Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Fatih Yaşlı yazdı: Paralel devlet devleti paralize ederken
27 Aralık 2013, Fatih YAŞLI
, Fatih YAŞLI

Dershanelerin kapatılması üzerinden somutlaşan bir kavga olan AKP-Cemaat kavgası geri döndürülemez bir noktaya geldiğinde, 17 Aralık günü, özellikle Emniyet ve Yargıda örgütlenmiş olan paralel devlet harekete geçiyor ve devleti paralize ediyor, yani felce uğratıyor.

Fatih Yaşlı - soL
Siyasetin “normal” sınırlarını aştığı ve ülkeyi hükümetlerden ziyade “devlet aklı”nın doğrudan yönettiği 90’ların kriz yıllarında karşılaştık ilk kez o kavramla. Yargısız infazların, politik cinayetlerin, kitle katliamlarının artık “vakayı adiye” haline geldiği bir politik atmosferde, devlet şiddetinden söz etmek yetmiyor, doğrudan devlet aklının somutlaştığı odağa işaret etmek gerekiyordu. İşte “derin devlet” kavramı böyle bir ihtiyacın ürünü olarak şekillendi. Her ne kadar Ertuğrul Özkök “ilk kez ben kullandım” dese de, benim bilebildiğim kadarıyla kavramın patenti Nihat Genç’e aittir ve Genç tarafından, o dönemin on binlerce satan dergisi Leman’da yazdığı yazılarda kullanmıştır.

“Derin devlet” aslında kontgerilla sözcüğünün gündelik dile tercümesi olarak görülebilir ve esas olarak “devlet aklı”nın (eskilerin deyimiyle hikmet-i hükümetin) devletin bekasının tehdit altında olduğunu hissettiği zamanlarda, anayasanın ve hukukun dışına çıkabilme, anayasa ve hukuk dışı eylemler yapabilme potansiyeline işaret eder. Beka tehdidi algısı, siyasi cinayetleri de, kitle katliamlarını da devlet nazarında gerekli, meşru ve sorgulanamaz hale getirir. Bu açıdan bakıldığında derin devlet, 90’ların ruhunu temsil eden en önemli figürlerden biri olan Süleyman Demirel’in veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, “devletin zaman zaman rutinin dışına çıkabilmesi” demektir.

Derin devlet, devletten ayrı, bağımsız bir şekilde işlemez, kendi özel ajandası olmaz, hiyerarşinin dışına çıkmaz, mensuplarını motive eden bizzat devletin mevcut hali ve resmi ideolojisidir. “Çeteleşmeye”, kendi özel ajandasıyla hareket etmeye ve mensupları kendi özel çıkarları doğrultusunda hareket etmeye başladığında, bir yere kadar buna göz yumulur ama sonra devlet otoritesini tesis adına “devlet aklı” kaçınılmaz olarak devreye girer. Bu bağlamada, 28 Şubat süreci sadece siyasal İslam’a verilen balans ayarı olarak görülemez; 28 Şubat, Susurluk kazası ve sonrasında yaşananlarla birlikte derin devlet içerisinde derin devlet olmaya çalışanların ve uyuşturucu, haraç vb. işlere giren odakların tasfiye edilmesidir aynı zamanda.

AKP’nin, “demokratikleşme” adı altında rejimi dönüştürme projesinin esas aracı olarak kullandığı siyasi davaların söylemini “derin devletle hesaplaşma” üzerine oturtması bu açıdan şaşırtıcı değildir. Geçmişten bugüne devlet, neredeyse toplumun bütün kesimlerine karşı defalarca “rutin”in dışına çıktığı için, şimdi birer tertip olduğunu bizzat en yetkili ağızlardan duyduğumuz söz konusu davalarda, “derin devletin tasfiyesi ve devletin arındırılması” söylemi davaların toplumsal meşruiyetini de beraberinde getirmiştir. AKP aslında Birinci Cumhuriyet rejimini ve onun devlet içerisindeki kadrolarını tasfiye ederken, rejimin 90’lardaki çürümüşlüğünü lehine çevirmeyi becermiş ve muhafazakâr-otoriter rejimin inşasını demokratikleşme diye sunmayı ve meşrulaştırmayı başarmıştır.

