirmek için kullandığı yargının karşısında bu kez kendini bulunca, kadim ortağının kudreti karşısında ilk başta biraz sendelemekle birlikte, saldırarak kazanma yolunu seçmiş görülüyor."

 

 

Geleceğini “Allah”a havale etmiş bir toplum olarak, köşeye sıkışan kedi çaresizliğiyle karşısındakinin yüzünü tırmalayan bir “Başbakan”a şaşırmamış olmalıyız. Sıra bize gelmeden sorunu görmek ve sorumlulukla davranmak, bize özgü bir davranış değil ne yazık ki.

 

HSYK’nın alelacele “yeniden yapılandırılması” (Başbakan’a bağlanması) süreci, tam da bu toplumsal yapımıza uygun gelişiyor.

 

Burjuva demokrasilerinin şeklen de olsa uymaya özen gösterdikleri, “güçler ayrılığı” ilkesinin, Türkiye’nin siyasi tarihinde şeklen de olsa uygulandığını görmek pek olası değil. Batılılaşma hareketlerinin başlangıcı sayabileceğimiz 19. Yüzyılın ilk yarısında Tanzimat Fermanı ile başlayıp, Islahat Fermanları ile süregelen, Meşrutiyet dönemleri ve nihayet yüzyıla yaklaşan, tek partili ve çok partili Cumhuriyet dönemi incelendiğinde, bu savın doğruluğunu kanıtlayacak birçok uygulamayla karşılaşılabilir.

 

Batılı burjuva demokrasilerinin bu ilkeyi nasıl uyguladıklarına ve nasıl anlamlar yüklediklerine dair felsefi ya da siyasi tartışmalar bir yana, “güçler ayrılığı” ilkesi en yalın haliyle; halkın vekilleri aracılığıyla çıkardığı yasalara, halkı yönetenlerin uyup uymadığının, mahkemelerce halk adına denetlenmesi diye tanımlanabilir.

 

Kulağa hoş gelen bu tanım, esasen yalnızca halkı aldatmaktan öte bir anlam ifade etmez. Çünkü sistemin merkezinde “halk” diye tanımlanan yönetilenler ve onların “irade”si vardır. Olumlu ya da olumsuz…

 

Erk”in (Egemenlik) gökten yere, sonra da kraldan halka doğru serüveni, güçlerden söz etmeyi haklı kılabilecek denli mücadeleli bir serüvendir elbette. Ama teorik te olsa “erk”in halka ait olduğunu, tartışmasız kabul eden burjuva demokrasilerinin sorunu artık halkın kendisidir.

 

Burjuva demokrasilerinin bu sorununun adı da “milli irade”dir.

 

Gelir dağılımı görece daha dengeli ve refah seviyesi daha yüksek toplumlarda, toplumsal sınıfların konumları daha durağandır. Halk daha örgütlüdür. Nihayet oyunun kuralları, toplumsal genlere iyice nüfuz etmiştir. Kısacası bu tür toplumlarda sistem tartışması bitmiştir. Taraflar “sözleşme”ye sadıktır. Bu nedenledir ki, oralarda kraliyet mensubu da, cumhurbaşkanı da, başbakan da hakimin karşısına çıkar. Çıkınca da yer yerinden oynamaz, borsa çakılmaz vs.

 

Ünlü deyimle; “Berlin’de yargıçlar var”dır.

 

***

 

Milli irade” sorununa gelince…

 

Halkın kendi kendini yönetmesi masalına inanıyorsanız böyle bir sorundan söz edilemez elbette. Ancak bu “yönetme” halinin nasılını, nedenini sorgulamaya başladığınızda, karşınıza işte bir sorunlar yumağı çıkıyor.

 

Dört ya da beş yılda bir, yapılacak seçimler sonucunda bir vekiller meclisi oluşturuldu diyelim. Ortaya çıkan muhtemel sorulardan bazıları;

 

Vekiller seçildikleri dönem boyunca sınırsız yetkilere sahip olacak mı?

 

Halkın vekaletinin kapsamı nedir?

 

Devredilemeyen yetkiler var mıdır?

 

Sorumluluk halkta mı yoksa vekillerde mi olacak?

 

Sorulara aklınıza gelebilecek başkalarını ekleyebilirsiz. Ama biz halkın kendi kendini yönetme serüvenini izlemeyi sürdürelim. Vekillerin kendi içlerinden devletin işlerini yürütecek olan (parlamenter sistemlerde) yani hükümet edecek olanları da seçtiğini varsayalım.

 

Hükümet vekillere karşı mı, millete karşı mı sorumlu olacak?

 

Vekiller halkın dediğini mi hükümetin dediğini mi yapacak?

