Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Aydın ihaneti ya da yandaş aydınların dramı
18 Mart 2013, Merdan YANARDAĞ
, Merdan YANARDAĞ

Anımsanacağı gibi, Türkiye’nin ünlü yandaş kalemlerinden Prof. Dr. Mehmet Altan, hükümetin güdümündeki Star Gazetesi’nden geçen yılın başlarında atıldıktan sonra yaptığı açıklamalar ile herkesi şaşırtmıştı.

Altan, AKP’ye yakın gazetelerin siyasi baskı ile ilan topladığını belirterek, şunları söylemişti. “Kırmızı çizgilerin başında, eleştiri yapmamak geliyor. Dostane eleştiri dahi kabul edilemez hale geldi. Ayrıca, yapılan olumlu icraatları alkışlamak da yetmiyor.” Bir “dostane eleştiri” yüzünden işinden atılan Mehmet Altan, yandaş gazetelerde kimlerin eleştirilebileceğini de şöyle anlatıyordu:

“Bu zeminde konular ikiye ayrılıyor; ya CHP’yi ağır bir şekilde topa tutabilirsin ya da eskisi kadar olmamakla birlikte, askeriyeyi eleştirmeye devam edebilirsin. Medyanın düğmesine basan biri varsa bunun tek parti rejiminden ne farkı var?”

İşte böyle! Yıllardır AKP’ye destek veren, “İkinci Cumhuriyet” kavramını ortaya atan, gördüğü her haki rengi darbeci asker kıyafeti sanan, buna karşılık türbe yeşilinin egemenliği için yıllarca paha biçilmez düzeyde hizmet yapan Mehmet Altan’ın içine düştüğü durum gerçekten çok acıklıydı.

Kısa süre önce Milliyet Gazetesi de karıştı. Başbakan Erdoğan, aslında ruhunu kurtarmak için kendisine utangaç eleştirilen yönelten kıdemli yandaş kalemlerden eski solcu, yeni liberal ya da daha yerinde bir ifade ile yeni muhafazakâr Hasan Cemal’in Milliyet’te yazmamasını istemişti.
Oysa kendi hayatına, çevresine, dostlarına ve kendisini var eden bütün değerlere ihanet eden Hasan Cemal çok demokratik gerekçelerle AKP iktidarına destek verirken Erdoğan’ın “Hasan Abisi” olacak kadar yakınındaydı. Onlar hep birlikte güya bu ülkeyi askeri vesayetten kurtarıyor ve özgürleştiriyorlardı.

Emekçiler, sermaye, sınıflar, sınıf çatışması ve emperyalizm yoktu bu “askeri vesayet” tahlilinde. Soyut, yoruma açık bir kavramdı. Siyasal, sosyal ve tarihsel süreçlerle açıklanamayan bunlardan bağımsız bir kültürel kategoriden söz ediliyordu. Sonuçta, soyut bir askeri vesayet kavramına karşı mücadele edebiyatı ve statüko eleştirisi üzerinden somut bir iktidara, gerici ve faşizan bir güce destek veriliyordu. Bu toplumsal desteği üreten isimlerden biri de Hasan Cemal’di.

Aslında bu, kendi hayatlarına ihanet eden eski solcu yeni liberal gazetecilerin, yazarların, moda deyimle kanaat önderlerinin sayısı fazla değildi. Ancak onlar Cumhuriyetin tarihsel kazanımlarına, kamuculuğa, halkçılığa, toplumculuğa ne kadar saldırıyor ve iktidara destek veriyorlarsa onlara sunulan olanaklar da o kadar artıyordu.

Televizyon ekranları, gazete sütunları, dergi sayfaları sonuna kadar onlara açıktı. Her gün her saat yüksek fikirleriyle bizi aydınlatıyorlardı! İş o kadar çığırından çıkmıştı ki, artık yemek kültüründen spora kadar onları dinlemeye başlamıştık. Sayıları ne kadar azsa bu nedenle etkileri de o kadar yüksek oluyordu.

