Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Türklük krizi ve milliyetçilik
4 Mart 2013, Merdan YANARDAĞ
, Merdan YANARDAĞ

AKP İktidarının hiçbir uzlaşma aramadan, hiçbir öneri ve eleştiriyi dikkate almadan topluma dayattığı “Yeni Anayasa” ve İmralı sürecinin, Türkiye’de Kürt sorunundan sonra bir de “Türk sorunu”
yarattığı ortada. Türk olmak artık neredeyse ayıp sayılıyor. Barış sürecinin önünü tıkayan “ırkçılık” gibi sunuluyor.

Durum öyle bir hal alıyor ki, toplumu modern sosyal sınıflar üzerinden tanımlamak giderek imkânsız hale geliyor. Yurttaşlık bağları çözülüyor, toplum ufalanıyor. Bütün birleştirici zeminler parçalanıyor. İnsanlar etnik ve dinsel kimliklerine iade ediliyor. Toplumdaki milliyetçi bölünme sınıfsal çelişkilerin üstünü örtüyor.

Haftalık haber yorum dergisi Bağımsız’ın son sayısındaki kapak dosyasını okumanızı öneririm. Giderek belirginleşen “Türk sorunu” ve “Türklük krizi” konusunun işlendiği dosyada, milliyetçilik tartışmaları mercek altına alınıyor.

Dosyanın tamamını dergide okuyabilirsiniz. Benim milliyetçilik türleri ile ulusalcılık ve yurtseverlik arasındaki farkları da incelediğim çerçeve yazımın bir bölümünü, konunun güncelliği nedeniyle buraya almakta yarar görüyorum.

Türkiye’nin modern tarihinde bir ideolojik akım ve bir siyasal hareket olarak milliyetçiliğin izi sürüldüğünde, birbirinden hayli farklı “milliyetçilik”lerle karşılaşılır. Bu farklı milliyetçilik anlayışlarının hem birbiriyle örtüşen yanları hem de birbirinden uzaklaşan uçları var.

Cumhuriyetin en önemli kurucu ilkelerinden biri olan milliyetçilik, modernist ve Batıcı bir karaktere sahiptir. Daha çok kültürel ve hukuki bir içerikle tanımlanmaya çalışılan bu milliyetçilik, Kemalist modernleşme projesinin taşıyıcı kavramlarından biridir. Kemalist milliyetçilik bu özelliğiyle, vatandaşlık hukukunu ve vatan bağını esas alan Fransız/Batı milliyetçiliği ekolüne yakındır. Ancak Kemalist milliyetçilik diğer ucuyla da Anadolucu bir Türkçülüğe, soy ve köken birliği arayışına açılır. Bu yanıyla da Alman/ Doğu milliyetçiliği ekolüne(etnik model) yaklaşır.

Resmi milliyetçilik, bu iki ekol arasında bir sentez oluşturmaktan çok, eklektik bir yapıya sahiptir. Bu nedenle sol yorumları bulunduğu gibi, ırkçı-faşist açılımlara da yol veren bir yapısı ve kurgusu vardır. Dolayısıyla manevra alanı hayli geniş bir resmi milliyetçilik anlayışından söz etmek mümkündür.

Kürt sorununun büyüdüğü dönemlerde Türkçü-etnik yanı öne çıkarıldığı gibi, Kürt sorununun görece geri çekildiği dönemlerde kültürel-sosyolojik bir tanıma dönüş eğilimi güçlenir. Ülkücü hareket, resmi milliyetçiliğin bu eklektik özelliğinden sonuna kadar yararlandı. Onun etnisist yanını Turancı-Türkçü bir yoruma tabi tutarak uca taşıdı. Bu yanıyla ülkücü hareket, 19. Yüzyılın sonunda bir burjuva devrimci akım olarak doğan ve uluslaşma sürecini ateşleyerek, tarihsel bakımdan ilerici bir rol oynayan klasik ya da demokratik Türkçülükle ciddi bir bağa sahip olmadı. Var olan ilişki de zaman içinde koptu.

