Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Âlemin keyfi yerinde yine maşallah
9 Nisan 2013, Metin ÇULHAOĞLU
, Metin ÇULHAOĞLU

Keyfi yerinde olanlar (ya da dışarıya karşı böyle görünmeye çalışanlar), Türkiye’de genel siyasal gidişin kabarttığı dalgaların üzerinde yol almaya, bu arada belirli güçlere eklemlenerek siyaset yapmaya çalışan sol-sosyalist kesimlerdir…

Bir kısmı için, Silivri davaları bu ülkede AKP iktidarının zayıf karnıdır. Ordu, Atatürk, vatan millet nidalarıyla buraya yüklenildiğinde AKP tepetaklak gidecek, eğer solculuk ve sosyalizm deniyorsa o da sonunda buradan çıkacaktır…

Bu arada, kimse küçümsemesin: Koskoca CHP de buraya bakmakta, daha doğrusu dalgaya tutunanların etki ve cazibesine kayıtsız kalamamaktadır. Yeri ve zamanı geldiğinde bu partiden şu kadar milletvekili…

Diğer kesimdeki solcular bu kadar iddialı olmasalar bile onlar da hallerinden memnundurlar. Neticede, AKP iktidarını ve devleti dize getirip kendileriyle görüşmeye mecbur eden bir siyasal dinamiğin içinde, yanında, solunda veya şurasında burasında durmaktadırlar. Gerçi bugün gelinen noktada pek esamileri okunmamaktadır, ama olsun; “damlama etkisi” bir yerde onları da ihya edecektir…

Her iki kesim de tutunmaya çalıştıkları ana gövdeye karşı hiç değil, ama diğer sol-sosyalist kesimlere karşı eleştirel, biraz da kibirli ve üstten bakıcıdır. Bu bakışa, çekilen kurada kendilerine güney cephesinde, deniz manzaralı ve markete yakın daire çıkan yeni konut sahiplerinin daha “şanssız” kura çekenler karşısında besledikleri duygulara benzer bir hissiyat da damga vurmaktadır. Ancak asıl ağırlıkta olan kibirli bir eleştiridir: Kendileri siyasal durumu ve süreçleri çok daha iyi analiz edip nerede durmak gerekiyorsa bunu ustaca belirlerken, diğerleri sosyalizmdir şudur budur diyerek ana süreçlerin dışına düşmüşlerdir.

Bu nedenle, “âlemin keyfi yerinde” görünmektedir.

***
Gelgelelim, keyfi yerinde görünenlerin dışında kalanlar, aynı şarkının sözleriyle devam edip “kaderin kendilerine güleceği günleri” beklemek, bunun için “inşallah” çekmek durumunda değillerdir.

Çünkü işin içinde bir de “beslenme kaynakları” diye bir şey vardır.

Eğer “beslenme kaynaklarından” anlaşılması gereken, politize olan yeni-genç kuşaklar, kımıldanmaya başlayan işçiler-emekçiler ve ikide bir önlerine getirilen “ya o ya bu” dayatmalarından sıkılıp yeni yollar arayan aydınlar ise, bugün keyfi yerinde görünenlerin bu beslenme kaynaklarından nasiplenme şansları, zaman zaman hindi gibi kabarsalar bile çok azdır.

Silivri dalgalarına tutunmaya çalışanların, gençliğin bir kesimini kendilerine çekip militan bir çizgide tutmaları bir süre için mümkündür. Ama ancak bir süre için; çünkü baştan sona Atatürklü, milli ordulu ve Birinci Cumhuriyetçi bir projenin arayışçı gençleri daha uzun dönemde “kesmesi” mümkün değildir. Aynı durum akademisyenler dâhil aydın kesim ve işçi sınıfının diri unsurları için de geçerlidir.

Diğer tarafta ise, “beslenme kanalları” bütünüyle ana gövdenin, yani Kürt siyasetinin tekelindedir. Kürt siyaseti böyle bir “tekeli” dayattığı için değil, işin doğası böyle olduğu için. Daha açık söylenirse, yeni gençler, aydınlar ve emekçiler söz konusu olduğunda, Kürt unsurlar Kürt siyasetini besleyecek, Kürt siyaseti kendi Kürt unsurlarından beslenecektir. Kürt olmayan unsurlar içinse, “damlama etkisi” bile olası görünmemektedir.

Bu kesime eklemlenen Kürt olmayan sol siyasetler, her şeye karşın yeni unsurlar kazansalar bile, bu unsurları mevcut reel politikanın, “diyalogun”, karşılıklı ince taktiklerin, iniş çıkışların ve gelgitlerin artık gayya kuyusuna dönen ortamında “tatmin etmeleri” çok güç olacaktır.
İki taraftan her birinin, başka şeylere karşı değil de asıl olarak diğer tarafa karşı bilendiği, entelektüel-siyasal gücün ancak bu karşılıklı bilenmeyle sağlanabildiği bir cul-de-sac (açmaz, çıkmaz) mutlaka alternatif yolları, kanalları ve açılımları davet edecektir.

