Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
'Arap yolu', 'AB yolu', 'çıkmaz yol' ve yolsuzluk
17 Ocak 2014, Cengiz ÇANDAR
, Cengiz ÇANDAR

CENGİZ ÇANDAR

Erdoğan, Brüksel'e gidince, 'yolsuzluk ve otokrasi'ye varan 'eski Arap yolu'ndan çıkıp, 'AB yolu'na tekrar girmiş olur mu?

Dolar dün ilk kez 2.20’nin üzerine çıktı, 2.21’e vurdu ve ‘tüm zamanların rekoru’nu kırdı. Bu bir şey değil. Doların 2014’ün ilk çeyreğinde 2.30’u, altı ay sonunda ise 2.40’ı göreceğini öne süren raporlar yayımlanıyor. 2014 sonu için 2.50 tahmini yapanlar da var. Bu, şu demek: Ortadoğu ve Kuzey Afrika için sunulan ‘Türkiye modeli’nin de tüm dünyaya sergilenmek istenen ‘Türkiye başarısı’nın da ne yazık ki sonuna gelindi. Bunun sonunu getiren de ne gariptir ki başarının da altında imzası gözüken aynı kişi: Recep Tayyip Erdoğan!

Tayyip Erdoğan’ın ‘saray muhafızları’ rolünü üstlenen ve ‘farklı mahalle’den kopup gelen ‘yanaşmaları’ ile onunla ‘aynı muhtarlığa kayıtlı’ yandaşları, bunu ‘faiz lobisi’ne, ‘dış komplolar’a ve bunların ‘içerdeki ihanet şebekeleri’ne bağlıyor.

Bunların tümünün laf kalabalıklığını, bir AKP milletvekili en anlaşılabilir sözcüklerle şöyle ifade etti:
“Türkiye olarak artık koşmaya başladık. İşte bu koşan arabanın tekerine bir şey sokma hedefi olanlarla karşılaştık. Bunun sebebi, Türkiye’nin Ortadoğu’da dünya ülkeleri arasına girmesini istememeleri. Çünkü başında öyle bir lider var ki dünya liderliği kabiliyetinde ve Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan bir lider var. İşte bunun önünü kesmek istediler. Özellikle dış mihraklar.”

Al Arabiya News’da ‘Erdoğan’ın Arap müttefikleri hayal kırıklığına uğradı’ başlıklı bir yazı yazan Arabiya Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Abdurrahman el-Raşid’in şu satırları, Erdoğan’ın ‘yanaşmaları’ ve ‘dalkavukları’yla aynı kanıyı paylaşmıyor: “Liderler için mükemel bir imaj oluşturmak bir tuzaktır. Bu tuzak, en sonunda boşa çıkmış olsa da ortaya koyduğu tavırlar sayesinde Arap dünyasında birkaç yıllık bir popülariteden yararlanan Erdoğan için de kuruldu. (Araplar) Ona yaptıkları tezahürattan önce Irak’ın diktatörü Saddam Hüseyin ve daha sonra Hizbullah’ın başı Hasan Nasrallah’a da lehte tezahürat yapmışlardı. Bütün bunlar Araplar arasında yoğun bir popülerlik elde etmişlerdi ama bu popülerlik sonuç olarak ya ölümleri ya da yenilgileri sonrasında ortadan kalktı.”

Yazar, ‘Erdoğan: Hep konuşma, diş yok’ ara başlığının altında, Başbakan’ın ‘gürleyip ama bir türlü yağamadığı’ başarısız Suriye ve Mısır politikası örneklerini sıralıyor. Yazının sonu ise şöyle:

“Erdoğan’ın Arap müttefikleri zor durumda. Sevgili liderlerini kaybediyorlar. Saddam gitti. Nasrallah hayal kırıklığı içinde. Mursi devrildi. Ve İsrail’in karşısına gerçek biçimde dikilmemiş, Mursi’yi iktidara geri getirememiş ve Esad’a karşı savaşmamış olsa da Arapların sevdiği Türk liderinin sonu da bu şekilde olabilir.

Sonunda, onu, İran rejimi Suriye ve Irak halklarını öldürmekte iken, bu rejimin kara parasını aklamasında ona yardım ederken bulduk.”
Ağır. Çok ağır. Ancak, Ortadoğu’daki ‘Sünni bakış açısı’nı etkileyebilecek ve ayrıca kısmen yansıtan da bir yaklaşım. Bu temel Suudi bakış açısı, -Katar istisnası ile- Türkiye’nin ‘sıcak para’ için bel bağlayabileceği Körfez’e de egemen oluyor.

Batı ve ‘Yahudi diyasporası’ndan gayri bir de ‘Sünni Arap merkezleri’nde Tayyip Erdoğan algısı, yukarıdaki hale gelirse AKP’nin siyaseten, Türkiye’nin ekonomik olarak ufukları pek parlak olmaz.

