Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Türkiye'deki Avrupa
16 Nisan 2013, Zülfü LİVANELİ
, Zülfü LİVANELİ

Son haftalarda Serenad’ın yabancı dillerdeki çevirilerinin sunuş ve basın toplantılarına katılmak için epeyce gezdim: Sofya, Atina, Selanik, Berlin, Köln, Suttgart vs.

Böyle toplantılarda, bir aktör kitaptan parçalar okuyor, sonra da toplantıyı yöneten kişinin ve okurların soruları cevaplandırılıyor. Ama yazının asıl amacı, kitap tanıtımlarını anlatmak değil, bu vesileyle ortaya çıkan bir algıyı irdelemek.

Yabancı basının ve okurların en çok ilgisini çeken konu; Türkiye’de kitap satışlarının nasıl bu kadar yüksek olabildiği. Sunucular, Serenad’ın 250 bine yaklaşan yasal satışından söz ettikleri zaman; başta gazeteciler olmak üzere, okurlar bu sayının Amerika dâhil her ülke için önemli olduğunu, Türkiye gibi bir ülkedeki bu satış rakamına çok şaşırdıklarını söylüyorlar.

Bir 20 milyon var ki...

Onları daha da çok şaşırtmak amacıyla “üstelik bu okurların yüzde 70’inin kadın’ olduğunu” söylüyorum.

Sonra da anlatmaya başlıyorum:

Hepinizin bir Türkiye algısı var; bu algı kimi zaman medyadan, kimi zaman tarihten, bazen de sokakta gördüğünüz Türklerden kaynaklanıyor. Hepsi de gerçek ama gerçeğin ancak birer parçası: Resmin bütününü görmeniz zor.

Kısaca söylemek gerekirse Türkiye’de 20 milyonun üzerinde iyi eğitimli, dünyayı bilen, orta-üst gelir grubuna dâhil bir nüfus yaşıyor. Bu da orta ölçekli bir Avrupa ülkesi eder. Hatta Avrupa’daki birçok ülkeden daha medeni, daha eğitimli bir Türkiye var.

Bu Türkiye, evrensel insan değerlerini savunuyor, kadın-erkek eşitliğine inanıyor, inançlara saygılı ama laik bir dünya görüşünü benimsiyor. Kısacası, Batı’nın en ileri ülkeleriyle yarışacak kadar uygar bir yaşam biçimi sergiliyor.

Kafaları dünyanın en geri ülkelerine ait imgelerle dolu olan ve Türkiye’yi öyle zanneden yabancılar “İyi ama” diyorlar “siz İstanbul’u anlatıyorsunuz. Gerisi böyle değil ki!”

İstanbul algısı

O zaman “Kafanızdaki bir başka klişeyi yıkma zamanı da geldi artık” diyorum. “Türkiye’nin en modern kenti sandığınız gibi İstanbul değildir. Tam tersine, İstanbul çoğunluğu muhafazakâr olan bir şehirdir. Önce İzmir’i, Ege’yi, Trakya’yı, Akdeniz’i görün. Kaldı ki Diyarbakır’a, Çorum’a, Trabzon’a, Artvin’e, Antakya’ya, Mardin’e, Gaziantep’e, Adana’ya gittiğiniz zaman bile, çağdaş bir yaşam biçiminin izlerine tanık olacaksınız.”

Bu sözlerim üzerine kafaları allak bullak oluyor, çünkü kafalarındaki Türkiye imgesiyle üst üste oturmuyor bu görüntüler.

Zaten ben de Türkiye’nin tamamı böyle demiyorum.

Ama elimizi vicdanımıza koyup söyleyelim; en azından yarısı böyle değil mi?

Elbette Fazıl Say’a ceza verilmesi de “Türkiye’deki Suud” varlığını unutmamıza imkân tanımıyor.

(GazeteVatan)

[Bu yazı 942 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™