Milliyet’in yeni sahibi ve yandaş patron Demirören Ailesi, Başbakan’dan gelen istek üzerine Genel Yayın Yönetmeni Derya Sazak’tan Hasan Cemal ve Can Dündar’ın artık yazmamasını istemişti. Sazak bu isteğe bütün haysiyetli gazeteciler gibi başlangıçta direnmiş, ancak daha fazla dayanamamıştı.

Arkadaşımız Can Dündar’ı tenzih ederek (dışında tutarak) söyleyelim; bu tablo bütün liberallerin dramıydı. Ancak ortada şaşırtıcı ya da beklenmedik bir durum da yoktu. Çünkü kurulmasına katkıda bulundukları dinci-faşizan rejimin imam hatipli yöneticileri kendilerini kullandıktan sonra buruşuk peçete gibi bir kenara atmışlardı. Durum bundan ibaretti.

Liberal-muhafazakâr hegemonya önce ideolojik alanda kuruldu. Yapılan ilk iş şuydu; kurulu düzene yönelik tarihsel bakımdan ilerici, kategorik olarak devrimci itiraz ile rejimin gerici eleştirisi bilinçli bir tutumla birbirine karıştırıldı. Bu liberal ideolojik hile, rejime yönelik her eleştirinin, gerici de olsa, demokratik bir itiraz gibi anlaşılmasına yol açtı.

Örneğin, kadınların örtünmesine yönelik giderek siyasallaşan ve toplumsallaşan baskı ve kuşatma, liberallerin paha biçilmez katkısıyla, vesayet rejimine karşı “özgürlükçü” bir talep gibi sunuldu. Böylece kadını aşağılayan, onun ikinci sınıf bir insan olduğunu tescil eden bu anti-demokratik dinci baskı ve dayatmaya yönelik eleştirilerin de büyük ölçüde geriye çekilmesi sağlandı.

Oysa AKP, İslamcı genetiği ve tarihi kodları nedeniyle liberallerin varsayımları ve yükledikleri anlamın çok dışında bir “demokrasi” anlayışına sahipti. Kaba bir genelleme yaparsak eğer; AKP’nin demokrasi anlayışının eksenini din-siyaset ilişkisinin yeniden tanımlanması ve düzenlenmesi oluşturuyordu. Bu nedenle din-siyaset ilişkisi, din merkezli talepler bağlamında değerlendiriliyor, dini ifade ve örgütlenme özgürlüğünün savunulması da siyasal öncelikler arasında yer alıyordu. Bu yaklaşım, esas olarak aydınlanma ve modernleşmenin kazanımlarına, insan aklının özgürleşmesi ve bilimin yol göstericiliğine karşı olmak gibi, geleneksel İslamcı tavırla buluşuyordu.

Çünkü AKP ve (uzunca bir süre koalisyon içinde olduğu) Cemaat iktidarının demokrasi ve hukuk devleti anlayışı, ılımlı da olsa İslami hükümlerle uyumlu bir anayasal düzenden başka bir şey değildi. Nitekim yeni hazırlanan ve güçler ayrılığı ilkesini ortadan kaldırarak bir diktatörlük rejimi öngören yeni anayasa tam da bu anlayışı yansıtıyor.

YERLİ NEO-CONLAR

AKP'nin "muhafazakâr demokrasi" kavramıyla ifade ettiği ideolojik-politik çizgisi, Avrupalı klasik muhafazakâr partilerden çok, ABD'deki yeni muhafazakâr (neo-conservative) hareketle paralellik taşıyor. AKP çizgisi, ağırlık merkezini İslamcılığın oluşturduğu, Amerikan yeni muhafazakârlığına yakın bir siyasal hareket. AKP'nin kurduğu ilişkiler, izlediği ekonomik ve toplumsal siyaset, küresel çatışmalardaki konumlanışı bize bu konuda yeterince kanıt sunuyor.

