Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
"Yalan ne kadar büyükse inananı da o kadar çok olur"
18 Mayıs 2013, Ali Murat İRAT

Daha sonra Nazi Partisi olacak Alman İşçi Partisi’nin başkanı Karl Harrer Hitler'den hiç hazzetmezdi. Ona göre Hitler ziyadesiyle megaloman birisiydi. İşte O megaloman Hitler Harrer’i devirerek partinin başına geldi. Aslında, yakından bakıldığında, O “gelenekten” kopan bir “yenilikçiydi.” Yeni şeyler vaat ediyordu. Önce partinin adını değiştirdi. Yeni adıyla Nasyonel Sosyalist Alman İşçi Partisi (Nazi) 1930 seçimlerinde % 18.3 oy ile ikinci büyük parti oldu. Parti 1932'de yapılan genel seçimlerde toplam oyların % 37.4'ünü aldı. 5 Mart 1933 seçimlerinde ise oyların % 43.9'unu aldı.
23 Mart 1933 günü “Almanya’nın sıkıntılarını aşabilmek için” Hitler’in yetkilerini olağanüstü genişleten bir kanun kabul edildi. Bu kanun parlamenter demokrasinin sonuydu. Parti yetkililerine göre Almanya’nın bütün sıkıntıları böylelikle sona erecekti. Artık seçim yapılmayacaktı. Parlamento üyelerini parti seçecekti. Hitler bugün kanlı bir diktatör olarak anılıyorsa işte en büyük nedeni bu kanundu. O artık her şeyin doğrusunu bilen, alınan kararlarda kimseleri dinlemeyen yanılmaz führerdi. Yanılmaz lider, her şeyi bilen lider Führer ne diyordu vatandaşlarına: “Ben savaş istiyorum. Benim için her türlü vasıta doğru olacaktır. Benim sloganım ‘Ne yaparsan yap, düşmanı rahatsız et’ değildir. Benim sloganım şudur: ‘Bir şekilde onu yok et!’ Ben bu savaşı sürdürecek insanım!”
Savaştan önceki yıllarda başta çalışma yaşamı olmak üzere, eğitim, öğretim ve gündelik yaşam şiddetli ve radikal müdahalelerle değiştirildi, dönüştürüldü. Eskiyi hatırlatan bütün semboller yok edildi. Bayrak bile değiştirildi. Sonunda 1919 devrimiyle kurulan cumhuriyet ortadan kaldırıldı ve imparatorluk (Reich) kuruldu. Hitler 2 Ağustos 1934'te cumhurbaşkanlığı yetkilerini de aldı ve artık dehşetli yetkilerle Almanya’nın başına geçti.
Bu tarihlerden sonra siyasi davalara “Özel Mahkemeler (Sondergericht)” bakmaya başladı. Bu mahkemelerin amacı "hükümete karşı girişilen gizli saldırı olaylarına" bakmaktı. Bunların bünyesindeki üç yargıç güvenilir parti üyeleri arasından seçilirdi. Nazi savcıları bir davayı ister normal mahkemeye, ister Sondergerichte götürebilirdi. Böylece muhalifler ülkede kısa sürede susturulabildi. Adalet Müşaviri Dr. Hans Frank o dönemde yargıçlara sesleniyordu: Nasyonal sosyalizm karşısında hukuk bağımsızlığı yoktur. Vereceğiniz her kararda önce kendinize şunu sorunuz: “Benim yerimde Führer olsa nasıl karar verirdi?”
Naziler aşağı ırk olarak niteledikleri Yahudileri ve muhalifleri toplama kamplarına göndermeye başlamıştı. İlk kamp 1933'te Dachau'da kuruldu. Daha sonra savaş tutsaklarını, komünistleri, sosyal demokratları ve sosyalistleri buralarda kur­dukları kamplarda topladılar. Özellikle muhalifler toplu halde gaz odalarında öldürüldü ve fırınlarında yakıldı.
Hitler’in ‘dünya görüşü' (Weltanschauung) Nazilerin iktidara gelişinden sonra yeni hükümetin ideolojik temeli olmuştu. Bu, özetle, Almanya’nın dünya çapında bir güç olabileceğine ve olması gerektiğine inanmaktı. Hitler bu sayıklamalarını gerçekleştirmek için önündeki engelleri teker teker aştı. "Uzun Bıçaklar Gecesi" olarak bilinen 1 Temmuz 1934 gecesi, Hitler, üst düzey bazı askeri yetkililerin öldürülmesini emretti. Askeri yöneticilerin büyük çoğunluğu bir gecede öldürüldü. Bu olayla birlikte ordu artık tamamen Hitler’in emri altına girdi. Artık dünyayı “fethetmek” için önünde engel kalmamıştı.
Hitler dünyayı yıkıp savaş alanına çevirmek isterken şehirlerini modernize etti. O zaman ismi o olmasa da “Mega Projeler” gerçekleştirdi. Köprüler, gösterişli yollar, büyük meydanlar inşa etti (AVM’ler henüz ortalıkta olmadığından herhalde). Almanya sözde “gelişiyordu”. Ancak yine de Hitler’in kafasındaki o “Büyük Almanya’nın” kurulması için savaş kaçınılmazdı. Almanya “büyük düşünmeliydi” çünkü o Almanyaydı. Savaş oldu da. Hitler’in mega projeli dünya görüşü için yaklaşık 70 milyon insan öldü. Bir o kadarı yerinden oldu. Gaz odalarında boğulan çocukların oyuncak bebekleri müzeye çevrilen toplama kamplarında sergileniyor bugün.
Büyük düşünür Adorno "İnsan Auschwitz'den sonra yaşayabilir mi?" diye sormuştu. Yaşadı insanlar. Yeni katliamları görerek yaşadı. İnsanlık toplama kampına çevrilmiş büyük meydanlarda yeni diktatörlerin attığı gazlarla boğuluyor artık. Hitler üzerine koyarak, büyüyerek bugünlere kadar geldi. O yalanlar söyledi. Ama hep büyük yalanlar. “Yalan ne kadar büyükse inananı da o kadar çok olur” dedi. Faşizm insanı hayvanlaştırarak yaşamaya devam etti, ediyor.
Hitler ölmedi, çoğalarak büyüdü, bugünlere kadar geldi. O ölmedi, aramızda yaşıyor!

(Birgün)

[Bu yazı 1021 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™