Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Somali'nin İstikrarı: Hedef ve Panorama
9 Ağustos 2013, Dr. Ceren GÜRSELER
, Dr. Ceren GÜRSELER

Yeni hükümetin kurulması ve devlet başkanının seçilmesi gibi etmenlerle bir yandan Somali’ye ilişkin olumlu tablo çizilmeye çalışılırken bir yandan da kronikleşmiş sorunların mevcudiyeti ülkede değişimin ne zaman tamamlanacağını düşündürmektedir.  Başka bir deyişle uluslararası kesim, Somali’nin yeniden yapılandırılmasına destek sağlamaya çalışırken ülke içerisindeki son gelişmeler ilgili adımların ne kadar etkili olacağının sorgulanmasına sebebiyet vermektedir. Karmaşık olarak adlandırılabilecek bu sürecin en önemli göstergesi farklı siyasi unsurlar arasında sıcak çatışmaların ve ülkenin siyasi yapısına dair belirsizliğin devam etmesidir. Hükümet ve milisler çatışmakta, milislerin kendi arasında da şiddet olayları yaşanmaktadır. Eş-Şebab terör saldırılarını sürdürebilmekte ve Türk Büyükelçiliği’ne yapılan saldırı ile Ankara’nın hedef listesinde bulunduğunu göstermektedir. Somali’nin kimi komşularıyla ilişkileri ve uluslararası kesimin ülkenin yeniden yapılandırmasındaki rolü özellikle siyasi sürecin zorluklarla dolu olacağını düşündürmektedir.

I. Olumlu Gelişmeler

7 Mayıs’ta Londra’da gerçekleşen Konferans’ta altı çizildiği üzere Somali’ye ilişkin nispeten olumlu bir tablodan bahsedebilinir. Yönetim katında istikrarın sağlanmasına dair atılan adımlar ve uluslararası toplumun Somali’ye başka bir ifadeyle Mogadişu yönetimine olan yaklaşımı bu duruma işaret etmektedir. 8 yıllık Geçici Hükümet süreci sona ermiş ve Somali Federal Hükümeti kurulmuştur. Eylül 2012’de de parlamento Hasan Şeyh Mahmud’u devlet başkanı olarak seçmiştir. Geçici Federal Anayasa kabul edilmiştir. Yeni kurulan hükümet, yeni devlet başkanı ve yeni anayasa ile Somali uluslararası alandan aldığı desteği arttırmak istemektedir.

Eş-Şebab, başkent Mogadişu’dan çıkarılmıştır. Deniz haydutluğu faaliyetleri azalmıştır. Yüzde 80 oranında bir düşüşten bahsedilmektedir.

Uluslararası alandan da Somali’ye olumlu geri dönüşler olmaktadır. İngiltere, Nisan ayında büyükelçiliğini yeniden açarken Uluslararası Para Fonu Somali Federal Hükümeti’ni tanımıştır. BM Güvenlik Konseyi kararıyla uygulanan hafif silah ambargosu kaldırılmıştır. Yapılandırma aşamasında olan ordunun Eş-Şebab ile mücadelesinde ambargonun kalkması önemli bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.

Diğer bir olumlu gösterge ise Afrika Birliği’nin Somali’deki askerî gücü olan AMISOM’un (African Union Mission in Somalia) görev süresinin iki sene daha uzatılmasıdır. 18.000 askerden oluşan gücün, faaliyet göstermeye devam edecek olması Somali ordusunun ihtiyaçları düşünülünce istikrar ve güvenliğin sağlanması açısından olumlu bir tablo olarak değerlendirilmektedir.

II. Olumsuz Tablo

Fakat özellikle son dönemlerde bu olumlu tabloyu sorgulatılan olaylar yaşanmakta; olumsuz gelişmelerin istikrar hedefi karşısında kuvvetli bir engel teşkil ettiği düşünülmektedir.

