Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Topçu Kışlası Vesayeti
2 Haziran 2013, Umur TALU
, Umur TALU

Başbakan ihracatçıya seslenirken, belki tam “Gaz kullanımında yanlışlıklar” dediği sıra…
Polisleri gazı, suyu ve şiddeti daha da hızlı yağdırıverdi.
Başbakan değil, herhangi bir insan önce bunun için özür dilerdi.
Şiddete maruz kalanın müstahak olduğunu anlatmak yerine; kafası hedef alınan gazeteciden, sürüklenen kızdan, vurulan kadından, gözyaşına boğulan çocuktan özür dilerdi.
Tamam, Başbakan yenilgiyi sevmiyor.
Koca stadı bırak; halı sahada bile, parktaki tek kalede bile hep kendi kazansın istiyor.
Ama halkının bir kısmına olsun, gaz, şiddet, nefret kusmak haklı bir galibiyet, mübarek bir zafer midir?
Liderlik, “Karşınıza 1 milyon kişiyle gelirim” diyen misilleme-milisleme tehdidi midir?
Bu ülke için yaptığı en hayırlı iş olan “Kanı durdurmak; barış süreci” ardına; “iç savaş” tehdidi koymak mıdır?
Ne yapacak o 1 milyon kişi?
Polis onlara da gaz sıcak mı? Kafalarını hedef alıp kapsül fırlatacak mı?
Sokağa çıktıklarında imtiyazlı mı olacaklar; devlete yardımcı güç mü sayılacaklar?
Buna dair hiç hatıranız yok mu sizin!
Belediyeci yeleğiyle çadır yakan sivil kılıklı polisler; siviller giyip insan sopalayan devlet memurları gibi para-militer mi çıkacaklar?
AKP’ye oy veren, de ki bu gösterileri tasvip etmeyen, de ki oraya Topçu Kışlası, çakma kışlada AVM isteyenlerin, bir işaretle sokağa fırlayıp berikileri halledecek kadar emir kulu, milis olacaklarını ima etmek, onların da hukukuna, haysiyetine de ayıp değil mi!

***

Meselenin, insanları, bir kişi bile olsa hor görerek “Toplanmış oraya… Ne yaparsanız yapın, biz karar verdik” diyen kibir sorunu olduğunu anlamak zor mu?
Son seçimden sonra uzun uzun “Kibirli olmayacağız” sözünü ben mi verdim? (Seçimden önce “Kibirli olmayın” yazısı yazmıştım sadece!)
Orada Topçu Kışlası vardı, yine o olacak” diyor ya Başbakan; tamam, aynısını yapın o zaman. Aynısı olmayacaksa, içine Kalyon İnşaatçınız bir de AVM ile rezidans konduracaksa, tarihte onlar mı vardı orada?
Yapın ya da Taksim Stadı’nı. 26 Ekim 1923. İlk milli maç, Romanya, 2-2, bir de iki gollü Zeki Rıza anıtı. Elimde fotolar. Babam da orada topçu, futbolcu. Tarihse tarih! Parksa park.
Elbet haklısınız; Koç üniversiteyi, beriki siteyi, diğeri gökdelenleri yaparken hep ağaç kesti.
Daha beteri; halkın tarlalarını, ormanlarını, mezralarını yakan devlet ve güvenlik politikalarına milletin,İstanbul’un çoğunluğu da itiraz etmedi.
Eeee!
Cezası gaza boğmak mı!
Siz de yapmayın.
Manisa’da yakılanı da kovalayın; İstanbul’da söküleni de.
Ama insanları kovalıyorsunuz. Herkesi terörist ilan ediyorsunuz.
Muhatabım kim, diye soruyorsunuz ya…
Barış görüşmesi yürütecek değilsiniz…
Muhatap vicdanınız olsun mesela!
Şehri zehre, insanı şiddete boğan şu devlet cinnetine bir bakacaksınız; caiz mi diye, günah değil mi diye, ayıp değil mi diye, demokrasi bu mu diye!
Tamam, CHP, MHP, üniversitede öğrencileri dövdürtüp şimdi “halk hareketi şiddetle bastırılamaz” diyen Barocu, Borsacı, darbeci marbeci istismar edebilir; olabilir.
İyi de siz istismar bile etmeden, açık açık dövüyorsunuz, kırıyorsunuz, eziyorsunuz, gazlıyorsunuz, hunharca davranıyorsunuz.
Portakal mı bilemem ama asayişten ziyade bir intikam kokusu var gazın terkibinde.
Dinleyen Başbakan yerine inleyen ahali yaratmak mıdır demokrasi diye bir düşünür insan…
Kışla vesayetine son deyip Topçu Kışlası Vesayeti icat etmek midir diye!

