Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Ergenekon'un kolları nereye kadar uzanıyor?
20 Mart 2013, Mehmet Y. YILMAZ
, Mehmet Y. YILMAZ

ERGENEKON davası ile ilgili tutuklama dalgaları sürerken icat edilmiş bir suç vardı, bilmem hatırlayan kaldı mı?

Bu suça kısaca “Ergenekon davasını itibarsızlaştırma” adı veriliyordu. “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesinin pek hatırlanmadığı günlerdi. Bunu her türlü yöntemle yapabilirdiniz. Yeter ki savcıların canı sizi bir süre için içeri tıkıp gözdağı vermek olsun! Nitekim o günlerde birçok kişi bu suçu işlediği gerekçesiyle gözaltına alındı, sorgulandı, bazıları sanık bile oldu.

Önceki gün Ergenekon davasının savcıları esas hakkındaki mütalaalarını açıkladılar. 60 küsur ağırlaştırmış müebbet hapis cezası, çok sayıda da “silahlı terör örgütüne üye olma” cezası istediler.

12 Eylül döneminin gizli örgüt davaları ile kıyaslanabilecek bir mütalaa bu. Tabii o zaman idam cezası vardı, idam istiyorlardı, şimdi yok, onun yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.

Peki, “Bu silahlı örgüt hangi eylemi yapmış” diye bakıyorum, Danıştay cinayeti çıkıyor karşımıza. “Danıştay cinayetinin bu örgüt ile ilişkisi nasıl kurulmuş” diye bakıyorum, karşıma çıkan sadece bir gizli tanık ifadesi! Onun da güvenilirliğini tartışma olanağını bulabilmiş değiliz!

Savcı mütalaasında “Ergenekon diye bir gizli örgütün varlığının kesinleştiğinden” söz ediyor.

Ama mütalaaya hızla göz attım, şunları bulamadım:

Bu örgütün lideri kim? Yardımcıları kimler? (Hatırlarsınız “kasası” olduğu iddia edilen sanık ölmüş ve beş kuruş parası da olmadığı ortaya çıkmıştı.) Örgütün üyeleri ile aralarında nasıl bir hiyerarşi mevcut, nasıl haberleşiyorlar, eylem planları nasıl yapılıyor, kararları kimler alıyor, kimler uyguluyor? Mesela Kemal Kerinçsiz ile Tuncay Özkan arasında nasıl bir örgütsel ilişki var? Ya da Yalçın Küçük ile Doğu Perinçek arasında?

Hükümeti silah zoruyla devirmek için nasıl bir güç oluşturmuşlar? Bu güç nerede? Silahları ne yaptılar? Yoksa Silahlı Kuvvetleri mi kullanacaklardı? O zaman Balyoz mahkûmları ile de ilişkileri olmalı değil mi?

Bu soruların açık bir yanıtı ve bu yanıta dayanak olacak kanıtları yok.

Bu duruma bakınca yazımın başında söz ettiğim suçu hatırlıyorum.

Yoksa bu davayı itibarsızlaştırmak isteyenler arasında savcılar da mı var?

Bu örgüt bu kadar derine sızmış olabilir mi? Ergenekon’un kolları acaba daha nereye kadar uzanıyor?

Ve Apo, TBMM’yi göreve çağırdı

ÇOK enteresan günler yaşıyoruz. PKK ile Apo üzerinden sürdürülen görüşmelerde geldiğimiz nokta, Apo’nun Meclis’i devreye sokma isteği!

Hükümet, bir yandan bu işten köşe bucak kaçıyor: “Görüşmeleri ben değil, devlet yapıyor” diyor, TBMM’ye bu konuyla ilgili bilgi vermek istemiyor. Diğer yandan da bu geri çekilme başarılır ise bunun siyasi sonuçlarından yararlanmak istiyor. Ki doğal olanı budur, siyasal sorumluluk alan, siyasal başarının da sahibi olur ama burada bir sorun var ki hükümet bu sorumluluğu da açıkça yüklenmiyor, laf geveliyor: Devlet görüşüyor, MİT görüşüyor gibi!

Ama şimdi iş geldi, TBMM’ye ulaştı. Apo diyor ki “Çekilme parlamento kararı ile olmalı”!

Apo
’ya göre TBMM’nin bir komisyon kurması ve çekilmenin bu komisyonun gözetiminde yapılması gerekiyor.

