Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Yüzleri kızarmadan asla anlatamazlar
25 Haziran 2013, Mehmet Y. YILMAZ
, Mehmet Y. YILMAZ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Gezi Parkı protestolarına polisin müdahale tarzını övmüş ve demokrasi sınavından başarıyla geçtiğini açıklamıştı.

Dün elini bir kademe yükseltti ve “Polisimiz Taksim’de destan yazdı” dedi!
Hızını alamadı “Polisimiz kurşun yiyor, karşılığında su ve biber gazı sıkıyor” diye de ekledi.
“Kahramanlık destanı” yazılırken gencecik kızlar yerlerde sürükleniyor, öylece duran insanların gözünün içine gazlar sıkılıyordu.
İnsanların canı daha çok yansın diye TOMA’ların suları kimyasal silaha dönüştürülüyor, hedef gözetilerek atılan gaz fişeklerinden insanların gözü çıkıyor, kafatası çatlıyordu.
Yerlere düşen insanların tekme ve coplarla dövülmesi bu kahramanlığa ekstra bir asalet de katıyordu tabii!
Kurşun yiyen polis ortada yoktu ama Ethem Sarısülük polis kurşunuyla öldürülmüştü.
Başbakan bunları kahramanlık olarak görüyor ve sahip çıkıyorsa söylenecek bir şey de kalmıyor doğal olarak.
Polisiyle ne kadar iftihar etse azdır!
Beş–altı polis, aralarına aldıkları, teslim olmuş gençleri sadistçe döverken bundan kahramanlık çıkarıyorsa helal olsun.
Öyle görünüyor ki Başbakan giderek kendi kendini daha da gaza getiriyor.
Meydanlardaki vahşeti kendisinin emrettiğini de söylüyor.
Meydanlarda günahsız yere canı yakılan insanların ahlarından kurtulmak için çok dua etmesi gerekecek.
Avrupa Birliği’ndeki büyükelçileri de çağırmış ki Emniyet olayları anlatsın, onlar da gidip Avrupalılara anlatsın!
Çok iyi bir fikir!
Bakalım büyükelçiler insanların üzerine kimyasal silaha çevrilmiş suların sıkılmasını, otoparklarda garibanların dövülmesini, kızların saçlarından yerlerde sürüklenmesini nasıl açıklayabilecekler?
Bunları, demokratik meşruiyet içindeki olaylarmış gibi anlatırlarken muhataplarının ve bü-yükelçilerin yüz ifadelerini görmeyi ne kadar çok isterdim!

Zulm ile abad olunmaz

BAŞBAKAN, bir dönem “kardeşlik” yaptığı ama daha sonra düşman olduğu Esad’ı unuttu.
Şimdi Türkiye’deki insanlara daha çok kızıyor, işkenceci polise sahip çıkıyor, vatandaşlarının kimyasal sularla zehirlenmesine onay veriyor.
Bu arada da Esad bildiğini okumaya devam ediyor tabii.
Ama buna gönlüm razı olmadı, Başbakan’ın Esad’a seslenişlerinden küçük bir derleme yaptım. Esad okusun da aklı başına gelsin diye!
İşe yarar mı, göreceğiz.
“Esed. Gittiğin yol yol değil. Bu yol çıkmaz sokaktır. Daha fazla kan akıtmadan, daha fazla masum sivilin canını almadan bu yoldan dönmesini bir kere daha tavsiye ediyorum. Ey Beşşar, men dakka dukka. Ey Beşşar, eden bulur.”
“Tanklarla, toplarla iktidar bir yere kadar. Gün gelecek sen de gideceksin. Çünkü o koltuklar baki değil. O koltuklar geçicidir. Çok söylememize rağmen, maalesef anlamadı Suriye’nin başkanı.”
“Ne yaparsa yapsın hak galip gelecektir. Hiç endişeniz olmasın. Belki bedeli ağır ve zor olacaktır. Ama er geç, Suriye halkı buradan zaferle çıkacaktır.”
“Beşşar yönetiminin yanında asla değiliz. Zira halkına tankla topla silahla yürüyen bir rejimin yanında bizim olmamız mümkün değildir.”
“Şunu unutmayın her kutlu doğum sancılı olur. İnşallah bu kutlu doğum Suriye’deki kardeşlerimizin iradeleriyle tecelli edecektir. Zalim Esad zulmüyle anılacaktır, babası hayırla yâd edilmiyor, kendisi de hayırla yâd edilmeyecektir.”
“Suriye’deki uygulamayı şu anda bir diktatör uygulaması olarak görüyoruz.”
“Suriye’de kanlı halk hareketlerinin olmaması için çeşitli reformlar gereklidir.”
“Kendi halkına zulüm eden bir yönetimle bir işimiz olmaz.”
“Zulm ile abad olunmaz.”

