Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Hadi bunu da açıklayın...
11 Aralık 2013, İlhan CİHANER
, İlhan CİHANER

Şimdi Balbay tahliye edildi diye, “yetmez ama evetçiler” den profesörlere, bakanlardan cemaat yazarlarına, “hukukçu” yazarlardan hakim/savcılara, ne kadar hukukperverimiz varsa, “sisteme” bir methiye, bir övgü ki sormayın.

Aslında bu adamların geçmiş “çifte standart” performansları dikkate alındığında, tüm süreçten “ellerini yıkayarak” çıkacaklarını az çok kestirebiliyordum. Ben içeride kalanlardan birisine vereceğim sözü. Umarım tahliye kararı için konuşan bakanlar, profesörler, köşe yazarları bu “vaka” içinde yorum yaparlar. Aksi halde ileri de “ben zaten demiştim” diyebilmeleri için kendilerine, sunmuş olduğum fırsatı da kaçıracaklar!

Hadi bunu da açıklayın vesayet düşmanları, hukukperverler, ileri demokratlar, kul hakkı yemezler!

“Ergenekon davasına dahil edilmemin tek nedeninin muhalif bir aydın ve gazeteci olmaktan kaynaklandığı açıktır...

Kanaltürk televizyonunda 2006 yılının sonunda Fethullah Gülen Cemaati’nini örgütsel, siyasal, ekonomik yapılanmasını ortaya koyan üst üste iki program yaptım. Cemaat’in medya, eğitim, adliye, polis ve finans sektörlerindeki yapılanmasını bütün yönleriyle ortaya çıkaran araştırma yaparak hazırladığım programda bu dosyayı yayınladım. Programa, konuk olarak, Cemaat yapılanmasını F. Gülen’le birlikte kuran ilk 4 kişiden biri olan ve uzun süre 12 kişilik Merkezi Şura (en üst organ) üyeliği yapan Nurettin Veren’i getirdim...

Kendisini Mekke’ye “manevi tatile” göndermek istemişler. O buna “sürgündü”diyor. Deyim uygunsa programdan sonra yer yerindeden oynadı. Cemaat’in TSK, Emniyet, Adliye medya, eğitim ve finans alanlarındaki örgütlenmesini gözler önüne serdik. Nurettin Veren birinci dereceden bir tanık ve fail olarak konuşuyordu. Dahası “sanık olmaya hazırım” diyordu. Her iddiayı belgelerle destekledik. Program izlenme rekoru kırdı. Birkaç kez tekrarını yayınladık. İlk gün tam 165 bin kısa mesaj (sms) geldi. Bu rakam “pop star” yarışmaları dahil, televizyon dünyasında hala aşılamamış bir rekordur. (En yüksek rakam 60-65 bini geçmedi.)

İkinci program AKP Hükümeti tarafından görevden alınan ilk üstdüzey polis ve bürokrat olan Organize Suçlar Şubesi eski müdürü Adil Serdar Saçan da katıldı. Tayyip Erdoğan’ın adı geçen “Akbil Yolsuzluğu” soruşturmasını yapan emniyet müdürüydü. Emniyet’teki Cemaat yapılanması hakkında da rapor hazırlayan ve dönemin DGM savcısından (Ankara) izin alarak soruşturma yapan kişiydi...

Bunun üzerine Cemaat medyasında bana karşı bir karalama kampanyası başlatıldı. Benim PKK’lı, aşırı solcu ve ulusalcı bir terörist olduğum iddia ediliyordu. Kampanya koordineli olarak Zaman Gazetesi, Samanyolu TV, Samanyolu Haber Tv, Aksiyon Dergisi ve çok sayıda internet sitesinde sürdürülüyordu...