Bu komisyonun kurulmasını kabul edecek Meclis’e bu konuda bilgi de verilecektir.

Ama bu bilginin her şeyi açıklamasını beklemek saflık olur, bu pazarlık sürecinin doğasına aykırıdır.

Ama yine de hükümetin TBMM’yi devreye sokmakta bu kadar gönülsüz olduğu bir ortamda, PKK liderinin TBMM’yi devreye sokma talebinin ilginçliğinin altını çizmekte yarar var.

Ne zaman isterse açıkmış ama dün hariç!

DÜN Milliyet’in birinci sayfasında şöyle bir “haber” yayımlandı: “Veda ve teşekkür – Milliyet gazetesinin değerli yazarlarından, 45 yıllık meslek ustası Hasan Cemal’le yollarımız bugünden itibaren üzülerek ayrılmaktadır. Kendisine gazetemizdeki 15 yıllık yazarlık yaşamı nedeniyle teşekkür ederiz. Ne zaman isterse Milliyet’teki köşesi ona açık olacaktır”.

Bunu okuyan bir insan ne anlar? Hasan Cemal, kendi isteğiyle gazetesinden ayrılmış!

Ama hiç de öyle değil. Hasan Cemal, salı günü yayımlanmak üzere yazısını yazdı, ama gazete yayınlamadı. Hasan Cemal de bunun üzerine gazetesinden ayrılma kararı aldı.

Ne zaman isterse Milliyet’teki köşesi ona açıktır” denilmiş ama belli ki o zaman dünkü zaman değilmiş!

Burası gazetenin iç meselesidir, beni ilgilendirmez ama bir konu var ki o hepimizi ilgilendiriyor.

Hasan Cemal’in Milliyet’ten ayrılmasına neden olan olay, İmralı tutanaklarının Milliyet’te yayımlanması üzerine Başbakan’ın köpürmesindir. Başbakan isim vermeden de olsa, konuşmasında Hasan Cemal’e verdi veriştirdi.

Gazetenin yeni sahibi de bundan kendisine görev çıkardı ve Hasan Cemal’in ayrılma süreci böyle başladı.

Başbakan’ın bu sonucu istediğini düşünmüyorum.

Son zamanlarda gazetelerin, televizyonların patronlarını arayıp “Beyefendi şu habere çok kızdı”, “Yukarısı şu yazarın yorumuna kıl oldu” gibi “özel ulaklar” türedi. Çoğundan Başbakan’ın haberi bile yoktur, adım gibi eminim. Bunlar kendilerine bir iktidar alanı yaratmak istiyorlar ve bunu kullanıyorlar.

Başbakan bir gazete sahibine kızarsa, onun başına nasıl şimşekler yağdırıyor, bunu da herkes bildiği için özel ulakların işleri de kolaylaşıyor tabii.

Başbakan kendisi için, kendi isminin geleceği için bunu sorgulamalı: Neden onun Başbakanlığında bazı yazarlar artık yazamaz oluyorlar?

Kuşkusuz ki her iktidar gibi onun iktidarı da bir gün sona erecek. Gelecekte nasıl hatırlanacağını iyice bir düşünmeli.

Başbakanlığı döneminde gazetecileri cezalandırdı, işten atılmalarına neden oldu” diye hatırlanmak, hiçbir demokrat liderin isteyebileceği bir şey değildir.

(Hürriyet)

