Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Bataklıklı Yolda Tepeye Doğru Yürürken
7 Nisan 2010, Nihat BEHRAM
, Nihat BEHRAM

M. Çulhaoğlu’nun bilgi ve bilinç kuyusu olmanın ötesinde rehber uyarısı da içeren yazısını okuduğumda, bir ara şu yazdığım yazıdan vazgeçmeyi de aklımdan geçirdim. Yazmamı gerektiren nedenler ve yazma duygum daha ağır bastı ki, yazıyorum. İlkin: önceki yazılarımla müdahil olduğum bir konudur. Canımızla bağlı olduğumuz değerlere sıçramış çamur var, susmak teslimiyet olur. Sussam, ağzımdaki söz, içimdeki ses bile taşlaşır, çamurlaşır. Bir çaremiz de bu: konuşmak! Sonra: o tepeye çıkılacak, başka yolu yok, o bayrak o tepeye dikilecek; önü ardı duvarmış, bataklıkmış, bana ne; duvarı yuva, bataklığı yataklık yapan düşünsün! ‘Vız gelir’! Ne ‘o duvar’ , ne de ‘o bataklık’ berhava olmaktan kurtulacaktır!

Geçtiğimiz hafta, iktidarbaşı’nın ve devrimcilerin aynı güne rastlayan ‘kahvaltı daveti’yle ilgili konu soL’a değişik  tartışmalarla yansıdı. Kemal Okuyan’ın bu konu nedeniyle yazdığı “Saflaşma ve Tartışma ve de soL’ başlıklı yazısı hem politik kapsamı, hem sanatçıya yönelik yaklaşımıyla önemliydi. Ki ben, Kemal Okuyan gibi sabır ve bilincin harmanıyla ölçülü, soğukkanlı konuşmayı beceremiyor, bu konu üstüne kendi kişiliğimle konuşmaya geçiyorum:

Frankfurt Fuarı günlerinde öfkeden dilimizde tüy bitti, bağırmaktan sesimiz kısıldı. Dedik ki: bu iktidarın ve onun pamuklaştırma hesabının ardında saf tutmayın, aydın onurunuzu bu pislikten sakının! Nâzım Oratoryosu’nun ketenpereye getirilmesi ince planlanmış bir iktidar hesabıdır. Dünyadaki kültür çıtamızı Nâzım, S.Ali, Y.Kemal düzeyinden Pamuk, E.Şafak düzeysizliğine düşürme hesaplarına, devrimci potansiyeli liberal yavşaklığa çekme taktiklerine alet olmayın. En azından, Nâzım’ın hâlâ vatan haini sayılmasına tepki olarak bunu yapın. Ve bu yasağın kalkmasında kendi öz gücünüzü kullanın. Yoksa bu iktidar bu sorunun çözümünü de ‘sahte demokratikleşme hesaplarının mezesi’ olarak kullanacaktır….

Ne oldu? Her biri ayrı bir ‘politik önder komleksi’yle güruh halinde aydınlar ‘katılmanın yararları, katılmamanın zararları’ üstüne öterek Gül’ün, Pamuk’un, türbanın, fermanın ardında saf tuttular. Sonuç ne? Önce vak vaklık, sonra vah vahlık! Üstelik fuarın hemen sonunda, ‘Nâzım’ın vatandaşlık sorunu’ gibi bir ‘baş ağrısı’ndan kurtulmak için, iktidar alel acele bir genelgeyle, sahte demokratik açılım paketine bu konuyu da aldı. Devrimcilerin yıllardır sürdürdüğü, TKP’nin onbinlerce imzayla başvurusunu yaptığı mücadelenin hasadını, halkla dalga geçerek kendilerine biçti. Büyük kesim, o ‘açılımın’ bu karanlık yanına da kör durdu. ‘Hükümetin olumlu bir kararı’ diye iktidar düdüğü çaldı. Yavşaklarsa yine alkıştaydı!