ABD’li yeni muhafazakârların kurucularının ve önde gelen kadrolarının büyük çoğunluğu eski solcudur. Daha çok geçmişte Sovyetler Birliği’ne karşı eleştirel tutum takınan ya da esastan karşı olan geleneklere mensup Amerikan yeni muhafazakârları ABD’nin 21. Yüzyıla yönelik imparatorluk projesinin yani gezegene egemen olma planlamasının da mimarlarıydı, Irak işgali de Afganistan yıkımı da onların eseriydi.

Benzer şekilde Türkiye’de de AKP iktidarına ve Cemaat operasyonlarına destek veren, yer yer doğrudan içinde yer alan liberallerin önemli bir bölümü de eski solcu. (Elbette kendi içinde tutarlı olan ve uzun süredir AKP’ye muhalefet eden bazı “liberal demokratları” bu topluluktan ayırmak gerekiyor.) Bu benzerlik bana ilginç geliyor.

Bakalım, AKP-Cemaat iktidarına çok “demokratik ve özgürlükçü” gerekçelerle destek veren liberal ve sol liberaller, Amerikan yeni muhafazakârlarının geçtiği yolu kesintisiz şekilde izleyerek yeni kurulma sürecindeki gerici-faşizan rejimin ahlaksız birer savunucusu ve sol düşmanı haline gelecekler mi?

Çünkü Taraf yazarı, namlı eski sosyalist ve Maoculuğu Türkiye’ye getiren isimlerden biri olan Prof. Dr. Halil Berktay gibi hızla ‘neo-con’laşan sol liberalleri görünce, böyle bir “yakın tehlike” var gibi görünüyor.

(Yurt Gazetesi)