 

Halk yasalara uymazsa sonucuna katlanır. Ancak vekiller ve hükümet yasalara uymazsa ne olacak?

 

Ankara’da yargıçlar var.” diyebilir miyiz?

 

Diyebilirsek, yargıçları kim seçecek?

 

Yargıçlar kime karşı sorumlu olacak?

 

Vs. vs…

 

***

 

Seçimlerin halk iradesini tümüyle yansıttığını kabul etsek bile, sistemin paradoksu, “halk” ve “halk adına” meselesidir.

 

Hükümet, milli iradeyi temsilen devleti kendi çiftliği kabul ederek dilediğince yönetmeye kalktığında ortada bir sorun olduğu elbette görülecektir. Ancak bu sorun, adına ne derseniz deyin, hazımsız yöneticilerce yönetilen, yeterince gelişmemiş toplumlar için kaçınılmazdır.

 

HSYK özelinde konuya baktığımızda resim şudur.

 

Yargı teşkilatının bir bölümü, ama tümü üzerinde mutlak etkin bir bölümü, mevcut düzende (yürürlükteki mevzuatla çerçevesi çizilmiş) daha etkin olmak için uzun erimli bir plana göre, yol arkadaşlarıyla çatışmaya girmiştir.

 

Hükümet ise kendisine “şerik” olabilecek tüm unsurları etkisiz hale getirmek için kullandığı yargının karşısında bu kez kendini bulunca, kadim ortağının kudreti karşısında ilk başta biraz sendelemekle birlikte, saldırarak kazanma yolunu seçmiş görülüyor.

 

HSYK yasa teklifinin “güçler ayrılığı” ilkesine aykırı bir düzenleme olduğu açık. Ancak koparılan fırtınaya bakarak, çok şey kaybettiğimiz sanılmasın. Var olan da, getirilmek istenen de halkın iradesinin ürünü değildir. Doğrusu “halk iradesi” güçlü olanın göğsünde taşıma hakkına sahip olduğu “şerif yıldızı”ndan öte bir anlam ifade ediyor mu belli değil.

 

Burjuva hukukundan ve onun kavramlarından söz ettiğimize göre, hükümetin kendisini ve suç ortaklarını yargılama girişimleri karşısında takındığı tutum, tümüyle hukuk dışıdır ve suçtur.

 

Taraflarından bağımsız olarak söylemek gerekir ki, yargılama girişimi ne denli hukuki gereklilik ve gerçeklik “de jure” olsa da, fiili durum “de facto” hükümetin hikmetinden henüz sual edilemediğidir.

 

Hukuk devleti ve güçler ayrılığı ilkelerine, uluslararası sözleşmelere ve yürürlükteki 12x12 Eylül Anayasası’na açıkça aykırı olan yeni düzenleme, çağdaş burjuva demokrasileri arasında sayılmayan Türkiye için bile dar gelecektir.

 

Ama milli iradenin dokunulmaz olduğu, dolayısıyla onu temsil edenlerin de dokunulmaz olacağı varsayımı ile hükümetin ve başbakanın “suçtan münezzeh” olduğunu da kabul etmek gerek!

 

Aksine, halkı soymak üzerine kurgulanmış bir düzende, halkı soyanların yargılanabileceğini sanmak pek safça olurdu herhalde.

 

Yani hükümet meşrebine göre davranıyor.

 

Kavgaya tutuştuğu da…

 

 

Av. Abdurrahman Bayramoğlu

 