Paralel Devlet: KCK’den Cemaate
Henüz birkaç yıldır kullandığımız paralel devlet teriminin literatüre girişi KCK’ye yönelik operasyonlarla birlikte söz konusu oldu. Haber metinlerinde KCK için önceleri “örgütün şehir yapılanması” gibi bir tanımlama kullanılıyordu; oysa KCK, PKK’nin şehirlerde de örgütlenebilme çabasının bir ürünü olmanın çok daha ötesine geçiyordu. KCK, “demokratik özerklik”i inşa edecek olan, yasama, yürütme ve yargı organlarına sahip, alternatif bir devlet aygıtı olarak tasarlanmış ve o işlevi görmesi beklenen bir örgütlenme biçimiydi ve işte tam da bu nedenle de “paralel devlet” olarak adlandırılmayı hak ediyordu. Bu yüzden de hem AKP hem de Cemaat medyasında ve AKP-C’nin kanaat önderlerince KCK için “paralel yapılanma/paralel devlet” terimi kullanılmaya başlandı.

Terimin Cemaati işaret eder hale gelmesi ise “7 Şubat kalkışması”ndan sonra söz konusu oldu. Cemaatin başta Hakan Fidan olmak üzere MİT yöneticilerine yönelik tutuklama girişiminin ardından, AKP cenahındaki think tanklerin metinlerinde ve gazete köşelerinde Cemaatin adı doğrudan verilmeden devlet içerisinde bir paralel yapılanmanın var olduğu ve Erdoğan’ı devirmeye çalıştığı yönünde cümleler yer almaya başladı. Dershane krizi ve sonrasında başlatılan yolsuzluk operasyonunun ardından ise artık adı da verilerek, Cemaatin devlet içerisinde paralel bir devlet gibi hareket ettiği ve bu operasyonu da Cemaatin/paralel devletin gerçekleştirdiği dile getirilir oldu.

Peki paralel devlet ne demek? Neden Cemaat söz konusu olduğunda “derin devlet”ten değil de paralel devlet”ten söz ediyoruz? Nedeni şu: Paralel devlet hem bir iktidar stratejisine hem de örgütlenme biçimine işaret ediyor ve bu haliyle Cemaati anlamak açısından derin devlete nazaran çok daha işlevsel olma niteliğini taşıyor. Bu noktada terime daha yakından bakabiliriz.

Bir iktidar ve Örgütlenme Stratejisi Olarak Paralel Devlet
Bir iktidar stratejisi olarak paralel devlet, devlet aygıtının dışında, devletin kurumlarına paralel/alternatif kurumlar yaratmak anlamına geliyor ve esas olarak İslamcı hareketler tarafından kullanılıyor. Bunun en iyi örneğini ise Mısır’daki Müslüman Kardeşler ve Lübnan’daki Hizbullah oluşturuyor. Hem Müslüman Kardeşler hem de Hizbullah, siyasi mücadelelerini mücadele ettikleri coğrafyalarda, paralel kurumlar oluşturmayı, yani devletinkiler dışında okullar, dershaneler, yurtlar, hastaneler ve sosyal dayanışma ağları kurmayı bir iktidar stratejisi olarak belirliyorlar. Dolayısıyla doğrudan devlet aygıtını seçimler ya da silahlı mücadele aracılığıyla ele geçirmek yerine, öncelikle sivil toplum alanını fethederek oradan iktidara yürümeyi, devlet aygıtını “kuşatmayı” tercih ediyorlar. Hizbullah’ı “paralel devlet” stratejisinde Müslüman Kardeşler’in bir adım önüne geçiren ise Lübnan ordusundan ayrı olarak küçük çaplı bir “paralel ordu”ya da sahip olması. Müslüman Kardeşler ise Hizbullah’tan farklı olarak, Arap Baharı’yla birlikte partileşerek -geçici süreliğine de olsa- devleti yönetebilir bir niteliğe kavuşabiliyor.

Bir örgütlenme modeli olarak “paralel devlet” ise sivil toplum alanını fethetmeyi esas hedef olarak benimsemekle birlikte devlet aygıtının kilit noktalarına “sızmayı”, orada örgütlenmeyi ve mevcut bürokratik hiyerarşinin dışında, kendi hiyerarşisine sahip olan bir yapılanma kurmayı anlatıyor. Örneğin, devlet hiyerarşisi içerisinde üst pozisyonda olan ve altındakine emir verme yetkisine sahip olan bir bürokrat, paralel devlet hiyerarşisinde altındaki isimlerden emir alabiliyor; çünkü mensubu oldukları örgüt içerisindeki konumları bunu gerektiriyor.

