Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Yeni Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve
3 Nisan 2011, Çetin AŞÇIOĞLU
Doğru, Güvenli Yargılama Beklentisi
 
Her alanda amacına uygun sağlıklı çalışma; bilim ve deneylerin ürünü olan yöntem (usul) kural ve ilkelerin varlığına ve özenle uygulanmasına bağlıdır. Bu nedenle; çağdaş hukuk, “insanın hak arama uğruna binlerce yıl döktüğü kan ve göz yaşlarının ürünü deneyimlerini” bilimsel düşüncenin ışığında değerlendirerek; “yargılamanın doğru ve güvenli (adil) yapılmasını” sağlayacak ilke ve kurumları kabul eder.
Çetin Aşçıoğlu Yargıtay Onursal Üyesi
Yürürlükteki hukuk ve ceza muhakemeleri yasaları, büyük ölçüde, çağdaş hukukun benimsediği ilke ve kurumlardan oluşur. Ne var ki; özenle uygulanmadıkça, tehlike kapıda bekler. Tanrısal bir görev üstlenerek türdeşini yargılayan yargıç, usul kurallarının uygulanmasında yüksek özen göstermekle yükümlüdür. Tersi durumda, esasa ilişkin yargı buyruğu gizil bir tehlike altında olur ve hukukun üstünlüğü tartışılır durumda kalır.
Ülkemiz, uzunca bir süredir, böyle bir dönemi yaşıyor. Bu nedenle; ceza davalarında olduğu gibi, hukuk davalarında da Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) kabul edilerek sorunun çözüleceği beklentisi içine girildi.
Yasanın iyi niyetli bir emek ve çalışmanın ürünü olduğu tartışmasızdır. Ne var ki, önemli olan, öngörülen amacın ne ölçüde gerçekleşeceğidir. Bu bağlamda, öncelikle, yasanın olumlu ve olumsuz yanları ana hatlarıyla ortaya konmalı.
OLUMLU YÖNLERİ:
1- 1927 yılında İsviçre’den aldığımız Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) Osmanlıca ağırlıklı dili; yargıç ve avukatların kuralları yanlış anlamlandırmalarına ya da dışlamalarına neden oluyordu. Bu nedenle; HMK’nın, büyük ölçüde günümüz Türkçesi ile düzenlenmesinin, uygulamaya olumlu katkısı beklenmeli.
2- HMK’da yer alan kural ve kurumların tamamına yakının, “yürürlükten kalkacak Hukuk Usulü muhakemeleri kanunundan (HUMK) olduğu gibi alınması” ya da “özündeki değerler dışlanmadan yeni kurallar oluşturulması” yerinde olmuştur. Çünkü bunlar evrensel niteliktedir.
3- İlke ve kurallar açıklanırken biçemin (üslup), yer yer, yalınlaştırılması uygulamada duraksamaları ve yanlış yorumları, bir ölçüde, önlemesi söz konusu olabilir.
4- HUMK’nın, özdeki hakları sınırlayan aşırı biçimciliği, sınırlı da olsa, dışlanarak amaçla araç arasında bağın kopması önlendi.
5- Dilekçelerin verilmesinden sonra başlayacak “üç aşamalı yargılama evresi (m.137 vd)” beklentisi yüksek önemli bir düzenlemedir. Özetle:
* Ön İnceleme: a- Yargıç, dosya üzerinde, uyuşmazlık konusunu belirleyerek diğer hazırlık işlemlerini tamamlar; b- Ardından duruşma açılarak; yanların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek saptanır ve sulha teşvik edilir; sulh sağlanamadığı takdirde ön inceleme tamamlanır.
* Tahkikat: a- İlk aşamada, dosya üzerinde yanların sav ve savunmaları incelenir gerekirse çağrılarak görüşlerine de başvurulabilir; b- Duruşma açılarak, özellikle maddi gerçeğin belirlenmesinde yanların etkin katılımıyla; tanık, bilirkişi dinlenir, belgeler incelenir ve tartışılır; gündeme gelen usul sorunları da çözümlenir. Başka gerekli husus kalmadığında tahkikat aşaması son bulur.