Otantik Türkçülük, uygarlığın evrenselliğini benimseyen, kentli, aydınlanmacı ve kültürel bir millet tanımına yatkın olduğu halde, ülkücü hareket esas olarak taşra/kasaba milliyetçiliği üzerinden yürütülen muhafazakâr ve ırkçı bir yapıya sahip oldu. Bu yanıyla ülkücü hareket, cumhuriyet milliyetçiliğinin Batıcı ve modernist yanından uzak durarak muhafazakâr/gerici bir zeminde konumlandı. Bu nedenle ülkücü hareket, ideolojik evriminin belli bir aşamasında İslamcılığa doğru taşındı. Bu durum, her iki hareketin (ülkücü milliyetçilik ve İslamcılık) tabanları ve kadroları arasındaki geçişkenliğin de nedenini oluşturuyordu. Türkçülükten İslamcılığa doğru yaşanan bu serüven, “Türk-İslam Sentezi” de denilen gerici faşizan çizgiyi oluşturdu. Soğuk Savaş, sadece MHP milliyetçiliğini değil, devlet milliyetçiliğini de etkisi altına aldı ve dönüştürdü. Batıcı cumhuriyet milliyetçiliği yerini sol düşmanı gerici milliyetçiliğe bıraktı. Dolayısıyla Türkiye’de birer Soğuk Savaş gücü olan siyasal İslamcılık ve aktüel milliyetçiliğin kaynakları aynıdır. Bu nedenle Türkiye’de milliyetçilik, muhafazakâr, hatta gerici bir karaktere sahip oldu.

Son yıllarda “ulusalcılık” diye kodlanan bir akımdan sıkça söz ediliyor. MHP bu kavrama itiraz ederek, Farsça kökenli ‘millet’ ve ‘milliyetçilik’ yerine Türkçe-Moğolca ‘ulus’ ve ‘ulusalcılık’ kavramının kullanılmasını yanlış bulduğunu belirtiyor. Ancak bu farklılık, alfabe ya da dil sorunu olmanın çok ötesinde bir anlam ve derinlik taşıyor.

Kendilerini “ulusalcı” diye tanımlayan kesimlerin, gerici/muhafazakâr Türk milliyetçiliği ile aralarına mesafe koymak ve ayrı durmak istedikleri anlaşılıyor.

Ulusalcılar, emperyalizme (ABD ve NATO’ya) karşı oldukları gibi, cumhuriyet devrimlerine bağlı, laiklik ve aydınlanmadan yana olduklarını vurguluyorlar. Genel olarak anti-komünist değiller. Bu fark önemlidir. Ancak Kürt sorununa bakışları egemen milliyetçilikle yakınlık taşır.

Ulusalcılık, Soğuk Savaş sonrasında bölgesel ölçekte de olsa sıçrama yapmak ve bağımsızlık alanını genişletmek isteyen, “yerli” karakteri görece ağır basan çevrelerden oluşuyor. Belli bir merkezi ve örgütlenmesi bulunmuyor. Yerli sermaye çevreleri; kentli orta sınıflar, Avrasyacı asker-sivil cumhuriyetçi  bürokrasi ve önemli bir aydın kesim kendisini “ulusalcı” olarak tarif ediyor. Böylece MHP milliyetçiliğinden ve kasaba tutuculuğundan kendilerini ayırıyor.

Yurtseverlik kavramı ise hem milliyetçilikten hem de ulusalcılıktan nitelik olarak farklı bir siyasal, felsefi ve kültürel tutumu ifade eder. Daha çok sosyalistlerin tercih ettiği bir kavram olan yurtseverlik, etnisiteye dayanmadığı gibi, salt teritoryal bir tavrı da içermez. Emperyalizme karşı olmayı anlatır.

Tutanaklarının şifresi

Yurt Gazetesi’nde dün yazdığım ve İmralı görüşme tutanaklarının şifresini çözmeye çalıştığım analizin, kimi önemli noktalarına bir kez daha işaret etmekte yarar var. Çünkü tarihsel önem taşıyan bu tutanakların önümüzdeki dönemde daha çok tartışılacağı anlaşılıyor.