‘17 Aralık darbesi’nin arkasındaki ‘faiz lobisi’ne, ‘Yahudi diyasporası’na, ‘merkezi Londra’da’ ve/veya ‘Washington, New York, Chicago’ gibi ABD merkezlerindeki ‘uluslararası komplo’ya, kısacası ABD ve İsrail’e, Arabistan Yarımadası ve Körfez’i de (Sünni dünyanın bankerleri) eklemek gerekecek.

Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi, bu, neredeyse bir ‘küresel suikast’. Ama ne olursa olsun, bütün bunlar şu sevimsiz gerçeklere de işaret ediyor:

1. Tayyip Erdoğan’ın ne zaman, nasıl ve ne şekilde sonuçlanacağı belli olmasa bile ‘kullanma süresi’nin dolduğu ve ‘siyasi erozyonu’nun başladığına;

2. Ekonominin kötüleşme trendine girdiğine.

‘Çıkış yolu’, AKP’nin iktidarının başında olduğu gibi ‘AB yolu’na yani ‘demokrasi yolu’na girmekte. ‘Kopenhag Kriterleri’ne geri dönmekte.
AB ise Türkiye’nin ‘ters yol’a girdiğini düşünüyor. HSYK konusunda iktidarın son hamleleri, AB’de ‘hukukun üstünlüğü’ne, ‘yargı bağımsızlığı’na son verme adımları olarak görülüyor.

Başbakan, önceki gün AB’ye de kükredi: “Türkiye’nin HSYK düzenlemesi üzerine beyanatta, bir açıklamada bulunmak kimsenin haddine değildir. Kalkıp da ‘İşte bu AB’nin müktesabatına aykırı’ gibi tespitler kusura bakmasınlar bize yutturulacak gibi şeyler değil. Biraz okuma yazma biliyoruz.”

Tayyip Erdoğan birkaç gün sonra Brüksel’de. Brüksel’de muhataplarıyla böyle mi konuşacak?
Daha dün ‘yolsuzluk’la ilgili üçüncü dalganın önüne set çekildi. Hallaç pamuğu gibi atılan polis, savcının isteklerini yerine getirmiyor. 25 Aralık tarihli ikinci operasyona dahil olan isimler, ya Başbakan’ın arabasında fotoğraflanıyor veya -televizyon haberlerinden işittiğimize göre- onunla telefonda “Abi, çıkacak mı kanun; alalım mı o araziyi?” gibi bir üslupla görüşebilen kişiler ya da bunların yakınları. Türkiye’nin dün geldiği nokta ‘yolsuzluk özgürlüğü’nün ‘görevini yapmayan polisin güvencesi’ altına alındığı bir ülke manzarasıdır. Böyle davranabilen polisin güvencesi, adli kolluğun gereğini yapmadığına, hukuka uymadığına göre, Tayyip Erdoğan’dan başka kimdir?

Brüksel’de kendisine bunlar sorulsa ne cevap verecek Tayyip Erdoğan?
Aylardır hakaretlerinin ve azarlamalarının muhatabı olan AB yetkilileri, Tayyip Erdoğan’ın ‘17 Aralık darbesi’ öykülerini, yanaşma ve yandaşları kadar kabule hazır oldukları düşünülebilir mi?

HSYK konusunda AB’ye ayar verirken, “Biraz okuma yazma biliyoruz” demişti ya, AB yetkililerinin de biraz okuma-yazma bildiklerini varsayarsak, The Economist’te iki hafta önce ‘Corruption in Turkey-The Arab Road’ yani ‘Türkiye’de Yolsuzluk-Arap Yolu’ başlıklı yazının şu ilk paragrafını okumuş olduklarını da varsayabiliriz:

“Arap baharı üç yıl önce Ortadoğu’da patlak verdiğinde, bir model arayışındaki ümitvar demokratlar, ılımlı İslam’ı refah ve demokrasiyle bileştirmiş görünen Türkiye’ye meyletmişlerdi. Maalesef, Araplar Türk yolunu izlemediler. Tersine, Türkiye, yolsuzluk ve otokrasi yönündeki eski Arap yoluna koyuldu.”

Tayyip Erdoğan, Brüksel’e gidince, ‘yolsuzluk ve otokrasi’ye varan ‘eski Arap yolu’ndan çıkıp, ‘AB yolu’na, ‘demokrasi yolu’na tekrar girmiş olur mu?

Kendisini ve Türkiye’yi soktuğu ‘çıkmaz yol’dan çıkarsa olur. Şunları yaparsa olur:
Gezi’den bu yana her türlü yanlış sözünü ve hükmünü geri alırsa, anti-demokratik uygulamalarından vazgeçerse, HSYK tasarısını derhal geri çekerse, Roboski katliamının ve Hrant Dink cinayetinin gerçek suçlularını hesap verecekleri şekilde ortaya çıkarırsa ve de ‘17 Aralık Darbesi Masalı’nı bir yana bırakarak, yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının önünü açarsa, olur.

Yapar mı? Yapabilir mi?

[Bu yazı 953 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™