***

Medyanın nesini suçluyorsunuz ki.
Ana medya haberden bile kaçtı; daha nereye ricat edip küçülsün, toz olsun.
Bunca olayı sansürleyip “Sigara içireni kapatırız” manşeti atabilen ayıplı muteber soytarı gazeteciler yetmiyor mu?
Bu haberleri en çok sansürleyen bir kanalın muhabirinin bile parmağını kopardı polis. Girmeyen haberler için parmağını verdi genç meslektaş.
Hiç canınız yanmıyor mu!
Bir parmağınız olsun acımıyor mu!
Başbakansınız, bakansınız; kapısını mağdurlara açan otel resepsiyoncusu, mutfağını ikram eden küçük lokantacı, üniformasından utanan bir polis memuru, yeter artık bıktık gazınızdan diyen emekli, gaz maskesi veren bir er, yeter yeter diye bağıran başörtülü nine, otobüsle yolu gazcılara kapatan belediye şoforü,evini açan teyze,  raflarındaki Talcid ve Rennie’leri boşaltan eczane kalfası, yaralılara yardıma koşan tıp öğrencisi kadar yanamaz mı canınız!
 
***

Parkta sakin oturanlara şiddetle saldırınca polisiniz; giderler sandınız, bu kez gitmediler, daha çok geldiler.
Belki çoğu hayatında politik bir eyleme bile katılmamıştı. Artık katıldı.
Mülayim bir kişi olan Belediye Başkanı diyor ki, “Belki biz de hatalıyız, yanlış anlattık”.
Yanlış anlatmadınız, yanlış yaptınız.
Anlatmadınız zaten, yapmaya koyuldunuz.
Hala kaldırım diyorsunuz; velev ki AVM çıkıyor.
“Yanlış anlattık” dediğiniz meselede insanları kapsülle vurup gazla boğuyor elemanlarınız.
Sizin yanlışınız onlara infaz olarak kusuluyor.
Hiç mi içiniz acımıyor!
Namaz kılan göstericinin başında ona zarar gelmesin diye nöbet tutan biri kadar da mı?
“Gazcı biraderler”e karşı nasıl bir “Gaz kardeşliği” oluştuğunu…
MHP’li ile BDP’linin bile yan yana düştüğünü…
Fenerli, GS’li, BJK’li ve Trabzonlunun, hatta Göztepeli ile Karşıyakalının birbirine vurduğu için değil, bir ötekine siper durduğu için yan yana kelepçelendiğini görmüyor musunuz?
Yahu şöyle aşkla bir takım bile tutmuyor musunuz!

***

Mesele şu:
Hem çok talan hem çok yalan.
Toplum mühendisliğine haklı tepkilerle gelip başmühendis çıktınız.
Hayırlı bir barışa adım attınız; aklınızı, tomanızı, copunuzu, gazınızı savaştan alamıyorsunuz.
Baharı, halk hareketlerini bilhassa seviyordunuz; işte bahar, buyurunuz, gazıyla birlikte siz de içinize çekiniz!
Polisin de yanlışı var dediğiniz; insanların bedenini, ciğerini yakıyor.