Yapılacak ilk tespit şudur; İmralı süreci, Kürt sorununun ilerici çözümü yönünde değil, gerici çözümü yolunda ilerliyor. Ortaya bir AKP-PKK ekseni ya da daha doğru bir ifadeyle Tayyip Erdoğan-Abdullah Öcalan ittifakı çıkıyor. Belli koşullara bağlasa da, Öcalan, Erdoğan’ın devlet başkanlığını destekleyeceklerini ilan ediyor.

Oysa AKP’nin öngördüğü başkanlık sistemi, yetkilerin tek elde toplandığı,yargıyı yürütmenin (başkanın) emrine veren, güçler ayrılığı ilkesini yok eden bir diktatörlük rejimine işaret ediyor.

Öcalan, Türkiye’nin ilerici, aydınlanmacı, modernleşmeci ve demokratik tarihsel birikimiyle/geleneğiyle bağlarını koparacak bir adım atıyor. AKP ile uzlaşarak, Türkiye solunun ve demokratik muhalefetinin gerici ve faşizan iktidara karşı yürüttüğü mücadeleyle Kürt hareketinin bağını da kesiyor. Karşısında AKP dışında muhatap bırakmıyor.

Öcalan, AKP’nin topluma dayattığı ve esas olarak gerici-faşizan dikta rejimini hukuksal olarak tamamlayacak yeni anayasaya da destek veriyor. Kendisi dâhil cezaevindekilerin özgürlüğü ve AB Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki şerhin kaldırılması karşılığında bir diktatörlük rejimine evet demeye hazırlanıyor.

Sonuç olarak bir kez daha altını çizerek belirtelim; Türkiye’nin batısında gerici ve faşizan bir diktatörlük varken güneydoğusunda özgürlük ve demokrasi olamaz. Öcalan’ın Türkiye’nin aydınlanmacı, cumhuriyetçi, laik toplumsal kesimleri ile sol muhalefetin duyarlılıklarını hesaba katmadığı görülüyor.

(Yurt Gazetesi)