Mısır’da Müslüman Kardeşler’in, Lübnan’da Hizbullah’ın benimsediği “paralel devlet” stratejisini ve örgütlenme modelini Türkiye’de Gülen Cemaati uyguluyor. Sembol dergisinin adının “Sızıntı” olduğu Cemaat, sahip olduğu eğitim kurumlarında yetiştirdiği ve üniversiteye ya da polis akademilerine/harp okullarına yerleştirdiği kadrolarını mezuniyet sonrası stratejik açıdan kilit önemde olduğunu düşündüğü kurumlara sokuyor. Güvenlik bürokrasisi ve yargı ise bu kurumların başında geliyor. TSK’nın uzun yıllar boyunca kendisini “laikliğin bekçisi” olarak görmesi ve bu nedenle İslamcı örgütlenmelere göz yummaması nedeniyle güvenlik bürokrasisinde hedef doğal olarak polis oluyor ve polis içerisinde de özellikle istihbarat ve organize suçlarda örgütlenmek tercih ediliyor.

Mülkiye ve hukuk fakültelerinden mezun olanların ise yıllardır idari organlara ve yargı organlarına yerleştirildiği biliniyor. 2010 referandumunda yapılan değişikliklerle birlikte Birinci Cumhuriyet’in yargı içerisindeki son unsurları da tasfiye ediliyor ve yargı çok büyük ölçüde Cemaatin kontrol ettiği bir veçheye dönüşüyor.

Paralel Devlet Devlete Karşı
İşte Dershanelerin kapatılması üzerinden somutlaşan ama aslında devlet aygıtının nasıl paylaşılacağına dair bir kavga olan AKP-Cemaat kavgası geri döndürülemez bir noktaya geldiğinde, 17 Aralık günü, özellikle Emniyet ve Yargıda örgütlenmiş olan paralel devlet harekete geçiyor ve devleti paralize ediyor, yani felce uğratıyor. Dolayısıyla, AKP ve Cemaat el ele eski rejimi ve kadrolarını tasfiye etmiş olmalarına rağmen Cemaatin yeni devletin yeni bürokrasisinde de paralel örgütlenme modelini devam ettirdiği görülebiliyor. Cemaatin paralel devleti Emniyet ve Yargıdaki gücünü kullanarak, AKP iktidarını en zayıf yerinden, “yolsuzluk” üzerinden vuruyor ve üstelik bunu hem ihaleler üzerinden iç kamuoyuna hem de İran’la yasadışı ticaret üzerinden dış kamuoyuna yönelik bir propaganda malzemesi olarak kullanabiliyor.

Erdoğan ise paralel devletin hamlelerine, devletin olanaklarını ve özellikle kanun yapma/genelge yayınlama enstrümanlarını kullanarak, emniyet-yargıyı paralel devletin emirleri doğrultusunda hareket etmekten çıkararak yanıt vermeye çalışıyor. Bu ise devletin bütün kurumlarının ikiye bölünmüş olmasının yanı sıra, yasama-yürütme ve yargı erklerinin kâğıt üzerindeki göstermelik ayrılığının bile ortadan kalkması anlamına geliyor ve sonuç Türkiye tarihinin en önemli devlet krizlerinden birinin yaşanması oluyor. Tam da bu nedenle nadir rastlanan bir ikili iktidar, devletin ve rejimin sahibi olma mücadelesi anlamında bir politik iç savaş durumuyla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliyor. Üstelik anormal bir durum daha var; taraflardan biri, yani paralel devlet, dini bir tarikatın, illegal bir yapılanmanın kontrolünde hareket ediyor ve onun iktidar stratejisini hayata geçiriyor.

Gelinen noktaya bakıldığında kısa vadede bir uzlaşmanın söz konusu olacağını söylemek şu anda mümkün görünmüyor. AKP, yaptığı hamlelerle paralel devleti gözaltı yapamaz, yani “kelle alamaz” hale getirerek en azından bir noktada durdurmayı başardı; şimdi ise muhtemelen bir karşı-saldırı için hazırlanıyor. Cemaatin de bu karşı-saldırıyı beklediğini ve buna hazırlandığını bildiğimize göre, kavganın çok daha şiddetleneceğini, çok daha olağanüstü hadiselere tanıklık edeceğimizi söylememiz mümkün görünüyor.