Benim için açık: Sultan sofrasına katılan her kim ise, suça iştirak etmiştir. Hele ki, bu tavrı ‘sosyalist olmanın gereği’ olarak sunmak suça iştirakın katmerlisidir. Çünkü iktidarbaşı’nın, bu işe girerken ‘esas hedef’ kitlesi odur. Yani, ‘ben sosyalistim, size karşıyım ama bu sorunları çözmenizi sizden istiyorum, bunu çözün’ diyenler bu operasyonun esas hedefidir. Sen, hadi devrimci güçlerin çağrısına itibar etmiyorsun; ‘sivil darbeci faşizme karşı sivil itaatsizlik’ çağrısıyla nefes tüketen devrimcileri duymuyorsun, hiç olamazsa, Tarık Akan’dan Edip Akbayram’a, Erkan Oğur’dan Rutkay Aziz’e ülkenin onurlu sanatçılarının tavırlarına saygı duy. Bu nasıl sosyalistlik ki, kollektif sesin hiçbir kıymeti harbiyesi yok? Politik önderliğe soyunmuş ve kendini ‘sol’ diye niteleyen bir avuç liberal soytarının dışında iktidar sofrasına icabeti olumlayan ilerici, devrimci, demokrat bir kurum, kuruluş, örgüt mü var? Bunu da geçtik, müzikte, sahne sanatında bu ülkeyi şimdi Fazıl Say, Genco Erkal düzeyi değil de Kibariye yüzeyi mi temsil etmiş oluyor? “Başbakanım, senin üstüne adam tanımam!” ana reklâm spotu altında ‘figüran‘ açılımlı dipnot olmak mı sosyalistlik? (Yeri gelmişken söylemeden edemeyeceğim: Kendi doğal kimliğiyle davranan Kibariye’nin dürüstlüğüne şahsen ben, o davetlere ‘muhalif’ kimlikle katıldığını söyleyenlerden bin kat fazla saygı duyuyorum.)

İktidar sofrasına konuk olanların kimisi, gündüz sultanın sultasında rol kesip, akşam tvlerde, ‘ekmek kavgası’ yaftasıyla ‘işsize iş veren patrona bedava konser’ akrobatlığı yaptı; kimisi ‘Başbakanın iyi niyetli olduğunu gördüm’ diye öten iktidar papağanı gibi kanal kanal dolaştı; kimisi de ‘toplantıya sosyalist kimliğiyle katıldığını ve bunu da orda belirttiğini’ söyleyerek kendi komleksini okşadı. Devrimciler, bu sahte demokrasi şovunda, iktidarbaşı’nı teşhir etme yolunun, bu daveti reddetmek olduğunu anlatmak için çırpınırken, davete katılan arkadaşın kendini savunmasına bak: davete katılanlar içindeki tek sosyalist oymuş, orada yanlış konuşmalara müdahale etmiş! Kötünün aldatıcı parlaklığıyla daha da tehlikeli olması, sahtenin gerçeğe dublörlüğü başka nedir? Yapılması leke bırakan bir şeyi, ‘sosyalist’ olarak yapınca leke yok mu oluyor? Bu sosyalistlik denen şeyin leke çıkaracı çamaşır suyu gibi bir özelliği mi var? Bu arkadaş ‘yaptığım doğru’ mu diyor, ‘daha az kötü’ yani ‘kötünün iyisi’ mi, o da anlaşılmıyor! Şimdi gel de, hiç olmazsa doğal halleriyle orada olan arabesk ve magazin dünyasının temsilcilerine yuh çek! Madem sosyalist olarak katıldın, sosyalistlik yapsaydın o zaman. Hazır, düşmanla temas halindesin, Marcos’un dediği gibi, ‘bu temas onu teslim almak için değilse, ona teslim olmak içindir’ diye düşün! Eğer yürekten sosyalistsen kendini bu terazide tart, vicdanını dinle! Ayrıca, ‘el’ dediğin organ sadece tokalaşmak veya toka takmak için mi kullanılır, mesela tokat atmaya da yaramaz mı? Ben çağrılsam ve de katılmış olsam, şahsen böyle düşünürdüm: Katılanlar peçetelerini takar, ‘esas oğlan’, yanında yardımcı oyuncuları Çelik, Günay ve  bedavaya getirdiği herbiri kendi alanının starı figüranlarıyla kameraya keyf içinde ‘Motor!’ diye ‘açılım reklâm çekimlerinin’ startını verirken, benim aklıma Subcomandante Marcos gelir ve ‘hiç olmazsa şanım kalır’ diye ayakkabımı çıkarırdım! Diyeceğim o ki, tarihimizin en kara, en karanlık, en emekçi düşmanı, en yobaz yönetiminin karşısında sultada duran kişi, üstelik de bu duruşunu ‘sosyalistlik’ örtüsüyle örmeye çalışıyorsa, sosyalistliğin taşıdığı anlam altında ezilmeyi de göze almalıdır. Esasında, ona hak ettiği tepkiyi vermeyen sosyalistin sosyalistliği şüphe götürür..