[Bu yazı 1212 kez okundu]
Mehmet Y. YILMAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [63]
[17 Nisan 2014] Başbakan Başsavcı Başyargıç! ... [21 Şubat 2014] Alaturka Baas rejimine bir adım daha! ... [31 Ağustos 2013] Nasıl bir kalp bıraktın, bilir misin ardında? ... [25 Haziran 2013] Yüzleri kızarmadan asla anlatamazlar ... [24 Haziran 2013] Halkı ikiye bölme suçu! ... [8 Haziran 2013] Kişi başı terörist sayısında dünya birincisiyiz! ... [6 Mayıs 2013] 'Hukuk' siyasetin elinde 'guguk' olunca ... [15 Nisan 2013] Paket paket adalet! ... [9 Nisan 2013] Hainleri Belirleme Enstitüsü! ... [11 Mart 2013] Gerçekten anayasa hukuku okumuş olabilir mi? ... [26 Şubat 2013] Bir torba dava daha mı geliyor? ... [25 Şubat 2013] Paket paket adalet! ... [15 Şubat 2013] Bu memlekette 'kâğıt' asla kaybolmaz ... [15 Ocak 2013] MİT bu ihbarları neden bugüne kadar sakladı? ... [7 Ocak 2013] Gördük ki yer yerinden oynamıyor! ... [2 Ocak 2013] Siyasi irade yoksa çözüm de olmaz ... [28 Aralık 2012] Gulyabanilerden sarmısakla mı korunacağız? ... [20 Kasım 2012] Erdoğan'a bu soruyu sorarlar mı? ... [15 Kasım 2012] Örtülü ödenekte rekor artış ... [24 Ekim 2012] Allah müstahakını versin ... [23 Ekim 2012] Başbakan özür dilemelidir ... [16 Ekim 2012] 'Fire' değil özgür irade! ... [12 Ekim 2012] Filmin eğrisi doğrusuna denk gelmiş ... [21 Eylül 2012] İktidar ve muhalefete birer sorum var ... [15 Eylül 2012] Bırakın da aranızdan biraz rüzgâr geçsin ... [11 Eylül 2012] Bağımsız yargımızın 'vesikalık' bir fotoğrafı ... [31 Ağustos 2012] Dışişleri Bakanlığı TBMM'nin amiri mi? ... [27 Ağustos 2012] Milletin vekilinden saklanan nedir? ... [22 Ağustos 2012] Amaç gerçeği öğrenmekse ... [16 Ağustos 2012] Bu günahın hesabını veremezsiniz ... [14 Ağustos 2012] Kaç Mehmet ölse yeterli olurdu? ... [31 Temmuz 2012] Mutlak iktidar mutlaka bozar ... [20 Temmuz 2012] Arkanda böyle bir hukukçu olunca! ... [16 Temmuz 2012] Onlar beğenmiyorsa her şey yasak! ... [13 Temmuz 2012] İstanbul yıkıldıktan sonra! ... [9 Temmuz 2012] Şu tutanakları açıklasanız da öğrensek ... [28 Haziran 2012] Türkiye'nin Dobuları ... [25 Haziran 2012] 'Sakin ve etkili güç politikası' ne demek? ... [22 Haziran 2012] PKK'ya silah bıraktırmak için yönteminiz nedir? ... [4 Haziran 2012] Herkesin her gün işlediği 'suç'! ... [1 Haziran 2012] Acaba bugün aklına ne gelecek? ... [15 Mayıs 2012] Bakan 'cilasız teftişe' çıkmalı ... [11 Mayıs 2012] Yeni 'dekoderimiz' Hüseyin Çelik oldu ... [26 Nisan 2012] Dünü bırakın bugünden söz edin ... [17 Nisan 2012] 'Aydınlık için bir dakika karanlık' meselesi ... [6 Nisan 2012] Dış politika ideolojik körlük ile malul ... [29 Mart 2012] Davayla ilgisi olmayan bir soru ... [20 Mart 2012] Adalette standart sorununu da unutmayalım ... [19 Mart 2012] Erbakan'ın serveti Akbil ve Deniz Feneri ... [7 Mart 2012] Bedeli küçücük çocuklara ödettirmeyin ... [14 Şubat 2012] 'Hukuk da bir yere kadar' anlayışı! ... [27 Ocak 2012] Başbakan 'kuzey'i neden bu kadar çok istiyor? ... [22 Aralık 2011] Bir demokraside böyle bir suç olmaz ... [7 Aralık 2011] Bu davayı hep birlikte izleyelim ... [1 Aralık 2011] Devlet yapamayınca çeteler devreye girer ... [25 Ekim 2011] Etnik kökenlerimizin ne önemi var? ... [6 Ekim 2011] Yargı saygı duyulmayı hak etmeli ... [1 Eylül 2011] Sap ile saman karıştırma uzmanları ... [30 Ağustos 2011] Yaşasın Adalet Bakanlığı! ... [5 Ağustos 2011] Bir, iki, üç de yetmez. Dört, beş, altı olsun! ... [23 Mayıs 2011] Bir karar verseniz iyi olacak ... [4 Mayıs 2011] 10 milyar dolar da benden olsun! ... [20 Nisan 2011] Bu sorunu yüzde 10 barajı yarattı! ...
Mehmet Y. YILMAZ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™