Eş-Şebab ve Gelişmeler

Eş-Şebab, eski gücünü yitirdiği iddialarına ve Mogadişu’dan çekilmesine rağmen hâlâ ses getiren saldırılarda bulunmaya devam etmekte ve en ufak bir otorite boşluğundan yararlanabilmektedir. Radikal siyasal İslamcı örgüt, ülkenin güneyinde ve kırsal alanda faaliyet göstermeye ve başkentte saldırılar düzenlemeye devam etmektedir. Temmuz ayında başkentteki Türk Büyükelçiliği’nin ek binasına düzenlediği saldırı sonucunda görevli özel hareket polislerinden biri ölmüş üçü de yaralanmıştır. Nisan’da Yüksek Mahkeme binasına, Haziran ayında da BM ofislerine saldırı düzenlenmiştir. Ocak sonunda Başbakan Abdi Farah Shirdan’ı hedef alan saldırı teşebbüsünde bulunulmuştur. Öte yandan Hudur’da kontrolü ele geçirmiştir. Ülkede askerî birlikleri bulunan Etiyopya, Bakool eyaletinin başkenti olan Hudur’dan Mart ayında çekilmiş ve neticede Eş-Şebab boşluğu doldurmuştur.

Mevcut dönemde düzenlediği saldırıların yanında liderlik kadrosunda rekabet silahlı çatışmalara neden olmuştur. Kilit isimler arasında şiddete dayanan tasfiyelerin yaşanmıştır. Eş-Şebab’ın liderlerinden Şeyh Hasan Dahir Aveys çatışmalardan kaçmış, hükümet birliklerince tutuklanmıştır. Neticede Ahmed Godane’nin liderliği pekiştirilmiş; buna karşı çıkan diğer önemli isimlerinin bazıları ise öldürülmüştür. Eş-Şebab’ın arasında da aşirete dayalı ve ideolojik ayrışmazlıklar ortaya çıkmıştır; terör örgütünden ayrılmaların/kopmaların yaşanıp yaşanmayacağı soruları akla gelmektedir. Godane, birlik ve beraberliğin sağlanacağı yönünde açıklamalarını yaparken kimi muhaliflerin ise hükümet ile görüşmelerde bulunduğu öne sürülmektedir.

AMISOM gibi askerî birliklerin çekilmesi sonrasında kontrolü kimin ele geçireceği belirsizdir; otorite boşluğunun yaşanması kuvvetle muhtemeldir. Son gelişmeler, bahse konu boşluğun Eş-Şebab veya aşiret yapısına dayanan güç sistemi tarafından doldurulabileceğinin olası olduğunu göstermektedir. Bu tablo iç savaş dönemini ve sonrasındaki Birleşik İslam Mahkemeleri’ni merkeze alan siyasi yapılanmayı hatırlattığı için endişe verici bir durum olarak değerlendirilmektedir.

İdarî Yapıdaki Belirsizlik

Ayrıca ülkenin federal ve aşiret ilişkilerine dayanan yapısını, bu bağlamdaki ilişkileri sorgulayan gelişmeler de mevcuttur. Bazı bölgeler yeni anayasadan güç alarak federe devlet kurmaya çalışmakta ve aşiretler arasında silahlı çatışmalar yaşanmakta; bölgenin idari yapısı “güç savaşları” neticesinde değiştirilmeye çalışılmaktadır. Jubaland adlı bir federe devlet bölgedeki aşiret liderlerince ilan edilmiş ve bu doğrultuda farklı yapılanmalar, liderlerinin başkan olduğunu öne sürmüştür. Federe devletin kurulmasıyla yerel yönetimin güçleneceği, Eş-Şebab’ın yeniden güç kazanmasını engelleyebileceği bölge liderleri tarafından öne sürülmektedir. Mogadişu ise bu sürece toptan karşı çıkmaktadır. Federe bir bölgenin bu yolla kurulmasının anayasayı ihlal ettiği görüşündedir; bölücü faaliyetlerin önünün açılacağı kaydedilmektedir.

Jubaland ile merkezî hükümet arasında sorun yaratan başka etmenler de bulunmaktadır. Bölgedeki bazı gruplar Kenya ile yakın ilişkilere sahiptir. Nairobi, siyasi sürece katılmaktadır. Jubaland’de “devlet başkanı” olarak Ahmed Madobe’nin seçilmesinde Kenya’nın etkili olduğu öne sürülmektedir. Madobe’nin milisleri ile Kenya birlikleri bölgede öne çıkmak isteyen bir başka isim olan eski savunma bakanı Bare Hirale’ye karşı beraber çatışmışlardır. Bu yüzden Jubaland süreci iki ülke arasında gerginlik yaratmış; Somali, Kenya’nın AMISOM birliğinden ayrılmasını ve yerine başka ülkeden birliklerin gelmesini istemiştir.

