Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Demir kapı
24 Nisan 2013, Ertuğrul MAVİOĞLU
, Ertuğrul MAVİOĞLU

Abdullah Öcalan’ın Newroz mektubunda sözünü ettiği çözüm süreci, asıl şimdi şekillendi. Mektuplar gitti, geldi, tartışmalar yaşandı ve anlaşılan o ki Öcalan’ın baştan beri net olduğu ancak her şey kapalı bir kutunun içinde döndüğü için pek anlaşılamayan Kürt cephesinin yeni politikası artık netleşti. Aslında Aysel Tuğluk, geçen hafta Radikal 2’de yayınlanan yazısında bunu dile getirmişti. Özetle formülü şöyleydi: Türkiye’de demokratik ve silahsız, İran’da yakın gelecekte silahlı ve Suriye’de silahlı mücadele. Evet, Kürt cephesi açısından yeni konsept böyle ve bu politikanın bölgesel dengeler üzerindeki etkisini ölçüp biçmeden önce, Kürtler açısından ne anlama geldiğine bakmak daha elzem.

Alınan kararları KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan basın toplantısında  açıklayacak ve çekilme sürecinin net kazanımlar  elde edilemeden başlatılması kafaları karıştıracak. Anlaşılan Kürtler, sadece kendilerine verilen bir dizi sözün üzerinden yürümüyor, kendi stratejilerini kendileri belirliyorlar.  Duran Kalkan’ın, Ruşen Çakır’a verdiği mülakatta zikrettiği Türkiye topraklarında silahlı mücadeleye son vererek ‘demir kapı’yı ortadan kaldırma politikası da burada anlam kazanıyor. Peki, ‘demir kapı’, hangi olanakların önünü kapatıyordu ki, mutlaka kaldırılması gerekliydi?

Evet, zurnanın zırt dediği yer burası. Kürt cephesinin strateji değiştirdiği gerçeğini anlamayan ya da anlamak istemeyenler, hatta Kürt sorununa sadece Türkiye gözlüğüyle bakanlar açısından bu strateji değişikliği, bir nevi ‘savaş kaçkınlığı’,’ teslimiyet’ ya da ‘savaş yorgunluğu’ şeklinde anlaşılabilir. AKP cephesinden bakanlar ise bunu Kürtlerin yenilgisi olarak bile değerlendirebilir.

Düne kadar PKK’nin stratejisi ağırlıklı olarak Türkiye üzerinden şekilleniyordu ve kendi deyimleriyle Kuzey Kürdistan birinci öncelikti. O nedenle İran’da PJAK’ın yürüttüğü mücadele durdurularak araya tampon bölge kuruldu. O nedenle Suriye’de hayli olgunlaşmış PYD güçleri sahnede neredeyse hiç yer almadı ve esas olarak ideolojik, politik manada destek güç rolü oynadılar.

İşte tüm bunlar Suriye’de iç savaş başlayıncaya kadardı. Suriye Kürtleri, Beşar Esad rejimine karşı küresel bir müdahale olunca doğan boşluktan yararlanarak bayrak gösterdiler. Esad’ı devirmek için koçbaşı rolüne soyunan AKP hükümeti, hemen bu gelişmeyi gördü ve telaşa kapıldı. ABD işgali sonrası kurulan Kürdistan özerk bölgesini yeni yeni hazmetmeye çalışan Türkiye açısından, Güney Kürdistan’ın yanında bir de Batı Kürdistan kurulma ihtimali doğmuştu ki, AKP ilk etapta bölgede bir kontrgerilla gücü oluşturup şiddet yoluyla bastırmaya yeltendi. Fakat Suriye Kürtlerinin gücü, AKP’nin tahayyülünün çok ama çok üzerindeydi ve şiddet kar etmedi. Üstelik Kürtlere yönelik bu saldırılar de facto durum yaratmaları için koşulları daha da elverişli kıldı. İşte, İmralı’da projelendirilen ‘çözüm süreci’ sadece Suriye Kürtlerinin geldiği bir ileri aşamayla aynı sürece denk düşmedi, aksine arasında neden sonuç ilişkisi de vardı. Çünkü AKP, Suriye Kürtlerini alt edemeyeceğini kısa sürede anladı. Ve yine AKP, Suriyeli Kürtlerle savaşarak batılı güçlerin Esad rejimine karşı avantaj elde edemeyeceğini de bir biçimde fark etti. Bu fark edişlerin ABD’nin bölgeye dair stratejileriyle bağlantılı olduğuna hiç kuşku yok. Ama elde bunu ispatlayacak bir belge de yok. O nedenle bu ayrıntıyı geçelim.

Hiç kimsenin beklemediği bir dönemde Suriye’de tıpkı Irak Kürdistan’ı gibi özerk bir Kürdistan kurulması ihtimali, PKK’nin yeni bir stratejisinin alt yapısıdır. PYD lideri Salih Müslim’in muhaliflerin oluşturduğu Suriye Ulusal Konseyi’ne Kürt kimliğiyle girmek istediklerine ilişkin sözlerini yeri gelmişken anımsayabiliriz. Başka bir deyimle PYD açısından Rojava’nın tanınması, Esad’a karşı savaşmanın da temel şartı. Öcalan işte burada güçlü bir olanak gördü ve PKK kontrolündeki bir özerk Kürdistan oluşturmanın yolunun “Türkiye ile ilişkileri normalleştirmekten geçtiği” saptamasını yaptı. Hal böyleyken, Türkiye’deki mücadele uzun yıllar sonra Kürt cephesi için daha tali plana düştü.

Kürdistan’ın dört parçaya yayılmış bir ulus olduğu unutulursa, sorun “çekiliyorlar ama karşılığında ne aldılar” gibi noktalara saplanır, Kürtlerin daha önce hararetle öne sürdükleri talepler sıralanarak, kolaylıkla “elde var sıfır” yanıtı verilebilir. Oysa Duran Kalkan’ın deyimiyle ‘demir kapının kaldırılması’ ya da başka bir ifadeyle Türkiye’deki askeri unsurların çekilmesi, Kürt hareketine Suriye’deki özerk Kürdistan’ın kapılarını açıyor.

Kuşkusuz ‘demir kapı’ kalktığında bunun olumsuz sonuçları da olacak. Türk bakışı hep bu olumsuzlukları öne sürüp, PKK’yi topa tutmaya devam edecek. Oysa Kürtler sadece Türkiye’den ya da kendi deyimleriyle söylersek Kuzey Kürdistan’dan doğru bakmıyorlar. Kürtlerin mücadele alanı dört parçaya bölünmüş durumda ve Batı Kürdistan’da elde edilebilecek güçlü bir kazanım için Kuzey’i, yani Türkiye’yi ve Doğu’yu, yani İran’ı şimdilik bir adım geriye çekiyorlar. Ve net bir biçimde bu geri çekilmenin mücadelenin bırakılması değil, başka bir biçim alması olduğunu söylüyorlar.

(Birgün)

[Bu yazı 1042 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™