Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Önce hesap verin
28 Mart 2011, Akın OLGUN
, Akın OLGUN

1994’ün 1 Mayıs’ını hatırlayanlarımız vardır. Ankara’daki kutlamalara yine polis terörü damga vurmuş ve SHP Milletvekili Salman Kaya bir grup polis tarafından deyim yerindeyse linç edilmişti. Milletin vekili tüm dünyanın gözü önünde kendisini devletin sahibi sananlarca dövülüyor ve muhteşem bir linç buluşu olan terör edebiyatıyla bu durum meşrulaştırılıyordu. Milliyetçi cenahın yüreğine oturttuğu ohhh-lamaları  ise tüm toplumun üstünde bir kabus esintisi olarak kendini hissettiriyordu.

Karakollardan yükselen işkence çığlıklarını duymayan yoktu. Ama işkence, olması gereken bir terörle mücadele yöntemi olarak doğal karşılanıyordu o vakitler. Devlet şiddetinin dibine kadar meşru kabul edildiği dönemlerden bugüne çok bir şey değişmedi. Yöntemler değişti, biçim değişti, dil değişti. Şiddetin adı artık orantılı, orantısız olarak kayda geçiyor.

Çok çekti bu ülkenin insanları. Gerilla cesetlerinin panzerlerin arkasında sürüklenerek, paramparça edilerek teşhir edildiği ve ailelerine eti kemiğinden ayrılmış olarak teslim edildiği yılların üzerinden çok geçmedi. Gözaltına alınıp kaybedilen insanların aileleri ise hala mezarlarını arıyor çocuklarının.

‘Perde Arkası’ kuşağı yaratıldı bir vakit. Çevremizde gördüğümüz herkesten şüphelendiğimiz ama hiç karşılaşmadığımız, tanışmadığımız başka halklardan nefret ederek yetişti nesiller. O nesiller ki kulak, burun koleksiyonlarından övünç çıkarır, aşklarını, sevdalarını, yazdıkları mektupların arasına kesilmiş kafalarla çekilen resimlerle süsleyerek, vatan hizmetinin gururunu taşırlardı.

Sünnetli, sünnetsiz diye ayrılırdı birbirinden çocuklar. Kendisinin Ermeni, Kürt, Rum olmadığını kanıtlamak için, komşu sohbetlerinde, arkadaş muhabbetlerinde ana avrat sövülürdü. Dünden bugüne aynı nefret tohumları sadece biçim değiştirerek ekilmeye devam edildi. Kan sızdırıldı halkların arasına. Polis copu, asker dipçigi ve zulüm hiç eksik olmadı.

Şimdi katiller konuşuyor.

“Vicdanım” diye başlıyorlar sözlerine. İnsanın vicdanı ki kendisinin aynasıdır ve bir zamanlar aynasına bile karartma uygulayanlar bugün vicdanlarının arasından ıslık çalarak yürümek zorunda kalıyorlar. Bu duyduğunuz itiraflar, mezarlarla doldurulmuş hayatlarının arasından yürürken duydukları korkunun bize yansıyan iç sesidir.

Omuzlarında öldürülen mazlumların bedenleri, gözlerinde öldürülen insanların son bakışları duruyor hala. Onlar konuşuyor ama gündemin kenar mahallesinde bile çok az yer buluyor anlattıkları. Dünyanın bir başka yerinde herkesi derinden sarsacak itiraflar bizde kulak arkası bilindik bir şarkı dinletisi gibi algılanıyor. Devleti yönetenler ilk elden gelen itiraflara tepeden kuş bakışı yaparak üzerinden geçiyorlar. Öyle ya, devlet için hiç yaşanmadı anlatılanlar. Devlet için öldürülenler hiç yaşamamıştı ve vatandaşlıkları örgüt üyeliğinden, bölücülükten kayıt dışı bırakılmıştı.

Bir Kürt Milletvekilinin polise attığı tokat’ı konuşuyor devlet ahalisi. Katillerin itiraflarından çok polisin yediği tokatla ilgililer. “Densizlik”miş dediler. Savcıları, hâkimleri göreve çağırdılar. “Hesabı sorulacak”mış. Öyle buyurdular.

Üzerlerine gaz bombası yağdırılan, coplanan, tazyikli su sıkılan,  panzerlerini kitlelerin üzerine yürütenlere ne atılacaktı gül mü? Niye bu kadar canınız yandı bir tokattan. Resmi onurunuz mu zedelendi diye sormazlar mı?

Kaç bin insanı tükettiniz şiddet çarkınızda? Hadi bunu geçelim. Kaç bin işkenceci eğitti bu devlet. Belki de en doğru soru bu tüm yaşananlar için. Yüz binlerce insanın işkence tezgâhlarından geçirildiğini biliyoruz ama kaç bin kadrolu işkenceci olduğunu bilmiyoruz. Çünkü onları gözünüz gibi koruyorsunuz. “İşkenceye sıfır tolerans” sözlerinin samimiyeti, kaç bin işkenceci yetiştirildiğini açıklamaktan geçer. Polise atılan tokat’ın hesabı yoktur. Çünkü o tokatın bedelini zaten binlerce kez ödemiştir bu halk.

Klasik devlet tırıvırısı haline gelen söylemlerden çok sıkıldı insanlar. Polise tokat attığı veya eline taş aldığı için bir halkın temsilcilerinden hesap sormaya kalkmak, tüm o halka yaşatılanlar düşünüldüğünde, geleneksel bir aşağılamanın devamından başka bir şey değildir. Hesap sorulacağını ilan eden dil Dersimde, Maraş ta, Sivas’ ta zulmü uygulayanların ulusal ezber dilidir.

Hesap mı sormak istiyorsunuz?

Katiller konuşuyor sorun.

“Binlerce operasyon yaptık” diyenler ortalıkta geziniyor sorun.

“Polisin elini soğutmayın” diyenler hala yaşıyor sorun.

İşkenceciler ellerini kollarını sallayarak geziniyorlar sorun.

Toplu mezarlar çıkıyor kışlaların bahçelerinden sorun.

Cuntacı Evren pembe panjurlu resimler çiziyor ferah ferah sorun.

Katilleri bulamıyor musunuz? Şirketlere, holdinglere güvenlik danışmanlıkları yapıyor hepsi sorun.

Hesap mı sormak istiyorsunuz?

Öyleyse önce hesap verin.

(Birgün 27.03.2011)

[Bu yazı 1772 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™