Yeter ki işin bu yanı görülebilsin, yollar ve kanallar hiç gecikmeden zorlanabilsin.

***
Aşağıdaki örnek, az önce söylenenlerle ilgilidir ve umarım örnekteki öznelere ve “sonuçlara” takılıp kalınmaz, “işin özü” gözden kaçırılmaz.
1968-69 yıllarında Türkiye solu, “keyfi yerinde” ve hatta “kibirli” iki ana gövdeyle temsil ediliyordu.

Bunlardan biri, dönemin dünya ve Türkiye koşullarından hareketle kendinden emin görünüyordu. Elinde, Türkiye gibi “üçüncü dünya” ülkelerine cuk oturacak, literatürde ise “kapitalist olmayan yol” bahsinde anlatılan kapı gibi bir program vardı.

Dahası, bu gövde, ülkenin tarihinde hep son sözü söylemiş “zinde güçler” üzerinde çok ama çok etkiliydi.

Özetle, iktidarın eli kulağındaydı…

Diğer gövde ise seçimlerde yüzde 3 oy almış, TBMM’ye 15 milletvekili sokup 14 üyeyle temsil edilmiş, ülkenin gündemini baştan sona değiştirmiş, Türkiye’nin dört bir yanında teşkilatı olan, yani “tabana yayılmış” bir güçtü.

Özetle, bir aksilik olmazsa ileride “başa güreşilecekti…”

Gelinen noktada, taraflardan her biri, artık en fazla birbirine karşı bileniyordu. Biri, diğeri için “cuntacı”, “tepedenciydi” ve zinde güçlere fazla bel bağlıyordu. Diğeri ise onu “Filipin demokrasisine fazla güvenmekle”, “parlamentarizmle” ve “pasifizmle” suçluyordu.

Sonra ne mi oldu?

İki taraf da, dönemin hareketli ortamında sürece katılan coşkulu genç unsurları, gözünü sol siyasete açan işçileri ve emekçileri, cul-de-sac’tan sıkılan aydınları tutamaz oldu…

Sonuçta ortaya THKP-C ve THKO çıktı.

Bunlar, o zamana kadarki “ana gövdelerden” ikisine de benzemiyordu…

Kaderin, keyfi yerinde görünenler dışındakilere “gülmesi” için öyle fazla zaman gerekmemişti.

Tarımda ve kadastroda değil ama siyasette, “fazlaca parsellenmiş” görünen her alan aslında henüz parsellenmemiş boş alanların varlığına işaret eder.

Önemli olan bunu görmek ve gereğini yapmaktır

(SolHaber)

[Bu yazı 1184 kez okundu]
Metin ÇULHAOĞLU

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [31]
[29 Eylül 2015] Analiz ve siyaset ... [30 Ağustos 2014] Başbakan Davutoğlu? ... [11 Ocak 2014] Karı koca arasına girilmez ... [2 Ekim 2013] Paket ve 'ortam sürekliliği' ... [31 Ağustos 2013] Tanrı (ve ABD) yanındayken bile... ... [29 Ağustos 2013] Ramazan endişeleri ... [16 Temmuz 2013] Kuşak fırsatı ... [8 Haziran 2013] Kitlesel hareketlenme: İlk tespitler ... [23 Nisan 2013] Önce marazileşme sonra meczuplaşma ... [27 Mart 2013] 'Hassas dönem' için gözlemler ve saptamalar ... [25 Aralık 2012] Sosyalizm hacıyatmaz mı? ... [23 Eylül 2012] AKP: Yolun sonunda mı? ... [7 Eylül 2012] Madalyonun iki yüzü ... [31 Ağustos 2012] Üçüncü Dünya Savaşı ... [25 Ağustos 2012] Güle güle Metin ... [11 Ağustos 2012] Alışmamız gerekiyor! ... [4 Ağustos 2012] Çok da karmaşık olmayan bir denklem ... [14 Temmuz 2012] Yoğunlaştığı yer, inceldiği yerdir ... [16 Haziran 2012] Eşitsiz gelişme ... [8 Haziran 2012] Siyasette iki gündem bir strateji ... [1 Haziran 2012] Tarassut noktaları ... [24 Mart 2012] Osmanlı: Dönelim de hangi dönemine? ... [25 Şubat 2012] ABD strateji fukarası mı? ... [18 Şubat 2012] "Devletin tepesinde neler oluyor?" (*) ... [3 Aralık 2011] Bir kez daha: Süreklilik mi, kopuş mu? ... [3 Eylül 2011] Durum çok mu umutsuz? ... [27 Ağustos 2011] Türkiye solcusunun çilekeş bir insan olarak portresi ... [6 Ağustos 2011] Bir Ortadoğu Vizyonu ... [25 Haziran 2011] Kilitlenme ve "Yıldızın Parladığı Anlar" ... [23 Nisan 2011] Rota nereye? ... [21 Ocak 2011] Beş soruda AKP ve Liberaller ...
Metin ÇULHAOĞLU
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™