***

Sonra ne oldu?
Bir başka emirle polis Taksim’den çıktı.
Gezi Parkı eski haline döndü.
Gazdan önce daha çok ağaç, daha az insan vardı; gazdan sonra daha az ağaç, daha çok insan oldu!
Sonra ne oldu?
Nasıl bir emirse bu, durdu denen, yanlış denen gaz Beşiktaş’ı boğdu, Çarşı’ya vurdu; Ankara, İzmir’de patladı.
Elbette şu da var:
Baharlar sadece saldırıya uğramaz; kolayca da çalınabilir.
Bir tahakküme isyan edenlerin şarkısını bir bakmışsın bir başka tahakküm için fırsat kollayanlar çalmış.
Kimi şubat ile mayıs öyleydi; bu devir baharlarının birçoğu da öyle çalındı.
Şimdi sosyal medya provokasyonları gibi; uydurma, kurmaca haberlerle, yalanla; bir zaman Susurlukların o sayede de gizlenmesi gibi.
Taksim Mayısı kendini şerden de ehven-i şerlerden de korusun!

(Habertürk)

[Bu yazı 986 kez okundu]
Umur TALU

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [41]
[8 Haziran 2013] Demokrasi diye bir baş belası! ... [3 Mayıs 2013] Kelimelerin azabı! ... [27 Nisan 2013] Barış, hukuksuz olmaz! ... [9 Nisan 2013] Tarih, sınıf, gaz! ... [4 Mart 2013] Künyemizde 50 bin ölümüz. Bünyemiz Barış sayıklar! ... [8 Şubat 2013] Hattını, haddini bilmek... İncirlik, Kürecik, Patriotçuk! ... [3 Şubat 2013] Canlı bomba, patlama, can! ... [30 Ocak 2013] Bin yıl süren andıç ruhu! ... [27 Ocak 2013] Haddini, kıymetini, kıyametini bileceksin! ... [23 Kasım 2012] Devlet sırrı dediğin, kanlı tarihin kara kutusu! ... [9 Kasım 2012] Cinnet vatan! ... [30 Ekim 2012] Ne bu şiddet be Celâl! ... [23 Ekim 2012] Raporlu demokrasi! ... [29 Eylül 2012] Anlamadığım şudur: ... [6 Eylül 2012] Bi gidin yahu! ... [17 Ağustos 2012] Dağın altında 30 yıl! ... [1 Ağustos 2012] Sen utanmıyorsan. Ben utanıyorum! ... [29 Temmuz 2012] Artık size kalmış! ... [14 Temmuz 2012] Limana gelmesin de cana gelsin! ... [30 Haziran 2012] Uf olmuş ama zaten puf olmuş! ... [26 Haziran 2012] Dün gemi olur, bugün uçak! ... [16 Haziran 2012] Bu vatanın ekmeğini yemek... Bu vatanın emeğini yemek! ... [1 Haziran 2012] Hem dert çok, hem mert (pek) yok! ... [6 Mayıs 2012] Astlar, kastlar. Dostlar, postlar! ... [29 Nisan 2012] Yol aynı, yolculuk aynıdır! ... [13 Mart 2012] Bir yumruk çok mu! ... [3 Mart 2012] Gölgen peşini bırakmaz! ... [12 Şubat 2012] 10'uncu Yıl Marşı! ... [15 Ocak 2012] Bin yıllık çoğunluk! ... [30 Aralık 2011] Cinnet cehennemin ölü canları ... [25 Aralık 2011] Kimine kıyak kimine dayak! ... [9 Aralık 2011] Hayat bilgisi! ... [27 Kasım 2011] Bir adım demokrasi, bir adım geri! ... [14 Eylül 2011] Arap baharı, Türk yazı! ... [1 Eylül 2011] Demokrasinin sonu! ... [20 Ağustos 2011] 30'uncu yıl ağıtı! ... [11 Ağustos 2011] Şiddetleri ortak, kaderiniz ortaktır! ... [5 Ağustos 2011] Ölü çocuktan al haberi! ... [21 Temmuz 2011] İşte budur! ... [17 Temmuz 2011] Çokça, bir derviş gibi ... [19 Haziran 2011] İç hizmet, dış hezimet! ...
Umur TALU
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™