Çağımızda halk düşmanlarının en etkili silahı bu şimdi. Özellikle de aydın ve sanatçı kimlikli kişilerin ‘sosyalistim’ demekten vazgeçmeksizin, kademe kademe kendileriyle ilişkide olmaları. Bu ilişkinin selamlaşmaktan, işbirliğine kadar boyutları var. Piyasaya bakın: ılımlı destekçisinden, kapıkulu işbirlikçisine dek ‘ilişki’nin her kademesini göreceksiniz. Zaten devrimciler de bu ‘sol’ etiketli ‘demokrasi’ havarileriyle uğraşmaktan, kafalarını kaldırıp başka iş yapamaz halde kaldılar. Ahmet’in torbasındaki darbe tombalası, Perihan’ın çorbasındaki ‘ekşi sözlük’ kumbarası, Lale’nin dosyasını Başbakan dolmasına sarması  türünden sürüsüne bereket vıcıklık yetmezmiş gibi, şimdi bir de ‘sultan sofrasında sosyalistlik’ gıcıklığı çıktı başımıza!

Kuzguna yavrusu anka görünür misali sanatçının kendi ürününe güveni doğal bir duygudur ve hoşgörü gerektirir. Varsın kendini ‘en iyi sanatçı’ saysın, bunun kimseye zararı yok. Bu tamam da, sanatçı politika alanında da aynı duyguyu dayatıyorsa ne yapacağız? Hoşgörü mü hoştgörü mü? Herkes haddini bilecek!

Bu konuya ilişkin Y.Er’in soL’daki yazısında, sinema sanatçısı arkadaşa yönelik üslubu sertmiş! Sinemacı arkadaş da sanatçı olduğuna göre, abartılı üslubun sanatçı kişiliğiyle bağlantısını en çok da onun anlaması gerekmez miydi? Ayrıca, bir de öbür yanından baksa, yani ‘Bu kadar öfkelendiğine göre, bana verdiği bir değer varmış!’ diye düşünse, kendini gözden geçirme ve hatasını görmesi de mümkün olacak. Adının ‘önder’lik ekini kişilik kabının ‘sırrı’ kompleksiyle taşıyan sinama sanatçısı kardeşimiz, kendisine yönelik eleştirilerdeki üslubu yanıtlamakla yetinmiyor, o üslup sertliğini haklı çıkarırcasına, hâlâ tavrını ‘sosyalistlik’ olarak savunuyor! Sanki oraya onu davet edenler onun söylediklerini bilmiyormuş gibi; sanki o sofrada söylediklerini başka alanlarda daha etkili anlatma yolu yokmuş gibi; sanki o sofrada onları söylemekle softalığın karanlık hesaplarını açık etmiş gibi; sanki orada bulunmakla devrimci muhalif tutumu iktidarın karşısına dikmiş gibi; sanki iktidarbaşı onun söylediklerinden ilham alıp insafa gelecekmiş gibi; sanki sosyalistlik sultan sofrasının magazin orkestrasında ötmekmiş gibi; sanki sosyalist sinema sanatçılığı, iktidar partisinin reklâm filminde ‘fügüranlık’ yapmakmış gibi! Eh, bunlar değilse, geriye kalan ne, iktidarın ayak oyununa gelmekten başka? Madem figüranlık yapacaksın, Hitchcoch gibi kendi filminde yap, iktidarın reklâm filminde değil! Neyini savunuyorsun?  Acıyıp da, ‘bisikletimiz arkadaşta kalsın, artık biz yürüyerek gideriz’ deme misali, ‘anti sosyalistlik bizde kalsın, sosyalistlik arkadaşta devam etsin’ diyecek halimiz de yok. Öyle ya: sosyalistlik onunkisiyse, bize ‘anti’si kalıyor!