[Bu yazı 1200 kez okundu]
Merdan YANARDAĞ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [69]
[6 Eylül 2016] Derinleşen AKP darbesi ve muhalefetin aymazlığı! ... [2 Ağustos 2016] Güncel tehlike AKP darbesidir!* ... [13 Kasım 2015] Seçmen davranışı ve gönüllü kulluk ... [4 Kasım 2015] Hile ve kaos! ... [27 Temmuz 2015] Küresel gericiliğe karşı direniş ve Suriye! ... [20 Haziran 2014] Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ne yapmalı? ... [19 Mayıs 2014] Erdoğan görevden alınmalıdır ... [15 Mayıs 2014] Katliamın sorumlusu hükümettir! ... [12 Mayıs 2014] Başbakan iktidarı kaybetmekten korkuyor ... [14 Nisan 2014] 'CHP yönetimi muhasebeden kaçamaz' ... [7 Nisan 2014] Seçimlerin Siyasal ve Teknik Analizi ... [2 Aralık 2013] AKP-Cemaat çatışmasının siyasal kodları ... [6 Ağustos 2013] Polis devleti artık bir olgudur ... [31 Temmuz 2013] Ergenekon Davası'na yeniden bakmak ... [21 Temmuz 2013] Bir 'ibret-i âlem' örneği; Hanefi Avcı olayı! ... [16 Temmuz 2013] Mısır ve yeni gerici ideolojik hegemonya ... [2 Temmuz 2013] Gezi-Lice hattından karanfil kokulu günlere.. ... [16 Haziran 2013] Direniş ve başarıyı ıskalamamak ... [17 Mayıs 2013] Reyhanlı AKP politikalarının eseridir ... [29 Nisan 2013] 'Çözüm süreci' ve Türkiye'nin kritik dönemeci ... [16 Nisan 2013] Obama doktrini Ortadoğu ve Türkiye'yi nasıl etkiliyor? ... [9 Nisan 2013] Akil insanlar ve aydın sefaleti! ... [11 Mart 2013] İmralı süreci ve Kürt sorunu üzerine tezler ... [4 Mart 2013] Türklük krizi ve milliyetçilik ... [25 Şubat 2013] Milliyetçilik tartışması ve gerici çözüm ... [3 Şubat 2013] Sol, ulusalcılık ve CHP'ye operasyon ... [20 Ocak 2013] Türkiye'de dönüşüm, bölgede yıkım ... [6 Ocak 2013] Kürt sorununda ilerici ve gerici çözüm ... [26 Aralık 2012] İslamcıların bıktıran mağduriyet edebiyatı ... [16 Aralık 2012] Silivri'nin kısa tarihi ve aydın olmak ... [21 Kasım 2012] Cinayet ... [11 Kasım 2012] Cumhuriyetçi muhalefet ve Kürt sorunu ... [12 Ekim 2012] SURİYE PROVOKASYONU VE AKP'NİN KİRLİ SAVAŞI ... [23 Eylül 2012] Balyoz, Cumhuriyetin solu ve Harbiye ... [9 Eylül 2012] Ulusal ve bölgesel bir tehdit ... [31 Ağustos 2012] Suriye krizi AKP iktidarının sonunu hazırlıyor ... [20 Ağustos 2012] Doğu'nun sefaletinin temelinde yatan kuramsal yanılgı ve muhafazakârlık ... [17 Ağustos 2012] Türkiye ve bölgede gerici dönüşümün şifreleri ... [16 Temmuz 2012] Liberallerin ve AKP'nin ülkücüleri! ... [13 Temmuz 2012] Muhafazakarlık üzerine notlar ... [6 Temmuz 2012] Evrim, devrim ve Suriye direnişi! ... [2 Temmuz 2012] Sefaletin medyası mı, medyanın sefaleti mi? ... [25 Haziran 2012] Türkiye neden ve nasıl dönüştürüldü ... [22 Haziran 2012] Çözümsüzlük ve PKK'nin karakteri ... [19 Haziran 2012] Gülen'in korkusu ve Cemaatin anlamı ... [14 Haziran 2012] Bin yıllık kavga ... [8 Haziran 2012] İktidar bloku dağılıyor mu? ... [4 Haziran 2012] İki örnek üzerinden aydın ihaneti ... [28 Mayıs 2012] Darbeler ve 27 mayıs ... [11 Mayıs 2012] Koalisyon sarsılıyor ... [4 Mayıs 2012] Berktay'ın yalanı ve 1 Mayıs 1977'nin perde arkası ... [26 Nisan 2012] Mankurtlaşan toplumlar ... [6 Nisan 2012] ABD'nin yeni stratejisi, Suriye ve AKP ... [25 Mart 2012] AKP iktidarı yolun sonuna geliyor! ... [19 Mart 2012] Ergenekon, NATO ve Afganistan ... [11 Mart 2012] AKP Hükümeti suçüstü yakalandı! ... [7 Mart 2012] Kemalizmin tasfiyesi ... [17 Şubat 2012] AKP-Cemaat iktidarı sarsılıyor mu? ... [20 Ocak 2012] Hrant'ın dostları kim? ... [23 Eylül 2011] Celladına Aşık Olmanın Zavallılığı! ... [20 Mayıs 2011] Beyaz adam ideolojisi, Modernleşme ve seçimler ... [13 Mayıs 2011] 'ABD projesi olarak AKP'nin yeni dili ve liberal hüsran! ... [22 Nisan 2011] Hile ile rejim değiştirmek! ... [15 Nisan 2011] Neden kaybettik, yine kazanabilir miyiz? ... [1 Nisan 2011] Palavrayı bitiren belge ve Savcı Öz olayı! ... [18 Mart 2011] Nedim, Ahmet ve ötekiler! ... [4 Mart 2011] Ergenekon'da son dalga, ortayolculuk ve Erbakan ... [21 Ocak 2011] Dink'in katili yeni Gladyo'dur! ... [7 Ocak 2011] Hizbullah düzeni, coplar demokrasisi ...
Merdan YANARDAĞ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™