adaletvesosyalizm

[Bu yazı 1289 kez okundu]
Av. Abdurrahman BAYRAMOĞLU

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [66]
[7 Temmuz 2017] KOCA KOCA LAFLAR ETMEDEN ÖNCE. ... [6 Eylül 2016] SON KALENİN SEVİMLİ DİKTATÖRÜ ... [29 Mart 2016] KAHROLSUN TERÖRİSTLER ! ... [17 Ocak 2016] SUÇA ORTAK OLUYORUM ... [2 Kasım 2015] EĞİL EY KAFİR! ... [29 Ekim 2015] AKP'NİN ABSÜRT SEÇİM TAKTİKLERİ ... [22 Ekim 2015] İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ... [12 Ekim 2015] OSMANLIYA RAHMET OKUTAN YENİ OSMANLILAR ... [21 Eylül 2015] TANRI TÜRKÜ KORUSUN ... [14 Ağustos 2015] SARAY MİLLİ İRADEYİ TEHDİT EDİYOR ... [6 Haziran 2015] BÜYÜK PATLAMADAN KARAFATMAYA (*) ... [18 Mayıs 2015] TBB Genel Kurulunda Yapamadığım Konuşma ... [9 Nisan 2015] BESLEME, BESLEDİKÇE. ... [7 Mart 2015] KİM KORKAR BÖLÜNMEDEN ... [19 Mayıs 2014] "301" İÇİN YARDIM KAMPANYASI MI, HERKES İÇİN SOSYAL DEVLET Mİ? ... [12 Mayıs 2014] MAKBUL CÜBBE ... [22 Nisan 2014] DEVLETİN PARTİSİNDEN PARTİNİN DEVLETİNE ... [29 Mart 2014] İYİ ŞEYLER OLUYOR ... [24 Mart 2014] İKTİDAR GAYRİMEŞRUDUR ... [28 Şubat 2014] ŞEYHİ DÜŞÜREN MÜRİTLER ... [5 Şubat 2014] BİLMEMENİN DAYANILMAZ ÇEKİCİLİĞİ ... [13 Ocak 2014] BOYALARI DÖKÜLÜRKEN ... [6 Ocak 2014] SUÇ ÖRGÜTÜ ... [20 Aralık 2013] ORTADA HIRSIZLIK VAR YANDAN GEÇ ... [13 Aralık 2013] KONUŞURSAM YER YERİNDEN OYNAR ... [27 Ekim 2013] Atatürk Orman'ı ODTÜ Orman'ı olmasın ... [23 Eylül 2013] PROVOKASYONU GÖRDÜM ... [17 Eylül 2013] İDDİALARA YANIT VERMEYECEĞİZ ... [5 Eylül 2013] ADALET BAKANLARI HUKUKÇU OLMALI ! ... [16 Ağustos 2013] AZALMAK ... [26 Temmuz 2013] ÇAPULCU İLE BEZİRGAN ... [15 Temmuz 2013] TERMAL HAFIZA ... [7 Haziran 2013] TENCERENİN DÜDÜĞÜ... ... [15 Nisan 2013] Gelişmemiş Demokrasilerin Boğulma Noktası: %51 ... [11 Şubat 2013] DEVLETİN SAVCISINA YARDIMCI OLALIM ! ... [30 Ekim 2012] BUNLAR DA GİDER ... [14 Eylül 2012] BİLMEK ACI VERİYOR ... [3 Nisan 2012] HER ÇOCUKTAN BİR YIL ... [24 Şubat 2012] DİNDAR, KİNDAR VE TİNERCİ ... [23 Şubat 2012] KÖŞE YAZARARINA SAHİP ÇIK. YOKSA... SON HALKA: NURAY MERT ... [15 Şubat 2012] ANAYASA KİMİN İRADESİ ... [2 Şubat 2012] YÜRÜYÜŞ... ... [6 Ocak 2012] İNSANSIZ... ... [23 Aralık 2011] YALANLAR ... [15 Kasım 2011] KURBANLAR GÜLÜMSEDİKÇE... ... [18 Ekim 2011] KUŞ ARAYAN KAFESLER! ... [9 Eylül 2011] Bir Ustalık Hikayesi: Torbacılıktan Köprücülüğe! ... [29 Temmuz 2011] NE SAĞCIYIM NE SOLCU. ... [15 Temmuz 2011] BİR EMPATİ DENEMESİ: "BEN OLSAYDIM..." ... [24 Haziran 2011] ESKİ OYUNUN YENİ OYUNCULARI ... [1 Haziran 2011] SOLCU OLMAK ... [6 Mayıs 2011] MEYDANDAKİ ÖLÜLER ... [18 Nisan 2011] BÜYÜK PATLAMADAN KARAFATMAYA ... [30 Mart 2011] HOMO SAPİENS ÇAĞI SONA ERİYOR ... [18 Mart 2011] HERKES MERSİN'DEN DÖNERKEN... ... [10 Mart 2011] SUÇLULUK KARİNESİ ... [4 Mart 2011] 500 Milyar Dolarlık Pazar ve Sahibinin Sesi Liberaller ... [18 Ocak 2011] Allahın Kuruşları ... [3 Ocak 2011] Öyle Bir Geçti Ki Zaman. ... [10 Aralık 2010] VURUN KAHPEYE ! ... [8 Aralık 2010] İSTANBUL BAROSU SEÇİM SONUÇLARI-3 ... [25 Kasım 2010] İSTANBUL BAROSU SEÇİM SONUÇLARI-2 ... [17 Kasım 2010] İSTANBUL BAROSU SEÇİM SONUÇLARI-1 ... [19 Nisan 2010] NİSAN TATİL OLMALI ... [12 Haziran 2009] Durduğumuz Yerden. ... [11 Haziran 2009] Barolar Birliği ve Birliği Savunmak ...
Av. Abdurrahman BAYRAMOĞLU
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™