Sosyalistim diyen bir sanatçı safların netleşmesine çalışır, bulanıklığın daha da koyulaşmasına değil. Çünkü bulanıklık her türlü rezilliğin, rezillikte dipsizliğin, edepsizliğin örtüsüdür. Şu anda ‘bulanık alan yaratma’ görevini liberal soytarılar görüyor. Taktikleri şu: sol görüntünü iktidarla ilişkilendir! Safları sıklaştırmanın ilk adımı safları netleştirmek, bu oyunu bozmaktır. Bulanık alanda dolaşmak değil. Bu arkadaşın yapacağı en olumlu davranış, kendisini eleştiren devrimcilere yanıt yetiştireceğine, başta muhatap aldığı iktidarın taze zulüm hedefi Tekel işçileri olmak üzere, emekçi halktan, bu iktidarın halk düşmanı yapısını ve bu davetlerin sahte yüzünü teşhir için katılmayı reddetmiş sanatçılardan, bu konuda mücadele yürüten devrimcilerden açık yüreklilikle özür dilemesidir. Eğer sosyalizm davasına içtenlikle bağlı ise, bu onu küçültmez, tam tersi yüceltir. En sert sözlerle eleştiren arkadaşlar dahil, hiç kimse, sosyalizm gönüllüsü bir sanatçının iktidar işbirlikçisi liberal hainler çetesine doğru savrulmasını istemez. Bu arkadaşın bu olayda sergilediği yanlışa rağmen, ben şahsen, yüreğinin öyle olduğunu düşünmüyorum. Hata aşılmaz değildir ve onu aşabilmenin en güçlü dayanağı devrimci dünyanın kollektif sesidir. Arkadaşımız vicdanıyla, yüreğiyle bu sese kulak vermelidir.

Halk düşmanlarına karşı, üstelik de en aşırısıyla efelenmek ve sert muhalif tavır en çok da sanatçılara yakışır. Uzlaşma, itidal, tedbir, fütur sanatçı halleri değildir. Hele ki yalanın en sinsi kılığıyla, demokrasi düşmanlığının ‘demokratlık’ maskesiyle dolaştığı şu ortamda.

(07.04. 2010)