*Sözlü Yargılama: Tahkikat tamamlandıktan sonra duruşma günü belirlenerek sözlü yargılama başlar. Bu aşamada yanlar, uyuşmazlık konusu tüm sorunlar hakkında sözlü açıklamada bulunduktan sonra yargıç buyruğu açıklanır.
Bu düzenlemenin “doğru ve güvenli (adil) yargılanma hakkının güvenceye alacağı ve öncelikle yargılamaların uzamayacağı” yanlış bir beklenti olmaz. Ne var ki; geçmiş dönemdeki uygulamalar, yarınlar için de, kaygıları gündemde tutmaktadır.
OLUMSUZYÖNLERİ :
1- Aynı tarihte yayınlanan Türk Ticaret ve Borçlar yasalarına (1 Temmuz 2012) göre, HMK’nın yayımından yedi ay sonra (1 Ekim 2011) gibi kısa sürede yürürlüğe girmesi doğru olmamıştır.
Yargıç ve avukatların üst düzeydeki yerleşik yetersiz usul hukuku bilgi ve bilinci; öngörülen yeni düzenlemelere kısa sürede uyum sağlamalarını zorlaştıracaktır. Bu sorun giderilmeden uygulamaya geçilmesi, dün olduğu gibi, yeni dönemde de “kadı usulü uygulamanın sürdürülmesine ortam hazırlar”.
2- HUMK’da olduğu gibi; yargıcın, duruşmada tüm açıklama ve işlemleri yazıcıya (katip) dikte ederek tutanak düzenlemesine yer verilmiştir. Ne var ki; unutma, algılama eksikliği ve gibi psikolojik durumlar ve özet biçiminde aktarmalı yazdırmaların riski yargılamayı olumsuz etkileyebilir.
Yargıcın, yazdırma işlemi yaparken düşüncesini ve fiziki durumunu bu noktada yoğunlaştırması, gözlem ve izleme yeteneğinin dağılmasına yargılamadan kopmasına neden olabilir. Bu nedenle AB ülkelerinde, bu tehlikeli yöntem terk edilerek ve duruşmalar aygıtlara kaydedilmektedir.
3- Yargının temel sorunlarının başında bilirkişi kurumu gelmektedir. Bu bağlamda çözüm, sorunu yaratan nedenlerde değil de sonuçta arandığından, 2004’de yürürlüğe giren Ceza Muhakemeleri Kanununda (CMK) “adli yargı bilirkişi listeleri (1)” kabul edilmişti. Ne var ki, uzun uygulanma dönemi “dağ fare doğurdu” özdeyişini haklı çıkardı. Bu düzenlemeye HMK’da da yer verilmesi, yargıç özgürlüğünü kısıtlaması bir yana, denenmişin yanlışlığında direnilmesi kötü bir örnek oldu.
4- “Adli yardım” kurumunun sosyal içerikli işlevini zora sokan düzenleme biçimi ve “yargıçların devletçi tutumu”, “hak arama özgürlüğünü” ile “sosyal devlet ilkesi”ni olumsuz etkilemektedir. Bu konuda düzenleme yapılırken, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin geniş yorumlu uygulaması gözetilmeliydi.
HMK’nın olumlu ve olumsuz yanları bunlarla sınırlı değildir; önemli olanları ele aldım. Bu saptamalardan sağlıklı bir yargıya ulaşmak için iki somut durum da gözetilmelidir:
* 2004 yılında yürürlüğe giren CMK’nın bir çok buyruğu ya hiç uygulanmıyor ya da yanlış uygulanıyor.
* HMK’da yer alan kural ve kurumlar, çok büyük ölçüde, HUMK’dan alındı. Geçmiş dönemde uygulanmadığı tartışmasız bir çok kuralın yeni dönemde uygulanacağını beklemek aşırı iyimserlik olur.
HMK’nın, özellikle politik alandaki özlem ve beklentileri gerçekleştireceği yolunda kaygılarımı belleğimden silemiyorum. Çünkü “bireyin doğru ve güvenli yargılanma hakkının asıl güvencesi; etik değerleri özümsemiş bilge yargıç kimliğine sahip yargıçlardır. Çözümlenmesi gereken asıl sorun budur. Yasalar, yasa olduğu için değil, uygulamada ortaya koydukları değerlerle hukukun üstünlüğünün güvencesidir.

(Cumhuriyet Bilim Teknik 01.04.2011)

[Bu yazı 4433 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™