Kampanya başladığında henüz ortada Ergenekon soruştuması yoktu. Cemaat saldırılarını 2007 boyunca sürdürdü. Özellikle Özgür Gündem gazetesinin kurucusu ve yazı işleri müdürü olmam gündeme getiriliyordu. Bana hem ulusalcı, hem PKK’lı, hem de aşırı solcu diyorlardı. Bu üç kavramı ve sıfatı yan yana getirmek tam saçmalamaktı. Ergenekon soruşturması başladığında benim fotoğraflarımı Tuncay Özkan’la birlikte basarak bu kez de “Ergenekon yöneticisi” olduğum, medyayı yönlendirdiğim iddia edilmeye başlandı. Bu kampanyaya Kanal 7’de katıldı. Ortada tam bir rezalet vardı. İnternetten bu kampanya görülebilir. Savcılık soruşturmasında birşey çıkmadı... Tam bu dönemde ben Almanya’da bir konferans vermek için hazırlık yapıyordum...Konferansın konusu “F. Gülen Hareketi’nin Perde Arkası” şeklinde belirlenmişti. Bu ifade benim kitabımın alt başlığı ile aynıydı. Uçak biletim 28 Ekim 2008’de sabah 07:00’deydi. Konferans aynı gün saat 15:00 olarak planlanmıştı... Ancak 26 Ekim’i 27 Ekim’e (2008) bağlayan gece, sabaha karşı 04:30’da Ankara’da kaldığım otel polis tarafından basılarak gözaltına alındım... Üç gün gözaltına kaldım ve Almanya’daki konferansa gidemedim. Bana polis sorgusu sırasında Ergenekon olayıyla ilgili önemli hiçbir soru sormadılar. Üçgün tuttular ama benim sorgum 2 saat için de bitti. Üçüncü gün sorgum yapıldı ve aynı gün savcılığıyla sevk edildim. Poliste daha çok yayınladığımız Deniz Feneri dosyasıyla ilgili sorular soruldu. Telefon tapeleriyle ilgili bir-iki önemsiz soru dışında kayda değer bir sorgulama oldu. Bana Ergenekon soruşturması kapsamında göz altına alınan biri gibi davranmıyorlardı. Bir ara “Hocaefendi ile neden bu kadar uğraştığımı” sordular. Ben “bu soru mu” diye karşılık verince “Yok, sohbet sadece” dediler... Asıl sorgu Beşiktaş’ta savcılıkta oldu. Zekeriya Öz sorgumu yaptı... Sonuç olarak mahkemeye bile çıkarılmadan savcılık kararıyla 30 Ekim 2008 günü serbest bırakıldım... Ben de serbest kaldıktan sonra susmadım. Konuya ilişkin televizyon programları yaptım, makaleler yazdım, konferanslar verdim, davet edildiğim tv programlarına katıldım. Ayrıca konuya ilişkin iki kitap yazarak Ergenekon operasyonunun gerçek anlamını, AKP iktidarının ve Cemaat’in tertibini açıklamayı sürdürdürdüm. Ortada alçakça hazırlanmış bir komplo vardı. Zaman gazetesi benim için “pişman olmamış” şeklinde haberler yaptı. Biraz geri çekilmem ve susmam yolundaki uyarıları kabul etmedim. Bunu kendime yakıştıramadım. Sosyalist bir aydın ve yurtsever bir gazeteci olarak bu ülkeye ve topluma karşı sorumluluklarımın gereğini yapıyordum. Böyle bir itibarsızlaştırma operasyonu ve tertip karşısında susulamazdı... Serbest kaldıktan sonra Almanya’dan tekrar aradılar... Ben hazırlıklarımı yaptım, vizemi aldım ve hiçbir engelle karşılaşmadan konferanstan birgün önce Stutgart’a gittim. Konferans çok başarılı geçti. Hrant Dink cinayetindeki Cemaatin rolünü açıkladım... Zaman gazetesinin Stutgrat temsilcisi İsmail Kul, konferansı engellemek için Eyalet Hükümeti’ne yazılı başvuru yapmış. Ben bu yazıyı istedim. Eyalet İçişleri Bakanlığı ilke olarak belgeyi veremeyeceklerini ama içeriği konusunda bilgilendirebileceklerini söylediler. Ancak konferansı düzenleyen dostlarımızın çabası, benim “Bu konu benim için çok önemli, neden gözaltına alındığımı açıklıyor hukuken gerekli olabilir” biçimindeki açıklamam sonucu, dilekçenin bir kopyasını verdiler. Zaman gazetesi temsilcisi İsmail Kul dilekçesinde özetle benim, “Aşırı solcu, PKK’lı ulusalcı ve Ergenekoncu bir terörist” olduğumu ileri sürerek, Almanya’da konferans vermem halinde oradaki Türklerin tepki göstereceğini belirtmiş. Yetkililerden bu gerekçeyle konferansın iptal edilmesini istemiş. Eyalet hükümeti ise reddetmiş. Olay tam anlamıyla bir skandaldı... Gözaltına alındığım Ekim 2008’den mahkum edildiğim 2013’e kadar yazdığım kitaplar, çıkardığım Yurt Gazetesi, yaptığım televizyon ve radyo programaları, Bağımsız Dergisi, verdiğim konferanslar kaleme aldığım makaleler vb. ile hem AKP iktidarına karşı sert bir muhalefet yaptım hem de Cemaati deşifre etmeyi, Ergenekon komplosunun gerçek yüzünü sergilemeyi sürdürdüm. Asıl neden budur...

Selam ve sevgilerimle.

27.11.2013
Merdan Yanardağ
Muğla E Tipi Ceza İnfaz Kurumu C/12

[Bu yazı 989 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™