Bu artık çok bayat bir söz

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Erzurum’da “Bu sosyalist geçinenler var ya, çoğu şimdi Bodrum’dadır. Yatlarındadırlar. O çığırtkanlık yapan var ya mesele Gezi Parkı değil hâlâ anlamadın mı diyen var ya. Bunlar yeri geldiği zaman, Boğaz’a karşı viskiyi yudumlamasını çok iyi bilirler” derken, mutlu bir tesadüf eseri ben de Bodrum’daydım.
Başbakan’ın kullandığı bu ifadeler hiç yeni değil, bunu biliyorsunuz. Taa Çetin Altan’ın sosyalist olduğu günlerden kalma ki o yıllarda ben çocuktum, muhafazakâr siyasetin kullandığı bir kalıptır.
Yaratıcılık notundan sıfır almayı hak eden bir durum yani!
Muhafazakâr siyasetçiler bu “Boğaz’da viski”, “Bodrum’da yat” bulamacının üzerine her zaman bir miktar dini sos dökerler. Arapça bilmeyen halkın anlayamayacağı ve bu nedenle içinde bir keramet var zannedeceği bir-iki Arapça kelime de paralayarak yenilebilir hale getirmeye çalışırlar.
Göbekte kaşıntı yapar ama muhafazakâr siyasetçilerin pişirip pişirip halkın önüne sıkça sunmalarının nedeni biraz da budur!
Çünkü asıl meseleyi gözden kaçırmak isterler:
Sorun bu “zevkusefanın” nasıl finanse edildiğidir.
Çalışılarak kazanılmış, vergisi ödenmişse o paranın nasıl harcanacağı, sadece paranın sahibinin keyfine kalmıştır.
Çünkü insanın helal para kazanması ve bunu harcaması ayıp değildir.
Ayıp olan şey kaynağı belirsiz paralarla gemicikler, villacıklar almaktır.
Bu konuya yine döneceğiz, çünkü belli oldu ki vatandaşın dikkati bir kez daha “Maymuna bak” numarasıyla “hepsi hediye” Chanel çantalardan,
Louboutin ayakkabılardan, Armanilerden, Cavallilerden
uzaklaştırılmaya çalışılacak.

(Hürriyet)

