Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Mostar Manifestosu*
22 Eylül 2013, Gündüz VASSAF
, Gündüz VASSAF

 On binlerce yıl boyunca yapılan mağara resimlerinde, insanın insana saldırdığını gösteren tek kanıt yok. Hiçbirinde insan insanla savaşmıyor.

 

 

Afrika’dan 80.000 yıl önce yola çıkarak dünyanın dört yanına dağılan türümüzün geleceği için çoğu kişi iyimser değil. Diğer türler, ancak var olabilmek için başka türlere karşı şiddete başvururken, bizim, durup dururken birbirine saldıran, şiddetsiz duramayan, sistematik vahşet uygulayan tek tür olduğumuz söyleniyor.
“İnsan yok olursa, daha iyi bir dünya olur”, diyorlar.
Bunu dediler ya, savaş kaçınılmaz. Savaş mübah.
İnsanın birbirine şiddet uygulayan tek tür olduğu doğru değil.
Şempanzeler de iktidar için savaşıyor. Yunuslar (ilk duyduğumda beni de hayal kırıklığına uğrattı) topluca ırza geçebiliyor. Ailelerinden porpoise’ları gelişigüzel katlediyorlar. Savaş tellalları, DNA’mızın % 98,7 örtüştüğü şempanzelere bakıp, “Türümüzde şiddet kaçınılmaz”, diyor.
Kalıtımsal olarak, bize şempanzeler kadar yakın akrabalarımız bonoboları 1970’lerde ‘keşfettik’. O günden beri, bu iddia geçersiz. Bonobo’ların yaşamında savaş değil barış kaçınılmaz.
Saldırganlığı tetikleyecek ortamlarda, kavga yerine, cinsel ilişkiye giriyorlar. Gerginliği azaltmak, dost edinmek için sevişiyorlar.
Kalıtımsal olarak savaş kaçınılmaz değil.
II.
Kültürümüzün vahşeti kaçınılmaz kıldığı?
Son buzul çağı bitmek üzere…
Avcı-toplayıcı dönemi. Diğer hayvanlarla benzer koşullarda yaşıyorduk. Hem avdık hem de avlanan. Avımızı, mağara resimlerimizden biliyoruz – mamut, geyik, bizon.
Aynı resimlerden, birbirimizi avlamadığımızı da.
On binlerce yıl boyunca yapılan resimlerde, insanın insana saldırdığını gösteren tek resim yok. Üç kıtada bulduğumuz yüzlerce mağara resimlerinin hiçbirinde, insan insanı avlamıyor. İnsan insanla savaşmıyor.
O dönemin insanı yaşama saygılı. Var olabilmek için öldürdüğü hayvanlara yeniden hayat vermek istercesine, kafatası, iskeleti, derisini bir araya getirip ‘mezarlar’ yapmışlar.
İnsanın, başka insanları düşman olarak göstermesi, tarihin çok sonraki dönemlerinde. On binlerce yıl sonra, ilk tarım toplumlarında. Uygarlığımızın başlangıcı dediğimiz düzende. İlk örnekler, Sümerler’in savaş tutsaklarının öldürülmesini mühürlerinde resmettiği Uruk’ta. Mısır’da, mezar resimlerinde. Mağara resimleri İspanya’da Altamira’da bulunduğunda, ilkelliği yakıştırdığımız atalarımızın yaptığına inanmak istemedik. Modern ressamların oyunu, şakası diyenler oldu.
Türümüzde saldırganlık, ne kültürel olarak kaçınılmaz ne de kalıtımsal.
III.
İnsanın birbirine saldırganlıgı, kökünden yok edilebilecek patoloji.
Doğal halinde saldırgan olmayan insanın, topluca vahşileşmesi, vahşi konumunu bir dönem sürdürebilmesi, sağlıklı insanların sâri hastalıktan kırılması gibi. Nasıl tek kişinin hastalığı, çevresinde sağlıklı insanlara bulaşabiliyorsa, saldırganlık da, çeşitli davranış ve düşüncelerin belirli koşullarda bir araya gelmesiyle veba gibi yayılabiliyor. Hastalığa zayıf düştüğümüz gibi, saldırganlığa da boyun eğiyoruz.
Bünyemize yayıldıkça, iyileşene kadar, saldırganlıkla bütünleşiyoruz.
Saldırganlık, bulaşıcı hastalık gibi, bir süre toplumun normu oluyor.
Savaş kültürüyle besleniyor. Annelerin üzerine titrediği çocukları, annelerinin helaliyle kendilerini cephede buluyor. Saldırganlığın bitmesi, toplumun doğal barışçıl haline dönmesi, hastalıklı dönemin geçmesini gerektiriyor.
Savaşı mümkün kılan, savaşın kaçınılmaz olduğuna inandırılmamız.
IV.
Gözlerimiz karartılarak, birbirimize karşı vuruşturulan, savaştırılan bizler, doğal halimizle barıştan o kadar yanayız ki, fırtınanın aniden kesilmesi gibi, savaşı tam ortasında durdurabiliyoruz.
Hakem düdüğüyle biten futbol maçı gibi, sabah saat tam 11’de bitmiş I. Dünya Savaşı.
Bir İngiliz askerinin günlüğünden:
Onuncu saatin son saniyesinde ateş kesildi. Bir Alman askeri savaşın son dakikasına kadar İngiliz cephesini makinelisiyle taradı. Saatin dolmasıyla siperinden dışarı tırmandı. Miğferini çıkardı. Yıllardır savaştığı düşmanları önünde nazikçe selam verdi. Arkasını dönüp gitti.

*Mostari: Bir Köprü Bekçisinin Günlüğü’nde Mostar Manifestosu’ndan alıntılar. (Vassaf, G. YKY Yayınları, 2013)

 

 

[Bu yazı 734 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™