Mevcut dönemde çatışmaların devam etmesi bölgenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermektedir. Haziran ayındaki çatışmalarda en az 71 kişi ölmüştür. Jubaland’de çok sayıda aşiretin bulunması bu yapıda bölünmeye gidebileceği sorusunu gündeme getirmektedir.

Öte yandan Mogadişu’nun Puntland ve Somaliland ile olan gergin ilişkileri de bu bağlamda önem arz etmektedir. Özerk bir yapıya sahip olduğunu savunan Puntland, Mogadişu’nun federal anayasaya uygun davranmadığını öne sürerek işbirliğini askıya aldığını açıklamıştır. Bağımsız bir devlet olduğunu savunan Somaliland ise Somali ile uluslararası aktörler aracılığında görüşmelerde bulunmakta; Mogadişu’nun birleşme hedefine şimdilik uzak durmaktadır.

III. Somali’nin İstikrarı için Uluslararası Desteğin Önemi

Önceliğin güvenliğin ve istikrarın sağlanmasına verilen ülkede eksikliklerinden ötürü dış destek büyük önem arz etmektedir. Afrika’nın askerî desteğinin yanı sıra uluslararası kesimin malî desteği Somali için çizilmek istenen tablonun önemli araçlarındandır. Düzenlenen uluslararası konferanslar ve arabuluculuk çalışmaları söz konusu yardımın, dış kesimin yaklaşımının anlaşılması için incelenmelidir.

Son olarak 7 Mayıs 2013 günü İngiltere’de 50’den fazla devlet ve uluslararası örgütün katılımı ile bir konferans düzenlenmiştir. İngiltere Başbakanı David Cameron ile Somali Devlet Başkanı Hasan Şeyh Mahmud’un ev sahipliğini yaptığı bu uluslararası konferansın sonucunda Somali’ye ilişkin gri bir tablo ortaya konulmuştur. Konferansın en yankı bulan özelliği, uluslararası toplumun önde gelen aktörlerinin Mogadişu’ya desteklerini açıklamaları olmuştur. Çin, İngiltere ve Güney Afrika’nın güvenlik güçlerinin yapılandırılması için 77 milyon dolarlık yardım yapacağı Avrupa Birliği’nin ise 58 milyon dolar değerinde yardımda bulunacağı açıklanmıştır. Adlî kurumlara, kamusal harcama sistemine de destek arandığı konferansın, yardım açıklamaları göz önüne alındığında, kısa dönemde amacına ulaştığı düşünülmektedir.

Somali’ye başka bir değişle Mogadişu yönetimine desteğin sağlanmaya çalışıldığı bu konferansta ülkedeki gelişmelere ilişkin olumlu tablo, bizzat katılımcılar tarafından çizilmiştir. Cameron, Somali denilince akla gelen istikrarsızlık etmenlerine örneğin radikal siyasal İslamcı militanlarla ve deniz haydutluğu ile mücadeleye değinmiştir. Bu alanlarda önemli başarılar elde edildiğini vurgulayarak ülkenin değişim rüzgârı içerisinde bulunduğunu göstermek istemiştir. Öte yandan İngiltere Başbakanı, Somali’ye yardım edilmemesi durumunda mevcut dönemdeki göreceli istikrar ve güvenlik ortamının bozulabileceğine, terör dalgasının yeniden patlak verebileceğine dikkat çekmiştir. Söz konusu olumlu tablo Konferansın sonuç bildirgesine de yansımıştır. Açlıkla mücadelede ilerlemeler sağlandığı, ekonomide olumlu gelişmelerin yaşandığı, yurtdışındaki Somalilerin ülkelerine dönmeye başladığı ifade edilmiştir.

Bu bağlamda bahse konu uluslararası destek, Mogadişu için bir meşruluk kaynağı olarak algılanabilir. Fakat Eş-Şebab örneğinde görüldüğü üzere destek tepki ile de karşılanmakta ve terör saldırıları için bir gerekçe teşkil edebilmektedir. Ayrıca BM’yi, Somali başbakanını, Yüksek Mahkeme’yi ve Türk büyükelçiliğini hedef aldığı saldırılarla Eş-Şebab ülkenin yeninden yapılandırılmasına ilişkin sürece karşı çıktığını göstermek istemektedir. Uzlaşma ve idari yapının belirlenmesi çalışmalarına dâhil olmak istediği ifade edilebilinir.