[Bu yazı 2397 kez okundu]
Nihat BEHRAM

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [186]
[4 Mart 2016] Yurt Gazetesi patronunun hali tam bir 'Yavuz hırsız' misali.... ... [4 Ekim 2015] Doğu Perinçek'in 'vatan' anlayışı... ... [12 Mart 2015] Yobazlığı Karacaoğlan'la süpürmek! ... [20 Şubat 2015] Diren, ulaşırsın! ... [5 Ocak 2015] Giden yıla lânet, gelen yıla umut tazelemesi ... [24 Kasım 2014] Türbanın zulası ... [16 Nisan 2014] Ayrılığa dipnot ... [13 Nisan 2014] 30 Mart'ın 'artçı sarsıntıları' ... [9 Nisan 2014] Umut hırsızlığı ... [6 Nisan 2014] Faşizmin 'tamiri' olmaz, yıkımı gerekir! ... [2 Nisan 2014] Ülkenin 'zulüm sever' ahalisi ... [30 Mart 2014] Kızıldere'yi Anarken / Katil kim? ... [27 Mart 2014] Ne zengin memleketmiş! ... [19 Mart 2014] 'Guinness Rekorları'ndaki Eksiklerimiz ... [16 Mart 2014] Bari sus be adam! ... [12 Mart 2014] Faşizm, Sokak, Sandık ... [9 Mart 2014] Sanatçının Topluma Namus Borcu ... [5 Mart 2014] Sol Yelpaze ... [2 Mart 2014] Dindar mı, Sahtekâr mı? ... [26 Şubat 2014] AKP'nin Sanat ve Kültürü 'Kutulama' Hesabı: TÜSAK ... [19 Şubat 2014] Tutsaklığı Özgürlük Şarkılarıyla Göğüsleyenler ... [12 Şubat 2014] Omuz ver, Çamlıca Tepesi'ni kurtaralım! ... [9 Şubat 2014] Toplumda Hafıza Kaybının Kürekçileri ... [5 Şubat 2014] Yerel Seçimler ve Sol Cephe ... [3 Şubat 2014] Yasak Çiğneme Zamanı ... [29 Ocak 2014] Arsızlığın Bir Türü: 'Liberal Yanılmazlık' ... [27 Ocak 2014] İnsan mı, Hangi İnsan? ... [22 Ocak 2014] Solda cepheleşmek devrimcilerin acil ve tarihi görevidir ... [19 Ocak 2014] Herkesin Şeytanı Kendine ... [15 Ocak 2014] Olasılık - Kesinlik ... [12 Ocak 2014] Özgürlüğün 'Anlamsızlık' Boyutu! ... [8 Ocak 2014] 'Taylan Tanay'ların kollarındaki zincir ... [5 Ocak 2014] Geçen Yılın 'En'lerinden, Yeni Yılın 'Yön'lerine. ... [3 Ocak 2014] Çamlıca Tepesi insanlığı yardıma çağırıyor ... [2 Ocak 2014] Çamlıca Tepesi insanlığı yardıma çağırıyor ... [29 Aralık 2013] Yalaka ölçer ... [25 Aralık 2013] Şimdilik 'cin' çarptı, sırada 'halay çarpması' var! ... [22 Aralık 2013] Hayatın aynasında: 'Ya Tayyip... Men dakka dukka!' ... [18 Aralık 2013] Sol Cephe' duyarlılığı, 'Haziran İsyanı'nın çiçeğidir ... [15 Aralık 2013] Mülkümü sordular, 'Yurdum' dedim! ... [12 Aralık 2013] 'Başbakan'ın suç işleme özgürlüğü mü var? ... [8 Aralık 2013] 'Allah'ı alet etmedikleri konu kalmadı! ... [4 Aralık 2013] Sedat Selim Ay 'işkenceci' değilmiş! ... [2 Aralık 2013] İğrençsiniz! ... [28 Kasım 2013] Yöneticiden utanç duymak ... [24 Kasım 2013] Felâket senaryosu, komplo teorisi, suni gündem ... [13 Kasım 2013] İkili Oynamak ... [6 Kasım 2013] Türkiye Solunun 'Yurtseverlik' Sınavı ... [30 Ekim 2013] 'Hukuk Komedisi' değil, 'Hukuk Cinayeti' ... [27 Ekim 2013] Zindan Mektuplarından Kıvılcımlar ... [23 Ekim 2013] Pişkinlik ... [16 Ekim 2013] 'AK Terfi' dedikleri bu olmalı!.. ... [13 Ekim 2013] "Bu ülke hepimizin" diyene bak! ... [9 Ekim 2013] AK Hacılar Dönemi'nin popüler seviye simgeleri ... [2 Ekim 2013] Kendi kendini sansür, onura kelepçedir ... [29 Eylül 2013] Yobazlığın 'Ahmet Hakan'cası! ... [22 Eylül 2013] Derin' Devlete 'Derin' Hizmet! ... [18 Eylül 2013] Siyaset siyaset olarak kalmalıdır, din din olarak ... [15 Eylül 2013] Acil görev 'Yurtsever Halk Cephesi'ni oluşturmaktır ... [11 Eylül 2013] Savaş çalgısına barış akordu ... [9 Eylül 2013] AKP'den beklentinin Kürt