[Bu yazı 1309 kez okundu]
Merdan YANARDAĞ

YAZARIN DİĞER YAZILARI: [69]
[6 Eylül 2016] Derinleşen AKP darbesi ve muhalefetin aymazlığı! ... [2 Ağustos 2016] Güncel tehlike AKP darbesidir!* ... [13 Kasım 2015] Seçmen davranışı ve gönüllü kulluk ... [4 Kasım 2015] Hile ve kaos! ... [27 Temmuz 2015] Küresel gericiliğe karşı direniş ve Suriye! ... [20 Haziran 2014] Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ne yapmalı? ... [19 Mayıs 2014] Erdoğan görevden alınmalıdır ... [15 Mayıs 2014] Katliamın sorumlusu hükümettir! ... [12 Mayıs 2014] Başbakan iktidarı kaybetmekten korkuyor ... [14 Nisan 2014] 'CHP yönetimi muhasebeden kaçamaz' ... [7 Nisan 2014] Seçimlerin Siyasal ve Teknik Analizi ... [2 Aralık 2013] AKP-Cemaat çatışmasının siyasal kodları ... [6 Ağustos 2013] Polis devleti artık bir olgudur ... [31 Temmuz 2013] Ergenekon Davası'na yeniden bakmak ... [21 Temmuz 2013] Bir 'ibret-i âlem' örneği; Hanefi Avcı olayı! ... [16 Temmuz 2013] Mısır ve yeni gerici ideolojik hegemonya ... [2 Temmuz 2013] Gezi-Lice hattından karanfil kokulu günlere.. ... [16 Haziran 2013] Direniş ve başarıyı ıskalamamak ... [17 Mayıs 2013] Reyhanlı AKP politikalarının eseridir ... [29 Nisan 2013] 'Çözüm süreci' ve Türkiye'nin kritik dönemeci ... [16 Nisan 2013] Obama doktrini Ortadoğu ve Türkiye'yi nasıl etkiliyor? ... [9 Nisan 2013] Akil insanlar ve aydın sefaleti! ... [18 Mart 2013] Aydın ihaneti ya da yandaş aydınların dramı ... [11 Mart 2013] İmralı süreci ve Kürt sorunu üzerine tezler ... [25 Şubat 2013] Milliyetçilik tartışması ve gerici çözüm ... [3 Şubat 2013] Sol, ulusalcılık ve CHP'ye operasyon ... [20 Ocak 2013] Türkiye'de dönüşüm, bölgede yıkım ... [6 Ocak 2013] Kürt sorununda ilerici ve gerici çözüm ... [26 Aralık 2012] İslamcıların bıktıran mağduriyet edebiyatı ... [16 Aralık 2012] Silivri'nin kısa tarihi ve aydın olmak ... [21 Kasım 2012] Cinayet ... [11 Kasım 2012] Cumhuriyetçi muhalefet ve Kürt sorunu ... [12 Ekim 2012] SURİYE PROVOKASYONU VE AKP'NİN KİRLİ SAVAŞI ... [23 Eylül 2012] Balyoz, Cumhuriyetin solu ve Harbiye ... [9 Eylül 2012] Ulusal ve bölgesel bir tehdit ... [31 Ağustos 2012] Suriye krizi AKP iktidarının sonunu hazırlıyor ... [20 Ağustos 2012] Doğu'nun sefaletinin temelinde yatan kuramsal yanılgı ve muhafazakârlık ... [17 Ağustos 2012] Türkiye ve bölgede gerici dönüşümün şifreleri ... [16 Temmuz 2012] Liberallerin ve AKP'nin ülkücüleri! ... [13 Temmuz 2012] Muhafazakarlık üzerine notlar ... [6 Temmuz 2012] Evrim, devrim ve Suriye direnişi! ... [2 Temmuz 2012] Sefaletin medyası mı, medyanın sefaleti mi? ... [25 Haziran 2012] Türkiye neden ve nasıl dönüştürüldü ... [22 Haziran 2012] Çözümsüzlük ve PKK'nin karakteri ... [19 Haziran 2012] Gülen'in korkusu ve Cemaatin anlamı ... [14 Haziran 2012] Bin yıllık kavga ... [8 Haziran 2012] İktidar bloku dağılıyor mu? ... [4 Haziran 2012] İki örnek üzerinden aydın ihaneti ... [28 Mayıs 2012] Darbeler ve 27 mayıs ... [11 Mayıs 2012] Koalisyon sarsılıyor ... [4 Mayıs 2012] Berktay'ın yalanı ve 1 Mayıs 1977'nin perde arkası ... [26 Nisan 2012] Mankurtlaşan toplumlar ... [6 Nisan 2012] ABD'nin yeni stratejisi, Suriye ve AKP ... [25 Mart 2012] AKP iktidarı yolun sonuna geliyor! ... [19 Mart 2012] Ergenekon, NATO ve Afganistan ... [11 Mart 2012] AKP Hükümeti suçüstü yakalandı! ... [7 Mart 2012] Kemalizmin tasfiyesi ... [17 Şubat 2012] AKP-Cemaat iktidarı sarsılıyor mu? ... [20 Ocak 2012] Hrant'ın dostları kim? ... [23 Eylül 2011] Celladına Aşık Olmanın Zavallılığı! ... [20 Mayıs 2011] Beyaz adam ideolojisi, Modernleşme ve seçimler ... [13 Mayıs 2011] 'ABD projesi olarak AKP'nin yeni dili ve liberal hüsran! ... [22 Nisan 2011] Hile ile rejim değiştirmek! ... [15 Nisan 2011] Neden kaybettik, yine kazanabilir miyiz? ... [1 Nisan 2011] Palavrayı bitiren belge ve Savcı Öz olayı! ... [18 Mart 2011] Nedim, Ahmet ve ötekiler! ... [4 Mart 2011] Ergenekon'da son dalga, ortayolculuk ve Erbakan ... [21 Ocak 2011] Dink'in katili yeni Gladyo'dur! ... [7 Ocak 2011] Hizbullah düzeni, coplar demokrasisi ...
Merdan YANARDAĞ
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™