El-Kaide ile bağlantılı olan Eş-Şebab’ın terör saldırıları, sesini duyurmanın yanında Ankara’nın politikalarına karşı çıktığını göstermek amacı da taşımaktadır. Siyasal İslam temelli bir devlet kurmak isteyen Eş-Şebab; Türkiye’nin seküler bir yapıyı, Mogadişu hükümetini desteklediğini ifade ederek Ankara’nın faaliyetlerine karşı çıktığını göstermektedir. Ayrıca Türkiye’nin Suriye’deki El-Kaide bağlantılı El-Nusra olan ilişkisinden hareketle saldırının zamanlamasının önem arz ettiğini savunan kesimler de mevcuttur. Bunun yanında saldırının gerçekleştiği dönemde Eş-Şebab ile çeşitli görüşmelerin yürütüldüğüne de dikkat çekilmektedir. Türkiye’nin olay sonrası açıklamalarında ise saldırının insani yardımlardan kaynakladığı vurgusunda bulunulmuş fakat bu politikaların devam edeceği kaydedilmiştir.

Bu doğrultuda Türk Büyükelçiliği’ne Temmuz sonunda düzenlenen saldırı, gözlerin Ankara’nın Somali politikasına bir kez daha çevrilmesine neden olmuştur. Türkiye, insani yardımının yanında Somali-Somaliland görüşmelerinde arabuluculuk gibi iç siyasette de birtakım açılımlar göstermektedir. Temmuz başında Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ve Somaliland Cumhurbaşkanı Ahmed Silanyo arasındaki İstanbul görüşmelerinin saldırıyı tetiklediği kimi kesimlerce dile getirilmektedir. Türkiye ve Somali; Somaliland’in Somali ile birleşmesini istemektedir. Somaliland ise bağımsız bir yapı oluşturduğunu savunarak şimdilik amacının tanınma olduğunu ifade etmektedir. Öte yandan Eş-Şebab’ın da birleşik bir Somali hedeflediği düşünülmektedir. Somali, AKP’nin dış politikasında önemli bir yere sahiptir. Kıtanın en büyük istikrarsızlık nedenlerinden biri olarak nitelendirilen Somali ile Ankara’nın artan ilişkileri AKP yönetimindeki Türkiye’nin Afrika dış politikasının aktif olduğu tezini göstermek için kullanılmaktadır. 2011 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyareti, Türkiye’nin Somali’ye dair uluslararası konferanslara ev sahipliği yapması, Somalili öğrencilere bursların verilmesi, Mogadişu’da büyükelçilik açılması, deniz haydutluğu ile mücadele faaliyetlerine katılması bu yönde verilebilecek örnekler arasındadır. TİKA ve TUSKON gibi kuruluşlar da özellikle yardım politikalarıyla öne çıkmaya çalışmaktadır. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na göre bahse konu politikalar Türkiye’nin uluslararası alandaki imajını değiştirmektedir.

IV. Somali’de Paradigma Değişti mi?

Yeni bir paradigmanın oluştuğu tezi yönetim tarafından dile getirilmektedir. Siyasette paradigma değişikliğinin yaşandığı belirtilirken uluslararası kesim de yardım politikalarında yeni yapılandırmaya gideceğini ifade etmektedir.

Somali Devlet Başkanı Hasan Şeyh Mahmud hükümetin kurulmasından bu yana ülkede paradigma değişikliğinin yaşandığını belirtmektedir. Mevcut istikrarsızlık ve hükümetin maruz kaldığı sorunlar düşünülünce değişikliğinin söylemden öteye geçip geçmeyeceği merakla beklenmektedir. Yeni anayasa ve yeni kurulan hükümet, federal bir devletin kurulmasını istemektedir. Bu yapıya Somaliland gibi göreceli istikrara ve refaha sahip olan bir bölgenin katılması federe Somali’nin meşruluk tezi ve istikrar sağlanması adına önem arz edebilir. Fakat yapının nasıl ve hangi kurumlarla yürütüleceği halen belirsizliğine korumaktadır. Öte yandan Somaliland ile iyi ilişkilere sahip olan Etiyopya’nın ve Kenya’nın bölgeye ve Somali geneline yönelik politikaları da sürecin gidişatına yön vermede önemli faktörler olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanında Puntland’in işbirliğini kesmesi, Jubaland bölgesinin kurulması Somali’nin geleceğine ilişkin yapının sorunlu olacağını göstermektedir. Özellikle söz konusu yapının belirlenmesinde merkezî yönetim ve diğer bölgeler arasında da gerginliğin ve anlaşmazlığın çıkabileceği düşünülmektedir. Somali’ye desteğin arandığı Londra Konferansı’nda Somaliland ve Puntland bölgeleri de katılmamıştır.