[Bu yazı 1038 kez okundu]
Mehmet Y. YILMAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [63]
[17 Nisan 2014] Başbakan Başsavcı Başyargıç! ... [21 Şubat 2014] Alaturka Baas rejimine bir adım daha! ... [31 Ağustos 2013] Nasıl bir kalp bıraktın, bilir misin ardında? ... [24 Haziran 2013] Halkı ikiye bölme suçu! ... [8 Haziran 2013] Kişi başı terörist sayısında dünya birincisiyiz! ... [6 Mayıs 2013] 'Hukuk' siyasetin elinde 'guguk' olunca ... [15 Nisan 2013] Paket paket adalet! ... [9 Nisan 2013] Hainleri Belirleme Enstitüsü! ... [20 Mart 2013] Ergenekon'un kolları nereye kadar uzanıyor? ... [11 Mart 2013] Gerçekten anayasa hukuku okumuş olabilir mi? ... [26 Şubat 2013] Bir torba dava daha mı geliyor? ... [25 Şubat 2013] Paket paket adalet! ... [15 Şubat 2013] Bu memlekette 'kâğıt' asla kaybolmaz ... [15 Ocak 2013] MİT bu ihbarları neden bugüne kadar sakladı? ... [7 Ocak 2013] Gördük ki yer yerinden oynamıyor! ... [2 Ocak 2013] Siyasi irade yoksa çözüm de olmaz ... [28 Aralık 2012] Gulyabanilerden sarmısakla mı korunacağız? ... [20 Kasım 2012] Erdoğan'a bu soruyu sorarlar mı? ... [15 Kasım 2012] Örtülü ödenekte rekor artış ... [24 Ekim 2012] Allah müstahakını versin ... [23 Ekim 2012] Başbakan özür dilemelidir ... [16 Ekim 2012] 'Fire' değil özgür irade! ... [12 Ekim 2012] Filmin eğrisi doğrusuna denk gelmiş ... [21 Eylül 2012] İktidar ve muhalefete birer sorum var ... [15 Eylül 2012] Bırakın da aranızdan biraz rüzgâr geçsin ... [11 Eylül 2012] Bağımsız yargımızın 'vesikalık' bir fotoğrafı ... [31 Ağustos 2012] Dışişleri Bakanlığı TBMM'nin amiri mi? ... [27 Ağustos 2012] Milletin vekilinden saklanan nedir? ... [22 Ağustos 2012] Amaç gerçeği öğrenmekse ... [16 Ağustos 2012] Bu günahın hesabını veremezsiniz ... [14 Ağustos 2012] Kaç Mehmet ölse yeterli olurdu? ... [31 Temmuz 2012] Mutlak iktidar mutlaka bozar ... [20 Temmuz 2012] Arkanda böyle bir hukukçu olunca! ... [16 Temmuz 2012] Onlar beğenmiyorsa her şey yasak! ... [13 Temmuz 2012] İstanbul yıkıldıktan sonra! ... [9 Temmuz 2012] Şu tutanakları açıklasanız da öğrensek ... [28 Haziran 2012] Türkiye'nin Dobuları ... [25 Haziran 2012] 'Sakin ve etkili güç politikası' ne demek? ... [22 Haziran 2012] PKK'ya silah bıraktırmak için yönteminiz nedir? ... [4 Haziran 2012] Herkesin her gün işlediği 'suç'! ... [1 Haziran 2012] Acaba bugün aklına ne gelecek? ... [15 Mayıs 2012] Bakan 'cilasız teftişe' çıkmalı ... [11 Mayıs 2012] Yeni 'dekoderimiz' Hüseyin Çelik oldu ... [26 Nisan 2012] Dünü bırakın bugünden söz edin ... [17 Nisan 2012] 'Aydınlık için bir dakika karanlık' meselesi ... [6 Nisan 2012] Dış politika ideolojik körlük ile malul ... [29 Mart 2012] Davayla ilgisi olmayan bir soru ... [20 Mart 2012] Adalette standart sorununu da unutmayalım ... [19 Mart 2012] Erbakan'ın serveti Akbil ve Deniz Feneri ... [7 Mart 2012] Bedeli küçücük çocuklara ödettirmeyin ... [14 Şubat 2012] 'Hukuk da bir yere kadar' anlayışı! ... [27 Ocak 2012] Başbakan 'kuzey'i neden bu kadar çok istiyor? ... [22 Aralık 2011] Bir demokraside böyle bir suç olmaz ... [7 Aralık 2011] Bu davayı hep birlikte izleyelim ... [1 Aralık 2011] Devlet yapamayınca çeteler devreye girer ... [25 Ekim 2011] Etnik kökenlerimizin ne önemi var? ... [6 Ekim 2011] Yargı saygı duyulmayı hak etmeli ... [1 Eylül 2011] Sap ile saman karıştırma uzmanları ... [30 Ağustos 2011] Yaşasın Adalet Bakanlığı! ... [5 Ağustos 2011] Bir, iki, üç de yetmez. Dört, beş, altı olsun! ... [23 Mayıs 2011] Bir karar verseniz iyi olacak ... [4 Mayıs 2011] 10 milyar dolar da benden olsun! ... [20 Nisan 2011] Bu sorunu yüzde 10 barajı yarattı! ...
Mehmet Y. YILMAZ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™