[Bu yazı 1197 kez okundu]
Fatih YAŞLI

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [95]
[2 Ağustos 2016] "Üslere el konacak, NATO'dan çıkılacak" ... [16 Mart 2016] Ankara: Anlatılan hepimizin hikâyesi ... [10 Şubat 2016] "Yeni-Osmanlı düştü düşecek" ... [3 Ocak 2016] "Noel Baba'yı yargılamak"tan ODTÜ'ye: Akitleşme ... [9 Aralık 2015] Bir gece ansızın 82 Musul, 83 Kerkük, 84. ... [25 Kasım 2015] Moskova Camii'nde başkanlık için şükür namazı ... [18 Kasım 2015] Bir manipülasyon ideolojisi ... [11 Kasım 2015] 1 Kasım'dan sonra Yeni Türkiye ... [1 Kasım 2015] Türkiye: 1 Kasım'dan önce, 1 Kasım'dan sonra ... [30 Ağustos 2015] Haziran'ın barışı ... [19 Ağustos 2015] Milli irade öldü, ruhuna El Fatiha ... [30 Temmuz 2015] Niye hedef Demirtaş? ... [27 Temmuz 2015] Yurtta savaş bölgede savaş: Ara rejimden faşizme ... [20 Temmuz 2015] AKP-CHP koalisyonunu kimler istiyor? ... [13 Temmuz 2015] Borç toplumu: Anlatılan senin hikâyendir ... [6 Temmuz 2015] AKP gerilemedi diye halkı mı dövelim? ... [2 Temmuz 2015] Tel Abyad AKP'nin cankurtaranı olur mu? ... [9 Haziran 2015] Bu daha başlangıç! ... [28 Mayıs 2015] Yok başka bir cehennem! ... [21 Mayıs 2015] Doğan-Erdoğan kavgası: Anlatılan senin hikâyendir! ... [19 Mayıs 2015] "Kaset siyaseti": Mucitler muhalif olurken ... [29 Nisan 2015] Hukukun ölümü: Katille birlikte maktule ağlamak ... [13 Nisan 2015] "400'ü verin, huzur içinde çözülsün" ... [19 Ocak 2015] "Cumhuriyet reklam arası", peki yeni-Osmanlı? ... [15 Ocak 2015] Tehlikenin farkında mısınız: İslamofobi değil İslamofaşizm ... [22 Aralık 2014] Türkiye bir guguk devleti midir? ... [15 Aralık 2014] Alatlı'nın Rönesans'ı, bizim yeni Ortaçağımız ... [8 Aralık 2014] Dini Eğitim Şurası: Dindar ve kindar nesiller ... [27 Kasım 2014] Ak Kemalizm'in fıtratı ... [20 Ekim 2014] Rejimin teminatı: Polis ... [9 Ekim 2014] Kobane: "Yesinler Birbirlerini" mi? ... [24 Eylül 2014] Yeni-Osmanlı'nın son hamlesi: Tampon Bölge ... [15 Eylül 2014] 12 Eylül darbesinden Çarşı darbesine ... [4 Eylül 2014] HDP ve aşırı Türkiyelileşme ... [25 Ağustos 2014] Padişah, Sadrazam, Yeni-Osmanlı ... [21 Ağustos 2014] Hayrunnisa Hanım o eli niye sıkmadı? ... [18 Ağustos 2014] "O yozdili koparırlar işte" ... [31 Temmuz 2014] Cemaat sofrasından Maldivler'e ... [24 Temmuz 2014] Monşerler, ekmeğin fiyatı, muhafazakârlık ... [17 Temmuz 2014] Muhafazakâr ahlakın Suriye'yle imtihanı ... [14 Temmuz 2014] Filistin kanıyor, one minute! ... [10 Temmuz 2014] Abdestli kapitalizmin ramazanı ... [4 Temmuz 2014] Dualarla başkanlık koltuğuna ... [26 Haziran 2014] 12 Eylül yargılandı, hayırlı olsun ... [23 Haziran 2014] Cumhurbaşkanlığı: AKP rejimine hayat öpücüğü ... [16 Haziran 2014] Berkin terörist, IŞİD değil! ... [12 Haziran 