Paradigma değişikliği ile uluslararası desteğin artması ve hükümetin kurulmasının kastedildiği düşünülmektedir. Lakin Birleşik İslam Mahkemeleri’nin (BİM) ve Geçici Federal Hükümet yapılanmalarının yeni hükümette etkili olmaya devam ettiği kaydedilmektedir. Öte yandan bakan sayısı gibi kimi sorunlardan ötürü devlet başkanı ve başbakan arasında bazı anlaşmazlıklar olduğu öne sürülmektedir. Kabine, aşiret sistemine göre belirlenmeye de devam etmektedir. Ağırlık yine Hawiye aşiretindendir. Ayrıca Devlet Başkanı Mahmud’un aşiret bazında siyaset yaptığı, Müslüman Kardeşler’in Somali’deki koluyla ve BİM ile bağlantıları olduğu belirtilmektedir. Böylelikle farklı siyasi gündemlerin izlenmesi durumunda hükümet içerisinde, parlamento ve aşiretler arasında istikrarsızlığın baş göstermesi ihtimali bulunmaktadır. Örneğin aşiret temelinde devam eden bu siyasetin ve particiliğin toplumdaki olumsuz yansımalarından ötürü eş-Şebab’ın tekrar güçlenmeye başladığı hâlihazırda kaydedilmektedir.

Somali ordusunun eğitilmesi güvenliğin sağlanması yönünde olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilinir. Fakat parlamento gibi ordunun yapısında da aşiret bağlarının önemli rol oynaması askerî faaliyetlerde ne kadar birlik sağlanabileceği sorusunun sorulmasına neden olacaktır. Öte yandan AMISOM’un görev süresinin iki sene uzatılması Somali ordusunun takviye edilip yeterli olabilmesi için büyük eksikliklerin giderilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu konuyla bağlantılı bir başka etmen de aşiret milislerinin varlığı ve etkili olmaya devam etmeleridir. Merkezî hükümetle, orduyla ya da AMISOM ile karşı karşıya gelme ihtimalinin yanı sıra milislerin Somali’nin komşularıyla yakın ilişkiye sahip olması ülkede istikrarın sağlanmasında ve sonrasında korumasında hassas dengelerin etkili olacağını göstermektedir.

Paradigma değişikliği iddialarına dair bir başka sorgulanması gereken nokta hükümetin Mogadişu’nun kontrolünü genişletme olasılığıdır. Başkent ve yakın bölgeleriyle sınırlı olan kontrolünü genişletmesi istikrarın sağlanmasında önemli bir adım olacaktır.

V. Sonuç

Sonuç olarak Somali’nin yeniden yapılandırılmasının önünde uzun bir yol olduğu görülmektedir. Kısa ve orta vadede ağırlığın kalkınmadan ziyade istikrarın ve güvenliğin sağlanmasına verileceği tahmin edilmektedir. Bu doğrultuda ülkenin uluslararası yardıma olan ihtiyacı devam edecektir. Somali’deki siyasi ve idarî yapının değişmemesi durumunda söz konusu desteğin ne kadar etkili olacağı belirsizliğini koruyacaktır. Örneğin aşiret sistemi, hem toplumsal hem de idarî yapının başat temeli olmayı sürdürmektedir. Ayrıca Eş-Şebab’ın giderek radikal çizgiye kayma olasılığı endişe yaratırken Jubaland gibi gelişmelerin ülkede idarî çözülmeye neden olup olmayacağı merakla beklenmektedir. Somaliland ve Puntland’in izleyeceği politikaların yanında Somali’nin komşularıyla ilişkileri de önem arz edecektir. Başka bir deyişle bu gelişmeler ülkede değişimin çok başlarında olduğunu hatta daha başlayamadığını göstermektedir.

Ceren Gürseler

[Bu yazı 1866 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™