Yazdırmak için tıklayın Eposta Olarak göndermek için tıklayın Yorum Eklemek için tıklayın
Postmodern Navarin Baskını
26 Şubat 2013, Av. Hüseyin ÖZBEK
, Av. Hüseyin ÖZBEK

19. yüzyıl Avrupası’nın 3 büyükleri olan İngiliz, Fransız, Rus koalisyonu Yunanistan’ın bağımsızlığı ile sonuçlanacak Mora isyanının arkasındadırlar. İsyancılarla Osmanlı arasında sözüm ona arabuluculuğa soyunurlar. Bunun Yunan özerkliği demek olduğunu bilen Osmanlı teklifi reddeder. Bunun üzerine Mora, Çanakkale ve Navarin’de bulunan Osmanlı donanması ablukaya alınır. Savaş halinde olunmamasına rağmen 20 Ekim 1827’de Navarin Limanı’na demirli Türk donanmasına koalisyon güçlerince baskın yapılır. Osmanlı devleti 57 parça savaş gemisinin yanında 8000 denizcisini kaybeder.
Reisülküttap Pertev Efendi 3 devletten tarziye, tazminat ve Yunan işlerine karışılmamasını ister. Buna yanaşmayan baskıncılar arabuluculuklarının kabulünde ısrar ederler. Reddedilince de büyükelçiler İstanbul’u terk ederler. Üstelik Rusya, Osmanlı’ya savaş açar. 1826’da Yeniçeri Ocağını ortadan kaldırarak kara ordusunu, Navarin’de donanmasını kaybeden Osmanlı, Rusya ile yenilginin kaçınılmaz olduğu bir savaşa girmektedir. Doğuda Ahıska, Kars, Erzurum elden çıkar. Batıda Balkan Dağları’nı aşan Rus ordusu, Silistre’den kısa bir süre sonra Edirne’yi alır. Osmanlı, Edirne Barış Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalır (14.09.1829 ). Bu antlaşma ile Yunan özerkliği konusunda 3 devletin 22 Mart 1829 tarihli protokolü Osmanlı tarafından kabul edilmektedir. Rusya Balkanlar’da ve doğuda büyük toprak kazanımlarının yanında Osmanlı’dan ağır bir savaş tazminatı almaktadır.
Mayıs 1832’de 3 devletin Bavyera ile yaptığı anlaşma ile özerkliği az bulunup bağımsız krallığa dönüştürülen Yunanistan’a, Bavyera kralının oğlu
Prens Frederik Otto kral olarak tayin edilecektir!
Geçmişin kısa hikâyesinden bugün için de alınacak dersler vardır. Ne kadar haklı olunursa olunsun ordusuz, donanmasız diplomasi ile tarziye müsameresinden ileri gidilememektedir. Kara ordusunun belkemiği Yeniçeri Ocağı’nın lağvından sonra yenisini oluşturamayan Osmanlı, Mısır Valisi’nin, ayanların karşısında aciz kalmakta, hükmü İstanbul surlarının dışında geçmemektedir! Navarin, Çeşme, Sinop baskınları, düşman donanmasının fırsatını bulduğunda Osmanlı’yı Akdeniz’e, Karadeniz’e çıkamaz hale getirip, Marmara’ya hapsetmesinin tarihteki acı örnekleridir. Böylece karada sancak, denizde bandıra gösteremez hale gelen
‘Hasta Adam’dan isteyen istediğini kolayca alabilmişti.
Cumhuriyetin kurucu önderlerinin milli ekonomi, milli bürokrasi, milli ordu temelli devlet ısrarı yakın tarihin acı derslerinin sonucuydu. Devletin kuruluş denkleminin ve siyasi coğrafyasının teminatı olarak milli orduyu görmüşlerdi. Buraya kadar anlatılanlar Osmanlı’nın çöküşünün ve Cumhuriyetin kuruluşunun kısa kronolojisidir. Bu girizgâhtan sonra sözü, kurucu iradenin, kuruluş felsefesinin, 29 Ekim 1923 heyecanının bir linç histerisiyle tasfiyesine getirip, Cumhuriyetin çarmıha gerilmesinden bahsetmenin zamanıdır. Doku uyuşmazlığı içinde oldukları Cumhuriyetle hesaplaşmak için bekledikleri tarihi fırsatı yakalayıp erki ele geçirenlerin postmodern Navarin baskınına gelebiliriz artık.
Emperyal güçler Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyayı ekonomik ve siyasi çıkarlarına göre yeniden şekillendirmek istemektedirler. Hormonal biçimde büyütülüp iktidara oturtulan siyasal güç, bu projenin ürünüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş denkleminin bozulması konusunda dış dinamiklerle içerdekilerin çıkarları örtüşmektedir. Proje açısından sorun yaratan Türkiye’nin ulus devlet yapısı, üniter özelliğinin tasfiyesi konusunda mutabakat halindedirler. Türkiye’ye hâkim olan siyasi anlayışın, bürokrasinin ve yargının tasfiyesinden sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kurumsal imhasına yönelmesi, bahsettiğimiz mutabakat sonucudur. Ayrıca iktidarlarını güvenceye almak için Cumhuriyetin kuruluş kodlarına bağlılıkta ısrarlı ordunun tasfiyesini zorunlu görmektedirler.

Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri’nin savaşma azmini, özgüvenini, itibarını yerle yeksan edecek tezgâhın master planları dışarıda yapılmakta, gereği için içerdeki uygulayıcılara aktarılmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni topyekûn bir cürüm örgütü olarak algılatıp ortaçağın vebalıları gibi toplum dışına itmeye yönelik postmodern Navarin baskını silaha dönüştürülen yargı üzerinden yürütülmektedir.

Av. Hüseyin ÖZBEK
İstanbul Barosu Genel Sekreteri

[Bu yazı 1834 kez okundu]
BU SITENIN ÖNCELIKLI AMACI Ülkede evrensel, çagdas ve toplumcu bir hukuk ve yönetim anlayisini egemen kilmak üzere,
HUKUKÇULAR VE SORUMLULUK DUYAN HERKES ortak akil üretebilecekleri, ortak tutum belirleyebilecekleri bir iletisim, paylasim ve tartisma ortaminda BULUSTURMAKTIR.
Yeni Yaklasimlar, ortak çalisma ürünüdür. Sitede yer alan yazilardan yazari sorumludur. Kaynak gösterilerek alinti yapilabilir.
Websitesi ile lgili sorulariniz için buraya tiklayin. Diger konularla ilgili sorulariniz için iletisim sayfasindan ilgili kisi ile irtibata geçebilirsiniz.
Yeni Yaklasimlar © 2016 - [ARENA YAZILIM] - E-Müvekkil Pro™