2014] Bayrak planı, Köşk tuzağı ... [9 Haziran 2014] Lice ne yana düşer usta? ... [5 Haziran 2014] Boğaz'da yalı, elde viski kadehi ... [2 Haziran 2014] Haziran nedir? ... [29 Mayıs 2014] Soma'da aslında ne oldu? ... [23 Mayıs 2014] Rejime tutulan ayna ... [19 Mayıs 2014] Ölüler üzerinden siyaset ... [15 Mayıs 2014] Ölümün coğrafyasında ... [5 Mayıs 2014] "Rıza Sarraf Yeni Türkiye'dir" ... [28 Nisan 2014] Diktatoryaya iki adım kala ... [21 Nisan 2014] Sandıklı diktatörlüğe doğru ... [17 Nisan 2014] Aile-Devletinden manzaralar ... [16 Nisan 2014] Fatih Yaşlı yazdı: Ergenekon'dan Ötüken'e, bir efsaneden diğerine ... [7 Nisan 2014] Biri seçim mi dedi? ... [20 Mart 2014] Bugün tapelerden ne öğrendik? ... [19 Mart 2014] Fatih Yaşlı yazdı: Aile, devlet, özel mülkiyet: 'Tape'lerin aynasında yeni rejim ... [13 Mart 2014] O ekmek bir gün gelecek Berkin ... [3 Mart 2014] 28 Şubat 2014'te neredeydiniz? ... [30 Ocak 2014] Hani faiz lobisi bizdik? ... [13 Ocak 2014] "AKP'nin olmasın ama Cemaat'te de kalmasın" ... [24 Haziran 2013] Biri dış mihraklar mı dedi? ... [13 Mayıs 2013] Reyhanlı'nın faili Yeni-Osmanlı ... [18 Nisan 2013] Karanlığın Saltanatı ... [18 Mart 2013] Cumhuriyet'i Cemaatle Kurtarmak? ... [11 Mart 2013] Davutoğlu'nun kapatmak istediği parantez: Cumhuriyet ... [4 Mart 2013] Öcalan ne diyor? ... [21 Ocak 2013] Savunmayı savunmak gerekiyor ... [7 Ocak 2013] "12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsunuz?" ... [24 Aralık 2012] Tersinden III. Meşrutiyet ... [3 Aralık 2012] "Bir Yeni Cumhuriyet İçin" ... [13 Kasım 2012] Sakık'ı kim, niye konuşturdu? ... [7 Kasım 2012] Kemalizm ve sol müdahale ... [30 Ekim 2012] Yeni bir on yılın eşiğinde ... [4 Eylül 2012] Hala nasıl bir arada yaşayabiliyoruz ya da çoğunluğun apolitizmi ... [14 Ağustos 2012] Taşeron savaşı, Aleviler ve Kürtler ... [10 Temmuz 2012] Kürt Sorununda Çözüm Mümkün mü? ... [19 Haziran 2012] AKP-C Koalisyonunda Son Durum ... [17 Nisan 2012] Korku, Solkırım ve Hesaplaşma ... [27 Mart 2012] Wikileaks'ten Sızan Türkiye: ABD Belgelerinde Ergenekon ... [14 Şubat 2012] Neyin Kavgası? ... [10 Ocak 2012] Başbuğ'un Tutuklanması: Düne Değil Yarına Dair Bir Hesaplaşma ... [15 Kasım 2011] Türk Sağının Emperyal Hevesleri: Yeni Osmanlıcılığın Kısa Tarihi ... [25 Ekim 2011] Şiddetin Fay Hattı: KCK, Çukurca Saldırısı ve Van Depremi ... [20 Eylül 2011] "Hrant'ın Arkadaşları" Odatv İddianamesini Okudu mu? ... [16 Ağustos 2011] 12 Eylül 1980: Yeni Rejimin Miladı ... [9 Ağustos 2011] Aristokrat Solcular İlerici Muhafazakârlar ve Demokrasi ... [12 Temmuz 2011] Yemin Krizinden Siyaset Dersleri ... [25 Mayıs 2011] Milli Sır ... [16 Şubat 2011] Türkiye Mısır Olur Mu? ...
Fatih YAŞLI
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™