siyasetçilerde doğurduğu zikzaklar ... [4 Eylül 2013] Alçaklık ve seviyesizliğin dibinde olmak ... [1 Eylül 2013] AK Vampirler ... [28 Ağustos 2013] Ölümcül hastaları zindanda zincirlemek insanlık mı? ... [25 Ağustos 2013] Merdan Yanardağ'a mektup ... [21 Ağustos 2013] Şiir kir tutar mı? ... [11 Ağustos 2013] Hayatın da bir yargısı var! ... [31 Temmuz 2013] AKP'nin darbe karşıtlığı da sahte! ... [29 Temmuz 2013] "Simit sat onurunla yaşa!" ... [24 Temmuz 2013] 'İktidar gasbı'nın 'darbe'den farkı ne? ... [17 Temmuz 2013] Affın sınırı ne? ... [10 Temmuz 2013] Acı çeşitlemesi ... [8 Temmuz 2013] Vergiyi haram etme hakkı ... [30 Haziran 2013] Altan Tan denen şu şeriatçı yobaza bak! ... [27 Haziran 2013] Yurdun pazarlamacısı ve halk gerçekliği ... [24 Haziran 2013] Gül'ün yorumuna gel de gülme! ... [19 Haziran 2013] Faşist barbarlığın mazereti mi olurmuş! ... [12 Haziran 2013] Zalimlerden zulümlerinin hesabı bir bir sorulacak ... [9 Haziran 2013] Diktatör ve piyonları ... [5 Haziran 2013] Dinci faşist diktacılar defolup gidecektir ... [26 Mayıs 2013] Ülkeyi haramilerden kurtarmak için Yurtsever Halk Cephesi ... [6 Mayıs 2013] DENİZLER korkutmaya devam ediyor! ... [24 Nisan 2013] 'Açılım'ın kapısı ... [17 Nisan 2013] "İleri demokrat"lık virüsü ... [10 Nisan 2013] Neruda'nın kemikleri ... [27 Mart 2013] Toplumsal aptallaşma ... [18 Mart 2013] Sanatçı saflaşması ... [10 Mart 2013] Kalemini de al git! ... [6 Mart 2013] Cinayet, cinnet çağı! ... [3 Mart 2013] Zehrin besin değeri! ... [27 Şubat 2013] Ektiğini biçersin ... [25 Şubat 2013] Faşizmin "zaman ayarlı" operasyonları ... [21 Şubat 2013] Hasta ziyaretine cenaze levazımatıyla gitmek ... [17 Şubat 2013] Aydın olmanın mayası ... [14 Şubat 2013] Yurt'un "Gökçek'e Çakma Ödül" öfkesi ... [10 Şubat 2013] Yalanın İktidarı ... [6 Şubat 2013] Halk düşmanlığı: "Kültür Operasyonları" ... [27 Ocak 2013] "Entelektüel" Yobazlar ... [23 Ocak 2013] Ülke zindan, bunlar zindancıbaşı! ... [20 Ocak 2013] Faşizmin köpürüşü! ... [9 Ocak 2013] Hocaefendi'nin 'Şair, Şiir Hutbesi' ve Necip Fazıl ... [6 Ocak 2013] Büyük Buluşma, Levent Kırca ve küçük adamlar ... [2 Ocak 2013] Yunus'un, Kaygusuz'un yanında Padişah neyin nesi? ... [31 Aralık 2012] "Keşke"li yeni yıl dilekleri ... [27 Aralık 2012] Suça iştirak ... [24 Aralık 2012] "Karanlık Zamanlarda" ... [9 Aralık 2012] "Sesimiz sesinizle buluşsun!" ... [27 Kasım 2012] Yoksa Aleviler 'korkunun ecele faydası'na mı inanıyor? ... [15 Kasım 2012] Hainler Sıralaması ... [12 Kasım 2012] Darbeleri Araştırma Komisyonu'nun darbe yerleştirme misyonu! ... [7 Kasım 2012] Bir yanda canlarını dişleyerek direnenler, bir yanda 'Hak katı'nın Çöpçübaşı ... [4 Kasım 2012] Kılıçdaroğlu ne söylediğini biliyor mu? ... [28 Ekim 2012] Cumhuriyet mi kalmış ki 'bayramı' olsun? ... [22 Ekim 2012] Sosyalistlerin Meclisi 'Toplantı Bildirgesi'ni okurken ... [17 Ekim 2012] MHP: İktidarın emniyet sibobu! ... [16 Ekim 2012] Bir bu eksikti: 'Çocuk tecavüzcüsü'ne 'şehit'lik! ... [12 Ekim 2012] Kavramlara 'yeni anlamlar' yüklenirken ... [8 Ekim 2012] Başbakan'ın "Yavuz" iştahı ve Aleviler ... [3 Ekim 2012] "Ulemâ-yı bâtın" uluması! ... [30 Eylül 2012] Bu da 'İleri Demokrasi'nin cenaze gaspı! ... [26 Eylül 2012] 'Adalet' buysa, 'adaletsizlik' acaba ne? ... [24 Eylül 2012] 'Kelleci Santrafor'un 'Refleksiz Kaleci'si ... [19 Eylül 2012] Eleştiriye tahammülsüz Polis yasa tanır mı? ... [17 Eylül 2012] Halkın polisi mi, hükümet milisi mi? ... [11 Eylül 2012] Yoksa çete reisi ben miyim? ... [5 Eylül 2012] İnsanın varlık nedenine saldırı ... [29 Ağustos 2012] Başbakan'ın Arkadaşları ... [23 Ağustos 2012] İmamın cetveli! ... [8 Ağustos 2012] Olmayan şeyi tanımak! ... [1 Ağustos 2012] "Zihinsel şiddete uğramak!" ve Prof. Büşra Ersanlı ... [29 Temmuz 2012] "Gelmiş geçmiş en demokratik hükümet" miş! ... [25 Temmuz 2012] Ölümle değil, imamla belalıyım! ... [18 Temmuz 2012] Cezaevlerine duyarsızlık ... [15 Temmuz 2012] Başınıza Mor Gabriel Manastırı kadar taş düşsün! ... [12 Temmuz 2012] Gel de anla! ... [8 Temmuz 2012] Aydın kavramı ve boşa edilen küfür ... [2 Temmuz 2012] Yangını söndürecek güç ... [27 Haziran 2012] Suç ve ceza ... [24 Haziran 2012] "Demokratik" Faşizm ... [20 Haziran 2012] Edip Akbayram'la "Mayıs" ta kucaklaşmak ... [13 Haziran 2012] Umut Odakları ... [13 Haziran 2012] Bu ne hâl Adalet Hanım? ... [6 Haziran 2012] BDP mi kalleş, AKP mi? ... [30 Mayıs 2012] "HES" diye hırlayanı "Höst!" diye hoştlamalı! ... [23 Mayıs 2012] Savaş kışkırtıcılığı, barış militanlığı ... [14 Mayıs 2012] Cüreti cehaletten mi azametten mi? ... [10 Mayıs 2012] Alçaklığın bu derecesi kan dondurur! ... [8 Mayıs 2012] 12 Eylül Darbesi'nin 'COO'su kim, 'CEO'su kim? ... [2 Mayıs 2012] Bulandırılmış muhalif kimlik ... [26 Nisan 2012] Eyvah, Kültür Bakanı yine 'sahne'de! ... [18 Nisan 2012] El insaf Ahmet Altan! ... [4 Nisan 2012] Yaşasın hayat! ... [1 Nisan 2012] AKP'nin Prof. Dr. 'Hoca'ları ... [22 Mart 2012] Sahtekârlık sınırsız ... [19 Mart 2012] "Ilımlı İslam" yumurtasının "Uyumlu İslam" civcivi ... [15 Mart 2012] Sonunda AKP bize terörü sevdirecek! ... [12 Mart 2012] "Kürt Açılımı"ndan rekor çıktı! ... [10 Mart 2012] Zor günler ... [7 Mart 2012] Ya 'devrimci örgüte üye'lik, ya 'sürgit güve'lik ... [4 Mart 2012] İktidar yandaşı muhalefet ... [29 Şubat 2012] "Terörün arka bahçesi"nde olmak ... [22 Şubat 2012] Haber ve görüntü dili ... [19 Şubat 2012] Arap Buharı ... [12 Şubat 2012] Düşüş... ... [8 Şubat 2012] Halk düşmanları halkların kardeşliğine hizmet eder mi? ... [8 Şubat 2012] Kendi Coğrafyası Kendine Zindan, Halkının Sesi Bir Ozan: Mahmud Derviş ... [25 Ocak 2012] Bu gün acımasızlığım tuttu! ... [17 Ocak 2012] "Gurur" gurultusu ... [11 Ocak 2012] 'Şiirden anlamam!' sözünün anlamını anlayan var mı? ... [28 Aralık 2011] Dersim'i Unutma ... [14 Aralık 2011] Köklerden kopukluk 'vazo kültürü'dür! ... [30 Kasım 2011] Seni.... CHE ... [2 Kasım 2011] Acı Sargısı ... [19 Ekim 2011] Örgütsüz aydının örgütlenme çağrısı! ... [5 Ekim 2011] Bunlar kendilerini ne sanıyor? ... [21 Eylül 2011] İnsan hâlleri, insani hâller ... [7 Eylül 2011] Hayata Düşmanlık Yelpazesi ... [24 Ağustos 2011] Yobazlık jandarması Ramazan magandaları ... [10 Ağustos 2011] Sistemin Kirletme ve Körletme Aygıtı ... [28 Temmuz 2011] Sonuçta bu işi kim çözecek, uzaylılar mı? ... [13 Temmuz 2011] Ölüm de çiçek açar... Ve ölümsüzlük o çiçeğin balıdır ... [29 Haziran 2011] "Şu 500 bin meselesi..!" ... [15 Haziran 2011] Sarıdır, ama sararmamıştır... ... [1 Haziran 2011] Düzenin batağında barajı aşmak mı, ırmak yatağında selleşip taşmak mı? ... [19 Mayıs 2011] "Davutoğlu'nun Mevlâna Çıkışı"na Giriş! ... [4 Mayıs 2011] İmamın domuzu ...
Nihat BEHRAM
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™